35. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 34
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 34
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime · Okuduğun bölüm
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-34-
❝Nergis❞
Onur'a o sözleri söylemek benim için de yıkıcıydı. En zor olan da hâlâ sevdiğin birinden vazgeçmekti. Henüz her şey bitmemişken, yarım kalan bir şeyler varken... Ancak belki de bazı şeyler tamamlandığında birbirimize bakacak yüzümüz olmayabilirdi. Bunu yapmak zorundaydım, birimizin mantıklı düşünmesi gerekiyordu. Yapmam gerektiğini biliyordum ama nasıl yapabileceğimi bilmiyordum. Onu nasıl hiçbir şey olmamış gibi hayatımdan çıkarabilirdim ki?
Tüm gece dönüp durdum, uyuyamadım. Onun da benim gibi olduğuna emindim ama beni ondan uzak tutan bir şey vardı. Şeyler. Başta Onur'un Banu konusunda gösterdiği tutum. Sonra tüm bu olayların ortalığa dökülmesi, babamın kulağına gitmesi ve gazetedeki yalan haberin aileme kadar sıçraması. Artık sadece kendimi değil onları da düşünmek zorundaydım. Belki bana yapılan haksızlığı affetmek daha kolay olabilirdi ama Onur'un tanınan bir futbolcu olması ve insanların her adımımı takip etmesi sadece bana değil, sonunda aileme de dokunuyordu. Yeniden başlarsak gelebilecek herhangi bir zarar ailemi de etkilerdi ve ben bunu istemiyordum. Bir kez daha babama karşı Onur'u savunup mahcup olurken bulmak istemiyordum kendimi.
Düşünceler ve ruhsal sancıların ardından sabah kahvaltısı için annemlere gittiğimde beni hiç beklemediğim bir sürpriz karşılamıştı. Uyuyamadığım için sabahın erken saatlerinde bizimkilere gideyim dedim. Zaten anahtarım da vardı.
Binanın önüne inerken hâlâ içimde aptal bir yer Onur'un arabasını orada görmeyi umdu. Niye umuyorsam. Sonuçta tüm kararlılığımla olmasını istediğim şeyi söylememiş miydim? Daha ne bekliyordum adamdan? Onur da gururlu bir adamdı. Hayatıma zorla sızmaya çalışan yapışkan erkeklerden olmadığını biliyordum. Ona bir kere hayır demenin sonucunu da. Her şeye rağmen söylemiştim dün geceki sözleri. O da biliyordu. Bir yanım içten içe beni ikna etmesini istese de bunun doğru olmadığının farkındaydım. Yine aynı şeylerin yaşanmayacağını söyleseydi inanırdım ona. Söylememişti. Onur yalan söylemezdi. Şimdi burada olması için de bir sebep yoktu ama umut... İnsanın kalbinde her zaman yer edinirdi işte.
Merdivenlerden yukarı çıktığımda tam da bizimkilerin kapısında bavuluyla Tuğçe'yi bulmak bu sabah beklediğim şeylerin arasında değildi. Onu görünce şaşkınlıkla "Tuğçe?" diye çığlık atsam da hemen ağzımı kapattım. Sabahın köründe bütün apartmanı ayağa kaldırmak istemezdim ama kusura bakmayacaklardı artık. En sevdiğim kuzenim gelmişti.
Bavuluna umutsuzca oturan kız beni görünce "Kızım sizinkiler sağır mı ya? Otuz sekiz kere çaldım, açan olmadı." derken arada bana sarılmayı da ihmal etmemişti.
"Çok oldu mu geleli?"
"Yok, daha beş dakika oldu ama zili duymadılar bir türlü."
Anahtarla kapıyı açarken "Yaşlılık herhâlde. Artık kulakları ağır işitiyor." dedim ve içeri buyur ettim onu. Bavulunu taşımaya yardım ederken de ekledim. "Eh, Kurtuluş da bu saatte ayakta olmaz. Top patlasa uyanmaz şimdi o."
Güldü Tuğçe. "Her şey bıraktığım gibi desene." İmalı bir biçimde omuz attı bana. "Sen hariç."
Onur'la olanları kast ettiğini biliyordum ama duymazdan geldim. "Eee açsındır sen şimdi. İstersen güzel bir duş al, kahvaltı hazır olur o zamana kadar."
"Olur, olur da önce şu bavuldan çökelek peynirlerini, çayları falan çıkaralım. Annem teyzeme gönderdi. Yemin ederim getirene kadar belim çıktı."
"Koptu denmiyor muydu ona?"
"İşte artık o kadar zorladım ki benimki çıktı."
Güldüm Tuğçe'nin neşeli şakalarıyla. Ev ahalisi sesimize uyanınca da herkes benim gibi şaşırdı ve sevindi. Handan Sultan meğerse biliyormuş da yarın geleceğini zannediyormuş. E keşke bize de söyleseymiş ama neyse artık.
Kahvaltıyı hazırlayıp hep birlikte sofraya oturduk. Kurtuluş yine kıtlıktan çıkmış gibi yiyerek bizi rezil etse de çok şükür masada yabancı yoktu. "Eee Tuğçe, hangi rüzgâr attı seni buraya?"
"Ne kadar ayıp çocuğum!" Gözlerini uyarırcasına büyüttü annem. "Kuzenine daha ilk dakikadan neden geldin der gibi..."
Tuğçe ise hiç alınmış görünmüyordu. Zira böyle şeylere alınmazdı o.
"Yok anne ya! O manada sormadım ben şimdi."
Babam her zamanki şefkatli, babacan tavrıyla "Hoş geldin kızım. Geleceksin tabii. Burası senin de evin, istediğin kadar da kalırsın." dediğinde Tuğçe'nin içi ısınmıştı.
"Sağ ol Şinasi enişte." Çatalındaki peyniri ağzına götürdükten sonra hevesle anlatmaya başladı. "Ben yarışmaya katılmaya geldim."
Kaşları çatıldı babamın. "Ne yarışması?"
"Hani bu televizyonda yayınlanıyor ya, şef yarışması. En iyi şefi seçiyorlar."
Kaşlarım heyecanla havalandı. "Vaayy! Yakışır Tuğçe'me benim!" diyen Kurtuluş'a katıldım.
Tuğçe zaten gastronomi bölümü okumuştu. Hâlihazırda bir aşçıydı. Severdi böyle yarışmaları, heyecanlı şeyleri. Onun için de iyi bir tecrübe olurdu.
Annem direkt işin magazin boyutuyla ilgilendiği için "Çok torpil varmış o programlarda, doğru mu acaba?" diye sorarken yüz ifadesi gerçekten komikti. "Bir de kızım, sen öyle azarlanmaya gelemezsin. Oradaki o sinirli şef sana bir bağırır, sen tası kafasına geçirirsin. İyi düşündün mü teyzem?"
"Merak etme teyze, benimle kimse başa çıkamaz." Pek de mübalağa ediyor sayılmazdı Tuğçe. O biraz benden farklıydı. Cesur, cüretkârdı. Çaçarondu anlayacağınız. Tuttuğunu koparırdı. Elinden ne uçan ne de kaçan kurtulurdu.
"Valla ben sana güveniyorum Tuğçe, sen istediğin her şeyi başarırsın."
Benim de desteğimle başını sallayan kızın gözleri parladı. "Hallederim değil mi?"
"Tabii canım, hiç!"
"Yalnız senden bir şey isteyeceğim Nergis."
"Nedir?"
"Benimle kiralık ev bakmaya geleceksin."
Bunu duyan babam şiddetle karşı çıktı ve benim de aklıma gelen ilk fikri savundu. "Daha neler! Kızım burada iki evimiz varken sen kalkıp ayrı eve mi masraf yapacaksın? Otur oturduğun yerde allasen!"
"Ama enişte, şimdi sizin de burada odanız kısıtlı yani. Kurtuluş ömür boyu salonda mı yatacak?"
Kurtuluş hiç oralı olmamıştı. "Valla bana uyar." diyordu umursamazca. Tabii bundan sürekli babamla tartışıp evi terk etmesinin ve yatağında kendisinden çok annemin kuruttuğu tarhanaların yatmasının da etkisi büyüktü. Aaa ama hakkını yememek gerekiyordu, annem bazen kuru yufkalara da o yatağın kenarında bir yer buluyordu. Yani evde her şeye yer vardı da bir Kurtuluş'a yoktu. Bunu düşünürken güldüm.
Babamsa hemen devreye girdi. "Yavrum, bizde rahat edemezsen Nergis'te kalırsın. Yayla gibi evde tek başına, bir odası da senin olur. Ev arkadaşı gibi olursunuz, fena mı?"
Vallahi bu fikir benim de aklıma yatmıştı. Hatta babam söylemeden önce aklıma geldiğinde kalbim heyecandan pır pır etmişti. "Hadi Tuğçe, ne olur! Ev arkadaşım olur musun?"
"Aaa sen ciddisin!"
"Tabii kızım, senden iyi ev arkadaşı mı bulacağım?" Gözlerimi devirerek Kurtuluş'a bakış attım. "Hem ben Kurti'yle aynı evde kalmış insanım. Senle mi yapamayacağız?"
Tuğçe de mutlu olmuştu bu fikre. Onun için de ayrı eve çıkmak hem bir külfet olurdu hem de evde yalnız başına çok sıkılırdı bence. Bu yüzden ikna etmemiz zor olmadı. "Tamam ama bir şartla."
"Neymiş o?"
"Masrafları bölüşeceğiz, bir de yemekleri ben yaparım."
"Bak şimdi." dedim masrafları sorun eden kuzenime tripli tripli bakarken. Ama bir yandan da lezzetli yemeklerin fikri fena hâlde cezbetmişti beni. Hem kim sevmezdi ki işten eve geldiğinde birbirinden güzel yemeklerle karşılanmayı? "Aramızda paranın lafı olmaz kuzen. Ama her gün en az iki çeşit güzel yemek beklerim ona göre."
Sanki kurban bayramında danaya giriyormuşuz gibi el sıkıştı benimle heyecanla "Anlaştık!" derken.
Kahvaltı masasındaki sohbete gerçekten doyum olmuyordu fakat benim artık kalkmam gerekiyordu. İzin isteyip kalktım. "Döndüğümde de eşyalarını benim eve taşırız oldu mu?"
Tuğçe burada teyzesiyle keyif kahvesi içip dedikodu yapacak olmaktan son derece memnun bir biçimde "Hallederiz, git git sen." sözleri üzerine tatlı tatlı kovdu beni.
Onları bırakıp modaevine giderken hayatımın ikinci yarısına girmiş gibi hissediyordum. Kalbim kırıktı, düşüncelerimden ve kalbimden Onur'u atamıyordum ama bu süreçte işim olması bana çok iyi geliyordu.
Aynı heyecanla işyerime girerken buradan uzak kaldığım günlerde modaevini ne kadar özlediğimi düşünmüştüm. Simin Hanım da beni gördüğüne memnun olmuştu.
Gururlu bir anne bakışıyla "Toparlayıp dönmene sevindim." dedi ve aynı otoriter tavrıyla ekledi. "İşler seni bekliyor."
Simin Hanım şaka yapmıyordu. Dinlendiğim sırada çizdiklerimi, tasarladıklarımı incelemiş, büyük ölçüde beğenmişti. Hatta birini dikmeye başlamıştı bile. Henüz başlangıç aşamasında olmasına rağmen çok güzel görünüyordu.
Mor elbisenin tül eteklerini gösterirken "Bak bu uçları görüyorsun değil mi? Hafif kesiklerle farklı bir hava katabiliriz." diyerek fikrini belirtti.
"Hem daha güzel olur." sözüyle onayladım.
Tasarladığım elbise diye demiyordum ama gözlerimi alamamıştım ondan. Sanırım ben bu iş için yaratılmıştım. Dünyada hiçbir iş beni bu kadar mutlu edip heyecanlandıramazdı. Neredeyse şeyi bile unutacaktım... Şeyi... Onur'u. Ah, onu unutmak bu kadar kolay olabilseydi keşke. Laf. Eğer unutmanın mümkün olacağını bilseydim sabah akşam nefes almadan kıyafet tasarlayıp dikerdim herhâlde.
Simin Hanım'ın odadan dışarı taşan beklenti dolu bakışları ve "Afet Hanım hoş geldiniz." sözleri üzerine gözlerim yeni misafirimize döndü. Ancak Afet Hanım derken beklediğim şey asla ünlü şarkıcı Afet değildi.
Kadın sanki çok yakın ahbaplarmış gibi Simin Hanım'ı selamlarken "Hoş buldum efendim!" dedi enerjik bir biçimde. Gerçekte daha güzel olduğunu itiraf etmeliydim. Beline kadar uzanan siyah, su dalgası saçları, renkli lensleri ve sıfır beden vücuduyla göz dolduruyordu. Kadın bir içim suydu. "Kusura bakmayın, arabam bozulduğu için randevumuza biraz geciktim ama Volkan sağ olsun, beni bıraktı."
Son birkaç yılın en popüler sanatçılarından biriydi Afet. Yanındaki adamı tanımıyordum ama kızın tanıtmaktan uzak açıklamasıyla adının Volkan olduğunu öğrenmiştim. Üzerimdeki garip bakışlarını yok sayarak Afet Hanım'a döndüm ve elimi uzattım. "Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk hayatım." Hatırlamakla hatırlamamak arasında gidip gelirken "Seni bir yerlerden çıkaracağım ama..." dediyse de çok üstünde durmadı.
Bense gazetelerden hatırlayabileceğini düşündüm, Onur'la ilgili bir konuda anılmamak için "Burada çalışıyorum, karşılaşmışızdır." demekle yetindim.
Hemen ardından mecburen Afet Hanım'ın yanındaki adama dönmek zorunda kaldım. O ise bakışlarını hâlâ üzerimden ayırmamıştı. Göz göze geldiğimiz an elini uzattı. "Merhaba, Volkan Temir."
Mesafeli bir biçimde el sıkıştığım sırada "Volkan benim kuzenim." diyerek açıkladı Afet. "Sağ olsun o beni bırakmasaydı taksilerde sürünecektim."
Ay, ne büyük zulüm. Allah korumuş. Her sabah metrobüslerde sürünen biri olarak günün birinde bir zenginin derdine üzüleceğim aklıma gelmezdi ama İstanbul'da herhangi bir vasıtayla bir yerden bir yere gitmek başlı başına zulümdü. Bu konuda kadına katılıyordum.
Adama "Memnun oldum." dedim kısaca.
"Siz adınızı bahşetmediniz?"
Kısa bir duraksamanın ardından bana söylediğini anlamam çok sürmedi. "Nergis."
Afet Hanım ve Simin Hanım aralarında sipariş edilen kıyafet hakkında konuşurlarken ağzının içinden"Nergis, güzel isimmiş." dedi adam.
Elleri ceplerinde beni süzen adamdan pek hazzettiğim söylenemezdi. Önyargılı olduğumu mu düşünüyorsunuz? Pekâlâ, iyi dinleyin, tarif ediyorum... Uzun boylu ve buğday tenli bir adamdı ve takım elbisesi de dâhil hemen hemen her şeyi açık renkti. Açık toprak tonlarında ceket ve pantolon, kırık beyaz gömlek, altında yine takım elbiseyle zıtlık yaratan şık bir spor ayakkabı, bileğinde en az iki ev parasıyım, ona göre diyen pahalı saati dışında erkeklere özgü taşlarla döşeli bileklik ve aksesuarlar... Sanki ben buradayım der gibiydi. Dikkat çekmediği bir ortamda ölecekmiş gibi. Çapkın bakışları ve flörtöz tavırlarını saymıyordum bile.
Afet dönüp "Sen burada oyalan, ben kıyafetin provasını yapıp geliyorum." dediğinde prova için yardımcı olacağımı düşünüyordum. Simin Hanım'ın peşine takılmak üzereyken kadının "Sen Volkan Bey'le ilgilen. Misafirimize çay, kahve ikram et." sözüyle durmak zorunda kaldım. Ama biz bunları aştık sanıyordum Simin Hanım. Hani ben sizin moda tasarımcınızdım artık, hani?
Afet göz kırparak "Çok bekletmem." dediğinde Volkan başını iki yana salladı. Kuzeninin onun hakkındaki varsayımını beklemekten hiç şikâyetçi olmazmış gibi davranarak çürüttü.
"Hiç acele etme! Sindire sindire dene kıyafetini. Ben buradayım."
Kadın garip ve şaşırmış bir bakış atsa da durumdan memnun görünüyordu. Sonuçta kim acele eden bir erkekle alışverişe çıkmaktan hoşlanırdı ki?
Hanımlar prova odasına geçtiğinde biz baş başa kalmıştık. Elleri ceplerinde bir ileri bir geri adımlayan adam beklentiyle bana bakıyordu. "Eee ne yapıyoruz?"
Sorusundan kastını anlamasam da "Ne içersiniz?" diye sordum ve içerideki koltukları gösterdim.
"Varsa bir Americano alırım."
İyiden iyiye uyuz olduğumdan mıdır bilmem, adamın her tavrı batar hâle gelmişti. Americano istemesi bile. Sanki güzel ülkemin güzel kahvesi yetmiyormuş gibi. Benim de böyle illet bir huyum vardı işte. Birine sinir oldum mu her şeyine olurdum. Ukala gelmişti gözüme bir kere. "Türk kahvesi var." dedim sadece.
İlk tercihi gibi durmasa da "Olur, o da olur." dedi ve ben gitmek üzereyken "Sade olsun. Kendine de yap." dedi karşısındaki koltuğu göstererek.
Herhangi bir yanıt vermeden bir bakış attım ve mutfağa gidip kahvesini hazırlamaya başladım. Daha tanışalı iki dakika olmuş, adam kırk yıllık arkadaşmışız gibi davranıyordu, olaya bak. Sanırım bu adamda neyi rahatsız edici bulduğumu anlamıştım. Girdiği yabancı bir ortamda bile saniyeler içinde rahat olması, gereksiz samimiyeti... Hoşuma gitmemişti işte. Belki de ben daha içe kapanık biri olduğum içindi, bilmiyordum ama... Üstünde durmadım.
Kahvenin olmasını beklerken kaçamak bakışlarım telefonumu buldu. Onur'un artık aramayacağını, mesaj atmayacağını kabullenmem gerekiyordu. Bunu zihnim ne zaman kabullenirdi bilmiyordum ama kalbim sürekli reddediyordu.
Volkan Bey'in kahvesini hazırlayıp odaya girdiğimde bir bacağını dizine atıp yayılmış, etrafı seyrederken masayı inceliyordu. "Burası senin masan mı?" diye sordu. Bu hâliyle gıcık misafir çocukları kadar iticiydi ve masamı kurcalıyordu.
"Hayır, Simin Hanımın." Tek kaşım kalktı. "Ve kendisi masasının kurcalanmasından hiç hazzetmez."
Yalanım çabuk ortaya çıktı çünkü kaşlarını anladım der gibi havaya kaldıran adam masada bulduğu küçük ayıcık biblosunu eline alıp incelemeye başladı. "Oysa bu ayıcıklar pek de Simin Hanım gibi birinin tarzını yansıtmıyordu."
"Özel bir anısı vardır." Her sözümle itiraftan daha da uzaklaşıp yalanımı derinleştiriyordum. Neyse ki çok önemli bir konuda yalan söylüyor değildim. "Kahveniz." Bir an önce iç de git der gibi uzatmıştım kahvesini ama ona bile darılmayacak kadar rahattı adam.
"E kendine de yap demiştim."
"Maalesef, kahve içemeyecek kadar çok işim var."
"İşin benimle ilgilenmek sanıyordum."
Hem ukala hem de kurnaz bir laf ebesi. Hiç hoşuma gitmemişti. İfadesiz bir bakış atmak dışında yanıt vermedim.
"Burada mı çalışıyorsun?" Yok, burada sana kahve yaptığıma göre iki sokak ötedeki kebapçıda çalışıyorum. Burada çalışıyordum işte, sormanın lüzumu neydi? Sorusunun asıl amacını açıklayarak belli etti Volkan denen adam. "Her gün burada mısın yani?"
"Evet, izin günlerim dışında burada çalışıyorum."
"Ne güzel." Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra arkasına yaslandı. "Belki bir gün iş çıkışı bir kahve içeriz. Olmaz mı?"
İlk kez burada tanışmamıza rağmen bu cüreti sinirimi bozmuştu ama açık açık da kalk git be adam diyemezdim. "Mümkün değil." Yeniden ağzını açmasına fırsat vermeden "Size afiyet olsun." diyerek mutfağa kaçtım.
Adam ayaküstü gördüğü herkesle flört eden zamparanın teki çıkmıştı iyi mi? Onun cüretkâr tavrı ise ister istemez sinirimi bozmuştu. Simin Hanım da kızarsa kızsın dedim kendi kendime.
Mutfaktaki Nur'un "Niye yalnız bıraktın adamı?" sorusuna bile yanıtsız kaldım. Hafif kaçamak bakışları adamın tipini beğeniyle süzen kız ise Simin Hanım tarafından azarlanmama gönlü razı olmadığından mıdır nedir -kesin ondandır bu arada- "Eh, neyse, ben gidip ilgileneyim bari adamcağızla." diyerek kendini can havliyle mutfaktan attı. Herhâlde son anda "Ay, çok hoş adam." diye kendi kendine söylediği şeyi duyduğumdan bihaberdi.
Arkasından Nur'un tavırlarına gülmeden edemedim.
●●●
Bir sonraki maçına fazla vakit kalmayan Onur, tam da o sıralarda soyunma odasının camından dışarıyı seyrediyordu. Günleri robotik bir biçimde görevlerini yerine getirmekle geçiyordu. Duş alıp antrenmanlara katılmak, kendisinden beklenen performansı gösterip eve geri dönmek ve uyumak.
Böyle böyle yalnızlaşmıştı Onur. Bilerek yapmıştı bunu. Kimseyle görüşmek, konuşmak istemiyordu. Sadece kendiyle kalmak istiyordu. Yemek bile yemek gelmiyordu içinden.
Kendi kendini sorguladı. Bu kadar güzel giden bir ilişkiyi yok yere nasıl mahvetmişti? Galiba sevilen çoğu insan gibi bencilce bir nankörlüğe kapılmıştı. Nergis'i bir kere daha kaybetmeyeceğini düşünüp hoyratça davranmıştı. Bilerek ve isteyerek olmasa da Banu gibi önemsiz biri için onu çiğnemişti. Şimdiyse Nergis haklı olarak aynı şeyleri yeniden yaşamayacaklarının garantisi olmadığını savunuyordu. O an bu bir daha asla olmayacak diyebilmeyi çok istedi. Ancak sözlerden çok davranışların etkisine inanıyordu Onur. Nergis'in gözünde yalancı çoban olmak istemiyordu. Şimdi bunun olmayacağını söylese de Banu'yla olanlardan sonra Nergis'in kendisine inanmayacağını düşünüyordu.
Bıçak gibi kesmişti ilişkilerini sevdiği kız. Öyle kesin konuşmuştu ki onu daha önce bu kadar kararlı görmemişti adam. Hâlbuki gözlerinde hâlâ kendisine dair duyguları görüyor, dahası Nergis de hâlâ onu delice sevdiğini inkâr etmiyordu. En kötüsü de buydu. Severek ayrılmak ve iki tarafın da bunu bilmesi.
O öğleden sonra annesinin yoğun ısrarları olmasa asla onlara gitmezdi. Ancak hamilelikle ilgili yanlış anlamanın ardından pek görüşmemişlerdi. Annesi de işin peşini bırakmış değildi.
Lezzetli hamurişi yiyeceklerin başrolünde olduğu bir çay saatinde Fahriye Hanım hem Nergis'le ilişkileri hem de şu bebek konusunu iyice irdeleme fırsatı bulmuştu. Oğlunun iştahsız ve keyifsiz hâlini görünce de az çok tahminlerinde yanılmamıştı.
"Nasıl yani, şimdi Nergis hamile değil öyle mi?"
"Yok, değil. Biz yüz yüze görüştük konuyu. Yanlış anlama olmuş."
"Ay bu magazinciler de her şeye burunlarını nasıl sokuyorlar! Hiç düşünmüyorlar bu kızın bir ailesi var, onuru var diye. Şinasi Bey nasıl küplere binmiştir."
Karısının sözlerini onaylayarak araya girdi Mustafa Bey. "E haklı adam. Çok düşüncesiz bu insanlar, çok!"
Kadının meraklı bakışları Onur'da gezindi. "İyi bari, yüz yüze gelip konuşma fırsatı bulmuşsunuz." Beklentiyle baktı oğlunun sirke satan suratına. "Arayı düzeltebildin mi bari oğlum?"
Umutsuzca başını salladı Onur. Annesiyle yüz yüze gelemeyecek kadar morali bozuktu. "Nuh diyor peygamber demiyor."
"O da ne demek?"
"Beni sevdiğini biliyorum ama çok kırgın anne." Özeleştiri yapmaktan da çekinmedi adam. "Haklı. Onu yeni hayatıma bir türlü sokamadım. Ben başarabildim sanmıştım, elimden geleni de yapıyordum ama..."
"Sana müstehak aslında! O Banu denen kadın yüzünden Nergis'i kırdığına değdi mi?" Fahriye Hanım ilk gördüğü andan beri hazzetmemişti o kadından. Şimdi de haklı çıktığını en net şekilde görebiliyordu. "Sevgilin mi daha önemli yoksa o kadın mı? Vallahi bence de bu sefer Nergis haklı."
"Biliyorum anne." Bunları duymak, istediği son şeydi belki ama annesine de kızamazdı. Söylediği her cümleyle haklıydı. Nergis'le yeniden başladıklarında da gözardı ettiği uyarılarının sonucunu yaşıyordu. Gerçi Fahriye Hanım Nergis'in yeniden kendisini üzeceğini söylemişti ama bu kez tam tersi olmuştu. Onur sevdiği kadını üzmüştü. "Biliyorum bilmesine de son pişmanlık fayda etmiyor."
Mustafa Bey her zamanki sağduyulu tavrıyla "Dünyanın sonu gelmiş gibi davranma hemen." dedi oğluna. "Biraz bekle, kıza zaman ver. Olayları bir sindirsin. Zamanla çözülmeyecek şey yok oğlum."
"Ben o kadar emin değilim artık baba." Göz göze geldiği adama "Nergis beni affeder mi bilmiyorum." itirafında bulundu.
"Tamam da adam mı öldürdün yavrum? Bu kadar abartma. Yapmışsın bir hata. Hatalar da insanlara mahsustur." diyen Fahriye Hanım yeniden oğlunu koruyan anne personasına bürünmüştü. "Peki, sen nasılsın çocuğum? Yüzün gözün hep çökmüş, geldiğinden beri bir şey de yemedin."
"Aç değilim anne. Canım bir şey istemiyor."
"Olur mu öyle hiç? Bir şey yemezsen düşer kalırsın bir yerlerde. Hasta olursun, Allah korusun."
"Anne biraz eski odamda uzanabilir miyim? Yalnız kalmak istiyorum."
"Tabii oğlum, tabii." derken oğlunun gidişini seyreden kadın avuçlarını vah vah dercesine birbirine bastırarak kocasına umutsuz bir bakış attı. Yalnız kaldıkları an da devamını getirdi. "Yemeden içmeden kesildi bu çocuk. Hay Allah'ım ya! Görüyor musun başımıza geleni?"
"Tamam hanım, sen de ortalığı velveleye verme. Bir zaman geçsin bakalım. Zaman her şeyin ilacı."
Kocası kadar emin değildi bundan Fahriye Hanım. Ancak şu durumda onun söylediği gibi zamana bırakmaktan başka da çareleri yoktu. Mecbur bekleyeceklerdi.
●●●
Arabaya bindiklerinden beri ağzını bıçak açmayan kuzenine meraklı bir bakış attı Afet. Normalde konuşmayı pek severdi Volkan. Oysa şimdi yola dalmış, sadece susuyordu. "Modaevinden çıktığımızdan beri bir hâller var sende." Göz kırptı "Hayırdır?" diye sorarken.
Volkan başta omuz silkip "Yok canım bir şey, ne olacak?" dese de yanındaki kadının her şeyin farkında olan bakışlarıyla kesişiverdi gözleri. Daha fazla inkâr etmek de içinden gelmedi. Afet'le pek bir yakınlardı, birbiriyleriyle paylaşmadıkları şey yoktu. "Şu modaevindeki kız... Nergis."
"Hah! Ben de arkasından ne çıkacak diye bekliyordum." Umutsuz bakışlarla iki yana salladı başını. "Ama bu kez yanlış iz üstündesin, sert kayaya tosladın bence. O kız senin gönül eğlendirebileceğin birine benzemiyor."
Volkan da ilk etapta flörtöz yaklaşmasına rağmen Nergis'ten öyle bir enerji almamıştı zaten. Görür görmez çarpılmıştı kıza. Normalde ilk görüşte aşk zırvalıklarına pek inanmazdı. Buna aşk demek de ahmaklık olurdu ama gördüğü an etkilendiğini de gizleyemezdi. "Gönül eğlendireceğimi nereden çıkardın ki? Belki seviyeli bir ilişki istiyorum, ne biliyorsun?"
İnanmaz bakışlarla "Sen?" diye sorguladı Afet. "Rüyamda görsem inanmam." Volkan'ı en son ne zaman ciddi bir ilişkinin içinde görmüştü hatırlamıyordu bile kadın. Bunları sorgularken kısa bir düşünme anının ardından zihninde bir şimşek çaktı. "Sanırım onu nereden hatırladığımı buldum."
Beklentiyle kuzenine bakan Volkan "Nereden?" sorusunu yöneltti. Belki Afet'in bir bağlantısı o kıza yaklaşmasında işe yarardı.
Umutsuzca dudakları büküldü kadının "Yalnız işine geleceğini sanmıyorum." derken. "Şu Galatasaraylı futbolcu Onur var ya, gazetelerde onunla görüyordum. İlişkileri vardı galiba." Kuzeni Volkan, uzun yıllardır Amerika'da olduğu için buradaki haberlere uzak olması, dolayısıyla Nergis'le Galatasaraylı Onur'un ilişkisini bilmemesi normaldi. "Yani şansına küs, kızın başı bağlı."
Bundan pek hoşlanmasa da bakışları yola döndü Volkan'ın. Demek o yüzden soğuk ve ilgisiz davranıyordu kız ona. Garip bir şekilde bu durum ona daha da çekilmesine sebep olmuştu ama çapkın bir erkek de olsa Volkan'ın da kendine göre prensipleri vardı. İlişkisi olan bir kadına kur yapmazdı.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Cumartesi akşamları DE-MARKAJ sayesinde bir anlam kazandı benim için. O yüzden kitaba ilginiz için çok teşekkür ederek başlamak istiyorum bugün. 😍 Eski TRT spikerleri gibi giriş yapmama alışık değildiniz biliyorum ama teşekkür etmek geldi içimden. 💛❤️
Bölümümüzü nasıl buldunuz? Yeni karakter kilitleri açıldı. Bazıları geçici, bazıları kalıcı. Hangi yeni karakterlerimizi sevdiniz? İmkânınız olsa hangilerini adadan gönderirdiniz? 😂 Buraya yazabilirsiniz.
Volkan karakteri hakkında ne düşünüyorsunuz? Onur'un aklını başına getirecek birkaç numarayla mı kalacak yoksa Nergis'le bir gelecekleri olabilir mi? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. Ve hayalinizdeki Onur & Nergis sahnelerini de buraya yazabilirsiniz. Eğer ilginizi çekerse Romantizm türünde aktif olarak yazdığım SİYAH YILDIZLAR kitabıma da bir bakabilirsiniz. 💙 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
