36. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 35
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 35
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime · Okuduğun bölüm
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-35-
❝Nergis❞
Tuğçe'yle ilk birkaç günümüz çok eğlenceli geçmişti. Hele o ikinci gün eve geldiğimde kapıdan taşan yemek kokuları beni benden almıştı. İştahsızlıktan hiçbirini yiyemesem de. Güzeldi yani. Akşam çayları ne zevkliydi. Didem ve Olcay düğün alışverişleriyle çok meşgul olduğundan henüz Tuğçe'nin geldiğini görememişlerdi ama Olcay görseydi kesin takılırdı Tuğçe'ye. Onlar kuma gibiydi, sürekli atışırlardı.
Sonraki gün akşam yemeği biraz sessiz geçmişti. Ben yaptıklarını beğenmediğimi düşünmesin diye tabağımla oynarken Tuğçe'nin göz hapsine takılmıştım. Göz göze geldiğimizde yakalanmış bir çocuk gibi sadece gözlerinin içine baktım.
Tuğçe "Oyuna hile karıştırıyorsun ama." dedi ve soran bakışlarımın ardından açıkladı. "Hani ev arkadaşı olmam karşılığında yemeklerimi yiyecektin? O kadar mı kötü yaptıklarım?"
Son cümlesini kendi de inanarak söylemişti, biliyordum ama yine de açıklama gereği duydum. Usulca kaşığımı yerine geri bırakırken "Olur mu öyle şey? Saçmalama." dedim önce. Bir yanım hiçbir şey olmamış gibi davranarak kimseyi kandıramadığının da farkındaydı. İkiyüzlüce o eski neşeli hâlimi taklit etmek karşımdakileri aptal yerine koymaktan başka işe yaramıyordu. Bu yüzden dürüst oldum. "Canım hiçbir şey istemiyor. Gerçekten seninle bir ilgisi yok."
Omuz silkti Tuğçe "Biliyorum." derken. O da içinde bulunduğum duruma karşı buruk bir bakış attı. "Onur yüzünden olduğunu da biliyorum. Ama ne kadar süreceğini bilmiyorum Nergis. Bu daha ne kadar böyle olacak? Sen kaç akşam daha bu masadan aç kalkacaksın? Onu unutabilecek misin ya da unutmak istiyor musun?"
Onur'u unutmak istiyordum ama istemiyordum da. Onu unutmak demek çocukluğumu unutmak demekti. Geçmişteki güzel anları silgiyle silip izlerle dolu bir boşluk bırakmaya benziyordu. Hem ben onunla yaşadığım güzel anları unutmak istemiyordum ki. Beni ben yapan şeylerdi Onur'la geçen yıllarım. Sonu hayal kırıklığıyla bitse bile güzeldi. Ama sonu gelmişti.
"Bilmiyorum Tuğçe." İç geçirerek verdiğim bu yanıt beni bile tatmin etmemişti. Hayatımı daha ne kadar felce uğratacaktım ve bunu daha ne kadar görmezden gelecektim ben de bilmiyordum. "Onur'la önceki ayrılığımıza benzemiyor bu. Çocukken ayrıldığımızda ikimiz de biliyorduk bir parçamızın birbirimizde kaldığını. Ama şimdi... Şimdi aramızdaki masum aşkın bir yanı yabancılar tarafından kirletilmiş gibi. Bizi bir yabancı gelip tarumar edebilecek kadar zayıf olamazdı bağlarımız. Buna inanmak istemiyorum."
"Bak Nergis, Onur bir hata yapmış olabilir. Haklısın da. Ama kızmayacaksan abarttığını söylemek istiyorum. Sonuçta ortada bir ihanet yok, geri dönüşü olmayan bir hata yok. Görünüşe göre Onur da hatasının farkında, defalarca gelip senden af dilemiş. İkiniz de birbirinizi severken bu kadar kolay kestirip atmak sana iyi gelecek mi gerçekten?" Duraksayıp kurduğu "Herkesten önce kendini düşün." cümlesine kadar her şey düşünülebilirdi benim için. Ama önce kendimi düşünemezdim.
"Kendimi düşünemem Tuğçe. Benim kanseri yeni yeni atlatmış bir babam var. Gözler önünde yaşanan ilişkimdeki her pürüz onun kalbine, bedenine bir darbe şimdi. Hem sadece bu değil ki. Beni hayatında değil birinci plana, menajerinin gerisine koyan biri için ailemi daha fazla üzmeye hakkım yok." Omuz silktim umutsuzca. "Gerekirse ben üzülürüm ama artık ailemi üzmem. Ne yapalım? Bizim ilişkimizin ömrü de bu kadarmış. Bizim de kaderimiz buymuş."
Yargılayıcılıktan uzak, bilge bir bakışla karşılık verdi sevgili kuzenim. "Kendi kilitlediğin kapılara kader diyemezsin." Ve bu cümleyle noktayı koydu.
Belki de haklıydı. Onun söylediklerine ikna olmayı da çok istiyordum. Ancak sonra babamın söyledikleri geliyordu aklıma. Daha önce söyledikleri çıkmamış mıydı? Şimdi nasıl, hangi yüzle Onur'u savunup bitmiş ilişkimize yeni bir şans verebilirdim? Bunca darbeden sonra babamın karşısına geçip cesaretle söyleyemeyeceğim bir şeyi savunamazdım. Bencillik olurdu bu.
Zihnimi delice bir karamsarlık çukuruna sürükleyen düşünceleri kapımızın zil sesi böldü. "Ben bakarım." diyerek kalktım atik bir biçimde. Zaten bir şey yiyebildiğim yoktu, bari Tuğçe'nin iştahı otur kalk kapanmasın dedim.
Kapıdakiler de Didem ve Olcay'dı. Elleri kolları dolu bir biçimde içeri girerlerken Didem tam da evlilik arefesinde bir gelin adayı gibi coşkulu ve heyecanlı, Olcay da aynı oranda yorgun ve bitmiş görünüyordu.
Didem neşeyle "Gelirken yolda Handan teyzeyle karşılaştık, komşudan dönüyordu. Tuğçe gelmiş! Hiç söylemiyorsun." diyerek arkasına bile bakmadan içeri girdi. Tuğçe'yle yalap şap öpüşmeler, hoşbeşler.
Arkasında müstakbel kocasını bitkin hâlde bırakmak Didem'in pek de umurunda görünmüyordu. Olcay ise "Anam anam, bu neymiş ya..." diye söyleniyordu. Elindeki çantaları göstererek "Bunları nereye bırakabilirim?" diye sorduğunda ölmek üzere gibiydi. "İflahım kurudu, bir su ver allasen."
Kapının karşısındaki komodinin kenarını gösterdim "Şuraya bırak." diyerek. "Hadi içeri geç, kaynanan seviyormuş. Tuğçe döktürdü."
"Gelmiş mi o süpürgesiz cadı?"
Didem'in acımadığı kadar da vardı doğrusu. Azıck nefes alınca insanlara sataşmaktan geri durmuyordu. "Yalnız kuzenime süpürgesiz cadı demezsek..."
Omuz silkti adam. "E biz de süpürgeli cadı deriz." İçeri girer girmez "Kız tatlı cadı Sementa? Seni buralara hangi rüzgâr attı?" diye kuzenime takılmayı ihmal etmedi.
Tuğçe her zaman için kendini savunabilen hazırcevap biri olduğu için tepeden tırnağa süzdü karşısındakini. "İyi, senden n'aber? Sonunda evlilik korkunu yenmişsin bakıyorum."
"Ne evlilik korkusu kızım ya? Bu devirde evlenmek kolay mı? Ne kadar masraf çıkarıyor bir düğün, haberin var mı?"
Göz ucuyla bakıp "Allah haberdar etmesin." derken evliliğe bakış açısını da en net şekilde belli etmişti Tuğçe. "Gerçi senin için her devirde evlilik zor ya, neyse. Hâlâ Uğur Dündar gelip ikinci sınıf kebapçını kapatmadı mı?"
"Ağzından yel alsın cadoloz! Ekmek teknem orası benim."
Onlar birbiriyle takışırken ben de yavaştan sofrayı toplayıp birer kahve yapmaya koyuldum. Kahveyle ilgilenirken Didem'in aldıklarını ilgiyle inceleyip yorum yapıyordum.
"Ay hepsi çok güzelmiş, güle güle kullan can arkadaşım."
"Sağ ol bir tanem ya. Her şey çok güzel oldu." Gözlerini devirerek "Gerçi Olcay'ın cebinde akrep olmasaydı her şey daha güzel olabilirdi ama." sözleriyle arka odadaki Olcay'a laf çarpmayı da ihmal etmedi.
Çok yüksek sesle söylenmemesine rağmen arka odadan yanıt niteliğinde bir ses yükseldi. "Cimri değilim ben, cimri değilim hanımefendi! Tutumluyum sadece!"
Didem sesini kısarak "Hee, cimri değilsin aynen." dedikten sonra yumruğunun önce üstünü, sonra altını gösterdi. "Buradan tutup buradan yalayacak resmen."
Kısık sesle söylemesine rağmen söylediklerini duyan Olcay'dan cevap gecikmedi. "Ben ne Sabancıyım ne de Galatasaraylı Onur'um hanımefendi. Cep delik, cepken delik!"
Onur'un adını yeniden duyduğumda için bir burulsa da Didem'in bana hassasiyetle bakışlarını geçiştirdim. "Sen kusura bakma o dangozun ileri geri konuşmalarına."
"Ne dedi canım? Kötü bir şey demedi."
Her şeye rağmen onların bu eğlenceli hâllerine gülmeden edemedim. Didem'in Onur hakkında soru sormak için ıkınıp sıkındığını ancak bir türlü soramadığını fark etsem de ses etmedim. Sanırım benim için de artık bu konuyu konuşmak yorucuydu. Biraz daha kendimle kalmaya ihtiyacım vardı.
●●●
Günler sonra Volkan'ı modaevinin önüne getiren gelişme ne miydi? Kuzeni Afet'le Nergis hakkında konuştukları günün ertesinde yasak olmasından mıdır nedir o kızı bir türlü aklından çıkaramaması da etkiler arasındaydı ama asıl sebep bu değildi. Önceki akşam merakına daha fazla engel olamayıp Nergis hakkındaki haberleri araştırırken eski sevgilisi olan futbolcu Onur Büyüktuğ'la ayrılık haberlerine rastlamıştı. İçindeki umudu yeniden parlatan şey de onu modaevinin kapısına getiren de Nergis'in artık bekâr olmasıydı.
Buraya gelmeden önce bir çiçek almayı düşünse de son anda vazgeçmişti adam. Nergis denen bu kızın diğer kadınların etkilendiği şeylerden etkilenmediğini kısa zamanda kavramıştı. Üstelik laubalilikten hoşlanmadığını da görmüştü. Belki de onu cezbeden buydu. Kolay etkilenmeyen, mesafeli ve ulaşılmaz duruşu.
Kendisine pek aşina bir durum olmasa da elleri boş girmişti içeri. Birilerini arayan bakışları boş koridorda ilerlerken koridorun sonundaki aynalı odanın önünde durdu. Perdenin hemen arkasında, üzerindeki elbiseye aynadan bakan kızın gülümseyen yüzünü gördü. Soluk bir gülümsemeydi ama en azından kendisine gösterdiği somurtkan hâlinden iyiydi. Gülünce çekici olduğunu inkâr edemezdi.
Kendi hâlinde üzerindeki kıyafeti inceleyen kızın keyfini kaçıracağını bilseydi asla "Çok yakıştı." demezdi Volkan. Şaşkın bakışlarını kendisine çeviren kız perdenin arkasına saklanır gibi oldu ama duraksayıp yüzüne bakmakla yetindi. "Özel bir davet sanırım."
Nergis, her ne kadar bu pervasız adamı yeniden gördüğüne memnun olmasa da terslemedi. Soğuk bakışlarının altından "En yakın arkadaşımın düğünü." yanıtını verdi.
Elleri ceplerinde olan adam hemen arkasındaki duvara yaslanırken kaşları iddialı bir biçimde havalandı ve dudakları beğeniyle büküldü. "Gelini gölgede bırakacaksın desene."
Volkan denen bu adamın kendisine gereğinden fazla yakın davranışı ve onu buralarda sık görmesi hoşuna gitmese de kibarlığından ödün vermedi. Ona doğru bir adım atıp "Siz neden gelmiştiniz?" sorusuyla aralarındaki mesafeyi tekrar hatırlattı.
Karşısındaki adamsa bu tür şeylerden pek etkilenecek türde biri değildi. Kolay kolay kırılıp darılan biri bile değildi özel hayatında. Her şeyi boş veren, umursamaz bir yapısı vardı. Ancak Nergis'e dair canını sıkan ve aynı zamanda onu cezbeden şey, duvarlarını güçlü tutmasıydı. Ona hâlâ siz diye hitap etmekte inatçıydı. "Ne zaman şu siz kelimesini atacağız?" Onun gibi uzun yıllar Amerika'da yaşamış biri için bu mesafe fazla katıydı.
"Ben kullandığım mesafeli dilden çok memnunum." Hâlâ az önceki sorusunun yanıtına dair beklenti taşıyan bakışları adamın üzerinde gezindi. "Ne için geldiğinizi sormuştum."
Onun sinameki yanını kolay kolay aşamayacağını fark eden adam kısa bir pes ediş anıyla dudak büktü. "Simin Hanım'la iş konuşmaya geldim."
"Kendisi dışarıda. İzninizle, üstümü değiştirmem gerek."
"Tabii, tabii ben beklerim."
Kabine girip perdeyi çeken kadına dair her şeyi gizemli bulmaya başlayan adam, istemsiz de olsa arkasını döndü. Mahremiyete saygısı vardı. Perde kapalı da olsa kim gözler üzerindeyken rahatça üstünü değiştirebilirdi ki? Kendisi dışında.
Hâlâ giyinmekte olan Nergis "Neydi konu?" diye sordu merakla.
Kısa bir duraksamanın ardından elleri ceplerinde bir ileri bir geri yürüyen Volkan açıkladı. "Benim bir televizyon kanalım var, kanaldaki programlarımızda Simin Hanım'ın markasını ve tasarımlarını kullanmak istiyoruz. Hem onun markası adına da iyi reklam olur diye düşündüm."
Nergis, dış görünüşünden bu adamın bir medya patronu olabileceğini kırk yıl düşünse tahmin edemezdi. Kendisi öyle rahat, baba parası yiyen zengin işsizler gibi takılıyordu ki kendine ait bir mesleği olduğunu düşünmek zordu. Kim bilir, belki de babasının kanalında patronculuk oynuyordu. Bilemezdi ve umurunda da olmazdı Nergis'in.
Üzerini değiştirmiş bir biçimde kabinden çıkan kız kazağının kollarını düzeltirken "Anladım." dedi sakince. "Ben kendisini cepten bir arayayım."
Tam odadan çıkıp koridorda ilerlerken hemen cam kapının ardında içeri girmek üzere olan Simin Hanım'ı ve şaşırtıcı bir biçimde yanında da Turan Hoca'yı gördü. Onur'un teknik direktörü Turan Bey'in burada ne işi olabilirdi ki?
Turan Bey, Simin Hanım'la sohbet ede ede içeri girerken elinde bir tatlı paketi vardı. Nergis'i fark ettiklerinde ikisinin arasındaki o dostane sıcaklık yerini mahcup bir mesafeye bıraktı.
Nergis merakını saklamaksızın "Turan Bey?" diyerek onlara doğru yürüdü. Soran bakışlarından henüz kurtulamamışken "Hoş geldiniz." dedi sadece.
Simin Hanım ve Turan Bey arasındaki dost sıcaklığını hissedince belki de bu durumun kendisiyle ya da Onur'la aralarındaki ayrılıkla alakalı olmayabileceğini düşündü. Sonuçta dünya onun etrafında dönmüyordu öyle değil mi?
Volkan'ı fark eden Simin Hanım ise "Volkan Bey, hoş geldiniz." derken onun geliş sebebini en az Nergis kadar merak ediyor ancak ondan biraz daha kibar ve sabırlı görünüyordu.
"Hoş buldum Simin Hanım. Ben sizinle bir iş toplantısı için gelmiştim, önceden haber vermediğim için kusura bakmayın ama biraz ani gelişti."
Bu durumu anlayışla karşılayan kadın "Buyurmaz mısınız?" diyerek Volkan'ı odasına davet ederken Turan Bey'i geride bırakmanın hoşnutsuzluğunu taşıyordu. "Nergis, bize birer kahve söyler misin? Turan Bey'le kendine de söyle. Tatlıları da ikram edin. Sağ olsun Turan Bey tatlı yiyelim tatlı konuşalım diye getirmiş."
Nergis söyleneni yapıp Nur'dan yardım isteyerek kahveleri ve tatlıları hazırladığında Simin Hanım ve Volkan odada toplantıdaydılar. Simin Hanım tekliften hoşnut görünüyordu.
"Odama buyurmaz mısınız Turan Bey? Ayakta kaldınız."
Kahvesinden bir yudum alan adam, Nergis'in nazik teklifine oturaklı bir gülümseme sundu. "Yok, teşekkür ederim Nergis. Zaten çok kalmayacağım. Ben haddim olmayarak seninle konuşmaya geldim."
Simin Hanım toplantı arasında önemli bir telefon geldiği için iki dakikalığına çıkıp diğer odaya girdiğinde Volkan odada yalnız kalmıştı. Kapının önünde Turan ile Nergis arasındaki konuşmayı da cam kapının ardından ister istemez duyuyordu.
Nergis umutsuz bir bakışla "Tahmin ettiğim konu mu?" diye sorarken istediği son şey Turan Bey'i kırmaktı.
Usulca başını sallayan adam "Onur çok kötü durumda, Nergis." dedi. Bunları söylerken dürüsttü. "Belki de kariyerinin zirvesindeyken yere çakılacakmış gibi. Hiçbir şey umurunda değil. Herkese karşı agresif, gittikçe içine kapandı. Konu ne gerçekten bilmiyorum ama eğer affedilmez bir şey yoksa aranızda, belki de konuşmanız ikiniz için de iyi olur ne dersin?" Karşısındaki genç kızın yeniden söze girmesini beklemeden ekledi. "Bak, gönül işleri benim işim değil. Ben Onur'un hocasıyım. Ama aynı zamanda babası gibi de severim. Tüm takım oyuncularım benim çocuğum gibidir. Onunla barış falan demiyorum, kimse böyle bir şey söyleyemez. İlişki iki kişinin arasındadır. Ama bu durum Onur'un sahadaki durumunu da etkilediği için ilk ve son kez konuşmaya geldim. Umarım haddimi aşmamışımdır."
"Yok, Turan Bey, estağfurullah."
"Seni tanıdım ve sevdim Nergis. Ama şunu da çok iyi bilmeni istiyorum, Onur seni gerçekten seviyor. Çünkü hiçbir erkek sevmediği bir kadın için kariyerini böylesine hiçe sayıp tehlikeye atmaz. Beni anlıyorsun değil mi?"
Usulca başını salladı Nergis. Normal şartlarda bu konuşmayı herhangi biri yapsaydı sana ne diyebilirdi ya da kulak ardı edebilirdi. Ama Turan Bey'i tanımıştı ve duyguları karşılıklıydı. O da karşısındaki adamı sevmiş, saygıdeğer bulmuştu.
"Dediklerimi düşünürsen sevinirim."
"Sağ olun Turan Bey."
Konuşmaları tam da sonlanmak üzereyken arka odadan elinde telefonla çıkan Simin Hanım "Niye ayakta kaldınız Turan Bey? Buyursaydınız ya." dediğinde Nergis'e çok uzak bir kadın çıkmıştı içinden. Sanki her zamanki terör estiren Simin Hanım değildi de içinden daha kadınsı biri çıkmıştı. Mesafeli ama nazikti. Bir o kadar da baskılamaya çalıştığı bir ilgi hâkimdi sanki Turan Bey'e karşı.
İşin ilginç tarafı, takımda herkese kök söktüren Turan Bey de Simin Hanım'dan farklı görünmüyordu. Bu iki olgun insan birbiriyle konuşurken içlerinde gizli bir flört utancı saklıyor gibiydiler.
Bunları düşündüğü için kendinden utanmalıydı Nergis. Buraya kendisi için gelen Turan Bey'i de, ayrılık sürecinde desteğini esirgemeyen Simin Hanım'ı da böyle gördüğü için kendine kızdı sessizce.
Volkan ise az önce duyduklarının ardından yerinden kalkıp "Bizim de toplantımız bitmek üzereydi zaten." dedi yaşlı adama. "Buyurun, oturun lütfen."
Simin Hanım kendisine "Prensipte anlaştık o zaman." sorusunu yönelten Volkan'ı nazik bir baş işaretiyle onayladı.
"Sözleşmeyi gönderirsiniz." Volkan odadan çıkmak üzereyken Nergis'e döndü kadın. "Volkan Bey'i uğurlayıp gelirsin Nergis."
Başıyla onayladı kız. Simin Hanım elinde neredeyse dokunulmamış kahve fincanını gördüğü Turan Bey'e "Kahveniz soğudu, yenisini yaptıralım." dediğinde sırf biraz daha fazla bir arada olacaklar diye itirazda bulunmadı adam. Simin Hanım'ın yoğunluğunu görüyordu. Buna rağmen onu ağırlamakta kusur etmeyen kadın nedense ilk karşılaştıkları anki kadar soğuk nevale gelmemişti gözüne.
Simin Hanım gelen kumaşlarla ilgilenirken odaya girmekte acele etmeyen Turan, hemen kapının önünde az önce karşılaştığı adamın Nergis'e bakışlarını görmüştü. Ona mesafeli bir iş arkadaşı gibi değil de bir kadın gibi baktığını, onunla ilgilendiğini anlayacak kadar tecrübeye sahipti. Onu hiç ilgilendirmediğini bilmesine rağmen Simin Hanım'ın gelişini beklerken aralarındaki konuşmalara maruz kaldı.
Kapının önünde duran Volkan, kendisine git der gibi bakan kızın tavrını umursamadı. Biraz yüzsüzlüğün kimseye zararı olmaz diye düşünüyordu. Tabii bunda şu ana kadar tavladığı kadınların da etkisi büyüktü ya, neyse.
Arabasına doğru yürümeden önce kararsız da kalsa cesaretini toplayıp yeniden Nergis'e döndü. Ondan ters bir yanıt alma riskini aldı ve "Ne düşünüyordum biliyor musun?" dedi ve kızın bakışlarındaki merakı görünce özgüveni tazelendi. "Acaba akşam yemeğe davet etsem gelir miydin?" Hızla bir yanıt vermesini engelleyerek "Masum bir yemek." diye eklemeyi de ihmal etmedi.
Nergis içinse bu sorunun yanıtı baştan belliydi. "Maalesef sizinle yemeğe çıkamam." Karşısındaki adamın şansını zorlayacağı açıktı. Bu yüzden ağzını açar açmaz lafı geri tıktı kız. "Bakın Volkan Bey, ilk görüşte sizde nasıl bir intiba bıraktım bilmiyorum ama tanımadığım insanlarla yemeğe çıkmıyorum. Hatta ben yemeğe de çıkmıyorum. Evimde yiyorum yemeğimi."
Arabasına yaslanırken çapkın bir bakış attı. "Beni evine yemeğe mi davet ediyorsun?"
"Tabii ki hayır."
"Neden bana karşı bu kadar önyargılısın ki?"
"Önyargılı falan değilim." Kollarını kavuşturdu Nergis.
Az önce kavuşturduğu kollarına bakan Volkan ise "Beden dilinden biraz anlarım. Kollarını kavuşturmandan tut da bakışlarına kadar sürekli bana karşı mesafe koyuyorsun." derken ne düşünüyordu bilmiyordu doğrusu.
Hiçbir kadınla bu kadar açık konuştuğunu hatırlamıyordu. O daha çok kadınların hoşuna giden şeyler söylerdi. Şu anda olduğu gibi ilkokulda hoşlandığı kızın saçını çeken ya da ona sataşan olgunlaşmamış bir erkek çocuğu gibi davranmazdı.
"Volkan Bey, bakın bey diyorum altını çizerim. Ben size mesafe koymuyorum, aramızda zaten bir mesafe var. Simin Hanım'la iş yapacak olmanız, etrafındaki çalışanlara asılabileceğiniz anlamına gelmiyor." Adamın yeni bir söz söylemesine fırsat vermeden "İyi günler." diyerek içeri girdi.
Orada öylece kalan Volkan ise ilk kez bir sapık konumuna düşmüştü ve bunu yapan kızın tavrı tek kelime edemeyecek kadar kilitlemişti onu. Biraz ileri gitse de sapık gibi davranılmayı hak ettiğini düşünmüyordu, bu yüzden bozulmuştu. Ancak garip bir biçimde karşısındaki kıza da saygısı artmıştı. Mesafesini koruyan ve kişiliğini ortaya koyan kadınlar onun için her zaman daha etkileyici olmuştur.
Tek küçük sorun, bu inatçı kızı nasıl akşam yemeğine ikna edeceğiydi.
●●●
Nergis'siz kazandığı ilk maçtı ve onun için hiç de coşkulu olmamıştı. Zaten maçı izlemeye gelmediği için Nergis'le ayrılık dedikoduları da ayyuka çıkmıştı. Her kafadan bir ses çıkıyordu ve Onur zihnini susturamıyordu.
O akşam otel odasındayken ellerini başının arasına almış öylece düşünüyordu. Her şeyi düşünmüştü. Bir özür çiçeğiyle düzelmeyeceği için çiçek ya da hediye göndermek onda ancak ters etki yaratırdı. Maddi değer taşıyan hediyelerle geçiştirilebilecek değersiz biriymiş gibi hisseder ve daha çok kızardı. Sevdiği kadını, çocukluk aşkını tanıyordu.
Nergis'i yeniden kazanma konusunda her geçen gün umudunu yitirirken telefonu çaldı. Belki de kurtarıcısı olacak bu arama o an Onur için bir şey ifade etmese de ekranda Olcay'ın adını görünce bekletmeden açtı. "Olcay?" Nergis'le aralarında küçük de olsa bağ kuracak herhangi bir şeye tutunur gibi tutunmuştu telefona.
"Merhaba Onur, rahatsız etmedim umarım."
"Olur mu kardeşim? Estağfurullah. Nasılsın?"
"İyiyim, sağ ol. Sen?"
"Bence sen cevabını biliyorsun."
Olcay da farkındaydı Onur'un günden güne eriyip bittiğinin. Belki çok yakın dostu değildi ama ona renklerle bağlı bir taraftarıydı. Uzaktan görse bile anlardı bir şeylerin ters gittiğini. Nitekim Nergis yanı başındayken neyin ters gittiğini de anlamak zor olmasa gerekti.
"Kusura bakma abi ya, bunca derdinin arasında ben seni ne için arıyorum... Sanki nispet yapar gibi."
Onur'un kaşları çatıldı merakla. "Sahi, ne için aramıştın beni?"
Yanıtından adı gibi emin olsa da boş bulunup aradığı için "Didem'le evleniyoruz. Ben de dedim ki belki nikâh şahidim olur musun falan ama işte bu son olaylardan sonra..." dedi boş vermiş bir biçimde.
Onur'un aradığı fırsat ayağına kadar gelmişti. Top ayağına kadar gelip de gol atmamak olur muydu hiç? Didem Nergis'in en yakın arkadaşıydı. Nergis iki eli kanda bile olsa düğüne gelecekti, o kesin. Ama daha da güzeli, büyük ihtimalle şahit sandalyelerinde yan yana oturacakları ihtimaliydi. Eh, Didem de nikâh şahidi olarak en yakın arkadaşı Nergis'i seçerdi herhâlde öyle değil mi?
"Benimki de öyle boş-"
Olcay'ın sözünü hızla kesti "Olurum." diyerek. Teklife balıklama atladı adam.
Başta duyduğuna inanamayan Olcay "Nasıl yani?" diye sorsa da içindeki coşku anbean artıyordu. Gerçekten Galatasaraylı Onur onun nikâh şahidi mi olacaktı şimdi?
Ayağına gelen altın değerindeki fırsata sıkı sıkı sarılan Onur ise "Duydun işte. Ben senin nikâh şahidin olurum." dedi.
Bu düğün sadece Olcay ve Didem'in düğünü değil, Onur'un da Nergis'i yeniden görme, kendini ifade etme şansı olacaktı. Onur kararlıydı. Öyle hemen geri çekilmeye niyeti yoktu. Madem tüm bunların suçlusu kendisiydi, ne yapıp edip kendini affettirmenin bir yolunu bulacaktı.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Haftanın o gününe geldik. 😍 Nasılız, DE-MARKAJ'a kavuştuğumuz için mutlu muyuz?
Hadi bölüm kritiği yapalım. Sizce düğünde neler olacak? Tahminlerinizi buraya yazabilirsiniz. Bir de tabii Volkan faktörü var, ya o ne yapacak? Daha fazla şansını zorlayacak mı? Sonraki adımı ne olur? Buraya yazabilirsiniz. Hayalinizde hikâyeyle ilgili herhangi bir sahne varsa onu da buraya yazabilirsiniz. Şu an bu bölümü yazarken DE-MARKAJ'ın Spotify playlistini dinliyorum, öyle iyi geliyor ki. 🫠💛 Bol yorumlarınızı bekliyorum. ❤️ Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
