49. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 48
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 48
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime · Okuduğun bölüm
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-48-
❝Nergis❞
Normalde çizgiler, kesimler ve renkler konusunda iddialıyımdır ama şu an bildiğim tek şey, sevdiğim adamın kollarında nikâh masasına yürürken ne kadar heyecanlı olduğumdu.
Evet, sonunda o gün gelmişti. Düğünümüzün olduğu gün. Onur'la evleniyorduk. Şaka gibi. İnanamıyordum. Ve sanırım son ana kadar da inanamayacaktım. Oysa imzayı atana kadar evleneceğimize inanmayacağım diyen Onur'la ne çok dalga geçmiştim. Şimdi yanındayken kalbim güm güm atıyordu. Onun kalp atışlarının benimkilere karıştığını hissetmek muazzam bir duyguydu. Birbirimize ne kadar ait olduğumuzu bilmek.
Elbette her şey bu kadar toz pembe olmamıştı. Odada henüz makyajım yapılırken Onur, Olcay ve Didem'le birlikte hazırlıkları gözden geçirdik. Onur'un son pişmanlık neye yarar şarkısıyla ortama girebilecek patavatsızlıktaki arkadaşlarını davet listesinden çıkarmaya kadar her şeyi düşünmüştük. Zaten o tür arkadaşları da pek yoktu sağ olsun.
Evlilik hazırlıklarıyla kafayı bozup gerginleşen takıntılı tiplerden değildim. Onur'la evlenmeyi ne kadar istesem de onun kadar ısrarcı ve aceleci de davranmamıştım ama düğün tarihi yaklaştığında nedense içimi bir korku, telaş kaplayıvermişti. Sanki hiçbir şey yetişmeyecek gibi hissetmiştim.
Elbette aklımdan geçirdiğim hiçbir aksilikle dolu kehanet gerçekleşmedi. Her şey son derece yolunda gitti. Zaten hazırlık süresince annem, Fahriye anne ve Didem hep yanımda oldular. Yardımlarını hiç eksik etmediler.
Gelinlik konusunda o kadar hazırlıksızdım ve öylesine kafam karışıktı ki bir aksilik olacaksa bu kesinlikle gelinliğimle ilgili olacak diye düşünüyordum. O konuyu da koca bir sürpriz çözdü.
Düğüne haftalar kalmasına rağmen nasıl bir gelinlik giyeceğimi bilememenin kararsızlığı kafamı kurcalayıp duruyordu. Modaevinde düğün hazırlıklarımın son günlerine kadar çalışmayı planlarken Onur tarafından evliliğimize karşı heyecansız olmakla suçlanıyor oluşum bende pek kötü etki bırakmadı. Nasıl heyecan duymazdım ki? Çocukluk aşkımla evleniyordum.
Yine modaevinde olduğum günlerden birinde Simin Hanım beni odasına çağırıp sana bir şey göstermek istiyorum deyince meraka kapıldım. Sessizce odasına gittiğimde askıda spot ışıklarda parlar gibi duran müthiş bir gelinlik vardı. Beni çağırıp göstereceği şeyin muhteşem bir gelinlik olacağını düşünmemiştim. Tıpkı bu gelinliğin benimle bir alakası olabileceğini düşünmediğim gibi.
Öyle güzel ve zarif bir gelinlikti ki bu, çok özel bir müşteriye ait olduğunu düşünmüştüm. Benim olabileceği aklımın ucundan bile geçmemişti.
"Nasıl buldun?"
Simin Hanım'ın sorusunu kamaşan gözlerim yeterince cevaplıyordu ama yine de "Mükemmel." dedim nefessiz bir biçimde.
Askıyı gösteren kadının "Bu benim sana düğün hediyem." cümlesini duyduğumda neye uğradığımı şaşırdım.
Akışkan ipek saten bir gelinlikti bu. İlk bakışta insanın nefesini yavaşlatan cinstendi. Straplez üst beden, dantel kupürlerle vücuda zarifçe oturuyor, ne fazla iddialı ne de silik bir duruş sergiliyordu. Dantel, göğüs hattından bele doğru incelerek ilerlerken bedeni olduğundan uzun ve narin gösteren temiz bir görüntü yaratıyordu. Bence her gelin kendini olduğundan daha zayıf gösteren bir gelinliğe vurulur. Ben de vurulmuştum. Nefes kesici görünüyordu.
Etek kısmı kat kat tül değil; hafif, yumuşak ve adım attıkça dalgalanan bir yapıya sahipti. Tül, gelinliği kabartmak için değil de hareket katmak için yumuşakça kullanılmıştı sanki. Işık vurduğunda parlamıyor, sadece usulca varlığını belli ediyordu. Her oran ölçülüydü. Düşünüldüğü çok belliydi.
Bu bir prenses gelinlik değildi. Daha çok, kime ait olduğunu bilen bir gelinlikti. Kalite kokuyordu. Gösterişli bir gelinlikten çok, iyi tasarlanmış bir gelinlikti. Bu tam da Simin Hanım'ın imzasıydı.
Gelinlikten çevirdiğim bakışlarım heyecanla Simin Hanım'a döndü. "Ben... Bu şimdi benim mi?" diye sordum inanamayarak.
Alaycı gözleri büyüdü. "Bu yaştan sonra benim olacak hâli yok ya."
Tabii son günlerde Turan Hoca'nın buraya gelişlerinin sıklaşmasından sonra buna tam anlamıyla emin olamazdık ama en mutlu günümde Simin Hanım'dan azar yemek istemediğim için sustum. Gülüşmeler eşliğinde "Ben... çok teşekkür ederim." diyebildim sadece. "Bana böyle değerli bir hediye vereceğinizi düşünmemiştim."
Kadının düşünceli gözleri önce bedenimde dolandı, en son durağı yüzüm oldu. "Bu gelinliği kızım için tasarlamaya başlamıştım." Omuz silkerek "Sana kısmetmiş." dedi kadın. Bir yanının buruk olduğunu biliyordum. Kırık dökük olduğunu hissedebiliyordum. "Hep kendi kızımın gelinliğini tasarlamak, dikmek istemiştim ama dileğim gerçekleşemedi."
Bu hüzünlü bir hikâyeydi. Simin Hanım'ın kızından bir ölümle ayrılışı her zaman yüreğimi sızlatmıştır. O nedenle ister istemez gözlerimin dolduğunu hissettim.
"Hemen öyle gözlerini doldurma sulu göz." dedi Simin Hanım gülerek. "Ne olmuş yani? Ben de hayalimi bu şekilde gerçekleştirdim, olamaz mı? Sen hep beni ikinci bir anne gibi gördüğünü söylemiyor muydun?"
Duygusallığıma ve gözyaşlarıma daha fazla hâkim olamıyordum. Karşımdaki kadının da benimle aynı hisleri paylaştığını görmek çok garip ama aynı zamanda güzel bir histi. Onun da beni kızı gibi görmesi... "Bu gelinliği siz tasarlayıp siz mi diktiniz bir de?"
Başını ağır ağır salladı. "Her detayını."
Özel biri olmasa Simin Hanım'ın hiç kimseye bu kadar özenli bir iş çıkarıp üstelik bunu kendisinin yapmayacağını bilecek kadar tanıyordum. Bu bana o an öyle özel hissettirmişti ki.
"Simin Hanım... Ne diyeceğimi bilemiyorum. Kuru bir teşekkür dışında..."
Omzuma dokundu kadın. "Çok mutlu ol Nergis. Hayatın kızıma borçlu olduğu tüm mutluluk senin olsun. Bu benim için en güzel teşekkür olur, inan."
O gün Simin Hanım'a sarılırken ilk defa bu kadar sıcak bir hisle dolmuştum. Kendi ailem dışında, sonradan tanıştığım birinin beni bu kadar sahiplenip sevmesi, değer vermesi öyle iyi gelmişti ki.
Şimdi Onur'un kolunda, düğünümüzde nikâh masasına yürürken üzerimde Simin Hanım'ın gelinliğini taşımak benim için çok anlamlıydı.
Düğün basına kapalı yapılmıştı, aile arasında olsun istemiştik ancak bunun basını durdurmayacağını bildiğimizden henüz nikâh kıyılmadan sayısız fotoğraf vermekten görünmez olmuştum.
Düğünümüzün en matrak yanı neydi biliyor musunuz? Hayır, sonucunda Selim gibi aşka ve evliliğe inanmayan birinin Onur'un şahidi olması değil. Bu da incelenmesi gereken bir detaydı belki ama benim için en matrak şey düğün davetiyemizi maç biletleri gibi tasarlamaktı. Bu benim fikrim olmuştu ve çok da eğlenceli gelmişti. Onur başta böyle olmak zorunda değil dese de sonra bayılmıştı davetiyelerimize. Düğünde her detayın istediğim gibi olmasına özen gösteren Onur'a ait bir şeyler de olsun istemiştim. Hem bu basının da çok hoşuna gitmiş olmalıydı ki davetiyemiz günlerce sosyal medyada dolandı durdu.
Sosyal medya demişken... Ünlü birinin müstakbel karısı olmak artık o kadar da ürkütücü gelmiyordu. Flaşların yüzümde patlamasına ve buna gülümsemeye yavaş yavaş alışmıştım. Artık eskisi gibi rahatsız etmiyordu. Sonuçta sıcak bir mahallede oturan sıradan bir kızken bir anda bunlara alışmam beklenemezdi, kolay da olmamıştı ama Onur yanımdayken her şey çok güzeldi, daha kolaydı.
Onur'un dakikalar önce odadan almak için gelirken beni ilk gördüğü anı, gözlerinin parıldayışını görmek bile bugün için girdiğim tüm streslere değerdi. "Nergis çiçeği..." diye mırıldanmıştı hemen karşımda dururken. Yanımızda Didem, annem ve Fahriye anne varken usulca kulağıma eğildi. "Nefesimi kesiyorsun."
"Teşekkür ederim." derken utanmamaya çalıştım. Çünkü utanınca bunu gizleyemeyecek kadar şapşal görünüyordum ve kimse kendi düğününde havalı olmak varken şapşal görünmek istemez. "Sen de çok yakışıklı olmuşsun." dedim papyonuyla oynarken.
Güldü adam. "Eh işte, yaptık bir şeyler."
Günlerce nikâh masasıyla ilgili bile karmaşa çıkan bu düğünün yılın düğünü olduğunu söylememe gerek yoktu sanırım. Bunlardan en önemli sebep elbette Onur Büyüktuğ'un düğünü olmasıydı. Düşünsenize, paparazzilerin şöyle ağız tadıyla bir kadınla bile yakalayamadığı ünlü bir futbolcusun ve çocukluk aşkınla evlenip piyasadan çekiliyorsun. Magazin için çok sıkıcı bir hikâyeydi ama buna rağmen düğünde basının ilgisi fazlaydı.
Nikâh masasındaki krizin sebebine gelirsek... Önce nikâh şahidimin Didem olmasını istemiştim ama Olcay şahit koltuğunda oturmak için kendini yerlere atınca Didem hakkını Tuğçe'ye devretti. Şahit koltuğunda Tuğçe'nin oturacağını öğrenen Selim ise Onur'un şahidi olmak için bin dereden su getirerek diğer koltuğa oturmayı başarmıştı. Eh, tabii bu düğünün yarısında Olcay'ın somurtup oturmasına sebep olsa da Onur düğünle ilgili konuşmasında Olcay hakkında güzel şeyler söyleyeceğinden bahsederek almıştı bizim koca bebeğin gönlünü.
Nikâh sırasında "Evet." dediğim an babamla göz göze geldiğimde buruktu bakışları. Ama mutluydu. Gülümseyerek alkışlamıştı. Gözlerinde doğru olanı yaptığımı görebiliyordum. Beni desteklediğini. Bir kız için babasının desteğini arkasında hissetmek çok özel ve önemliydi.
Odada hazırlanırken de düğünden bir gece önce de söyledikleri çok anlamlıydı. Bana "Onur seni gerçekten seviyor kızım. Bunu gözlerinde görebiliyorum ve mutlu olacağınıza inanıyorum." demişti. "Ama bir gün olur da verdiğin karardan pişman olursan, üzülürsen her an arkanda olduğumu bilmeni istiyorum. Baban hep senin yanında. Hiçbir şey için üzülmek zorunda değilsin. Mutlu olmadığın hiçbir şeyi sürdürmek zorunda değilsin. Ben kapı gibi arkandayım."
Babamın o sözlerini gözlerim dolmadan dinlemek de hatırlamak da mümkün değildi. Her düşündüğümde ne kadar şanslı biri olduğumu bir kez daha anlıyordum. Benim babam dünyanın en iyi babasıydı. Ve her zaman benim kahramanım olarak kalacaktı.
Onur'un nikâh memurunun sorusuna "Evet." deyişi ise bambaşka olmuştu. Bana bakarken gözlerinin parladığını ve ne kadar heyecanlı olduğunu görmek paha biçilemezdi. İkimiz için de dünyanın en büyülü anıydı. Hastalıkta ve sağlıkta her zaman birbirimize ait olacağımızın sözünü vermek.
Nikâhtan hemen sonra, ilk düğün dansımızdan önce Onur mikrofonu eline aldığında Allah dedim, yine bir şeyler olacak. Çünkü Onur bir düğünde eline mikrofon alırsa yandığımızın resmidir. Bunu artık hepimiz biliyorduk.
Onur bunu ilk yaptığında ailemin ve herkesin içinde bana evlilik teklifi etmişti. Son yaptığında ise babamı düğün için ikna etmek adına türlü şapşallıklar yapmıştı ancak her ikisi de beni kendine yeniden, daha fazla âşık etmesi için yeterli olmuştu. Her seferinde ne kadar doğru birini seçtiğimi hatırlatıyordu bana. Onunla evliliğin bir sorumluluk değil de eğlence olacağını hissettiriyordu.
"Sevgili misafirler, bu güzel günde bizi yalnız bırakmadığınız için gerçekten çok teşekkür ederim." Derin bir nefes aldı. Yerinde duramıyordu. Bayramlık çocuk gibi heyecanlı oluşu gözlerinden okunuyordu. "Bugün benim en mutlu günüm. Çocukluğumdan beri kurduğum hayalleri tamamlayan bu ana eşlik ediyorsunuz, iyi ki varsınız. Bu süreçte bize destek olan tüm dostlarımıza teşekkür ederim." Eliyle herkese sunar gibi gösterdi Olcay'ı. "Ve en başta can dostum Olcay'a sonsuz teşekkürler."
Gururla göğsü kabaran Olcay sanki o an için beklemiyormuş gibi önemsemeyen, havalı bir tavırla "Ne demek canım, arkadaşlık görevimiz." gibi şeyler söylüyordu. Diğer davetliler için neyse de onu yakından tanıyan bizler için çok inandırıcı bir tepki değildi, orası ayrı.
"Ve teşekkür etmem gereken biri daha var." Gözleri babamı buldu. "Şinasi babaya çok teşekkür ederim, Nergis gibi bir evlat yetiştirdikleri için hem Handan anneye hem de Şinasi babaya ne kadar teşekkür etsem az ancak bu teşekkürümün sebebi ayrı. Evliliğimize destek olduğunuz için, kızınızı bana layık gördüğünüz için çok teşekkür ederim. Bu Nergis için olduğu kadar benim için de kıymetliydi. İyi ki varsınız."
Babamın gözlerine baktığımda artık o kayınpeder damat çekişmesinden eser kalmamıştı. Mutluydu babam. Gerçekten mutluydu. Benim mutluluğumu paylaşıyordu. Benim için en önemli olan da buydu. Ailemle mutluluğumu paylaşabilmek, yanımda sevdiğim adamla beraber...
Düğün dansımız sırasında ayaklarım yere basmıyordu sanki. Kollarımı Onur'un boynunda birleştirdiğimde yorgundum ama her şeyi halletmenin verdiği o huzuru tüm bedenimde hissediyordum. Başımı onun göğsüne yasladım. "Yine çaldın babamın kalbini."
Güldü Onur. "Kalp çalmakta fena değilimdir."
Başımı hızla kaldırdım. "Başka kimlerin kalbini çaldın da öyle flörtöz konuşuyorsun?"
Kısa bir an kıskançlığımı gözlerimde izledikten sonra zevkle güldü. "Kızının kalbini de çaldım ya, onu kastediyorum." Kaşları bilmiş bilmiş havalandı. "Sen ne sanmıştın ki?"
"Hainsin biliyor musun?"
Dudakları kıvrıldı adamın. Çenesini saçlarıma yaslarken nefes verdi. "Anneme Fahriye anne demişsin."
"O da benim bir annem değil mi? Derim tabii." Omuz silktim. "Küçüklüğümden beri bana annelik etti sonuçta. Senden ayırmadı hiç."
"Öyle mutlu olmuş ki bana anlata anlata bitiremiyordu."
Huzurla tebessüm ettim. "Onu mutlu etmek ne kolay."
"Seni hep çok severdi zaten bilirsin."
"Bilirim. Ben de onu çok seviyorum." Müzik eşliğinde başımı yeniden göğsüne yasladığımda "Çok mutluyum Onur."
"Bir de bana sor."
"Gerçek olamayacak kadar büyük bir mutluluk bu." diye mırıldandım.
Başını hafifçe eğdi yüzüme bakarken. "Korkuyor musun yoksa?"
Onur'a karşı hep dürüst olmuştum. Bu sefer de yalan söylemek istemedim. Dudağım düşünceli bir biçimde bükülürken "Ne yalan söyleyeyim, birazcık korkuyorum." yanıtını verdim parmağımla küçülterek. "Ama sen yanımda olduğun sürece korkmamam gerektiğini de biliyorum."
Cevabım üzerine memnuniyetle gülümsedi adam. "Söz veriyorum sana Nergis çiçeği, evlendiğimize bir gün bile pişman olmayacaksın."
Yüzündeki o huzuru, kendinden emin ifadeyi görmek beni yeterince ikna etmiyormuş gibi gözlerimin içine bakarak söyledikleri... Onur'a sonuna kadar güveniyordum. Evlilik gibi benim için ürkütücü bir yola çıkabileceğim tek kişiydi bu. "Peki ya sen pişman olursan?"
Kaşları çatıldı. "Efendim? Duyamadım?" Dans ederken beni hafifçe etrafımda döndürüp tekrar elimi tuttuğunda "Ben seninle evlendiğime bir an bile pişman olmam. En büyük hayalimdi seninle sonsuza dek yaşamak."
Hayretle havalandı kaşlarım. "Galatasaray'da oynamaktan bile mi daha çok?"
"Sen yanımda olmadığın sürece dünyanın büyük başarılarını da elde etsem tamamlanmış hisseder miyim sanıyorsun?" Gözlerime bakarken söylediklerine dair tek bir tereddüt bile barındırmıyordu yüzünde. "Çocukken hayaller kuran Onur'a verdiğim sözü tuttum ben bu gece."
"Ne sözü?"
"Seninle Salim amcanın pilavcısına kaçtığımız akşam kendime bir söz vermiştim. Bir gün Nergis çiçeği benim karım olacak demiştim. Bugün kendime verdiğim tüm sözleri tuttum ya ölsem de gam yemem."
"Delisin sen." Başımı onun boynundaki boşluğa yasladığımda onun nefesini üzerimde hissetmenin verdiği güveni tarif edemezdim.
Gözlerimin içine bakarak "Bir yerde okumuştum. Şöyle diyordu..." dedi ve kısa bir an gözlerini kıstı düşünceli bir biçimde. "Nergis, sabrı öğreten bir çiçektir. Kışın ortasında açar." Anlamlı gözleri benimkilere daldı. "Sen bana sabrı ve gerçek aşkı öğrettin Nergis çiçeği."
"Onur..." Mutluluktan gözlerim dolarken ne diyeceğimi bilemedim. Öyle mutluydum ki...
Onur, bu hayatta ailemden sonra güvendiğim tek insandı. Her şeye rağmen yollarımızın kesişmesinin bir anlamı vardı, bunu ilk anda hissetmiştim ama korkularım vardı. Acaba Onur beni unuttu mu, hayatına başkaları girdi mi, eskisi gibi beni sevmiyorsa ne yaparım gibi ardı arkası kesilmeyen korkular. Şu an kollarında olduğum adamsa tüm korkularımı söküp atmıştı içimden. Biz Onur ve Nergis'tik. Sarsılabilirdik ama asla yıkılmazdık. Yıkılmamıştık da.
Düğünün ilerleyen saatlerinden bahsetmesem daha iyiydi sanırım. Dans müziğinden sonra halaylar mı dersiniz, horonlar mı dersiniz... Bir Sinoplu olarak Mustafa babanın karşılama oynamasını, horon için tüm enerjisini harcayışını izlemek pek zevkliydi. Ama kabul etmeliydim ki bu düğünde en çok halay çeken Olcay ve Selim olmuştu. Selim pek anlamıyordu ama kendini Olcay'ın ritmine kaptırarak eğlendiğini uzaktan bile hissettiriyordu. Felipe'nin durumu ondan da komikti. Halayın ne olduğunu bile bilmezken değişik figürler denemesi hepimizi eğlendirmişti. Olcay sanki ruhunu ortaya koymuş gibi tüm gücüyle halay çekerken ve Felipe'ye de öğretmeye çalışırken çok mutluydu.
Didem "Biraz yavaş ol, kolumu kopartacaksın!" dese de Olcay'ı durdurabilene aşk olsun.
"Onur'um bir kere evleniyor, heyt be!" Karısının onu yavaşlattığını görünce de "Hadi sen yoruldun, git dinlen biraz. Yavaş olanlar çıksın, kasıyor!" demeyi ihmal etmedi. Onların bu hâline gülmekten kendimizi alamamıştık.
En sonunda kendimizi arabaya attığımızda baş başa olmanın verdiği heyecan tüm kanımızı coşturuyordu. Arabayı kullanan Onur usulca bana döndü. "Mutlu musun? Her şey içine sindi mi?"
İç geçirdim "Çok..." yanıtımla. "Ayrıca benim bir düğünden pek de büyük beklentilerim yoktu. Damadın kaçmaması, halaya zorlanmamak ve romantik bir dans. İşte hepsi bu kadar."
Güldü yola bakarken adam. "Ben de bugün dünyanın en mutlu insanıydım."
Başımı omzuna yaslarken yorgundum ama tatlı bir yorgunluktu bu. "Sen yanımdasın ya, daha ne isterim ki..."
Araba otelin önünde durduğunda şaşırdım. "Evimize gitmiyor muyuz? Niye burada durduk?"
Omuz silkti Onur. "Selim Bey'in işleri işte. Düğün hediyesiymiş."
Beş yıldızlı bir oteldi burası. Girer girmez gördüğümüz ihtimamın haddi hesabı olmadığından bahsetmeme bile gerek yoktu. Odaya çıkana kadar herkese gülümsemekten bir hâl olduk ama çalışanlar gerçekten çok şekerdi. Hatta resepsiyonist kız çok yakıştığımızı bile söylemişti. Nedensizce pamuk gibi olmuştum onu duyunca.
Odaya çıktığımızda eşyalarımıza yardımcı olan belboy çocuk çok heyecanlıydı. Onur bahşiş vermeye çalıştığında şiddetle karşı çıktı. "Olur mu hiç? Senden para alır mıyım abi?"
Onur sahte bir kaş çatışla "Olmaz öyle. Bu senin emeğin, al bakalım." diyerek zorla sokuşturdu gömleğinin cebine.
"Onur abi, ben senin çok büyük hayranınım." dedi nefes nefese.
"Sağ ol kardeşim, teşekkür ederim."
"Bunu da burada söylemenin sırası mı bilemedim ama... Bir fotoğraf çektirebilir miyiz?"
Bana kısa bir bakış atan Onur'la karşılıklı tebessüm ettik çocuğun heyecanlı hâline. "Hadi çek bakalım."
Ben bir adım geri çekildiğimde çocuk heyecanla ikili fotoğraflarını çekti. Sonra bana döndü. "Bugün özel bir gün. Sizi de çekeyim, anı kalsın."
Bizden onay bekleyen bir bakış atarken Onur'la bakıştık. İkimiz de mutlu olmuştuk, en çok da ben. Artık Onur'un hayranları tarafından da kabullenildiğimi görmek güzel bir duyguydu. Eskiden bunun dışında kaldığımı hissetsem de şimdi çarklar tersine dönmüştü. Artık Onur abilerinin karısıydım. Bunu düşünürken en samimi gülümsememi sundum fotoğrafta.
Odada yok yoktu. Şampanyalar, çilekler, çikolatalar, neler neler... Hep güldüğüm o şeyi de yapmışlardı. Hani şu yatakların üstüne havlulardan kuğular, gül yaprakları. Gülmekten karnıma ağrılar girecekti.
Yatağı göstererek "Baksana, havludan kuğu yapmışlar." dedim ve güldüm. "Hep gülerim buna, Allah'ım ya rabbim ya..." Başımı iki yana sallayarak güldüm. Onur da aynı gülüşle karşılık verdi.
Baş başa kaldığımızda garip bir sessizlik oluştu. Sanki ikimiz de uzun zamandır bu anı beklemiyormuşuz gibi dut yemiş bülbüle dönmüştük. Ben odada yavaş adımlarla gezinirken "Burası da ne sıcak oldu böyle..." diye mırıldandım. Bakışlarım Onur'u süzdüğünde o da papyonunu çözüyordu.
Gömleğinin birkaç düğmesini çözen adam ofladı. Yüzünde utanç ve biraz da heyecan vardı. Benim gibi elini kolunu nereye koyacağını bilemiyordu. Yatağın üstündeki havludan kuğuları kaldırdım. "Bunları yapmak da kimin aklına gelmiş anlamadım gitti valla. Kim kuğuların gözü önünde sevişmek ister ki?"
Bakışları beni bulan adamın biraz utangaç biraz da hoşnut bir gülümsemeyle kıvrıldı dudakları. "Ne dedin sen?"
"Kimin buluşuymuş bu havludan kuğular dedim."
Ağır adımlarla bana doğru ilerlerken "Onu sormuyorum." dedi hınzırca. Az önce bana attığı utangaç bakışlardan eser yoktu şimdi. "Sevişmek dedin."
"Ay Onuur, sen de! Senin de aklın fikrin orada!"
Gözleri hayretle açıldı adamın. "Benim mi aklım fikrim orada? Sen değil miydin düğünden haftalar önce bana sırnaşan?"
"Kim? Ben mi? Kuru iftira!"
"Hatırla! Evlenmeden olmaz demeseydim beni yatağa atacaktın hani."
"Onur, bak tepemin tasını attırma benim. Ben o gün sadece bir kerecik seni öpmek istemiştim. Yani hayatında elini yemeğe vurmayan adam benim için uğraşmış, yemek yapmış. Teşekkür anlamında yani."
"Daha az önce sen dedin sevişelim diye!"
"Sevişelim demedim, sevişmek dedim!"
"Ne yani, istemiyor musun?"
Soru dolu bakışlarına alaycı bir gülüşle karşılık verdim. "İstemiyorum değil." Ofladım. "Konuyu nereden nereye getiriyorsun ya!"
Hemen yanı başımda duran adam bana tepeden bakarken gülümsedi. "Hayranlarım nasıl da seni yenge olarak benimsemiş gördün değil mi?" Bunu söylerken elleri ceplerindeydi ve o da en az benim kadar mutluydu bu durumdan.
"Evet, çok şeker bir davranıştı bence. Seni de çok seviyorlar, belli."
"Severler. Hele bir de bu sene kupa getirdik mi, bak gör nasıl mutlu olacaklar."
İkimiz de öyle sessiz ve utangaçtık ki bu hâlimize biz de şaşırmıştık. Yatakta yan yana oturduk. Sanki ilk defa baş başa kalmışız da bu anı beklemiyormuşuz gibi.
Yatağa uzanıverdik yan yana. Ayakkabılarımı yataktan aşağı sarkıtarak ayaklarımdan atıverdim. "Davul gibi şişmiş ayaklarım ya."
"Sorma, ne yorucu şeymiş şu düğün."
"Sonunda muradımıza erdik."
Göz ucuyla bana bakan adam "Ben muradıma erdim." derken iğneleyiciydi. "Sana kalsa sonsuza dek nişanlı kalacaktık. Hiç oralı değildin."
"A-a, şuna bak! Neden öyle dedin ki şimdi?"
"Şinasi baba acele etmeyelim dediğinde sesin çıkmıyordu."
"Onur bak beni delirtme! Zaten senin yüzünden adım evlilik meraklısına çıkmıştı, bir de kalkmış oralı değildin diyorsun!" Hızla döndüm ona yüzümü. "Ben ne kadar sabırsızdım biliyor musun? Her gece uyurken kuş gibi çarpıyordu kalbim. Bir aksilik çıkacak diye ödüm kopuyordu."
Sevimli bir bakış attı bana. "Gerçekten mi?"
"Yok yalancıktan."
Alayla verdiğim cevap üzerine ikimiz de gülüştük. Yan yana uzanmış hâlde, o bana utangaç bakışlar atarken ben de ayaklarımı yatağa doğru sarkıtmış bir o yana bir bu yana sallıyordum. Bu hâlimizle iki haylaz çocuk gibiydik.
İç geçirerek "O beklediğimiz an geldi sonunda." dedi Onur. Bakışları beni süzüyordu. "Artık karımsın."
"Sen de benim kocam."
Gözlerini kapatırken alt dudağını ısırdı. "Allah'ım, bana bunu duymayı da nasip ettin ya sana şükürler olsun."
Güldüm onun bu mutlu hâline. Benim de ondan eksik kalır yanım yoktu. Ona bakışımı yakaladığında gözleri gözlerimdeydi. Anlamlı bakışlarında tek bir şey görüyordum. Tatlı bir utanç da olsa alev alevdi gözleri. Dudakları bana yaklaşırken de, dudaklarımı tutkuyla öperken de bu değişmedi. Aksine daha da arttı.
Sağ eli boynumu yumuşakça kavrarken onun tenime değen teniyle bile elektrik çarpmış gibi hissediyordum. Gözlerimi kapattım öpüşlerine karşılık verirken. O anın tadına varmak istedim.
Artık kaçmak yoktu. Saklanmak yoktu. Birbirimize aittik. Tamamen. Bekleyiş bitmişti. Sabretmek zorunda olduğumuz zamanlar geride kalmıştı.
Gelinliğimin küçük düğmelerini çözerken "Simin Hanım da şövalye zırhı giydirseydi bari." diye söylendi Onur. O hâline bir kez daha güldüm. Öyle sabırsız ve tatlı görünüyordu ki. "Çöz çöz bitmedi." Gülüşüme karşı bakışları yumuşadı ve içinde bulunduğumuz duruma o da güldü.
Düğmelerden kurtulup fermuarı aşağıya indirdiğinde derin bir nefes almıştı adam. Sesli bir nefesti bu. Çıplak sırtıma değdi avuç içi. Sıcacıktı. Bense ürpermiştim.
Gelinliğim yeri boyladı. Kendimi onun karşısında çıplak hissetmek garipti. Birbirimize yabancı olduğumuz tek bir yanımız bile kalmamıştı oysa. Ama yine aynı heyecan. O ilk heyecan.
Gömleğini çıkarırken onun üzerimdeki varlığı heyecanla titrememe sebep oldu. Pantolonundan kurtulduktan hemen sonra vücuduma geri dönen dokunuşları kırmızı bir sinyal çakıyordu. Elleri belime indiğinde nefesimi tuttum.
Dudaklarımdaki dudakları usulca geri çekildi dinlenircesine. Yutkundu bana bakarken. "Sen şimdi benim misin?" Buna inanamayarak bakıyordu yüzüme.
Anlamsız bir biçimde alev aldı yüzüm gözlerimi ondan kaçırırken. "Öyle görünüyor."
Nefes aldı. Her anın tadını çıkarırcasına yavaştı. Heyecanını göğsümün üzerindeki kalp atışlarından hissediyordum. Bu kez öpüşleri yüzümün her zerresinden sıyrılıp çeneme, boynuma ilerledi. En sonunda da göğsümün hemen üzerinde durdu.
Hâlâ bakışları benden izin alır gibi nazikti. Oysa ben heyecandan nefesimi tutmuş, kalbinin sesini dinlemesini bekliyordum. Sağ elim çıplak sırt çukurunda tüy gibi gezinirken nefesinin gerildiğini hissettim. Ciğerlerine hapsolmuş sıcak nefes izleri çıplak göğsümde yer bulmuştu.
Elleri nezaketten sert bir tutkuya dönüşen dokunuşla belimde sabitlendi. Dudakları ise göğüslerimi hiç olmadığı kadar şehvetli öpücüklere hapsetti. Öpüşleri tuttuğum nefesimin ardından serbest kalan iniltilere ev sahipliği etti. Birbirini izleyen dakikalar ise tüm bedenimi ateşe çevirdi.
Diliyle vücudumun her zerresini keşfederken onun gibi nazik ve uzaktan utangaç görünen birinden böyle cesur dokunuşlar beklemiyordum. Her hareketinin beni kendimden geçirmesini de. İlk kez olmamasına rağmen sanki ilk yakınlaşmamızmış gibi heyecan vericiydi. Tüm duygular tazeydi.
İkimizin de hazır olduğu bir anda içimdeki yerini aldığında bu kez hapsolan nefesim boğuk bir inilti gibi çıktı dudaklarımdan. Onun ağzından çıkan sesle çarpıştılar. Sanki büyük bir savaşın alev topu gibi bir çarpışmaydı. Dudaklarımız birbirine yaslıyken her hareketiyle derinleşen iniltilerimiz eşlik etti bize.
İçimde önce yavaş bir hareketle gidip gelirken saniyeler içinde ikimizin de kontrolünden çıktı her şey. Artık utanç yoktu. Kontrol yoktu. Birbirimize karşı nazik olmak? Hiçbir şeyin yeri yoktu. Sadece içgüdülerimizi dinler olmuştuk. Hiç de fena olmamıştı. Tüm gerginliği geride bıraktığımız an rahat bir nefes almıştık. Birbirimizin gözünde nasıl görünürüz korkusu bitip gitmişti. İkimiz de mutlu olmaya bakıyorduk.
Hareketlerini kontrol etmeyi bırakan adam "Durmamı istediğin anda söyle." dedi nefes nefese. Bense durmasını istemiyordum ama başımla onayladım sadece. Avuçlarım sırtını sertçe kavrarken istediğim tek şey daha fazlasıydı. Onu kendime bastırdığımda bunu hisseden adam içimdeki hareketlerini derinlere gömüp hızlandırdı.
Kendimi bulutların üstündeymiş gibi hissediyordum. En güvenli yerdeymiş gibi. Çünkü sanırım en güvenli yerdeydim. Sevdiğim adamın kollarında. Artık kocam olan adamın kollarında. Ve şu an içimde yer alan adamın kollarında.
Ne kadar sürdüğünü bilmediğim bir süre boyunca kendimi tozpembe bulutların arasında hissediyordum. Başta bacaklarımın arası olmak üzere tüm vücudum zevk dolu bir karıncalanmanın esiriydi. Gözlerimi kapadığımda onun sabırsız nefesini boynunda hissetmek, içime bıraktığı dalgalar, en sonunda gelen rahatlama hissi... Her şey abartıdan uzak ama bir masal kadar kusursuzdu.
Üstümden doğrulan adam yüzüme çok büyük anlam ifade eden bir bakış attı. Üzerimden kalkıp hemen yanıma uzanırken hâlâ nefeslerimizi kontrol etmeye çalışıyorduk. O ilk anki utangaçlığın yerini mutluluk almıştı. Sonunda bir arada olmanın, engelleri aşmanın verdiği o saf mutluluk.
Bir süre tavanı seyrettikten sonra yüzümü ona döndüğümde bakışlarını üzerimde hissettim. Parlayan gözleri beklentiyle bana bakıyordu. Dayanamayıp "Ne?" diye sordum sabırsızca.
"Sadece bu güzel kız benim mi diye bakmıştım." Omuz silkti. "Hâlâ inanamıyorum."
"İnansan iyi olur." Başımı göğsüne yaslamadan önce parmağımla burnuna dokundum. "Artık kurtuluşun yok."
Kaslı kolunu bana sararken kaşları tembelce kalktı. "Kurtulmak isteyen kim acaba?"
"Bilemem artık. İki gün sonra sıkılırsan iade kabul etmiyoruz."
Tebessüm etti. "Sen benden gitsen de ben senden gidebilir miyim acaba?" Eli saçlarımda kaybolurken dudakları alnımda gezindi.
Gitmek mi?
Onur'dan gitmek en kötü kâbuslarımın bile konusu olamazdı. Hem de kavuşmak için bu kadar çabalamışken.
Haylaz bakışları beni bulan adam "Maçın burada bittiğini düşünmedin herhâlde?" derken bu kez kaşları hayretle havalanan bendim. "İkinci yarıya var mısın?"
Tıpkı onun gibi biraz muzır, biraz şehvetli bakışlarımla onayladım. Bu kez neredeyse tüm gece sürecek daha sert bir raund için dudaklarının yeniden dudaklarımı bulması saniyelerini bile almadı.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Ayyy, sürpriiizzz! 🎁 Yeni bölüm getirmek istedim çünkü neden olmasın? İçimden geldi. 🥹
Bu bölüm benim bebiklerim evlendi biliyorsunuz mu? 🥹 Gerçi okuduğunuza göre biliyorsunuzdur. ❤️🤣 Şu an çok mutluyum. En az Nergis ve Onur kadar. Siz de mutlu musunuz? Bölümümüzü nasıl buldunuz? Buraya yazabilirsiniz. Peki düğünümüzü nasıl buldunuz?
Dolu dolu, uzun bir bölüm bıraktım size. Ona göre bol yorum beklerim işte o kadar! 🙂↔️ Sizce bundan sonra çiftimizi neler bekliyor olabilir? Tahmin ve teorilerinizi buraya, varsa hayalinizdeki Onur ve Nergis sahnelerini, istek sahnelerinizi de buraya yazabilirsiniz. 🩷 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
