38. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 37
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 37
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime · Okuduğun bölüm
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-37-
"Dâhiyane fikrinin meyhane olduğuna hâlâ inanamıyorum Kurti." Bunu söyleyen henüz rakısının ikinci kadehini bitirememiş olan Selim'den başkası değildi.
Bıkkın bir biçimde rakısından yeni bir yudum alan Onur'sa yüzünü ekşittikten sonra "Boş ver abi ya, aslında iyi oldu. Açılırız biraz." dedi.
Garson kendisine "Siz ne alırsınız Onur Bey?" diye sorarken en elit tavrını takınmaya çalışıyordu. Onur'unsa o an hiçbir şey gözünde değildi.
"Ben Nergis-" duraksadı zihninde sürekli yankılanan ismin diline vurması üzerine. "Şey, rakı. Ben de rakı alayım."
Selim eğilip diğer çocuklara "Bu Nergis'ten başka bir şey demez bugün artık. Şaraba da Nergis der, rakıya da." demeyi ihmal etmedi.
Laf lafı aşıp konu Nergis'e gelince henüz tam sarhoş olmamıştı Onur. Hafif çakırkeyifti ama aklı başındaydı. "Abi kadın zaten taktik olarak çok güçlü. Duvar örüyor... hat çizgisine kadar sıkıştırıyor beni."
Selim "Kanka, sen de Nergis'i sanki maç analizi programı sunar gibi anlatıyorsun." dediğinde alaycı bir gülüşle karşılık verdi Onur.
Olcay etliye sütlüye karışmayıp kuruyemişlerden aşırırken Kurtuluş uyaran bir bakış attı. "Onur, kardeşim, bak benim ikizimi maç taktiği diye anlatma, vallahi ayıp."
Kurtuluş'tan ziyade Selim'e laf yetiştiren adamsa "Sanki romantik romantik anlatsam bir bok anlayacaksın da! Aşktan meşkten anlamayan duygusuz herif." diye söylendikten sonra yeniden Kurtuluş'a döndü. "Abi, içim yanıyor diyorum ya, biraz anlayış, lütfen."
Dört kafadar mezeleri beklerken garsonun yanında mekânın sahibi de gelmişti. Ellerini birbirine memnuniyetle bağlarken gözleri ışıldıyordu adamın. "Aman efendim, kimleri görüyorum? Onur Bey, Selim Bey! Ülkemizin gururu! Hoş geldiniz mekânımıza."
Kibarca "Sağ olun." diyen Onur ve Selim'in ödü kopmuştu fotoğraf falan isterler diye. İkisi de hiç o havada değildi. Onur zaten sarhoş oldu olacak hâldeyken Selim o an kendini pek fotoğraf verecek kadar yakışıklı hissetmiyordu. Evet, tek derdi buydu.
"Bir arzunuz olursa lütfen çekinmeyin olur mu? İyi eğlenceler dilerim."
Mekânın sahibi giderken arkasından elini sallayıp gözlerini devirdi Onur. "Eğlence diyor ya..." Sesi alaycı ve biraz da acılı çıkmıştı. "İşin eğlencesi mi kalmış, dana boku gibi bıraktı beni kız. Hayır, öyle böyle biri de değil, hayatımın aşkı lan." Başını iki yana salladı adam. "Yok, ben bu saatten sonra iflah olmam."
Olcay "Aaa abartma be Onur'um!" dese de adamın pek ikna olduğu söylenemezdi. "Sana kız mı yok?"
Bir yandan Kurtuluş cimcikleyip "Ne diyorsun oğlum sen? İkizim hakkında konuşmalarına dikkat et!" diye kızarken diğer yandan Selim başını iki yana sallayıp "Yanlış yerden girdin be oğlum." diyordu.
Onur'unsa söylenenlerin hiçbiri umurunda değildi. Biten rakı bardağını doldururken "Ben bitmişim oğlum. Ben ölmüşüm. Nergis yoksa ben sıfırım! Aha, böyle, sıfırım!" diyerek boşta kalan eliyle sıfır şeklini gösterdi.
Gözleri devrilirken "Ooo bu uçmaya başladı bile arkadaşlar." dedi Selim. Tam da o sırada hemen yanında rakı bardağına su eklemeden öylece sek rakıyla içmeye çalışan takım arkadaşını durdurdu. "Hop hop! Oğlum, ne yapıyorsun? Delirdin herhâlde."
"Bırak beni abicim ya. Her şey bombok oldu zaten." Baş ve işaret parmağı burun direğinde gezinirken gözyaşlarını tutamadı. İlk kez kendini bu kadar çaresiz hissediyordu. "Çok seviyorum abi ya."
Olcay karşısında örnek aldığı adamın aşk acısıyla kıvranan hâlini görünce ister istemez duygulanmıştı. "Eh be çiroz Nergis, ne hâllere düşürdün koskoca adamı! Senin de alacağın olsun!" Bu ask acısından etkilenmiş görünüyordu. Didem romantik bir şey söylese bu kadar etkilenmezdi herhâlde. "Abi açık konuşayım, sahada seni izlerken bu adam her şeyi başarır diyordum. Ama şimdi burada, gözünde yaşla Nergis'i anlatıyorsun ya... Bu hâlini daha çok seviyorum. Meğer sen ne çok sevmişsin Nergis'i?"
"Her şeyi başardım mı bilmiyorum ama aşkı başaramadım kardeşim." dedikten sonra kadehini Olcay'ınkiyle tokuşturdu.
Ortam bu kadar duygusal bir atmosfere bürününce alkol seviyesi en düşük olan Selim "Lan duygusallaşmayın!" deme gereği duydu. "Erkek adam öyle çok şey yapmaz."
Onur beklentiyle arkadaşına dönüp "Ne yapmaz?" sorusunu yönelttiğinde belli ki onun da devamı için bir planı yoktu.
"Yani öyle çok salmaz kendini, bırakmaz! Mutlaka bir yolu vardır kızın gönlünü almanın."
"Yok abicim, yok. Nergis'in gönlünü kırdın mı bir kere yandın, katır inadı vardır onda."
Kurtuluş onaylar gibi başını salladı çaresizce. "Keçi gibidir o. İnadı zor kırılır." Başını hafif yan yatırırken ekledi. "Bir de babam faktörü var tabii."
Çözümsüz derdin tam ortasında kalmış adam ise masada dalan gözlerinin ardından döktü içini. "O kız... benim evim gibi geliyor. Ben sırf o yok diye yeni yaptırdığım eve bile gidemiyorum. Orası Nergis olmadan çok soğuk, çok uzak."
Selim "O zaman yarın gider kapısına yatarsın, olur biter." dediğinde Onur'un gözlerinde bir şimşek çaktı.
"Neden yarını bekliyoruz ki? Şimdi gidelim."
"Olmaz oğlum, çok sarhoşsun."
"Yok, yok, ben kendimdeyim." Parmaklarıyla göstererek "İki çift laf edeceğim-" derken yerinden doğruldu ama ayakta bile duramadığı için yıkıldı sandalyesine.
Yeni mezeler geldiğinde patlıcanlı mezeyi gören Onur'un yeniden gözleri doldu. Kurtuluş'a dönüp "Biliyor musun, Nergis bu mezeyi çok sever." dediğinde öküzün trene baktığı gibi bir bakışla karşılaştı.
"Biliyorum herhâlde salak, benim kardeşim ya hani."
Onun kendini iyice saldığını fark eden Selim mezeyi alıp garsonun tepsisine geri koydu. "Kardeşim o mezeyi geri al, bizimki travma yaşadı." Eliyle işaret ederek ekledi. "Bize de hesabı getir, daha fazla götü başı dağıtmadan kalkalım biz."
Kalkma lafını duyunca şiddetle itiraz etti Onur. "Hayır ya, kalkma malkma yok! Yeni geldik. Ben burada içimi döküyorum, sen kalkma derdindesin. Ne biçim arkadaşsın sen?"
"Kardeşim, yarın idman var. Yine dökersin içini, hele bir şuradan kalkalım da."
Tatsız bir yüz ifadesiyle kabullenmek zorunda kaldı adam. "İyi, ben bir tuvalete gideyim."
"Ben de geleyim seninle."
"Selim rahat bırak beni iki dakika. İşerken de yanımda olma bir zahmet."
Azarlandıktan sonra yerine oturan Selim'i ve diğer arkadaşlarını masada bırakan adam tuvalete girdi. Asıl amacı tuvalet gibiydi ancak ihtiyacını gördükten sonra aklına dâhiyane bir fikir geldi.
"Harbi lan, madem bunlar beni götürmüyor Nergis'in yanına, ben de Nergis'e mesaj atarım."
Başta çok mantıklı bir fikir gibi gelmişti ama telefonu cebinden çıkarıp mesajı yazmaya başladığında ekranı biraz bulanık görmeye başlamıştı.
İçkinin etkisiyle yazdıklarını tekrar ederek bastı tuşlara. "Nergis seni seviyorum." Duraksadı. "Bu da çok klişe oldu." Hevesle ekledi mesajlarına yenisini. "Sensiz nefes alamıyorum. Özledikçe hep fotoğrafına bakıyorum. Hâlâ seni seviyorum." Başını kaldırdı mahzunca. "Şimdi ben nefes alamıyorum deyince o üzülür. Üzülmesin Nergis çiçeğim." Son bir gayret "Ama ben iyiyim, gerçekten." yazabildi.
Büyük bir muvaffakiyetle telefonunu cebine geri koyarken umutluydu. Belki Nergis dayanamazdı da ona dönüş yapardı. Zaten bu kadar içmeseydi o da yüzsüz gibi Nergis'e mesaj atmaya cesaret edemezdi. İyi olmuştu bu. Kurtuluş ilk defa kedi olup bir fare yakalamıştı.
Masaya döndüklerinde hesabı ödeyip kalktılar ama her şey Onur'un etrafında dönüyordu. Kurtuluş içmediği için Onur'un kırmızı spor arabasını kullanacaktı ve bu onun için bir ödüldü.
Onur'un yol boyunca "İlk ve son aşkımdıııın gençlik çağımdaaa, sevgi çiçeğimdin gönül bağımdaaaa, öyle etmiştin kalp otağımda, sıla mııı gurbet miiii adını sen koooy, adını seeeeen kooooy!" tarzı şarkı mırıldanmalarına katlandıktan sonra rahat bir nefes alacaklarını sandılar ama yanıldılar. Onur büyük bir kararlılıkla Olcay'a döndü. "Olcay sür! Sür, Nergis'in evine sür!"
"Abi, ben sürmüyorum ki arabayı."
"Kim sürüyor?"
"Kurti."
"Kurti sürsün o zaman! Sür Kurti!"
Araya girdi Kurtuluş "Onur, kardeşim, ciddi misin sen?" diye sordu. Bu kadar çılgınlık ona bile fazlaydı.
Selim arkadan sen boş ver, sür Onur'un evine diye el hareketi yapsa da arkadaşına yakalandı. "Sen ne hain adamsın ya?" Çocuk gibi küstü o an. "Sen Nergis'le barışmamı istemiyorsun."
"Oğlum, niye istemeyeyim ben sizin barışmanızı? Şu an kafan yerinde değil, yarın konuşursunuz."
"Hayır, şimdi konuşacağız! Aşkımıza engel olamayacaksın, kalpsiz adam!"
En sonunda Selim de bezmiş olacak ki "Offf... Ne hâlin varsa gör valla ya." diye söylendi. "Sür Kurti, sür de Nergis görsün bunun rezilliğini."
Şaka değildi. Gerçekten mahalleye gelmişlerdi. Onlar mahalleye gelene kadar Onur yüz kere şarkıyı değiştirmiş, en sonunda Müslüm Gürses'in şarkısını açıp arabanın açık tepesine çıkmıştı. Bu hâliyle tam da sokaklarda son ses müzik açan serserilere benziyordu.
❝Nergis❞
Ellerimi kremlemiş yatmaya hazırlanırken telefonuma bir mesaj geldi. Sonra bir mesaj daha. Ve bir mesaj daha. Merakla komodine eğilip telefonumu aldığımda gelen mesajların Onur'dan olduğunu gördüm. Ekranda onun adını gördüğüm an kalbim hızla atmaya başlamıştı.
Ya yine vazgeçemeyeceğim kadar yüreğime dokunan duygusal şeyler yazdıysa? Beni ikna ederse? Ben kendime engel olamazsam? Mesajı açıp açmama konusunda kararsız kalmıştım. Sofi'nin seçimi resmen. Odamda bir o yana bir bu yana yürürken aklıma bir fikir geldi.
Tuğçe hâlâ oturma odasında televizyon izliyordu. Odamdan çıkıp onun yanına gittim ve sadece telefonumu uzattım. "Onur'dan mesaj geldi."
"E ne güzel işte! Baksana ne yazmış." Benim öylece duraksadığımı gören Tuğçe bir telefona, bir de bana bakıp "Eee, ne yapabilirim bu konuda?" diye sordu. Sanki yapması gereken bir şey varmış gibi durmamın bunda etkisi büyüktü. "Bana niye uzatıyorsun kızım, o aşk mesajlarını bana mı yazdı ki?"
"Cesaretim yok Tuğçe. Ya dayanamayacağım kadar döktürdüyse? Onur'u biliyorsun, çok romantik biridir. Kalbime dokunursa ve onu affedersem iradesiz biri gibi hissederim kendimi."
"Ya saçmalama Nergis, akşam akşam eğlenme benimle. Seviyorsan affet. Aldatmamış etmemiş. Şinasi enişte de alışır zamanla."
"Sana konuşması kolay tabii." Mızmız bir çocuk gibi tepindim. "Al hadi bak ne yazmış?"
Başını iki yana sallayıp sabır çekti Tuğçe. "Hey Allah'ım ya Rabbim ya, koydun beni delilerin içine." Telefonu elimden alıp mesajları dikkatle okurken kaşları çatıldı.
Gülmemek için kendini zor tutan kıza "Ne olmuş, ne yazmış? Çok mu acıklı?" diye sordum. Hâlâ ondan gelecek kötüyüm mesajlarından etkilenecek kadar çok seviyordum.
Tuğçe ise büzüşen dudaklarından tıslayan bir gülüş çıkarmadan "Hı, çok acıklı, çok romantik." yanıtını verdi alayla.
"Ne yazmış?"
Tuğçe dikkat kesilerek "Negris seni sevirom." diye okuduktan sonra gözlerini kapadı ve devamını okuyamayacağı kadar kahkaha krizine girdiği için kalan mesajları ben okumak zorunda kaldım. "Onur okulu bitiremedi mi, bu nasıl yazım yanlışı? Gözüm kanadı."
"Ver şunu, duygusuz!" Telefonu elinden çekip aldığımda "Sen ne anlarsın aşktan." diye söylenirken mesajları okumaya başladım. "Sensiz nefes alamıyoguruzuz."
Tuğçe kaşlarını çatarak "Nefes alamıyoruz demek istemiş galiba da... siz kaç kişisiniz orada?" derken koltuk tepesinde gülmekten yere düştü.
Kuzenime bir tepki veremeden okumaya devam ettim. "Özlüdükçe fotoğrafına bakıyorum." Mesajlardan ulvi bir anlam çıkarmaya çalışsam da çok zordu.
Tuğçe elimden çekip aldığında kahkahalarını biraz daha bastırabilmişti. Ta ki "Hala seni seviyor." mesajını okuyana kadar. "Hala kim lan?"
Artık ben de Tuğçe'ye gülmemesini söyleyemiyordum. Hadi bir mesaj olsa klavye azizliğine uğramış olabilir derdim ama yazdıklarından bir şeyler çıkarmak için bir dilbilimci getirmek gerekiyordu sanırım. Yine de bu kadar çok sevdiğim adamla dalga geçilmesine gönlüm razı olmadığı için telefonumu şiddet uygulamak suretiyle kuzenimden aldım. "Ya çekiştirme telefonumu, ver! O benim mesajım!"
Yerde karnını tutarak gülen kız "Az önce öyle demiyordun ama!" derken alaycıydı. "Bak bak, orada ben iniyim gerçekten yazmış. Onu da son anda gördüm!"
Son attığı mesajda "Ben iniyim, gerçekten." yazıp düzeltmek istemişti sanırım ama daha da batırmıştı. "Ben inek miyim?"
Ben bile Onur'un yazdıklarına gülmemek için kendimi zor tuttum ancak bir yanım da bu mesajları hangi kafayla yazdığını düşünmeden edemiyordu. Maalesef cevabı gecikmedi.
Önce mahalleye son ses müzik dinleyen bir araba girdi. Burada öyle çok serseri olmazdı ama "Nereden çıktı bu terbiyesizler şimdi gecenin bu vakti!" diye söylenerek cama doğru yürüdüm. "Bunun hastası var, yaşlısı var! Serseri herifler-" dememe kalmadan camdan baktığımda gördüklerime inanamadım.
Onur'un arabasıydı bu. Direksiyonda Kurtuluş'un olması korkudan yüreğimi hoplatsa da orada çok daha şaşıracağım şeyler vardı. Ön koltukta Kurtuluş'un yanında Olcay hiçbir şey olmamış gibi şirin davranmaya çalışırken el sallıyordu. Sonradan anladım ki bana sallamıyormuş, diğer daireden cama çıkan Didem'e sallıyordu. Arka koltukta Selim Onur'u zapt etmeye çalışırken Onur arabanın tepesindeki açık alana çıkmış şarkıya eşlik ediyordu.
"Özlerim ben seni seninle bile! Nergiiiiis! Vuslat mı hasret mi adını sen koy! Aşkınla yakıp da düşürdün dile! Nergis neredesiiiin çık cama!" Bunları gözleri kapalı bağırdığı için cama çıktığımı görmüyordu salak.
"Buradayım Allah'ın cezası, bağırma!"
"İlk ve son aşkımdııııınn gençlik çağımda!"
Şimdi Onur Efendi'nin o mesajları hangi kafayla yazdığı anlaşılmıştı. Tüm mahalleye rezil olmuştuk olmasına da daha fazla rezil olmayalım diye dişlerimin arasından bağırdım. "Suss, şimdi geçireceğim terliği kafana, sus!"
En sonunda gözlerini açıp beni gören adamın sarhoş yüzü aydınlanmıştı. Öyle güzeldi ki. "Nergissss seni çok seviyorum aşkım!" diyerek öpücük attı bana. "Sensiz cennet bile sürgün sayılır!" Selim'e dönüp "O başka bir şarkıydı sanki." diyerek onay almaya çalıştığında sinirden gülmemek için kendimi zor tutmuştum.
Hemen bakışlarımı hafif çakırkeyif olmuş Olcay'a çevirdim. "Şunu yukarı çıkarın, bir kahve yapalım kendine gelsin! Sonra da Selim bıraksın evine! Hey Allah'ım sen sabır ver ya!"
Söylediğim gibi Olcay Onur'u evine çıkardı. Didem'le ben bir kahve yaptık. Diğerleri neyse de Onur zil zurna sarhoş olmuştu.
Bir de o karmaşanın içinde Didem'in derdi neydi dersiniz? Mutfakta elini beline koyup "Gittiğiniz yerde dansöz var mıydı?" diye sordu Olcay'a. "Doğru söyle kızmayacağım." Kızacaktı bu arada.
"Ya, yok! Ne alaka Didem ya? Bizim burada arkadaşımız derbeder olmuş, senin derdine bak! Nenem pekmez kaynatır, dedem-"
Tuğçe'yle ikimiz "Oooo!" diyerek araya girip susturduk Olcay'ı.
Kahvesinden döke döke iki yudum alan Onur bana bakıp şapşalca gülümsedi. "Çok güzelsin Nergis."
Bense beş kardeşi göstererek tehditkâr bir bakış attım. "Sen hele yarın bir kendine gel, gör bak sana ne yapıyorum!"
Omuz silkti "Olsun, yine de güzelsin." derken arsızlığına gülmemek için kendimi zor tuttum.
Onun iki dakikada kendi vokalini kendi kendine yaptığı "Yanıyorum söndürelim mii? Tabi tabiii!" şarkısını ağzını kapatarak durdurmaya çalışsam da nafileydi. Gece arabada sızana kadar kulaklarımıza da apartmana da işkence etti. Normalde bu kadar düşüncesiz biri değildir ama... nasıl yüreği yandıysa artık...
Hayır Nergis, yelkenleri suya indirmek yok. Kendine gel. Sen emekli polis Şinasi Sinen'in kızısın. Yeniden Onur'a dönersen olabilecek vukuatları düşünebiliyor musun?
Selim'le birlikte Onur'u taksiyle uğurladığımızda "İyi olduğuna emin ol. Üstünü iyice ört." demekten kendimi alamadım.
Onaylayan bir bakışla taksinin kapısını kapatmadan önce "Yarın arabayı aldırırız." dedi Selim. Ve sağ salim gönderdik onları.
Bize bu kadar zorluk çıkarmalarına rağmen baş başa kaldığımızda üç kız gülmeden edemedik. Kurtuluş ve Olcay da bize bakarken yargılayıcıydı.
Hele Kurtuluş utanmadan "Gülün gülün, erkekleri enkaza çevirdikten sonra gülün." diyebiliyordu yani. Aramızdaki bazı yanlış anlaşılmalı tartışmalara sebep olduğunu çok çabuk unutmuştu. İşaret parmağını bana doğru uzattı. "Hele senin var ya yatacak yerin yok. Bitirdin bu çocuğu, bitirdin!"
Olcay da giden Kurtuluş'un peşine düşmeden önce yargılayıcı teyze bakışıyla cıkcıkladı. "Galatasaray santraforsuz kaldı senin yüzünden. Evimizin direği gitti, kalpsiz kadın! Kötüsün, için kötü senin."
Onlar gittikten sonra ister istemez Tuğçe'yle Didem'e döndüm. "Kötü müyüm ben ya?"
Didem yok canım der gibi başını arkaya atarken Tuğçe "Biraz katır inadı var ama o anne tarafından, genetik. Bende de var." yanıtını verdi.
O gece yatağıma yattığımda Onur'un benim için böylesine derbeder oluşuna ne diyeceğimi bilemedim. Bir yanım onu böyle görmeye dayanamazken kalbimde sıcacık bir duygu oluştu ona karşı.
Onur hâlâ beni seviyordu.
Benim de onu sevdiğim gibi.
...
*
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
