♛ DE-MARKAJ | 12

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 12
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime · Okuduğun bölüm
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-12-

❝Nergis❞

Karşımda aralıksız bir biçimde gözlerime bakan adamla kısa sürede karşılaşmayı beklemiyordum. En azından birkaç gün girer araya, onunla görüşmek istemediğime dair kendimi ikna ederim sanmıştım ama o gülen parıltılı gözleri üzerimde gezinirken bu göründüğü kadar kolay değildi.

Hemen arkamızdaki sütunun kenarına saklanmış kızlar fıkır fıkır konuşarak Selim ve Onur'u seyrederken Onur'un beni tanıdığına son derece şaşırmış görünüyorlardı. Selim'le tanıştığımıza bile bu kadar şaşırmamışlardı bana kalırsa. Zira Onur Nergis çiçeği derken arkamda şaşkın mırıltılarını son derece net duyabiliyordum. Nur ne dedi o diye sorgularken Fatoş da Nergis çiçeği mi dedi, tanışıyorlar mı diye karşılık vermişti. Onur Büyüktuğ beni nasıl tanıyabilirdi? Buna şaşırıyorlardı. Benimse şaşıracak daha güncel konularım vardı.

Simin Hanım güleryüzlü bir biçimde önce Selim'le el sıkıştı, sonra Onur'la. "Hoş geldiniz beyler, bu ne güzel sürpriz?"

Selim onları son derece kibar karşılayan kadına döndüğünde gülümsedi. "Buraya ikinci kez randevusuz geliyorum, ne kadar yüzsüzüm değil mi?" Öyle şakacı bir biçimde söylemişti ki normalde lakayıtlıktan hoşlanmayan Simin Hanım'ı bile bıyıkaltından güldürmüştü.

Selim'de garip bir şeytan tüyü vardı. Onun tekinsiz olduğunu biliyordunuz ama şakacılığı, sıcakkanlı hâli sizi güldürüyor, hoşunuza gidiyordu. O yüzden daha tanıştığımız ilk andan ayrı dünyalara ait olsak da Selim'le iyi arkadaş olabileceğimizi düşündürmüşü bana.

Kadın "Olur mu canım, estağfurullah." diyerek onları ofisine davet etti. "Buyurun lütfen. Sizlere birer kahve ikram edelim."

Baş işaretiyle daveti kabul eden Selim yanındaki adamı göstererek "Sizin nasıl güzel işler çıkardığınızdan bahsettim." diye söze girdi. "Arkadaşıma da bir şeyler diktirmeye karar verdik."

Kast ettiği arkadaşı Onur'un aralıksız bir biçimde bana bakması dışında sorun yoktu. Simin Hanım'ın durumu anlamasından ödüm koptu. Son derece profesyonellikten uzak, lakayıt bir durumdu. Onun gözünden nahoş görüneceğinin farkındaydım.

"Ne demek, dikeriz tabii. Siz ofisime geçin, biz hemen geliyoruz." Ben tam kahve yapma bahanesiyle kendimi mutfağa kilitleyecektim ki "Fatoş, misafirlerimize birer kahve yap." diyerek o görevi de benden aldı. Göz ucuyla bakarak "Nergis nasıl içtiklerini bilir, sana söylesin." dediğinde bana laf çarptığını hissetsem de anlamazdan gelmeye çalıştım.

Simin Hanım'a ölçü alma sırasında yardım etmektense kahve yapma görevini üstlenmekten memnuniyetsizlik duyduğunu en azından yüzü gizleyemiyordu Fatoş'un. Boş bir beklentiyle bana baktığında "İkisi de sade." yanıtını verdim.

Fatoş mutfağa giderken Nur'un yanımızda beklentiyle durması üzerine ona da müdahale etme gereği duydu yanımdaki kadın. "Sen ne duruyorsun burada yalıkazığı gibi? Sedef Hanım'ın siparişiyle ilgilensene."

İkiletmeden giden Nur'un ardından sonunda yalnız kalmıştık. Ben fırsattan istifade "Kahveyle ilgileneyim, böyle olmadı." diyerek konudan uzaklaşmaya çalışsam da Simin Hanım'ın derdi bu değildi, belli. Bir şeyler sezmişti.

"Sen kal bakalım." Göz ucuyla beni inceleyen kadın "Selim Bey arkadaşın olduğuna göre senin ilgilenmen daha doğru olur." derken bu duruma karşı isteksiz miydi yoksa bu otoriter duruşunun bir parçası mıydı anlayamadım.

Simin Hanım'ın bazen ne hissettiğini anlamak sandığım kadar kolay olmuyordu. Benim için hâlâ kapalı bir kutu gibi duruyordu kadın. Ancak bugün biraz olsun o kapalı kutunun bir kenarına sızmış gibiydim. Onun vicdanıyla ve merhametiyle ilk kez tanışmıştım. Uzun sürmemişti. Şimdi Sherlock Holmes gibi bir bilmeceyi çözmeye niyetlenircesine beni çapraz sorguya almaya hazırlanıyordu.

"Nasıl isterseniz." dedim ikiletmeden. Ancak birbirine yapıştırdığım avuçlarım terden neredeyse sırılsıklam olmuştu. Çok gergindim.

Sorgular bir bakışla gözleri kısıldı. "Bu Selim Bey... Senin nereden arkadaşın oluyordu?"

Selim konusu tamamen aklımdan çıkmıştı. Onur öyle geri dönüşsüz bir biçimde hayatıma girmişti ki onu kapının dışına bırakmam duygularımı bırakmak kadar kolay olmayacaktı. Tıpkı bir anda karşıma çıktıkları gibi. "Çocukluk arkadaşımın takım arkadaşı."

"Çocukluk arkadaşın?"

Cevabını bildiği bir soruymuş gibi sorduğu şeye "Onur." yanıtını verdim. Askerlik arkadaşım gibi bahsettiğimi fark ettiğim için düzelttim. "Onur Büyüktuğ."

Ağır ağır salladı başını Simin Hanım. "Anlaşıldı." Ne anlaşılmıştı merak etmiştim ama sormadım. Bir an kadının ters yanıt vermesinden, canımı sıkacak bir şey söylemesinden korktum ancak hiçbiri olmadı. Sadece "Hadi, misafirlerimizi bekletme." dedi ve beni ofisine postaladı. "Ben de gelirim birazdan."

Onaylayarak salladım başımı. Şimdi o odaya girip nasıl davranacaktım? İçimden Onur'a burada ne işin var diye hesap sormak geliyordu ama Simin Hanım yakalasaydı bir müşteriye böyle davrandığım için beni lime lime ederdi. O yüzden aklımdan geçen bu şeyi yapamazdım.

Usulca cam kapıyı açıp içeri girdim ve soğuk, mesafeli bir tonda "Hoş geldiniz." dedim.

İkisi de oturdukları yerde hafif kıpırdanıp"Hoş bulduk." yanıtını verdiler.

Kapının dışını göstererek "Kahveleriniz yapılıyor, ikiniz için de sade dedim. Umarım doğrudur." dedim çünkü gerçekten Selim'in nasıl içtiğini hatırlamıyordum. Onur'a gelince... O her zaman sade içerdi.

Ben tam bunu söylerken Simin Hanım'ın içeri girmesiyle Onur'un imalı bir biçimde gülümseyip "Unutmamışsın." deyişi bir olmuştu. Hâliyle bu durumda kadının gözüne daha çok battığımı düşünüp yerin dibine geçmiş gibi hissettim.

Kahveler geldi, içildi. Onur'a da Selim gibi bir smokin dikileceği konuşuldu. Onur istediği modelden bahsetti falan derken kahveler bitti ve biz dördümüz prova odasına geçtik.

Simin Hanım "Selim Bey'in ölçüsünü aldığın gibi Onur Bey'le de sen ilgilen." dediğinde benim garezime mi yapıyor diye düşünmedim değil doğrusu. Oysa kadına çatacak bir durum yoktu. Elbette arkadaşlarımla ilgilenmemi tercih edebilirdi.

Onur bundan son derece memnun olduğunu gizlemeksizin Simin Hanım'a döndü. "Nergis size bahsetmiş miydi? Biz onunla çocukluk arkadaşıyız."

Sıcak bir ses tonu ve yumuşak baş işaretiyle "Bugüne kadar bahsetmedi. Biz de bilmiyorduk böyle tanınan arkadaşları olduğunu." yanıtını verdi. Göz ucuyla bana bakarak ekledi. "Çok alçakgönüllü bir çalışanım var." Bunu alaycı ve sorgular bir biçimde mi söylemişti çözemedim.

Onur dudakları kıvrılarak gülümserken bana bakıyordu. "Öyledir. Altın gibi kalbi vardır." Kaşlarımı kaldırarak bunu yapmamasını ima ettiğimde hemen konuyu değiştirdi. "Birbirimizi kısa pantolonlu zamanlarımızdan tanırız. Annesi Handan teyze de çok yetenekli bir terziydi, o zamanlar ne güzel pantolonlar dikerdi bana."

Simin Hanım sıkılmadan anlatılanları dinlerken kaşları havalanmıştı. Gerçekten ilgiyle dinliyordu. Onu bir şeyi böyle ilgiyle dinlerken görmek çok sık yaşanan bir durum değildi benim için. "Annenin terzi olduğundan da bahsetmemiştin, Nergis."

"Gözümden kaçmış." Ölçü almak için hazırlıklarımı yaparken mahcup bir bakış attım patronuma.

Usulca ölçüsünü almak için Onur'un yanına geldiğimde gülen bakışları beni izliyordu. Beni köşeye sıkıştırmak hoşuna gidiyordu. Simin Hanım Selim'le sohbet ederken "Akşam beni aramışsın." dedi kısık sesle.

Mesafeli tavrımdan ödün vermeden "Önemli bir şey değildi." yanıtını verdim. Kalkıp da bu saatten sonra ona duygularımdan bahsedecek hâlim yoktu. Ya da yeniden başlama teklifi hakkında olumlu düşündüğümden falan. O fasıl bitmişti.

Verdiğim cevaba ikna olmayan adam "Önemli bir şey olmasa aramazdın sen." derken yumuşak bakışları hâlâ sorar gibi üzerimde geziniyordu.

Onur'a karşı engel olamadığım duygularım vardı. Geçmişten, çocukluktan gelen duygular. Ve ona ait olduğumu biliyordum. Ancak onun artık bana ait olduğuna emin değildim. Bu sadece telefonunu bir kadının açmasıyla ilgili değildi. Onun da etkisi büyüktü ama sebep sadece o değildi.

Onur hayallerine kavuştuğu yeni bir hayata başlamıştı. Kendinin daha iyi bir versiyonunu yaşıyordu. Bense yerimde sayıkladığım yetmiyormuş gibi hayatta da geriye gidiyordum. Ben eski Nergis'e yakınken o da yeni Onur olmuşken nasıl yürüyebilirdi? Daha ilk tümsekte bile bu kadar etkileniyorsam onun vakit geçirdiği ortamlara girdiğimde durum ne olacaktı? Bunun mantıken sürmeyeceği açıktı. Benimki ise sadece hayalperestlikti. Geçmişe bir özlemdi. Hatta belki de geçmişe zavallıca takılı kalma hâli.

Öncekinden daha kararlı bir biçimde "Önemli değildi, Onur." derken göz ucuyla ona baktım. Soğuk bakışlarımı üzerinden çektiğimde ölçüsünü almak için soluna geçtim.

Durumun ne kadar ciddi olduğunu fark eden adam "Yine dikenlerini çıkardın, Nergis çiçeği." dedi usulca.

Hiçbir yanıt vermedim. Daha doğrusu, verdiğim tek yanıt kasti olarak omzuna batırdığım iğne oldu. Mırıltı hâlinde çıkan "Diken öyle batırılmaz, böyle batırılır." cümlem onun hafif inleyişine karıştı.

Onur'a iğne battığını gören Simin Hanım'sa "Dikkat etsene kızım!" diyerek beni azarladığında mahcup bakışlarım kadına döndü.

"Affedersiniz."

Ona düşmanca tavrıma rağmen "Önemli değil." diyen adam günah mı çıkarmaya çalışıyordu bilemedim. "Ne düşündüğünü biliyorum ama Banu-"

Açıklamaya çalışmasının aksine "Bana bir açıklama borçlu değilsin." dedim sadece. "Biraz sağa dönüp kolunu kaldırırsan..." Sadece işimle ilgilendiğimi gösterircesine anlatmasına fırsat bırakmadım.

Ben de biliyordum beni hayatında isterken başkalarıyla olmayacağını. En azından eski Onur o kadar şerefli bir adamdı ve hâlâ öyle olduğunu düşünüyordum. Ama o telefonun suratıma kapanması bana çok şeyi hatırlattı. Onur'un hayatının artık sadece ona ait olmadığını, yalnızca kendinden sorumlu olmadığını. Etrafında her zaman başka insanların, başka kadınların olacağını. Ne onun ne de benim buna engel olamayacağımızı. Birçok şeyi.

Bakışları hâlâ üzerimde geziniyordu ama yeniden ona bakmadım ya da onunla konuşmadım. Normal bir müşteri gibi davrandım. Simin Hanım'la dikilecek smokinlerle ilgili konuştuktan sonra onları uğurlamam gerekiyordu. Tam prova odasının önünde Simin Hanım'la vedalaştıktan sonra beylere çıkışa kadar eşlik ettim.

Büyük camlı çıkış kapısının eşiğinde önden Selim çıktıktan sonra Onur bana döndü. "Konuşabilir miyiz biraz? Bana bir yarım saat vakit ayırabilir misin?"

"Mesai saatindeyim, gelemem." Yeniden konuşmak için ağzını açtığında devamını getirdim. "Zaten Simin Hanım'ın iyice gözüne battım."

"Akşam da mı görüşemeyiz?"

"Akşam eve erken gitmem gerekiyor. Annemlere geçeceğim."

Onur istediğini alamayacağını anladığında dudakları düz bir çizgi hâlini aldı. O eski mahcup delikanlı bakışıyla "Biz de sonra görüşürüz o hâlde." derken benden olumlu bir yanıt bekler gibiydi. Tabii, görüşürüz falan dememi. Ama olmadı. Birkaç saniyelik bekleyişi boşa çıktı.

El sıkıştık. Avcunun içindeki sıcak titreşim, bana bakarken gözlerindeki tatlı ifade... Verdiğim kararı desteklememde hiç yardımcı olmuyordu. O gittikten sonra bile sorgulayıp duruyordum. Gidişi beni farklı duygulara itti. Soğuk ve yalnız bir odaya kilitlenmişim gibi üzücü bir duyguya.

Dalgınlıkla mutfağa ilerlediğimde bambaşka bir sürpriz karşıladı beni. Simin Hanım buzdolabının kenarından çıkardığı bir kâğıda dikkatlice baktı. "Bu ne böyle?" derken kaşları çatılıydı. Ne düşündüğünü ve hissettiğini yüzünden anlamak mümkün değildi ancak kaşlarının çatıldığını gördüğümde eyvah, yine bir dağınıklık yüzünden azar yiyeceğim kesin dedim.

Masada oturan Fatoş ve Nur da ona merakla bakarken "Bu kime ait?" diye sordu Simin Hanım.

Biraz yaklaştığımda elindeki kâğıdın bana ait olduğunu gördüm. Geçen gün mutfakta öğle arasındaki o boş zamanımda çizdiklerimden biriydi.

Ortamda bir sessizlik hâkimken "Bu tasarım kime ait?" diye yinelerken kâğıdı kaldırıp hepimizin görebileceği şekilde tuttu. Ben artık buradan dönülmez, ne olacaksa olsun diyerek kendime ait olduğunu söyleyecekken kâğıdı ellerinin arasında tutan kadın beğeniyle süzdü. "Çok güzel."

Simin Hanım gibi bir kadının çizdiğim bir şey hakkında ufak da olsa güzel bir şey söylemesi hoşuma gitmişti. Tam cesaretimi toplayıp benim olduğunu söyleyecekken "Benim, Simin Hanım." diyerek atıldı Fatoş.

O an başımdan kaynar sular dökülmüş gibi hissettim. Fatoş gözümün içine baka baka yalan söylemişti. Sırf Simin Hanım övdüğü için kendisine ait olmayan bir tasarımın üstüne yatmıştı. Ve o benim tasarımımdı.

Ne diyeceğimi bilemeyecek kadar şaşkın ve öfkeliydim. "Yalnız ben..." diye söze girmiştim ki kurduğum cümle odada buhar olup uçtu sanki. Herkes tarafından görünmezmişim gibi.

Simin Hanım dikkatli bir biçimde Fatoş'u süzdükten sonra az önceki ifadesine nazaran daha sıradan bir tavırla "İyi." dedi sadece. "Kreasyon için bazı tasarımlar denemeni istiyorum. Yapabilir misin?"

Fatoş heyecanla Nur'a bir bakış attıktan sonra patrona döndü. "Yaparım tabii!" İnanamıyor gibiydi. Oysa benim tasarımımın üstüne çökerken hiç de inanamıyor gibi değildi.

Tam da o saniye içimdeki mahalle karısını çıkarıp elimi belime koymak, hanım hanım onlar benim yavrularım demek diye bas bas bağırmak istedim. O tasarımın, o çizimin bana ait olduğunu söylemek istemiştim ama beni durduran iki şey oldu. Birincisi hâlâ şoktaydım, olanlara anlam veremiyordum. Fatoş'un böyle bir şeye cesaret edebildiğine şaşkındım. Bu resmen hırsızlıktı. İkinci sebebim de merakımdı. Gerçekten çok merak ediyordum, benim çizimimi çaldıktan sonra Simin Hanım'ın kreasyonuna nasıl işler çıkaracağını. Hırsızlıkla nereye kadar gidebileceğini. Sonuçta üstlendiği şey ona ait değildi.

Kaşları havalanan kadın "Ama bu cesur çizgileri kullandığını görmek istiyorum. Tasarımlarını denerken böyle sıcak ve çekici görünmesine dikkat et. Bak şu omuz detayına..." diyerek baş başa vermiş benim çizimim hakkında fikir alışverişi yaptıklarında canım iyiden iyiye sıkılmıştı.

Fatoş "Siz hiç merak etmeyin." derken az önce yaptığı hırsızlığı suratına suratına vurmak istedim ama yapmadım. Belki de yapamadım, bilmiyorum.

Yanaklarım öfkeden alev almış, istemsizce gözlerimin dolduğunu hissettim. Kendimi tuvalete attığımda o kadar sinirlenmiştim ki... Kal gelmişti. Öfkemin en büyük hedefi yine kendimden başkası değildi. Neden susmuştum ki? Neden emeğimin üzerine çökülmesine izin vermiştim? Ezik miydim ben? Niye böyle bir şey yapmıştım, neden sesim çıkmamıştı? Pekâlâ bunu kanıtlayabilirdim çizimlerimle.

Haksızlığa uğramıştım. Mağduriyetimin sebebi yine bendim. Asıl sinirimi bozan da bu olmuştu. Simin Hanım'ın gözümdeki otoritesinden tırsıp geri adım atmak yerine o tasarımın bana ait olduğunu cesurca söylemeliydim. Sonuçta hırsızlık yapan ben değildim, ben neden utanıp sıkılıyordum?

Belki de işe alındığımdan beri Simin Hanım tarafından yıldızlarımızın barışmaması böyle saçma bir tepki vermeme sebebiyet vermişti. Beni en başından beri pek sevmemişti bu kadın. Floransalarda okumuş da şımarıklıktan okulu bitiremeyip gelmiş, burada dolaşan bir kibir abidesi olarak görmüştü beni daha ilk andan. Yaftayı yapıştırmıştı. Şimdi karşısına çıkıp o tasarım bana ait bile diyemememiştim. Bir salak gibi davranmıştım.

Tüm bunlar başka bir tartışmanın konusuyken susmamam gerektiğine karar verdim. Tuvalette yüzümü yıkadım, aynada kararlılıkla kendime baktım. Şimdi gidip o tasarımın bana ait olduğunu söyleyecektim.

Yüzümü kurulayıp çıktığımda mutfağa baktım. Fatoş ve Nur dışında kimse yoktu. Fıkır fıkır bir şeyler konuşuyorlardı, onları baş başa görünce içeri bile girmeden direkt koridora yöneldim. Simin Hanım'ın ofisine baktım, yoktu. Prova odasında da değildi. Yeniden mutfağa döndüm.

Fatoş'a o kadar öfkeliydim ki muhatap bile olmak istemedim. O yüzden Nur'a dönüp "Simin Hanım nerede?" diye sordum.

"Ha, çıktı o az önce."

Akşam karanlığının çöktüğünü daha o an fark ettiğimde kaçırdığımı düşündüm. Ama bu böyle bitmeyecekti. Fatoş'a hesap sormak için fazla istekli bir yan dürtse de içimi, ona kapılmadım. Simin Hanım'la konuşmadan Fatoş'la yüz göz olmayacaktım.

Öfkemin kurbanı olmadım, zor olsa da otokontrolümü korudum ve mesai saatim bitene kadar hiçbir şey olmamış gibi davranıp modaevinden çıktım.

Günler öncesinden konuştuğumuz gibi bugün akşam yemeğini bizimkilerle yiyeceğim için eve hiçbir şey almamıştım. Yarın akşam alışverişe çıkarım, vakit kaybetmeyeyim dedim. Dolmuştan inip mahalleye yaklaştığımda telefonum çaldı. Arayan annemdi. Bekletmeden açtım.

"Anne?"

"Kızım çıktın mı?"

"Çıktım, çıktım. Gelmek üzereyim."

"Ha, o zaman yakınlarda bir yer varsa limon alır mısın? Salata yaptım, evde limon yok."

"Tamam, alırım merak etme sen."

"Hadi çabuk gel, bekliyoruz."

Annemin sesinde de bir heyecan, bir mutluluk. Telefonu kapattığımda gülümsedim bu hâline. Hemen köşedeki zincir marketten bir file limon aldıktan sonra evin yolunu tuttum.

Kurt gibi acıkmıştım. Tıpkı küçük bir çocuk gibi apartmanın merdivenlerini hızla tırmanıp bizim daireye vardım. Zili sabırsızca çalarken sofranın hazır olduğuna neredeyse emindim. Handan Sultan şimdiye kaç çeşit yemek döktürmüştür de yemek takımını sofraya serip her şeyi hazır etmiştir bile.

Kapıyı güleryüzlü annem açmıştı. Yüzünde güller açıyordu. "Hoş geldin kızım." Yanaklarıma sarılıp öptüğünde sanki yıllardır karşılaşmıyormuşuz gibi bir ihtimamla karşılandım. Oysa daha geçen gün yemekte onlarlaydım. Garip davranıyordu.

O kadar açtım ki hiçbir şeyi umursamadan sadece "Hayvan gibi açım anneciğim ya. İnşallah sofra hazırdır, gebermek üzereyim." diyerek girdim içeri.

"Kızım bir dur, sanki hep aç kalıyormuşsun gibi yapma öyle." falan dese de uyarı sinyallerini alamadan kendimi salondaki sürprizle baş başa buldum.

Onur.

Salonumuzun ortasında babamla karşılıklı oturmuş sohbet ediyorlardı. Bakışları aniden bana döndü. Şimdi her şey anlaşılmıştı. Annemin o kibarcık hâlleri, bana uyarı sinyalleri çakması, her şey.

Benim aç kurt gibi içeri girdiğimi gören adamın yüzünde keyifli bir gülümseme kol gezerken babamın karşısında her zamanki o utangaç, efendi duruşu hâkimdi. Ev terliklerimizden birini giymiş, babamın anlattıklarını dinlerken ellerini birbirine kenetleyen gayet kibar bir beyefendi imajıyla oradaydı işte. Salonumuzda.

"O-O-Onur?" Adını telaffuz etmem birkaç o harfini ziyan etmeme sebep olsa da şaşkınlığımı hâlâ atabilmiş değildim. Tamam, ondan uzak durmaya karar vermiş ve onu geri püskürtmüş olabilirdim. Görüşme tekliflerini geri çevirmiş de olabilirdim ama buraya kadar geleceğini hiç tahmin etmemiştim.

Yerinden kalkan adam "Nergis çiçeği?" dediğinde babamın soğuk bakışlarıyla karşılaşmıştı.

Oturduğu koltuğundan ağır ağır kalkan babam her zamanki otoriter baba duruşuyla "Eh, güzel kızım geldiğine göre artık sofraya geçebiliriz." dedi ve masaya doğru yürüdü.

Onur "Kurti'yi beklemeyecek miyiz?" diye sorduğunda onun bu kadar acemi oluşuna güldüm. Kurtuluş'un bu saatte parası bitmeden eve gelebilmesi için dünya savaşı falan çıkmış olması gerekirdi. E tabii adam nereden bilsin?

Annem "O mesaiye kalacak bugün, beni arayıp haber verdi." diye yanıtladı. Yalanını seveyim anneciğim. Sadece babamın ve benim anladığımız ve bakışmamıza sebep olan bu yalandan sonra masadaki yerlerimizi aldık. "Ama senin burada olduğunu duyunca gelemediğine çok pişman olacak."

Gülümsedi Onur. "Asıl bu sofrayı görseydi pişman olurdu bence." İştahla önündeki tabağa baktı. "Patlıcan musakka, en sevdiğim. Senin patlıcan musakkanı özlemişin Handan teyze."

Övülmelere doyamayan annem oğlu gibi sevdiği adamın sözleriyle mest olmuştu. "Ay, ne yaptım canım? İki bir şey. Bilseydim geleceğini, sana neler yapardım neler." Sanki benim değil de onun annesiymiş gibi şefkatle patpatladı Onur'un omzunu. "Bir dahakine haber ver, sana baklava bile açarım."

Sofrada Onur var diye kibar kibar yerken aç kalmıştım ama olsun. Güzel bir akşam yemeğinin ardından koltuklara geçtiler. Biz de annemle tatlıları tabaklara koyduk.

Annem çayları doldururken "Tatlıyı da en kaliteli yerden almış, ne bonkör çocuk." derken bana iş atıyordu. Farkında değildim sanki.

Oflar gibi "Ay anne..." diye söylendim gözlerimi devirerek. Çayları ve tatlıları tepsiye koyup içeri götürdüm.

Salonda Onur ve babam arasında ciddi bir konuşma geçiyordu. Babam Onur'a annem kadar şefkatli davranmıyordu. Ona karşı mesafesini korusa da misafirperverliğinden de ödün vermiyordu.

Babamın otoriter ve mesafeli ağırlığı karşısında Onur'u ilk defa bu kadar uslu çocuk modunda görüyordum. "Ben aslında geçen gün Nergis'le konuşurken sizi merak ettim Şinasi amca. O günden beri uğramayı düşünüyordum ama bu akşama kısmetmiş."

"Sağ ol oğlum, düşünmüşsün gelmişsin. Teşekkür ederim."

"Daha iyi misiniz şimdi?"

"İyiyim, doktor gayet iyiye gittiğimi söyledi. Son bir kontrolüm vardı, ondan sonra toparlanıyorum Allah'ın izniyle."

"Çok sevindim, gerçekten." Çayını ikram ettiğimde hazırlıksız yakalanmış gibi "Hay Allah, teşekkür ederim." dese de biraz daha kalacağı için mutlu olduğu gözlerinden okunuyordu.

Babama çayını ikram ettiğinde "Sağ ol kızım." dedi ve Onur'la aralarındaki mesafeli sohbeti sürdürdü. Onun bu ifadesiz yüzünden ne hissettiğini, ne düşündüğünü anlayamıyordum ki.

Daha geçen gün Onur'la ilgili üstü kapalı dertleşmemişiz gibi şimdi karşılıklı sohbet etmeleri babamın ne hissettiğine, ne düşündüğüne ve baş başa kalacağımız zaman ne diyeceğine dair hiçbir ipucu vermiyordu.

Akşamın ilerleyen saatlerinde "Ben kalkayım artık. Davetsiz misafirlik çok sürmez." dediğinde bakışları bendeydi adamın.

Bakışlarından benimle konuşmak istediğini anlamıştım. "Ben geçireyim seni." dememe kalmadan babam ayaklandı.

"Sen otur kızım." İmalı bakışlarını üzerime diktikten sonra "Ben geçiririm." sözüyle Onur'a döndü. Sanki benim geçirmem daha uygun olur der gibi bir işaret vermişti. Ya da ben şu an babamın düşüncelerine öyle odaklanmıştım ki her şeyden bir mana çıkarmaya çalışıyordum.

Planlarının suya düştüğünü anlayan Onur buruk bir bakış attıktan sonra ailecek vedalaştık ve onu uğurladık. Sonraki bir saat evde geçen süre içerisinde babam ne Onur ne de başka bir konu hakkında hiçbir şey söylemedi. Sadece "Nerede kaldı bu Kurti? Ara şunu, neredeymiş öğren." dedi anneme.

Onun koltuğunda uyuklayarak televizyon izlemesinin ardından mutfağa geçtim. Anneme göründüm. "Ben eve geçeyim artık anne."

"Kalsaydım bu gece kızım."

"Yok, gideyim."

"E sen bilirsin."

Tezgâha yaslanmış ağzını arar gibi baktım kadına. "Babam Onur hakkında bir şey söyledi mi?" sorusunu yönelttim sessizce.

"Söylemedi de... Kızım, insan bir haber vermez mi geleceğini? Hazırlık yapardım."

"Benim de haberim yoktu ki. Eve bir geldim, Onur."

"Ha sen o yüzden öyle şaşırdın."

"E tabii, nereden bileceğim ben? Sabah modaevine bir gittim, karşımda."

Sarı bezi sıkıp tezgâhın kenarına koyan kadının gözleri büyüdü. "Aaa, bak sen!"

"Sonra işte konuşalım falan dedi, ben de müsait değilim dedim. Akşam da buraya gelmiş."

Kaşları çatılan kadın aniden omzumu cimcikledi. "Kız niye müsait değilim diyorsun? Niye ters davranıyorsun çocuğa?"

Çığlık atmamak için kendimi zor tutmuştum. Omzuma dokundum can havliyle. "Anne, acıdı ya!"

"Onur gibi efendisini bir daha nerede bulacaksın kızım? Kafanı çalıştır, salak salak ağzını açma, gözünü aç! Kaparlar valla çocuğu maazallah."

"Anne lütfen sen bu işe karışma."

İstediğini yapmadığım zamanlarda olduğu gibi yüzünü büzdü annem. "İyi, ne hâlin varsa gör. Babası kılıklı!" Daha fazla sinirlendiğinde babaannesi kılıklı da diyordu. Neyse, bu sefer şanslıydım.

Anneme karşı gelemediğim için gözlerimi belerterek "İyi akşamlar anne." diyebildim sadece.

Anahtarımı ve çantamı alıp evden çıktığımda mahallenin bozuk sokak ışığının altından karşıya geçtim. Hemen arkadaki evimin önüne geldiğimde o arabayı gördüm. Onun arabasını. Belki de benzettim diye düşündüm çünkü arabada kimse yoktu. Apartmandan içeri girip merdivenlerden çıktığımda tam benim daireme çıkan basamaklarda oturmuş hâlde onu gördüm. "Onur?"

Kendini acındıran bir ifadeyle "Çocuğum olmazsa sorumlusu sensin." diyerek basamaklardan kalktı. Ne dediğini anlamadığım için kaşlarım çatıldı. "Buz gibi betonda oturuyorum iki saattir geleceksin diye."

Hâline içten içe üzülsem de belli etmedim ve omuz silktim. "Beklemeseydin. Ben ne bileyim burada oturup beklediğini."

"İşaret çaktım, anlamadın mı?"

"Ya ben onu birlikte çıkalım gibisinden anladım." Bir yandan yukarı bakıyordum. Olcay onu burada görseydi tüm mahalleye reklam ederdi bizi. Hâliyle babam da öğrenirdi ve hoş olmazdı. Aceleyle kapıya uzanıp anahtarla açtım. "Geç hadi, geç içeri."

Önden Onur, arkadan ben eve girmiştik. "Keşke arabanı evin önüne park etmeseydin. Olcay görecek şimdi damlayacak."

"Olcay?" Soran bakışının ardından kısa sürede hatırladı. "Ha şu maça birlikte geldiğin çocuk."

"Evet."

"Bu apartmanda mı oturuyor o?"

"Hı hı, hemen üst kattalar Didem'le."

Hâlâ koridorda bekleyen adam "Nereye geçiyoruz?" diye sorduğunda koridorun sonundaki salonu gösterdim.

"Bir şey içer misin?"

"Yok, hayır." Mahcup bir ifadeyle "Lütfen gelir misin? Biraz konuşalım." dediğinde kaçacak yerim kalmamıştı.

Kısa bir düşünme anından sonra söyleneni yaptım ve salona geçtik. Ceketimi soydum, çantamı ve anahtarımı koltuklardan birine bırakıp ikili koltuğun köşesine oturan Onur'un hemen yanında yerimi aldım. "Seni dinliyorum."

Ellerini birbirine kenetleyen adam "Ben bu yanlış anlaşılmalardan çok sıkıldım Nergis çiçeği." diye söze girdi.

Alayla karşılık verdim. "Aaa, oysaki ben yanlış anlaşılmalara bayılırım!" diyerek ellerimi çırptım.

Komik bir yüz ifadesiyle gözlerini deviren Onur'un dudakları kıvrılmıştı. "Uyuzluk etme de dinle." Gözlerimi kısarak baksam da söylediği gibi dinlemeyi denedim. "Bak, açıklamak için buraya kadar geldim. Artık aramızda yanlış anlaşılmalar olsun istemiyorum. Belli ki akşam beni aramışsın, ulaşamamışsın. Telefona çıkan da menajerim Banu'ydu. Aradığını söyledi."

"Eee ne olmuş yani?"

Benim kestirip atan hâlime karşın gözlerime baktı. "Bak, Nergis çiçeği, sen kabul etsen de etmesen de hayatımda senden başka hiçbir kadın yok."

"E ben de yokum."

"Ama olacaksın."

"Nereden belli?"

"Nereden mi belli?" Benim meydan okuyan tavrıma karşılık "Bir bakalım nereden belli?" diyerek o da meydan okudu.

Söylediklerini nasıl kanıtlayacağını merak etmeme bile fırsat kalmadan dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Başta geri çekilmeyi düşünsem de mantığımın içinde verdiğim tüm kararlar anlamını yitirmişti. Artık büyük bir heyecanla atan kalbim ve duygularım yönetiyordu beni.

Yıllar sonra ilk defa dudaklarının sıcaklığını nefesimde hissetmiştim. O sıcaklık vücudumun içine dalan acımasız bir alev gibi kasıp kavurmuştu beni. Ayrıldığımızda yumuşayan yüz hatları ve tebessümüyle "Yarınki maç için şans öpücüğümü aldım." diye mırıldandı adam. Ta gözlerimin içine bakıyordu.

Az önce ona teslim olan dudaklarımı birbirine bastırırken gülümsedim utançla. Yanaklarım alevler içindeydi. Sağ eli yanağımda bir tüy hafifliğinde gezinirken gözleri yüzümde geziniyordu. "Kızardın."

Bir yanıt veremeyecek kadar anın büyüsüne kaptırmıştım kendimi. Çocukluk aşkım yıllar sonra yeniden yanımda, dudakları saniyeler önce dudaklarımın üzerindeydi. Belki geçmişte ayrılmıştık ama bu kez hiç ayrılmamak üzere birleşmemiz için her yerde karşıma çıkıyordu. Kararlıydı. Bir gençlik hatasının bizi, aramızdakileri mahvetmesini istemiyordu. Belki ben de onun kadar kararlı olabilseydim her şeyi aşabilirdik. Olmaz mıydı?

Yeniden dudaklarıma uzandığında bu kez daha temkinli yaklaşıyordu. İsteyip istemediğime emin olmak için ağır ilerliyordu. Az öncekinin aksine ani ve ateşli değil, daha yavaş, küçük çocukların yanaktan öpüşmesini andıran bir masumlukla sardı dudaklarımı. Ben geri çekilmedikçe daha derinlerime sirayet edecek bir öpüşle esir aldı dudaklarımı öpüşleri. Ne kadar sürdüğünü bilmiyordum ama nefessiz kalana kadar olduğunu biliyordum. Bizi bu rüyadan uyandıran ise zil sesi olmuştu.

Öpüşmemizin daha da ileri gitmesine ramak kalmışken korkuyla geri çekildim. "Durmamız gerek." dedim nefes nefese.

O zil sesi aslında beni gerçek dünyaya döndürmüştü. Biri Onur'u burada görseydi, babamın kulağına gitseydi hiç hoş olmazdı. Bu düşünce beni rahatsız ettiği kadar korkutmuştu da. Yanlış bir şey yapıyoruz izlenimi vermişti.

Dili bir saniyeliğine dudaklarında gezindiğinde "Biliyorum." yanıtını verdi Onur. O da en az benim kadar utangaç ve heyecanlıydı. Kapıyı açmak için ayağa kalktığımda elinin dudaklarına gittiğini gördüm.

İçimden korktuğumun başıma gelmemesi için dua ederken kafam öyle gitmişti ki delikten bakmam gerektiğini ancak kapıyı açtıktan sonra hatırladım. Ama çok geçti.

Karşımdaki adam bizi suçüstü yakalamış bir biçimde "Ne oluyor burada?" sorusunu yönelttiğinde ne diyeceğimi bilemedim.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Biliyorum , bugün DE-MARKAJ akşamı değil. Ama önceki bölüme biraz fazla ilgi duyduğunuzu hissedince ekstra bölüm getirmek istedim. Hem de upuzuuun bir bölüm... Nasıl, iyi yapmış mıyım? 😍

Yeni bölümümüzü nasıl buldunuz? Onur'un Nergis çiçeği için savaşması, her yerde karşısına çıkması Nergis'in süngülerini düşürdü gibi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Nergis Onur'a güvenmeli mi sizce? Buraya yazabilirsiniz.

Ve en can alıcı soru... Kapıdaki kim? Korktuğumuz başımıza mı geldi? Şinasi amca bizimkileri bastı mı? Bunun bizimkilerle Behlül'le ne ilgisi var Firdevs Hanım? 😂 Tahminlerinizi buraya bekliyorum ve sizlere veda ediyorum. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

238okunma 10beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18