54. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 53
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 53
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime · Okuduğun bölüm
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-53-
❝Onur❞
Hayatımın en güzel haberini en trajik şekilde aldım.
Baba oluyorum. İyi tarafı bu. Kötü tarafıysa sevdiğim kadının bunu bana söylemeye cesareti yok. Sebebi de benim.
Nergis bana çocuklarla ilgili sorular sorduğunda farazi bir sohbet ediyoruz sanmıştım. Üstelik sohbet Didem ve Olcay üzerinden ilerlediği için bol keseden atmak kolay gelmişti. Şimdiyse verdiğim cevaplardan dolayı kendimi o kadar suçlu hissediyordum ki anlatamam.
Bahar şenliğinde tesadüfen öğrenmiştim Nergis'in hamile olduğunu. Didem ve Olcay'ın arasında morali bozuk görünen Nergis'in yanına gitmek istedim. Oturma alanlarının hemen ilerisinde ise konuşmalarına şahit olunca duraksadım.
"Onur şu an baba olmaya hazır değil." diyordu Nergis. Bunu söylerken sesi kırgın, bir parça da ağlamaklıydı. "Bebek için erken olduğunu düşünüyor. Bunu bile bile ona söylediğimde yalandan mutluymuş gibi davranmasına dayanamam."
Başta yanlış anladığımı düşündüm. İyi de eğer bebek yoksa neyi söyleyecekti ki bana?
Olcay "Kızım, ağlama şimdi ya." derken hâlâ olanı biteni anlamaya çalışıyordum. "Ya Onur da istiyordur kızım. Sonuçta çocuk istemiyorum dememiş, erken demiş. Hemen enseyi karartma. Sadece şu dönem Onur'un kariyeri için önemli ve yoğun. Yoksa istemediğinden değildir, valla."
"Anlıyorum." Dingin bir sesle söylemişti bunu Nergis çiçeği. Kabullenmiş gibi. "Ben ona kızmıyorum zaten Olcay. Haklı. Sadece biraz... zamansız oldu. Benim de sinirlerim harap durumda."
Sesi titriyordu. Bakışları korkmuş gibi bakıyordu. O an ne hissedeceğimi bilemedim. İçimde baba olmaya dair büyük bir heyecan yeşerirken âşık olduğum kadını bu hislerle baş başa bırakmış olmak bende derin yaralara sebebiyet vermişti.
"Hamilelik duygusallığı böyle bir şey oluyor herhâlde."
Didem'in sözü üzerine Olcay tarafından fark edildiğimi düşündüm. Bakışları kısa bir an benim olduğum yöne dönmüş gibiydi. Bu yüzden daha fazla gizlenmeyip yanlarına gittim ve hiç haberim yokmuş gibi davrandım.
"Siz üçünüz ne kaynatıyorsunuz bakalım?"
Benim gelişimle herkes toparlandı. Nergis gözyaşlarını silerken hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Bense içten içe kendimi suçluyordum.
Allak bullak olmuştum. Bir bebeğim oluyordu. Bebeğimiz oluyordu. Ben baba oluyordum. Bu benim için öyle heyecan verici bir durumdu ki... Bense bu mutlu habere karşılık Nergis'e ne vermiştim? Korku, endişe, üzüntü...
Eve gittiğimizde hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi davranmayı sürdürdüm. Henüz bu haberi ben de sindirememiştim. Nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum. Mutluydum ama Nergis'in bu haberi bana vermeye dair şüpheleri vardı. Ne yapıp edip bu haberi bana verebilmesi için ortam yaratmalıydım.
O gece arkası bana dönük kıza sırtından sarıldım. Belki de ilk kez o an bilinçli bir biçimde karnına sardığım elim heyecanlı bir kıpırtının esiri olmuştu. Haberim yokken kaç kez bebeğimize bu kadar yaklaşmıştı elim? Ne kadar süredir bu haber benden gizliydi? Bilmiyordum ama üzgündüm. Baba olmak gibi bir sevinci böyle bir üzüntünün gölgelemesini istemezdim.
Ertesi gün büyük gündü. Maç vardı. Sabah erken kalktım. Benim için her maç günü ayrı bir heyecan taşırken o günün heyecan sebebi benim için bambaşkaydı.
Nergis henüz yanımda uyuyordu. Onun sağ elini yumuşak bir yumruk yapıp boşta kalan şakağına yerleştirmiş hâlde uyuyan yüzüne baktım. En azından uykusunda o korku dolu ve endişeli ifadesi hâkim değildi. Yumuşak yüz hatları serbest kalmış, masum bir uykunun kollarındaydı.
Bir süre sessizce karımı uyurken izledikten sonra gözlerim camdan dışarı, ufka daldı. Derin bir iç geçirdim.
Baba olacağım bilgisiyle uyandığım ilk sabahtı.
❝Nergis❞
Maçtan sonraki gün kendi kendime bir karar vermiştim. Bu akşam bebeği söyleyecektim. Zaten böyle bir şeyi ne kadar saklayabilirdim ki? Er ya da geç öğrenmeliydi.
Akşam yemeğinde birbirinden güzel yemekler yapmıştım. Geçen gün tavuğu yakan ben? Duy da inanma. Ama o gün gerçekten geçerli bir sebebim vardı. Sanırım yemeklerin ruh hâlimize göre iyi veya kötü olması durumu gerçekti. Kendim deneyimlemiş biri olarak soy bunu.
Yemekte Onur durgundu. Yüzünde mutlu bir tebessüm vardı ama düşünceli görünüyordu. Yemeğin sessiz geçeceğini düşünsem de bu durum kısa sürdü.
Oturduğu yerden heyecanla kıpırdanan adam "Tüm bunları güzel karım bana mı yaptı şimdi?" dedi. Bu sorudan çok tatlı bir böbürlenmeye benziyordu.
Gülümsedim. "Evet. Türlüyü pek sevmiyorsun ama yemen gerek. Sebze sağlıktır."
"Kamu spotumu da yapıştırırım diyorsun." Ellerini ovuşturdu adam. İştahlı bir biçimde yemekten bir kaşık aldı. Ağır ağır yemek yerken bir gözü de bendeydi.
Neden onun tarafından bu kadar gözlemlendiğimi bilmiyordum ama kısa bir tebessümle önümdeki yemeğe döndüm. Pek iştahım yoktu. Öte yandan bebeği söyleme kararımı uygulamam gerekiyordu. Düşünürken iyiydi. Şimdi uygulama kısmına gelince nasıl yapacağımı, nasıl söyleyeceğimi bilemedim. Bir yanım hindi gibi kara kara düşünüyordu.
Sessizce bir iç geçirdim. Konuya nereden gireceğimi düşündüm önce. Bebeklerin ne kadar tatlı olduğundan mı girsem? Yok, bu çok fazla zorlama olurdu. Sonuçta çoğunluk tatlı bulsa da herkes çocukları tatlı bulmazdı. Onur da bebekleri severdi aslında. Ama daha yakın zamanda baba olmayı düşünmediğini göz önüne alırsak... Bunu bu akşam söyleyemeyecektim, belli olmuştu. Kendimde bu cesareti bulamadım.
Yemeğin sonuna kadar sessizdik. Suyundan bir yudum alan Onur göz ucuyla bana bakarken "Neler yaptın modaevinde?" diye sordu.
"Hiç." dedim omuz silkerek. "Günlük, sıradan işler işte."
Kaçamak bir gülümseme sundu yüzüme. "Sana bir dedikodu vereyim mi?"
"Nedir?"
Dudakları gizemli ve keyifli bir biçimde kıvrıldı. "Turan Hoca'yla Simin Hanım görüşüyorlar galiba."
Gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. "Şaka!"
"Yok, vallahi. Geçen gün soyunma odasından çıkarken koridorda Simin Hanım'ı gördüm."
Şaşkın bir tebessümle karşılık verdim. "Bak sen şunlara ya! İkinci bahar mı yaşayacak bunlar şimdi?"
Aslında Turan Hoca ilk geldiğinde sezmiştim bir şeyler ama tam emin olamadığım için konduramamıştım. Ama şimdi düşününce... Turan Hoca ve Simin Hanım. Hiç de fena durmuyorlardı.
Bu durumla eğlendiğini gizlemeyen Onur başını salladı. "Bir de bakmışsın evlenip bu yaşta çocuk yapmışlar."
İster istemez onun aklıma getirdiği şeyle kıkırdadım. "Yok daha neler!"
"Ne var?" Omuz silkti mahzunca. "Anne baba olmanın yaşı mı var? İkisi de bekâr, ikisi de çocuksuz."
"Turan Hoca'nın da mı çocuğu yok?"
"Ben yok diye biliyorum."
Sorgulamadım. Bu yaşa kadar baba olmamasına şaşırmıştım aslında. Düşününce "Hadi Simin Hanım'ın bir çocuğu olmuş da Turan Hoca nasıl olmuş da bu yaşa kadar baba olmayı istememiş?" diye gayriihtiyari bir cümle çıktı ağzımdan. "Şaşırdım valla." Onur'la göz göze geldiğimde düzelttim. "Tabii o hepinizin babası sayılır bir yerde."
Onur ise sorguladığım şeyi hiç de garip bulmadı. "Yo, aslında ben de düşündüm şimdi sen söyleyince. Bir erkek için baba olmaktan daha değerli ne olabilir ki?"
Durgun bir tebessümle omuz silktim. "Belki o da mesleğine âşıktır. İşiyle evli, sizi de çocukları gibi görüyor."
Ne reddeden ne de onaylayan bir ifadeyle karşılık vermedi adam. Sadece gözlerimin içine baktı. "Sevdiğim kadından olan bir çocuğun yerini hiçbir meslek aşkı dolduramaz."
Gözlerine hipnoz olmuş gibi bakarken hadi kızım Nergis, yap hamleni dedim, bu haberi vermenin tam zamanı. Mantığım söylemem gerektiğini hatırlatırken duygularım niyeyse oralı değildi. Dudaklarımı aralayıp söylemek istesem de kitlenip kalmıştım sanki. O an bana bir şey oldu. Benim dışımda. Kontrolüm dışında bir şey oldu. Ağzımı açıp konuşamadım. Üstelik Onur'un dikkatle bana bakışı da hiç yardımcı olmuyordu.
Öyle anlamsız bir sessizlik aramızdan geçip giderken başını hafifçe eğdi adam. "Nergis çiçeği..."
Bir rüyadan uyanır gibi gözlerimi ona diktim. "Evet?"
"Ne zaman söyleyeceksin?"
Beklentiyle bana bakan adama "Neyi?" diye sordum şaşkınca.
O ise son derece sakin bir sesle sordu. "Baba olacağımı ne zaman söyleyeceksin?"
Oturduğum yere çakılıp kaldım. Önce bir şok oldum. Ne yani, en başından beri biliyor muydu? Onur bunu nasıl bilebilirdi ki? Hayır, bence bu genel bir soruydu. Hemen tuzağa düşmemeliydim. İyi de aşk ve evlilik bir tuzak değil ki. Bundan neden bir tuzakmış gibi bahsediyorsun Nergis?
Kafam karışmıştı. Bu genel bir soru muydu yoksa gerçekten bildiği bir şey mi vardı? Hiçbirini bilmiyordum. Ağzımı açamadım.
Onur benim yerime de konuşkandı bu akşam. Yüzünde kırık bir tebessüm vardı. "Bebeğimiz olacağını biliyorum." dedi benim aksime kaçak dövüşmeyi reddederken.
Şok oldum duyduğum şeyle. Bu kez aynı soru ciddi ciddi zihnimi kurcaladı. Nasıl öğrenmişti ki? Bunu sorgulamaktan ziyade vereceği tepkiyi merak ettim.
"Onur, ben..."
Masanın üzerinden elini uzattı bana. Işıltılı gözlerle gülümsedi. "Baba olacağım ve bunu bana söylemiyorsun Nergis."
Korkuyla ve sıkışmış bir hâlde sordum. "Sen nereden öğrendin?"
"Bahar şenliğinde sizi duydum."
Gözlerim büyüdü. "O günden beri biliyordun yani."
"Evet." dedi usulca. "Senin söylemeni bekledim. O kadar da olta attım ama söylemedin Nergis çiçeği."
Beklentiyle söylediği bu cümle üzerine omuz silktim düşünceli bir ifadeyle. "Söyleyecektim ama... Bilmiyorum Onur. Sen bebek için erken deyince... Aslında gerçekten de erkendi ama oldu işte. Şimdi böyle düşündüğünü bile bile ben... nasıl söyleyeceğimi bilemedim."
"Bebeği istemeyeceğimi mi düşündün?"
"Yok, hayır, ben..." Aslında ne düşünmem gerektiğini ben de bilmiyordum ki. "Kafam çok karışıktı. Sadece erken bulduğun için bu haberi aldığında gerçekten sevinmemenden korktum. Beni kırmamak için seviniyormuş gibi yaparsan..."
"Seviniyormuş gibi yaparsam mı?" Hayretle kaşları çatıldı. Yerinden kalkıp önümde dizlerinin üstünde yükseldi. "Aşkım sen delirdin mi? Benim iki gündür içim içime sığmıyor. Nergis söylese de şöyle içimden geldiği gibi sevinsem diye bekliyorum. Kendi içimde patlıyorum resmen!"
Tereddüt eden bir tebessümle "Gerçekten mi?" diye sorarken nefesimi tutmuştum. "Yani sen... şimdi erken buluyorum dediğinse-"
Elleriyle durdurdu beni. "Daha önce söylediğim her şeyi unut tamam mı? O benim dangalaklığımdı. Sen Didem'le Olcay'ı örnek gösterince ben farazi konuştum. Bekâra karı boşamak kolay tabii." Dalgın dalgın iç geçirdi. "Kavuşmamız geç oldu, bebeğimiz de erken geldi. Bence denge tamamen sağlandı."
Hâlâ içimde bir şüphe vardı. Gerçekten böyle mi düşünüyordu? "Onur, gerçekten sevindin mi?"
"Hâlâ gerçekten mi diyor ya! Kafayı yiyeceğim!" Ellerimi sayısız kez öptü. Yanağını avuçlarıma dayarken "Baba oluyorum..." diye mırıldandı mutlu, dalgın bir ses tonuyla. O an üzerimden nasıl ağır bir yük kalkmıştı anlatamam. Yeniden ellerimi öptü, bu kez "Özür dilerim, özür dilerim bir tanem." diye sayıklıyordu.
"Neden?"
"Sana öyle söyleyip kalbini kırdığım için. Gerçekten o anlamda söylememiştim. Yemin ederim. Bu dünyada baba olmayı en çok isteyen insanlardan biriyim. Hem de seninle olacak çocuğumuzu..."
Ellerim gür saçlarında dolandı. "Saçmalama, kalbim falan kırılmadı Onur. Sadece korktum. Bu evlilikten, baba olmaktan mutlu olmazsan, kendini kapana kısılmış gibi hissedersen ya da erken evlenmek istediğin için pişman olursan diye korktum. Futbol kariyerinin önünde bir engel olmak istemedim."
Kucağıma yerleşen başını kaldırıp ışıl ışıl gözleriyle bana baktı. "Engel mi?" Yargılayıcı bakışlarla iki yana salladı başını. "Sen bana bir aile verdin Nergis. Hiçbir şey bundan daha değerli olamaz." İlk kez açık bir şekilde konuştu. "Ben sadece bebeğimizin sorumluluğunu böyle bir yoğunlukta senin üzerine yüklemek istemediğim için..." Açıklamayı gereksiz bulmuş olacak ki yarıda bıraktı. Dudaklarını heyecanla birbirine bastırdı. "Bunların ne önemi var ki? Ya biz şu an ne konuşuyoruz?" Aniden ayağa kalkıp bağırdı. "Ben baba oluyorum be! Baba oluyorum!"
Heyecanla ellerimden tutup kaldırdı beni. Müziksiz bir biçimde salonun ortasında dans etmeye başladı. "Bebeğimiz oluyor!"
Heyecanla başımı salladım gülerek. "Evet, bebeğimiz oluyor."
Kucaklayıp ayaklarımı yerden kesen adam kollarında döndürdü beni. Başını boynuma yaslarken çok mutlu görünüyordu. Sonra beni aşağı indirip gözlerimin içine merakla baktı. "Acaba kız mı olur erkek mi? Yani hani önemli olduğundan değil ama..."
"Önemli değilse niye soruyorsun?" Benim ciddi sorum üzerine dumura uğrayınca güldüm. "Şaka yapıyorum! Hem ben de merak ediyorum ama çok erken şu an. Ultrason için bile beklememiz gerekiyormuş, o kadar küçük."
Hafifçe eğilip başını karnıma koydu. "O kadar küçük mü gerçekten?"
"Hı hı..."
Düşünceli bakışları karnımdan yukarı doğru yükseldi. "Erkek olursa o da babası gibi futbolcu olur belki ha?"
"Bak daha şimdiden!"
"Ne? Ne var yani ne olmuş? Hayal de mi kuramayacağım Nergis çiçeği?"
"Kurarsın da dur bakalım o futbolcu olmak isteyecek mi?"
Ayağa dikilen adam sağ eli ensesinde gezinirken "Olsun." dedi. "İstemezse de canı sağ olsun. Belki o da annesi gibi yetenekli bir tasarımcı olur."
Tebessüm ettim Onur'un kurduğu hayallere. O akşam içim içime sığmıyordu. Sevdiğim adamın da aynı duyguları hissettiğini bilmek öyle huzur vericiydi ki...
Yatakta sırtüstü uzanırken yanımdaki adam parlayan gözlerle bana bakıyordu. Tam ne olduğunu soracakken buna fırsat bırakmadı, eğilip başını karnıma koydu.
"Ne yapıyor acaba şu an?"
"Ne yapacak Onur Allah aşkına? Daha kaç haftalık çocuk..."
O an hiç beklemediğim bir soruyla geldi adam. "Üşüyorlar mı acaba bebekler?"
"Nasıl yani?
"Hani biz suya girdiğimizde üşüyoruz ya, anne karnındaki bebekler de suyun içinde. Üşüyor mu acaba?"
"Ne yapacaksın Onur, battaniye mi örteceksin içime?" Gözlerim devrildi. "Saçmalama aşkım ya. Orada bebeğe uygun bir ortam var zaten. Isıyı dengede tutuyordur."
"Haaa..." Çok hayret dolu bir şey dinlemiş gibi yüzüme baktı ve başını yeniden karnıma koydu. "Neden bilmiyorum ama çok heyecanlandım Nergis. Çocuk gibiyim şu an. Hemen görmek istiyorum onu."
Elim saçlarının arasında dolanırken "Gerçekten sevindin mi?" diye sordum. Aslında şu anki tabloda her şey son derece açıktı ama... Merak.
"Deli misin? Sevinmek ne kelime? İçim içime sığmıyor. Onun hakkında her şeyi merak ediyorum."
Aramızdaki bu huzurlu havayı kesintiye uğratan telefon sesi oldu. Onur'un telefonu çalıyordu. Yerinden doğruldu adam. Komodine uzandı "Kim ki bu saatte?" diye sorgularken. Aslında saat çok geç değildi, daha dokuzdu ama ben de merak etmiştim.
Telefonu eline aldığında soran bakışlarıma "Annem." yanıtını verdi. Acele etmeden açtı telefonu. "Anne?"
Konuşmalarını tam olarak duymuyordum ama meraka kapılmıştım. Onur'un kaşları çatılmıştı. Telefonu kapattığında sorgulayan bakışlarıma karşılık "Annem beni çağırıyor. Hemen gelecekmişim." dedi. O da hiçbir şey anlamamış gibi bakıyordu.
"Allah Allah, ne oldu ki akşam akşam? Önemli bir şey mi var acaba?"
"Bilmiyorum." Yataktan kalktı üzerini giymek için. "Gidip öğreneceğiz."
"Dur ben de geleyim."
Merak etmiştim ne olduğunu. Acaba bir hastalık, aksilik mi var diye düşünmüştüm ilk. Tabii o an kapıdan içeri girer girmez Fahriye annenin "Seni hayırsız, rezil!" diye bağırarak kızılcık sopasıyla Onur'a dalacağını bilmiyordum. Bu o an beklediğim bir aksiyon değildi.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Çok minnoş bir bölüm yazmışım şuna bakar mısınız? 🥹🫶🏻 Bu bölüme çok yorum atmanız gerekiyormuş. 🥹 Yoksa Nergis'in bebişi cok üsülürmüş. 🥹
Yeni bölümü nasıl buldunuz? Buraya yazabilirsiniz. Bu arada FİNALE SON 3 BÖLÜM kalmış, bu konuda ne hissediyorsunuz? Burada duygu ve düşüncelerinizi okumak isterim. Ama bu bölüm Onur çok tatlı değil miydi Allah aşkına? 🥹🫶🏻 Peki, sizce bölüm sonunda neden Onur'a daldılar? 😂 Tahminlerinizi burada okumak isterim açıkçası. Şüşko biri olduğum için şimdi yürüyüşe çıkmak zorundayım o yüzden notumu burada noktalıyorum. Hepinizi şefkatle selamlıyorum. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
