39. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 38
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 38
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime · Okuduğun bölüm
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-38-
Korkunç bir baş ağrısıyla uyandı Onur. Bir süre bu ağrıdan gözlerini bile açamadı. Sanki kafasının içinde davul zurna çalıyordu. Sağ eli alnında ve yüzünde dolaşırken yutkunmaya çalıştı. Ağzındaki kötü tadın tarifi yoktu.
"Ulan bok mu var boğazımda anlamadım ki." Sesindeki çatlağa inanamadı. İlk defa böyle oluyordu. Öksürdü.
Gözlerini araladığında yatakta çıplaktı. Evdeki yatak odasındaydı. Nergis'le evlendiklerinde kalacaklarını hayal ettikleri evde. Ve banyosundan su sesi geliyordu. İrkildi. Hırsız olabilir miydi? Sanmıyordu.
Bir an yataktan kalkıp bulduğu ilk vazoyla banyodakine saldırmak istedi ama bunu yapmak şöyle dursun, yataktan doğrulmasına bile izin vermedi başındaki ağrı.
Birkaç dakika sonra banyodan üzerinde bornozla Selim çıktı. Sıradan bir yüz ifadesiyle "Uyandın demek." dedi sadece.
Onur ise hâlâ ayılmış değildi ve bu olanlara inanamıyordu. Dün gece olanlara dair hiçbir şey hatırlamıyordu. En son Kurtuluş'un fikriyle meyhaneye gittiklerini ve orada iki tek attıklarını hatırlıyordu. Sonrası yoktu. Daha önce hiç bu kadar içmemişti ki. İlk defa böyle bir şey başına geliyordu.
Dün gece olanlara dair hiçbir şey hatırlamıyor oluşu gitgide daha da ürkütücü bir hâl almıştı. Sahi, dün gece ne olmuştu? Kendisi zil zurna sarhoş olmuştu ve takım arkadaşı Selim onun banyosundan çıkıyordu. Bu işte bir bok kokusu vardı. Hâlâ uyku sersemi ve akşamdan kalma olduğu için de pek mantıklı teoriler ürettiği söylenemezdi.
Gerginlikle çarşafı boğazına kadar çekti adam. "Ne işin var senin burada Selim?" Anlamaz gözlerle baktı ona arkadaşı. Hiçbir yanıt vermemesi daha da işkillendiriciydi. "Garip garip şeyler geliyor aklıma oğlum. Ben kaç kere soyunma odasında senin yanında soyundum!"
"Ne diyorsun oğlum sen?"
"Irzıma mı geçtin lan sen benim? Niye benim banyomdan çıkıyorsun?"
Gözlerini devirerek söylendi Selim. "Salak salak konuşma oğlum ya. Gelene kadar kafamı siktin. Bir de pis pis kustun üstüme, iğrençti valla." Saçlarını baş havlusuyla kurularken yüzünü buruşturdu. "Burada sızmışım ben de."
İçi bir nebze rahatlamıştı Onur'un. Ama biraz düşünüp de dün geceye dair kopuk kopuk sahneler zihnine doluşunca... Yeni bir endişe dalgası sardı adamı. "Biz dün gece Nergis'te miydik?"
Elindeki havluyu salladı Selim. "Ohoo, dün gece neler olmadı ki? Oğlum dün gece karizmayı öyle bir çizdirdin, öyle yerlere düşürdün ki... Hadise diyor ya, Superman olsan kaldıramazsın artık."
Yatakta ellerini başının arasına alan adam "Ne diyorsun ya?" diyerek ofladı. "Ne yaptım ben dün gece?"
"Hangisinden başlayayım?" Yatağın köşesine otururken alaycı bir gülüşle başladı anlatmaya. "Mahalleye gittin, Nergis'in evinin önünde bağıra çağıra Müslüm Gürses şarkıları söyledin, Nergiiiis diye anırdın, bütün mahalle seni izledi valla."
"Ve sen de bunları izledin mi?"
İki elini havaya kaldıran Selim "Valla hiç bana kızma şimdi! Ben mahalleye gitmeyelim dedim, sen zorla götürdün bizi." dedi. Durup güldü adam. "Kesin X'de gündem sensindir şimdi."
"Arabayı bana kullandırmadınız inşallah."
"Tabii ki hayır, sen kullanmış olsaydın beş kere parçalara ayrılmıştık. Gözünün önünü göremiyordun." Tıslayarak güldü. "Bir de galiba meyhanede bizden gizli mesaj çekmişsin kıza, hala seni seviyor falan. Hepsi birbirinden gülünç ve rezildi. Telefonunu kurcalarken gördüm."
Elleriyle yüzünü kapatırken "Offf Allah'ım of ya! Ne mal adamım ben?" diye isyan ettikten hemen sonra bakışları arkadaşına döndü Onur'un. "Nergis hepsini gördü öyle mi?"
"Gördü, görmez olur mu? Her saniyesine şahit oldu. Kız renkten renge girdi ya." Elindeki havluyu kenara bırakırken boş vermiş bir biçimde kaşlarını kaldırdı adam. "Valla senin sarhoşluğun da hiç çekilmiyormuş. Bir daha içme sen."
"Tövbe zaten! Bir daha içersem ağzıma sıçsınlar." Etrafına bakındı adam çaresizce. "Boşuna demiyorlar içki bütün kötülüklerin anası diye." İç geçirdi utancından kurtulamaz hâlde. "Nergis'in yüzüne nasıl bakacağım ben şimdi ya?"
"Bilmiyorum kardeşim, o da senin sorunun artık. Ben seni tek parça hâlinde evine getirdim, arkadaşlık görevim bitti. Giyinip idmana yetişmemiz lazım, şimdiden geç kaldık. Kalk duş al çabuk." Yüzünü buruşturdu arkadaşına iğrenir gibi bakarken. "Kusmuk kokuyorsundur sen şimdi. İğrenç." Yataktan kalkan adama döndü yeniden hatırlamışken. "Ha bu arada, araban da mahallede kaldı. Bir ara aldırırsın artık. Ben de biraz içmiştim, o yüzden taksiyle döndük, haberin olsun."
Banyoya yürürken ofladı adam. "Olamaz ya, Nergis'le bu kadar çabuk karşılaşmaya hazır değilim. Kim bilir ne kadar gülünç bulmuş, ne kadar acımıştır bana. Rezil oldum kıza ya!"
"Onu götü başı dağıtmadan önce düşünecektin. O kadar uyardım seni. Kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmazmış."
Tam banyo kapısının eşiğinde "Ya sen alsana arabayı. Olmaz mı?" diye rica etti. Yalvarırcasına çıkmıştı sesi. "Ben şimdi Nergis'le yüz yüze gelemem. Hazır değilim."
"Saçmalama oğlum! Kız gibi hâller, tavırlar... Tövbe tövbe!"
"Ya ne var bir yaralı parmağa işesen!"
İsteksiz de olsa "Üff tamam bakarız, hadi git hazırlan!" diyebilmişti Selim.
Banyoya girdiğinde dün gece yaşanan rezillikleri Selim'in anlattığı kronolojik sırayla zihninden geçirirken acıklı bir müzikle klip bile çekmişti kendine. "Ne bahtsız adamım ben ya." diye söylenirken düzeltti. "Bahtsızlık değil bu, salaklık! Hayır, kıza da rezil oldum. Kim bilir şimdi hakkımda ne düşünüyordur."
Suyu yüzüne çarparken oflayarak kaderine ve salaklığına lânet etmeden geçemedi Onur.
❝Nergis❞
Aklım Onur'daydı aslında. Sabah kalktığım ilk andan beri onu düşünüyordum. Ne yapmıştı, uyanmış mıydı? İyi miydi? Toparlamış mıydı? O kadar içtikten sonra kesin midesi kötü olmuştur. Hayır, pek alışık da değildi böyle şeylere. Hasta olmasaydı bari.
Merak ediyordum etmesine ama içimden geçmesine rağmen asla aramadım. Arayamazdım da. Biz Onur'la ayrıydık. Zil zurna sarhoş bir şekilde kapıma dayanması ve adımı bağırarak isyankâr şarkılar söylemesi ya da ilânı aşk etmesi bu durumu değiştirmezdi. Onu deli gibi düşünmemin de değiştirmeyeceği gibi.
Elim sürekli telefonuma gitse de durdurdum kendimi. Nasılsa arabası bizim binanın önündeydi. Eninde sonunda gelip alacaktı arabasını değil mi? Geldiğinde karşılaşırız diye düşünüyordum. Ben de bugün işe biraz geç gidecektim zaten. İsabet olmuştu.
Kalkıp kendime bir kahve yaptım. Tuğçe'nin hâlâ fosur fosur uyuduğunu düşünsem de usulca kapısını çalıp içeri girdiğimde yatağının toplanmış olduğunu gördüm. Büyük ihtimalle şef yarışmasıyla ilgili bir yerlere gitmişti erkenden. Ben kalmıştım evde bir başıma.
Hayır, uzun süre yalnız kaldığımda Onur'u düşünmekten de kendimi alamıyordum. İster istemez aklım oraya gidiyordu. Bir sandviçle yaptığım kahvaltıdan sonra bile bakışlarım camdan dışarıya, binanın önündeki arabaya kayıyordu. Yok. Gelmemişti. Gelmeyecekti herhâlde.
Sabah biraz dağınık uyandığım için odamı ve yatağımı toparlayıp salona geri döndüm. Bir de baktım ki araba yok. Tam mahallenin çıkışındaki sokaktan giderken belli belirsiz gördüm, içindeki Onur değildi. Selim'e benziyordu. Hay ben şansıma edeyim dedim. Onur'la karşılaşmayı beklerken o şansı da kaybetmiştim. En azından iyi olup olmadığını bilseydim bari.
İsteksiz isteksiz giyinip hazırlandım işe gitmek için. Aşağı indiğimde bir de ne göreyim? Kapıda bir Porsche Panamera Turbo S. İçindeki de yabancı değildi ha, Volkan'ın ta kendisiydi. Öylece arabada durmuş önüne bakarken beni fark etmemişti. Uzanıp camını tıklattım. Sonra elimi döndürerek camı açmasını işaret ettim.
Camı açarken dudakları kıvrıldı adamın. "Artık o eski mekanizmalar kalmadı, düğmeyle açılıyor camlar."
Ona direkt dümdüz baktıktan sonra "Konumuz bu mu sence?" dedim sadece.
"Günaydın bu arada."
"Günaydın da sen ne arıyorsun burada yine?"
"Bu nasıl kaba bir üslup ya? Mahallenin halka açık bir yerine arabamı park etmişim, burası da senin tapulu malın değil ya."
Gözlerimi devirdim laf cambazlığına karşı. "Onu kast etmediğimi biliyorsun Volkan. Bu mahallede ne işin var?"
Hiçbir şey olmamış gibi omuz silken adam "Buradan geçiyordum, arkadaşımı da işyerine bırakayım dedim." yanıtını verdi. Hiç inandırıcı değildi. Volkan gibi bir adam niye böyle bir yerden geçsin ki? O ise aymazca kaşlarını kaldırdı bir laf ebesi edasıyla. "Ne? En son arkadaş olduk diye hatırlıyorum ben."
"Volkan..."
"Ya ne?" Boş yere suçlanıyormuş gibi bir de mağdur rollenmeleri yok muydu? Çıldırıyordum. "Arkadaşımın birinin şeyi buraya yakındı, ben de ona uğradım. Dönüşte de seni-"
"Arkadaşının neyi buraya yakındı pardon, orayı tam anlayamadım? Kaçırdım sanırım."
Kısa bir düşünme anının ardından beyninde ampul yanmış gibi bir aydınlanmayla cevapladı. "Sergisi! Ya, arkadaşımın resim sergisi vardı buralarda."
Elimi belime koymuş bir süre onu izledikten sonra "Götünden uyduruyorsun şu an." dedim. Bu numarasını yemediğimi bilmeliydi.
"Aşk olsun. Ayrıca senin gibi bir hanımefendinin ağzına hiç yakışmıyor öyle kelimeler."
"Ben hanımefendi değilim ve sen de şimdi gidiyorsun Volkan, hemen."
"Alt tarafı işyerine bırakacağım Nergis, ne kadar abarttın ya!"
Onun ısrarcı tavrıyla bıkkın bir iç geçirsem de başka türlü kurtulamayacağımı anlamıştım. "Beni bırakmadan gitmeyeceksin yani öyle mi?"
"Evet, öyle. Arabama binmesen bile işyerine kadar gelirim."
"Ha bir de tacizin yanında takip de var."
Başını hafifçe yana yatırarak "Nergis..." derken haylaz bir çocuğa benzeyen bu herifin ağzına bir tane çarpmak istesem de yapmadım tabii ki. Kuzeni bizim müşterimizdi ama bu yaptığını hoş karşıladığım anlamına gelmiyordu.
Arabasına binmeden önce peşin peşin konuştum. "Bak şimdi bu arabaya biniyorum. Ama bir daha buraya gelirsen vallahi gözünün yaşına bakmam, polisi ararım." İşaret parmağımı sallayıp "Benim babam emekli polis, ona göre." sözüyle de korkuttum onu.
Sahte bir korku ifadesiyle nefesini tuttu. "Çok korktum, mesaj alınmıştır." Arabadan inip kapımı açtı ve yeniden sürücü koltuğuna kuruldu. "Bu arada babanla da tanışırız canım, ne olacak?"
"Sakın ha!" Uyarıcı işaret parmağım yeniden devreye girdi. "Anlaşmamızı unutma, bir daha gelmeyeceksin buraya. Vallahi ensenden tuttuğum gibi karakola teslim ederim sapık diye."
"Tamam canım, ben de öylesine dedim zaten. Hani tesadüfen falan olur diye."
Arabayı çalıştırdığında aramızda bir sessizlik oluştu. Zaten Volkan gibi bir adamla ne konuşabilirdim ki? Borsanın durumunu mu, kurun dalgalanmasını mı yoksa son model spor arabaları mı? Öylece etrafıma bakındım.
"Eee, bana biraz kendinden bahsetsene. Nelerden hoşlanırsın mesela?"
Hâlâ flörte dönüştürmeye çalışan bir muhabbet kurma çabası gözlerimi devirmeme sebep oldu. "Ağız ishali gibi çok konuşan, geveze erkeklerden hoşlanmam."
O an aklım hâlâ Onur'daydı. İçimden Selim'i aramak geçti yeniden. Bir yandan bu konuda kararsızken diğer yandan Onur'u aramadığım sürece sorun olmayacağını düşünüyordum. Sonuçta ayrıldıysak da kanlı bıçaklı sayılmazdık ya. Onur benim çocukluk arkadaşımdı. Elbette merak edecektim. Zaten merak etmesem ayıp olurdu.
Volkan "Peki sen-" diye yeni bir söze girecekken "Şşşt!" dedim ve bir işaretimle susturup Selim'i aradım.
İlk çalışta açtı. "Nergis?"
"Ha, Selim n'aber?"
"İyiyim, senden?"
"İyiyim ben de. Şey... Sabah Onur'un arabasını bizim sokaktan çekerken gördüm de seni... Bir merak ettim. Onur nasıl?"
"Son bıraktığımda kafası kazan gibiydi ama iyi."
"Arabasını sen almaya gelince pek iyi olmadığını tahmin ettim."
"Yok, onu kendisi öyle istedi. Yani arabasını benim almamın daha uygun olacağını söyledi."
Duraksadım. Onur'un beni görmek için bir fırsatı tepmesi buruk bir his yaşamama sebep olsa da sesimi çıkarmadım. Sonuçta beni görmek istemese bile onu suçlayamazdım. Bu ilişkiyi bitiren bendim. "İyi olmasına sevindim." dedim sadece.
"İki ağrı kesiciyle düzeldi sayılır."
"Aman öyle çok ağrı kesici vermeyin. Bir de şey... Midesi nasıl? O alışık değildir şimdi. Midesi çok bulanır."
"Hayatı boyunca yediği her şeyi üzerime kustuğu için iyidir herhâlde."
O anı zihnimde canlandırırken yüzüm buruştu. "Anladım. Sen yine de konuş da dinlensin biraz. Doktora git desen de gitmez o şimdi."
"Abartma be Nergis, çeksin biraz ceremesini."
"Tamam, neyse o zaman..." Telefonu elimle kapatarak Volkan'ın tersi istikametine döndüm ve sesimi kıstım. "Şey... Hani arkadaş olarak aradım ama sen yine de Onur'a aradığımı söyleme olur mu? Yanlış anlamasın şimdi."
Güldü adam. "Olur, söylemem."
"Sonra görüşürüz."
"Görüşürüz, kendine dikkat et."
Telefonu kapattığımda biraz olsun içim rahatlamıştı. Volkan'ın gözü ise bendeydi. Merakla bakıyordu bana. Bir açıklama bekliyor gibi değildi ama ilgiliydi.
"Telefon konuşmandan anladığım kadarıyla herkesten sakladığın küçük bir çocuğun var." dedi şaka yollu.
Gözlerimi devirdim "Ha, aynen." derken. Benim de sesim alaycıydı. "Bu genç yaşımda boyum kadar çocuğum var."
Esprili tarzının ardından ciddileşti adam. "Sanırım bu... eski sevgilin olan arkadaş."
Onu ilgilendirmese de isteksiz bir "Hıı." cevabı verdim belli belirsiz.
Sonra da bir şey sormadı zaten. Şaşırtıcı bir biçimde. Ben gerekli gereksiz sorularla beni bunaltır sanmıştım ama anlayışlı bir tebessümle sessizliğe büründü ve yol boyunca konuşmadı.
Modaevinin önüne geldiğimizde ona döndüm. "Teşekkür ederim."
"Ne demek ekselansları, her zaman." İnmeden önce yine işaret parmağımla uyarır gibi bir hareket yaptığımda düzeltti. "Her zaman değil! Her zaman değil, hiçbir zaman. Bundan sonra kapıya gelmek yok. Anlaşıldı."
"Hah, iyi." Şimdi bir de yok yere mahallede söz olurdu. Bunca derdimin arasında bununla uğraşamazdım. "Hadi selametle." diyerek el salladım. "İyi çalışmalar."
Arabayı çalıştırmadan tekrar bana döndü adam. "Şey... Arkadaş olduğumuza göre arada buluşup kahve içebiliriz ama değil mi? Sonuçta arkadaşız."
Niyetini az çok bildiğim için sesli bir nefes verdim ve vurgulayarak "Arkadaş olarak görüşebiliriz." der demez o işaret parmağı yine kalktı. "Benim belirlediğim ve ikimizin uygun olduğu zamanlarda. Öyle çatkapı gelmek yok!"
Benim aşırı tavrımı taklit edercesine parmağını salladı "Yok!" derken. Şirin bir tebessümle ekledi. "Anlaştık."
"Tamam, hadi iyi çalışmalar."
Arkama bakmadan modaevinden içeri girdim. Soyunup dökündükten sonra bir çay almak için mutfağa girdiğimde Nur'un yüzünde garip bir ifade vardı. Beni görünce biraz irkildi, ne diyeceğini bilemedi. Oturduğu masada, önünde duran gazeteyi saklayıp saklamamak arasında kaldı. "Günaydın Nur."
"Günaydın."
Kaçamak bakışlarından bir şey olduğunu anladığım arkadaşıma kuşkulu bir bakış attıktan sonra az önce pür dikkat baktığı gazeteye çevirdim gözümü. Gazetede ben vardım. Ne alaka diye sorarsanız haklıydınız.
Galatasaraylı futbolcu Onur Büyüktuğ'un sevgilisi ünvanından sıyrılmıştım ama medya yine de peşimi bırakmıyordu. Bu kez yanımda Volkan vardı. Geçen gün kapının önünde akşam yemeği teklifinde bulunduğu anları fotoğraflamışlar, utanmadan bir de altına "YENİ BİR AŞK MI DOĞUYOR?" tarzında korkunç komedi bir başlık atmışlardı.
Bunu gördüğünde Onur'un ne hissedeceğini düşünmek bile istemedim.
...
*
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
