♛ DE-MARKAJ | 19

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 19
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime · Okuduğun bölüm
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-19-

❝Nergis❞

Her şeye rağmen hayatımda Onur'un olduğu zamanlar güzel geçiyordu. Her şeye rağmen ifadesindeki her şey ne miydi? Hiç canım, sadece babama hâlâ ilişkimizi açamamış olmam, Onur'un çevresine uyum sağlamakta zorlanmam ve Banu faktörü, hepsi o. Ha bir de tabii Olcay'ın bak bu çocuğu kaçırma, sinirlendirme, moralini bozma, huyuna git tarzı baskıları ama bu çok önemli değildi, Olcay'ın her zamanki hâliydi. Buna kısa sürede alışmıştım.

Simin Hanım'la da iş yerinde aramız biraz yumuşamış durumdaydı. Fatoş'a yalandan üstlendiği tasarımı için vermiş olduğu süre de dolmak üzereydi, çok yakında foyası meydana çıkacaktı. Modaevinde büyük ölçüde işler yolundaydı.

Onur'la ilişkimizi gizlememe konusunda ben de hemfikirdim. Onu piranaların etrafında yalnız ve bekâr bırakmayı hiç istemiyordum ama evren son günlerde bana biraz karşı gibi davranıyordu. Tam babama Onur'la ilişkimizi açacak gibi oluyordum, bir şeyler çıkıyordu.

Geçen davet edildiğim akşam yemeğinde ortamı yumuşatmak için Onur'dan bahsedecek oldum, babam yine yüzünü ekşitip yorum bile yapmadan konuyu değiştiriverdi. Niyeyse Onur'a karşı aşılması güç bir önyargısı vardı. Oysa hakkındaki haberleri bir açıp baksa tek kadınla haberi çıkmadığını görüp rahatlayabilirdi ama...

Şinasi Sinen'i ikna etmek sanıldığı kadar kolay değildi. Annem sadece Semih'ten bahsetmiş olmasına ve aramızda ciddi bir şey olmamasına rağmen çocuğun GBT'sine baktırdığını söylersem sanırım durumun ciddiyetini biraz olsun anlayabilirdiniz. Allah yardımcım olsun.

Bu hafta sonu modaevinde tadilat olacağı için Cumartesi ve Pazar haybeden tatilimiz olmuştu. Simin Hanım kızlara tasarımları evden çalışabileceğini söylemişti. Benim için de iyi bir tatil kapısı açılmıştı.

Hafta sonu evdeyken tek başına kahvaltı yapmanın ne kadar sıkıcı olduğunu düşündüğüm için kalkıp sadece filtre kahve yaptım. Bir gün sadece kahve içtiğim için midem delinirse -böyle bir ihtimal var mıydı bilmiyordum- annem hastaneye gelip hasta yatağında falan demez beni paralardı, onu çok iyi biliyordum. Geçen gün bir gündüz programında fazla kahve içmenin kadınlarda doğurganlığı olumsuz etkilediğine dair kaynağı olmayan bir haber duydu diye bu kadar kahve içmeme demediğini bırakmamıştı.

Kahvemi kupama doldurduğum sırada telefonum çaldı. Sabahın erken saatiydi ve arayan Onur'du. Muhtemelen antrenmandan çıkmıştı. Yüzümde oluşan bir gülümsemeyle hemen açtım. "Türkiye'nin en yakışıklı futbolcusu Onur Büyüktuğ'la mı görüşüyorum?"

Benimkine benzer türde flörtöz ses tonuyla "Hayır." cevabını verdi. "Nergis çiçeğinin ilk ve ebedî aşkı Onur Büyüktuğ'la görüşüyorsunuz. Eğer Nergis Sinen değilseniz hemen telefonu kapatın, yabancı kadınlarla konuşamam."

Başımı öne eğip güldüm oyuncu tavrına. "Şapşal."

"Nasılsın, iyi misin?"

Kahvemden bir yudum aldıktan sonra arka tarafa bakan mutfak camından dışarıya sıkılgan bir bakış attım. "İyiyim, sen?"

"Ben de iyiyim. Evde misin?"

"Evet, tadilat olduğu için evdeyim." Başımı göğe çıkarıp gözlerimi devirdim "Çok şükür." derken.

"Güzel."

"Sen neredesin?"

"Antrenmandan çıktım. Turan Hoca canımıza okudu."

"Hadi hadi, sen alışıksındır."

"Eh, sayılır. Tabii sen yanımda olup yanaklarıma birer öpücük kondursaydın biraz daha güç toplayabilirdim."

Cilveleşen aptal âşıklar gibi güldüm. "Şımarık." Onunla konuşurken kendimi tanıyamıyordum. İç geçirdim hasretle. "Ben de şu an yanımda olman için nelerimi vermezdim ki..."

Zil çaldığında yine Didem'in kendisinden önce tarçınlı keklerinin kokusunun sarmadığına şaşırdım. Eli boş gelmezdi pek. "Bir saniye, kapı çalıyor. Bakıp sana döneceğim."

"Bekliyorum."

Mutfaktan çıkıp koridora doğru yürüdüm. Kapıyı açtığımda karşımda ne göreyim? Kulağında telefonla Onur. Şaşkınca gözlerim açıldığında kendisi tarafından bana oynanan bu oyunu çözüverdim. Meğer evde olup olmadığım konusunda ağzımı aramasının bir sebebi varmış. "Onur!"

"Onur ya, Onur."

Hemen boynuna atladım. Hemen hemen her gün ya görüntülü ya yüz yüze bir şekilde görüşmeye çalışmamıza rağmen özlemle yanaklarını öpücüğe boğdum.

"Böyle karşılanacağımı bilsem her gün çatkapı gelirim."

"O zaman sen her gün çatkapı gel." dedim gözlerinin içine bakarak.

Açıklayıcı bir tonda "Antrenman erken bitince sürpriz yapmak istedim." dedi ve ekledi. "Arabayı da arka sokağa park ettim."

"Ne iyi ettin? Gel hadi."

Kolundan tutup onu çekecekken reddetti. "Ben değil, sen geliyorsun."

"Nasıl?"

"Seni kaçırıyorum."

Esrarengiz yüzüne bakarken merakla güldüm. "Nereye?"

"Bugünün planını yaptım, baş başa pikniğe gidiyoruz. Gözlerden uzak bir yerde keyif çatacağız."

"E bari bir şeyler hazırlasaydım ben-"

"Ben her şeyi hazırladım, sen üstüne rahat bir şeyler alıp gel. Bekliyorum."

Ona seni gidi seni der gibi bir bakış attıktan sonra onayladım başımla. Hayatınızı kolaylaştıran, sizin için bile planlar yapan birinin hayatınızda olması ve sizin o kişiye deliler gibi âşık olmanız ne büyük nimetti. Sanki bunların bir tanesi bile büyük şans değilmiş gibi hepsine sahip olmam... Sanırım tarif edilemezdi.

Hazırlanıp çıktık. İki dedektif gibi mahalleden ayrı ayrı çıkarken neredeyse bej rengi trençkotlarımızın yakalarını kaldırıp saatlerimizi ayarlayacaktık, sanki görevimiz tehlikeydi. Aslında görevimiz tehlike olmasa da Şinasi Sinen'e yakalanmamaktı. Yani bu da aşağı yukarı... Tehlikeydi.

Onur'un arka sokağa park ettiği arabasına vardığımızda riskli bölgeden çıkmıştık. Adam bagaj kapısını açınca beni piknik sepeti karşıladı. Her şeyi hazırlamıştı, şuna bak.

"Nasıl da her şeyi ince ince planlamışsın. Sinsisin."

Dişlerini göstere göstere güldü adam. Sürücü koltuğuna oturduğunda ben de yanına kuruldum. Nereye gideceğimizi bile sorgulamadan yolculuğun tadını çıkardım. Yol boyu el ele tutuşarak yaptığımız havadan sudan sohbetlerle geçti. İstanbul'un biraz dışında kalan gerçekten de gözlerden uzak bir yere geldik.

Butik otellerin ve sahile bakan güzel mekânların olduğu yerleri biraz gerimizde bırakmıştık. İlişkimizi gizli tuttuğumuz süre boyunca ortalıkta görünmememiz konusunda Onur da en az benim kadar itina gösteriyordu sağ olsun. Her zaman olduğu gibi aileme de bana olduğu kadar saygılıydı.

Göl kenarında örtüsüne kadar düşündüğü piknik masamızı kurduk. Şu katlanan kamp masalarından getirmişti. Masaya örtümüzü örtüp yiyeceklerimizi çıkardık. Güldüm. Bu menüyü bir erkeğin hazırladığı çok belli oluyordu. Sipariş ettiği hamburger ve patates kızartmalarını görünce anlamıştım.

"Bunlar sana yasak değil mi?" diye sordum merakla.

Omuz silkti "Yasaklar çiğnenmek içindir." dedi bana bakarken. "Sevdiklerimizle çiğnemeyeceğiz de ne zaman çiğneyeceğiz?"

Memnuniyetle gülümsedim. Öyle dediğine de bakmayın, hamburgeri geldiğimizden beri olduğu gibi duruyordu. Sadece termostaki çaydan içmişti. Hatta ben "Sen beni şişmanlatmak için mi getirdin bunları? Kendin hiç yemiyorsun." diyerek ona tatlı tatlı takıldım.

Masadaki peynirlere dadanırken sözlerime sadece gülerek karşılık verdi. Keyifli bir piknik geçiriyorduk, keyifli bir hafta sonu. İkimizin de kafasında soru işaretleri vardı belki ama güzeldi her şey.

Kafasında en çok soru işareti olan kişi bendim. Babamla konuşmak için zaman kollamak benim açımdan da çok yorucuydu. Ama bazı konuşmalar yapılmalıydı. Bundan sonsuza dek kaçamayacağımı biliyordum.

Atıştırmamız bittiğinde usulca masamızı topladık ama hemen gitmek istemedik. Hiçbir şey söylemeden yan yana çimlere uzandık. Masum iki çocuk gibi ellerimiz birbirine değerken bakışıp gülüştük. Sonra ikimizin de gözleri gökyüzüne dalarken ilk Onur'un bakışları bana döndü.

"Ne düşünüyorsun?"

Omuz silktim. "Hiç."

"Hâlâ Banu konusuna mı takıksın?"

Aslında o an düşündüğüm son şey bile değildi ama hatırlattığı için artık düşünmek zorundaydım. Kaşlarımı çatarak ona döndüm. "Takık olmam gereken bir konu mu var?"

"Yok. Sadece onun senden hoşlanmadığını düşünüyordun ya, o yüzden sordum."

Aslında ilk etapta hoşlanmıyor falan demek, bu konuyla ilgili tartışmaya girmek geçti içimden ama bu güzel anı Banu konusuyla bozmak istemedim. Sonuçta Onur'un beni sevdiğine eminsem ve onun duygularından, ondan kuşkum yoksa neden bu tatlı anı bozayım ki? Bak, adam ne güzel sürpriz yapıp bizi pikniğe getirmiş, baş başa güzel vakit geçiriyoruz. Bunu neden bozayım? Bir hiç için mi?

Tartışma yaratmak yerine asıl düşündüğüm şeyi açıkladım. "Aslında babamı düşünüyorum. Ne zaman bizim hakkımızda konuşacak olsam sanki hissedip konuyu değiştiriyor. Onun katı duvarlarını aşmak çok zor."

"Belki de henüz kızını paylaşmaya hazır değildir."

Başımı ona doğru çevirip güldüm. "Onur..." Yüzü hiç beklemediğim kadar bana yakındı. Gözleri ise tüm çekiciliğiyle yüzümü tarıyordu. Bir süre birbirimize baktığımızda dudakları benimkilere öyle çok yaklaştı ki her yaklaşışı kalbimin ayrı bir ritimde atmasına sebebiyet veriyordu. Her seferinde ritmi hızla atıyordu, kalbimin bendini aşıyordu.

Yumuşak dudakları benimkilerin üzerine kapanmak üzereyken "Ona hak veriyorum." diye mırıldandı. "Ben de seni kimseyle paylaşmak istemem."

Dudaklarımı tatlı bir sarhoşluğa esir etmesine izin verdim gözlerimi kapatırken. Sağ eli belime yerleşip beni kendine yaklaştırırken öpüşleri utangaçlıktan sıyrılıp aç duygulara sahiplik etti. Çekinerek karşılık verdi dudaklarım ona. Öpücükleri bir açlığa ve yakıcı bir tutkuya dönüştüğünde usulca geri çekildik ikimiz de.

Ben hâlâ nefes nefese sessizce boşluğa bakarken o da yutkunup nefesini düzene sokmaya çalışıyordu. "Bende öyle duygular bırakıyorsun ki Nergis çiçeği, senden bir an olsun ayrı kalmak istemiyorum artık."

Didem eğer burada olsaydı bu bir evlenme teklifi! diye tuttururdu. Hatta bunu bol ünlemli bir biçimde söyleyeceğine yemin edebilirdim. Ancak bu sadece bizim yıllara meydan okuyan aşkımızın yeniden alevlenişiydi. Hiç beklenmedik bir anda bizi yeniden esir alacak kadar ellerimizi kollarımızı bağlamıştı. Onur'un artık beklemek istemeyişini anlayabiliyordum. Çünkü ben de artık bir dakika bile kaybetmek istemiyordum. Onsuz bir dakika bile boşa geçmiş yıllarla eş değerdi.

Eve döndüğümüzde beni kapıya kadar bırakma konusunda ısrarcı Onur Bey'i engelleyemediğim için "Hadi gel, bir kahve iç de öyle git bari." teklifinde bulundum.

"Hay hay." diyen adam da sanki bu anı bekliyormuş gibiydi.

Tam kahveleri yaptım, kupalara koydum ve salondaki adama ikram ettim ki zil çaldı. İkimiz de nefes almadan birbirimize baktık. Burası benim evimdi. Mayınlı bölge. Babamın çatkapı gelebileceği, herhangi bir mahallelinin görüp haber uçurabileceği ya da aile tanıdıklarının gelebileceği türde tehlikeli bir yerdi. Biz ise defalarca buralarda görülmemiş olmamızdan cesaret almış olacaktık ki tedbirsiz davranmıştık.

Sessizce işaretleşirken "Ne yapacağız?" diye sordu Onur fısıldayarak.

Dudak hareketlerimle "İçeri saklan sen. Kim olduğuna bir bakayım, yabancı değilse çıkarsın." dedim sadece. "Ben çık diyene kadar çıkma."

Baş parmağıyla anlaştık işareti yapan adam uzun bacaklarıyla koridoru aştığında soğukkanlı takılmaya çalışarak kapıya doğru yürüdüm. Delikten baktığımda gelen Kurti'ydi. Bir de elinde tanımlanamayan bir cisim vardı.

Hiçbir şey olmamış gibi davranarak kapıyı açtım. "Kurti-" dememe kalmadan selamsız sabahsız içeri girdi ikizim.

"Nerede kaldın kızım ya, ağaç oldum! Öğlen uğradım yoktun, neredeydin?"

"Alışverişe çıkmıştım ben." Pek profesyonelce bir yalan olmasa da sorgulamadı neyse ki. "Sen ne için gelmiştin?" Elindeki kocaman kafese yeni yeni ayılmış durumdaydım. "Hem bu ne?" dedim şaşkınlıkla.

"Babam evden kovdu kızım, bir süre buradayım. Sen gelene kadar Haşmet amcanın lokantasında takıldım."

"Yine ne yaptın Kurti?"

"Bir şey yapmadım be! Özgür ruhumu kimse anlamıyor benim. Yeni işler peşindeyim. Girişimciyim diyorum, adam anlamıyor."

"E bu kafes ve kuş?"

"Bu benim işim. Muhabbet kuşu, çok pahalı. Bunun ticaretine giriyorum işte."

"Ay ne yaratıcı fikir." dedim gözlerimi devirerek. Önde Kurtuluş, arkada ben salona girdiğimizde Onur'un nereye saklandığını düşündüm durdum.

Tam salonun ortasında duran Kurti bir dedektif gibi havayı kokladı. "Erkek parfümü kokuyor."

"Olcay'ındır."

Dikkatli bir biçimde masanın üstündeki iki kahve kupasına baktı. Dalga geçer gibi tıksırarak güldü. "Bu ne kızım? İki kahve var burada. Çift kişilikli şizofren falan mısın?"

"İkisini de ben içiyorum belki. Keyfimin kâhyası mısın?" Ellerimi belime dayarken "Didem buradaydı az önce. Ondan öyle duruyor iki tane." diye açıkladım.

"E dumanı tütüyor kahvenin. İçmeden gitmiş."

"Acelesi varmış, ütüyü fişte unutmuş. Offf ne sorgu memuru gibi dikildin başıma? Otur işte." Yüzümü buruştururken ekledim. "Şu kuşu da balkona falan bırak. Etrafı pisletmez değil mi?"

"Ne duygusuzsun kızım ya? Hiç hayvan sevgisi yok değil mi içinde?"

"Var, var da salonun ortasına sıçsın istemem Kurti."

"Duygusuz babanın duygusuz kızı!"

"Tamam, en duygusal sensin!" Kafesi bir köşeye bırakıp koridora doğru ilerlediğinde kafamdaki kırmızı alarmlar devreye girdi. "Nereye?" Endişeyle peşine takıldım.

Koridorda onu takip ettiğimi gören adam durumu garipseyip bana döndü. "Bir küçük su döküp geleceğim kızım, ne takıldın peşime?"

"Tuvalete mi gireceksin?"

"Daha az önce ne dedim ben?" Kaşları çatıldı. "Hem niye bağıra bağıra konuşuyorsun kızım dibimde, kulak zarımı mı patlatacaksın?"

Oraya saklanma ihtimali yüksek olan Onur'a sinyal çakmıştım ama ne yazık ki işe yaramadı. Tuvalete girmek için kapıyı açan Kurtuluş hemen içeride havluların kenarında öylece duran zavallı Onur'la karşı karşıya geldi.

Sanki benim evimde yakalanmamış gibi sıradan yüz ifadesiyle elini kaldırdı adam. "Selam Kurti, nasılsın?"

"Onur!" Hızla uzanıp adamın boynuna atladı ve bir güzel sırtını pat patladı. "Kardeşim benim, nerelerdesin?" Küçük şoku atlattıktan sonra sıra bana gelmişti işte. Şaşkınlıkla bana dönen Kurtuluş suçlayıcı bakışlarını üzerime dikti. "Sen eve erkek mi attın? Daha doğrusu eve Onur'u mu attın?"

Utançtan gözlerimi kocaman açıp "Eve hiçbir şey atmadım Kurtuluş, saçmalama!" desem de buradan dönüş zordu artık. Kurtuluş öyle ya da böyle öğrenmişti. Onur'un benim evimde olmasını geçerken uğradı şeklinde çeviremezdim. "Bak Kurtuluş, bunu babama söylemiyorsun."

Keyifle dudakları kıvrılan ikizim kırk yılın başında başına konan devlet kuşunu kaçırmaya niyetli değildi. "Tabii ki saklarım güzel kardeşim. Kardeşler ne için var? Kim için yaşıyoruz bu hayatta? Sevdiklerimiz için yaşıyoruz."

İmalı bakışlarına karşılık küçümseyici bir biçimde dudaklarım büzüldü. "Ne isteyeceksin Kurti, para mı?"

"Yazıklar olsun! Ben öyle şahsiyetsiz biri miyim?"

Tereddüt etmeden "Evet?" cevabını verdiğimde bunu beklemiyor gibiydi.

"Nankörsün kızım, nankörsün!"

"Ne istiyorsun, uzatma söyle."

"Hiç canım, ben ve Pala bir süre burada kalacağız hepsi bu."

Kaşlarım çatıldı. "Pala mı?"

Onur hemen duruma el koydu. "Hayır Nergis, evinde erkeğin kalmasına izin vermem. Gerekirse Şinasi amcanın karşısına dikilir, onurumla ben Nergis'e âşığım derim."

Yüzü aydınlanan Kurtuluş "Âşık mısın gerçekten?" diye sorduğunda ortalık yine birbirine girmiş durumdaydı. Yüzünü buruşturarak ekledi. "Emin misin peki? Yani hayatını karartmak istediğine." Tam ensesine bir şaplak atacaktım ki tüm soru işaretlerinin ortasında bir tanesinin parladığını tekrar hatırladım. Pala kimdi?

"Kurtuluş, sen neyse de elin adamının evimde ne işi var? Saçmalama!"

"Asıl sen saçmalama kızım! Kardeşinin evine erkek getirmek delikanlılığın kitabında yazmaz, başta ben izin vermem öyle bir şeye zaten."

"Eee o zaman?"

"Pala içerideki kuş be kızım! Aman be!" Bıkkınlıkla yakasını silkelerken "Kurtlar Vadisi Pala'dan esinlendim. Nasıl isim seçimi ama?" diye sordu.

Yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermesini göz önünde bulundurursak yüzümü buruşturarak "Korkunç." yanıtını vermem abartı sayılmasa gerekti.

Her şeyi çözmüş bir biçimde salona geçtiğimizde kahveleri tazeledim ve Kurtuluş'a da poşet çay yaptım. Kendisine uzattığım kupasına memnuniyetsizce bakıp içindeki poşet çayın ipini tuttu. "Onur, kardeşim sen bununla evlenmek istediğine emin misin? Çay bile yapamıyor bu ya, poşet çay getirmiş misafirine."

Gözlerim yeniden faltaşı gibi açıldığında artık ikizim yerine kaçıncıya mahcup olduğumu sayamamıştım bile. "Ne evliliği Kurti, saçmalamayı kes artık! Çayını iç, sus!"

Sanki o kadar laf yememiş gibi umursamazca poşetini yeni çıkardığı çayından bir yudum aldı. "Ne ara oldu tüm bunlar? Daha geçenlerde annem sana bankacı Semih'i ayarlamaya çalışmıyor muydu?" diye sorduğunda cümlenin aniden ağzından çıkışı, Onur'un yerinde kımıldanıp sırtını dikleştirişi, benim cenaze namazına hazır duruşum...

Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki ne Kurtuluş'u susturabilmiştim ne de kaş göz yaparak durumu açıklayabilmiştim. Görücü usulü Semih yine salonun tam ortasına bomba gibi düşmüştü.

Onur tıpkı korku filmlerindeki oyuncak bebekler gibi başını yavaşça bana doğru çevirdiğinde "Bankacı Semih kim oluyor tam olarak Nergis?" sorusunu ürkütücü bir sakinlikle yöneltmişti.

Onur Büyüktuğ hakkında unutulmaya yüz tutmuş ama asla unutulmaması gereken bir gerçek; normal şartlarda dünyanın en uslu çocuğu gibi dursa da söz konusu kıskançlık olduğunda bir kaplana dönüşebiliyordu. Sanırım temaya uyum sağlasın dersek aslan kesiliyor da diyebilirdik.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Cumartesi'nin neşesi DE-MARKAJ mı gelmiş, ne gelmiş? 😍 Ay neyim ben, dünyanın en çalışkan yazarı mı? 🩷 (benim kendimi övmeler)

Onur ve Nergis'i özlemiş misiniz? Ay bir de tatlı bölüm olmuş ki yumuş yumuş. 🫠💖 Romantik romantik sahnelerden sonra Onur'un yakalanması, görücü usulü Semih konusunun ortama girişi... Onur ne tepki verecek dersiniz? Buraya yazabilirsiniz. Bakalım Nergis bu işin içinden nasıl çıkacak? Son olarak hayalinizdeki Onur ve Nergis sahnelerini buraya yazarsanız. Ve bu akşam Instagram hesabımda canlı yayın var, katılmak isterseniz buyurun gelin, eğleniriz. 🌸 Instagram kullanıcı adım buzlarkralicesiofficial biliyorsunuz. Neyse uzatmicam. (uzattı)

Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

236okunma 10beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18