57. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-56-
❝Nergis❞
Bir baba olarak Onur Büyüktuğ...
Onu nasıl anlatsam bilemiyorum ki. Henüz yeni evli sayılsak da, çocuk konusu gibi birçok olay hızlı gelişse de çok çabuk adapte olmuştu. Sanırım ben bile ikiz bebeklerimizin olacağına bu kadar çabuk alışmış sayılmazdım. Yıllardır tanıdığım o mükemmel adam, çocukluk aşkım şimdilerde mükemmel de bir kocaydı. Ve akıl almaz bir baba.
Tabii ki iyi anlamda.
Yakın çevremizin dışındakilere söylemek için bebeklerin biraz büyümesini beklemiştik ama bu bekleme süresi Onur için bir işkence gibiydi. İçi içine sığmıyor, bu mutlu haberi arkadaşlarıyla ve tüm dünyayla paylaşmak istiyordu. Öyle ki her akşam çocuk gibi bu konuyu açıyor, ne zaman herkese duyururuz diye sorup duruyordu.
Üçüncü ayın sonunda dayanamadım, isterse bu haberi arkadaşlarına verebileceğini söyledim. Söylemez olaydım. Bir komşu gezegenin duymadığı kalmıştı herhâlde. Şaka bir yana, Turan Hoca'ya ve takımdaki arkadaşlarına baklava dağıtarak baba oluyorum diye olayı duyurma kısmına kadar her şey normaldi. Bu kadarını bekliyordum ama... Son maçta attığı golden sonra tribünlere baba oluyorum diye bağırmasını ben de beklemiyordum. Sanırım Onur Büyüktuğ'un kalan altı aylık hayatı da tıpkı ilk üç ayki gibi tek bir cümleyle sürecekti. Baba oluyorum cümlesiyle.
Takım arkadaşlarına bu güzel haberi verdiğinde başta Turan Hoca olmak üzere herkes çok mutlu olmuş, tebrik etmişti. Tabii Onur o koca ağzını tutamayıp Selim'e haberi daha önceden verdiği için çocuklardan biri nasılsa erkek olur diye küçücük bir krampon takımı hediye etmişti. Tövbe haşa sen Allah'la pazarlık mı ediyorsun diye sorduğumda omuz silkerek sadece bir temenni demişti.
Tuğçe'ye yaklaşmak için son çiçek girişimi kafasında patlamış biri olarak fazla rahat görünüyordu. Onur'un söylediğine göre bu onun savunma mekanizmasıymış. O reddedildiğinde bile özgüvensiz biri gibi davranmazmış. Hâlâ Tuğçe'ye dair umutları olması da biraz komikti ama... Eh, tabii, bunu zaman gösterecekti. Büyük konuşmamamız gerektiğini yaşadıklarımız yeterince göstermişti.
Altıncı ayın sonlarına doğru geldiğimizde artık ikizlerimizin olacağını tam anlamıyla hissediyordum. Önceleri orada sadece iki üzüm tanesi çarpışıyormuş gibi düşünürken şimdi hareketleri, itişip kakışmalarını bile duyumsuyordum.
O akşam koltukta uyuklamakla açtığımız filmi izlemek arasında gidip gelirken ayaklarımı dizlerine uzatan adam mutlu görünüyordu. Bir yandan ayaklarıma tatlı masajlar yapıyor, diğer yandan da konu açmak için kıvranıyor gibiydi.
Sonunda ağzındaki baklayı çıkardı adam. "Şey... bebeklerin ismi konusunda düşündün mü aşkım? Hani şeyi-"
Ha, size söylemeyi unutmuştum değil mi? Bebeklerimizin cinsiyeti belli olmuştu. Başta öğrenmeyelim, sürpriz olsun furyasına katılacakken benim meraklı Melahat hâlim buna pek izin vermemişti. Bir kızımız, bir de oğlumuz oluyordu. Çok mutlu olmuştum. Nedense tam istediğim buymuş gibi hissetmiştim öğrendiğimde. Onur ise tahmin edersiniz ki gözyaşlarına boğulmuştu.
Şimdi isim konusunu açtığında ne soracağını çok iyi biliyordum. O yüzden gülmemeye çalışarak gözlerimi devirdim. "Hayır hayatım, oğlumuza Ali Sami adını koymayacağız tabii ki."
"Ama fena isim değil ki. Hem Ali Sami Yen'in anısına olurdu, fena mı?"
"Onur ikisi de çok eski isimler ama ya. Doruk falan olsun bari."
"Tamam, Doruk Sami olsun?" Bunu kaşlarını kaldırarak öyle ciddi hâlde sormuştu ki korktum. Doruk Sami Büyüktuğ. Ay hiç olmamıştı ama ya.
Onu kırmadan vazgeçirmenin tek bir yolu vardı. Ben de ona oynamaya karar verdim. "Tamam." dedim kabullenir gibi. Başta heveslenen, sevinen adamın yüzü sonraki cümlemle donup kaldı. "O zaman kızımızın adını koymak bana düşüyor. Ben de Fahriye annenin annesinin adını koyarım."
Gözleri açıldı birden. "Ne?" Tıslayarak güler gibi bir ses çıkardı ama yüzündeki şaşkınlıktan o ifade bile tam oturmadı. "Yapma aşkım, kızımızın adını Mukadder koymayacağız herhâlde, öyle değil mi?"
"Ne var? Sen oğlumuzun adını Ali Sami Yen koyarken sorun olmuyordu."
"Ali Sami Yen değil hayatım, Ali Sami."
"Neyse ne işte."
Ellerini birbirine çarparak "Yok, tamam, hayır!" dedi ne kadar kararlı durduğumu görünce. "Ali Sami falan yok. Daha modern bir isim iyi olur zaten sen haklısın."
Göz ucuyla ona baktığımda yaşadığım keyfi gizledim. "Sen bu kadar karşı çıktığına göre kızımıza bir isim düşünmüşsündür herhâlde."
Düşünceli bir biçimde gözleri kısıldı Onur'un. "Ne bileyim, ben böyle daha sanatsal... Şiir gibi bir isim düşünmüştüm."
"Kızımızın adını Şiir koymayacaksın inşallah."
"Yok, yok öyle değil de... Hani ne bileyim..." Gerçekten aklında bir fikir yokmuş gibi etrafına bakındı. Bir an fikri olmadığına ben bile inanmıştım ama hemen ardından cebindeki telefonu çıkarıp listeyi gösterdiğinde yanıldığımı anladım. Onur Bey büyük bir araştırma yapmıştı kızının ismi için.
Listeye bakarken "Duru güzel görünüyor." dedim kendi kendime. Gözlerimi kapayıp hayal ettim. "Duru Büyüktuğ." Onur'a döndüğümde gülümsedim. "Güzel durdu bence."
"Gerçekten mi?"
"Hı hı, tabii."
Onun listesindeki adayları beğendiğim için mutlu görünüyordu. Kız ismi seçme konusunda dünyadaki en rahat kişi bendim sanırım. Düşünsenize, kocanızın ilk aşkısınız. Çocukluk aşkısınız ve sizden sonra hayatına kimse girmediği için acaba eski sevgilisinin ismini koyar mı korkunuz yok.
Meraklı bakışları bana çevrilen adam "Sen oğlumuz için neler buldun?" diyerek yumuşakça omuz attı bana. "Dökül bakalım."
Güldüm. "Benim öyle uzun listelerim yok. Ama Ege veya Doruk olabilir diye düşünmüştüm." Gözlerimi devirerek "Ali Sami olmasın da."
"İkisinin de ismini netleştirsek iyi olur." Tıpkı benim gibi alaycı bir göz devirmeyle ekledi. "Yoksa annem ve Handan anne kızımızı küçük Handan, küçük Fahriye diye sevmekten vazgeçmeyecek."
Başımı önüme eğip katıla katıla gülerken etrafımda nasıl dönüp durduklarını hatırlamıştım. İsim konusunda tabii ki baskı yapmıyorlardı ama bilinçaltımıza oynamayı da ihmal etmiyorlardı. "Ama babam geçen gün anneme bir Handan'ı daha kaldıramayız deyince nasıl da kıyamet koptu!"
Neşeyle kahkaha attı Onur. "Handan annem ya. Haksızlığa uğradı gibi oldu."
"Ama Handan da eski isim gibi ya. Biraz değişik, yeni bir şeyler olsun değil mi ama?" Aynen Nergis, memlekette yedi yüz tane Duru, beş yüz tane Ege yokmuş gibi. Aslında benim derdim seslenirken kulağa güzel gelmesi ve soyadıyla uyumlu olmasıydı.
Başını hafifçe yana yatırarak "Haklısın." dedi Onur. Çenesini başıma yaslayarak burnunu saçlarıma daldırdı. "Sağlıklı olsunlar da bana fark etmez. İstediğin isimleri koyabiliriz. Sonuçta sen taşıyorsun karnında."
Yumuşak bir tebessümle karşılık verdim çenesini avuçlarken. "Ben seni hak etmek için ne yaptım acaba?"
Takıldığını saklamayan adam kaşlarını kaldırdı abartılı bir ifadeyle "Çok sadaka vermiş olman lazım."
"A-a şuna bak, hemen de havaya girdi!"
Gülerek cevap verdi Onur. "Şaka aşkım şaka." Sanki anlamamışım gibi. "Asıl ben seni hak etmek için ne yaptım? İyi ki yeniden girdin hayatıma." Dalmış gözleri yüzümü arşınladı. "Ya bir daha hiç dönmeseydin bana? Siyah beyaz, renksiz kalsaydı hayatım? Ne yapardım ben o zaman?"
Huzurla başımı yasladım yanağına. "Benden kurtuluş o kadar kolay sandın ama yanıldın."
Gülüştük. Her gece olduğu gibi o gece de Onur'un kulağını karnıma dayayıp bebeklerimizin hareketlerini maç yorumu gibi yorumlamasını dinleyerek kahkahalara boğuldum. Artık rutinimiz hâline gelmişti bu.
"Evet sevgili seyirciler, dakikalar 27'yi gösterirken küçük Ege sağ kanattan sert bir atakla geldi." Bakışları abartıyla bana döndü. "Ooo Duru'dan müthiş bir kontra! Anne karnında top çevriliyor, baba tribünde oturuyor! Hakem yani anne yavaş oynayın çocuklar diye uyarıyor ama dinleyen yok!"
Onur Büyüktuğ yaptığı her işi öyle büyük bir ciddiyetle sürdürüyordu ki bu ciddiyete gülmemek elde değildi.
"Onur, dur artık! Gülmekten erken doğum yapacağım şimdi."
Hızla bana dönerken gözleri açıldı adamın. "Öyle bir ihtimal mi var? Yani öyle olabiliyor muymuş? Altı aylık bebek erken doğabiliyor mu?"
Ben onu sadece şaka olarak söylemiştim ve böyle bir şey var mı gerçekten bilmiyordum ama ciddiye alması üzerine ne diyeceğimi bilemedim. Omuz silktim. "Bilmem, olmuyordur herhâlde."
"Sen bunu bana daha önce niye söylemiyorsun?"
"Onur abarttın, alt tarafı bir şaka yaptım sen de aaa!"
Kısa bir an düşünceli bakışlar atarken "Ben bunu bir yapay zekaya sorayım." deyip aldı telefonu eline.
Her akşam olduğu gibi o akşam da eğlenceli, biraz yorucu ama neşeli geçmişti.
Bebek hazırlıklarıyla ilgili yerinden bildiriyorum, annem ve Fahriye anne çıldırmış olmalı. Her ikisinin de bir odası bizim ikizlerin eşyalarıyla doluydu. O kadar çok kıyafet, zıbın, ayakkabı şu bu almışlardı ki çocuklar bunları birer kez bile giyemeden büyüyecekti muhtemelen. Kendilerine bunu anlatmaya çalıştım ama pek anlamamışlardı.
Kurtuluş'a göre hava hoştu. Birer kez giyilmiş kıyafetleri internette Onur Büyüktuğ'un bebekleri giydi diye satmak için hesap bile açmıştı ama avcunu yalayacaktı tabii. Hepsi ihtiyaç sahiplerine gidecekti.
O gün modaevine gittiğimde hava çok güzeldi. Yürümek istesem de Onur arabayla bırakma konusunda ısrar etti. Neymiş, o yanımda yokken bir yerde düşebilirmişim ve başıma bir şey gelebilirmiş. Bu aylarda denge kaybı olabilirmiş. Hangi ansiklopedide okudu bilmiyorum ama daha dün gece altı aylık bebeğin erken doğumla gelip gelemeyeceğini bilmeyen adama ne kadar güvenebilirdim tartışılırdı.
"Tamam aşkım, söz. Bak şimdi acelem var ama akşam döndüğümde seninle yürüyüşe birlikte çıkacağız. Şimdi surat asma ama."
Sallandırdığım dudaklarımı toplayıp "Eh, peki." dedim ne yapayım? Biraz daha Onur Bey'in evhamlı hâllerine katlanacaktık. Başka yolu yoktu.
Modaevinde ise Simin Hanım tarafından güzel karşılanmıştım. "Artık buraya gelişlerini seyrekleştirsen iyi olur Nergis. Haftada üç gün yeter."
Endişeyle gözlerimi kırpıştırdım. "Nasıl yani? Kovuluyor muyum ben anlamadım şimdi?"
Ciddiye almaktan uzak bir ifadeyle güldü kadın. "Saçmalama. Kızım görmüyor musun, karnın burnuna geliyor artık. Yavaş yavaş düzeni bebeklere göre ayarlayalım diye söylüyorum. Hem evden de çalışabilirsin."
"Birden bırakamazsın, azaltarak bırak diyorsunuz yani."
Gülüştük.
"Öyle de denebilir." Yüzünden geçen düşünceli ifadeye bakılırsa Simin Hanım'ın bana verecek bir haberi vardı ve düşüncemin doğruluğu gecikmedi. "Sana söylemem gereken bir şey var Nergis."
Suratındaki anlamsız tebessüme bakılırsa güzel bir haberdi. "Nedir?"
"Biz... Turan'la evlenmeye karar verdik ve tanışmamıza vesile olduğunuz için de bunu ilk sizinle paylaşmak istedik. Yani Onur ve senle."
Ellerim şaşkınlıkla ağzıma gitti. Tabii ki yalandan. "Ay inanmıyorum!" Onların birbirinden hoşlandığını uzaydaki uydudan bile fark edebilirdiniz. Turan Hoca'nın sık sık buraya gelmesini, Onur'dan duyduğum kadarıyla Simin Hanım'ın antrenman çıkışlarında Turan Hoca'yla buluşmasını saymıyordum bile. "Çok sevindim gerçekten. Tebrik ederim."
Sarıldık. Simin Hanım gerçekten mutlu görünüyordu. O hiçbir zaman sevincini aşırı dışarı vuran biri değildi ama gözlerinin ışıltısından anlayabiliyordum bunu.
"Bu akşam Turan'la sizi yemeğe davet ediyoruz. Gelirseniz çok mutlu oluruz."
"Tabii, tabii geliriz!"
"Turan da bugün Onur'a söyleyecekti zaten. Akşama doğru haberleşiriz. Hazırlığa gerek yok, buradan birlikte çıkarız."
"Tamam, olur."
Çok haddim olmadığını düşünsem de bunu söylemekte bir beis görmüyordum. Usulca eğildim ve yüzümü kadına döndüm. "Aşka kapılarınızı kapatmamanıza çok sevindim."
Huzurlu bir tebessümle karşılık verdi kadın. "İkinci şanslara inanırım."
●●●
Bir aile olarak geçirdiği zamanlar Onur için eşsiz bir hediyeydi. Buna sahip olduğu an ne kadar ihtiyacı olduğunu daha iyi anlamıştı. Uçsuz bucaksız masalar, birbirinden farklı olsa da tüm sevdiklerinin aynı masada olması, arkadaşları... Tüm bunların da ötesinde sevdiği kadının yanında olması onun için en büyük mutluluktu.
Daha büyük mutluluk ne miydi?
Çocukluğundan beri âşık olduğu kadınla, hayatını birleştirdiği kadınla bir aile kurmaları. Dünyaya gelmek için hazırlanan, en az babaları kadar heyecanlı iki azman. Evet, Nergis onlara böyle diyordu ama Onur minik ikizleri için daha tatlı lakaplar takılmasından yanaydı.
Artık Onur için hayatının bir anlamı vardı. Maçlara çıkarken bile daha motiveydi. Kendini büyümüş hissediyordu. Yakında baba olacağını düşündüğü her an yaşadığı hayatta kendisine yeni bir olgunluk katıyordu. Eskiden olan her şeye şu an baba adayı olarak daha farklı bakıyordu. Daha doğmadan çocukları onun her şeyi oluvermişti.
Baba olmak, aile kurmak istese de korktuğu şeyler yok muydu? Elbette vardı. En korktuğu şey de olmuştu. Maç için İngiltere'ye giderken bir gözü arkada kalmıştı. Nergis'in hamileliği ilerlediği için artık eskisi gibi onu her ülkede yanında götüremiyordu. Bu yıl maçlarım yoğun, daha erken derken bunu kast etmişti aslında. Hem yoğunluklarından tüm sorumluluğu Nergis'in üzerine yüklemek istememiş hem de onu hiçbir anında yalnız bırakmamayı planlamıştı ancak olaylar planlı gelişmediği için... Zihninden, kalbinden bu endişeleri atsa en çok baba olmak isteyen kişiydi kendisi. Tek tesellisi, Almanya'ya gitmeden önce annesini ve babasını iyi tembihlemişti. Çevredeki herkes etrafında pır dönüyor olmalıydı. Onur'u rahatlatan da buydu.
Onur yanılmıyordu. Nergis evlerinde maçını izlerken yalnız değildi. Maaile birliktelerdi. Olcay, Didem, Fahriye Hanım, Mustafa Bey, Kurtuluş, Tuğçe, Handan Hanım, Şinasi Bey... Hiç olmadığı kadar kalabalıktı evleri. Ve asla yalnız hissetmiyordu Nergis kendini.
Bir yanda Fahriye Hanım onun için meyve soyup ağzına verirken diğer yanda Handan Hanım sanki hiç yokmuş gibi torunlarına bin beş yüzüncü yeleğini örüyordu.
"Yavrum elma dilimlerin duruyor önünde, hadi ama."
Fahriye Hanım bunu söylerken Nergis'in ağzının tıka basa dolu olduğunu görmüyor gibiydi. Maça odaklanan Nergis ise elindeki elmayı yiyebilmek için ağzını bulamıyordu. "Tamam Fahriye anne yiyorum valla."
"İyi. Bak, gözüm üstünde."
Haylaz bir çocuk gibi başını salladı sadece.
Yağmurlu bir Manchester gecesiydi. Dakika 88. Skor 1-1. Tribün uğultusu deniz gibi kabarıyordu. Orta sahadan gelen ara pası savunmanın arkasına saklıyor, Onur ofsayt çizgisini milimle bozup ceza sahasına giriyordu. Kaleciyle karşı karşıya. Bir saniyelik suskunluk. Belki de maçın kaderini belirleyecekti olası gol.
Plase. Top uzak köşeye, yan direğin dibine yapışıyordu. Onur ise koşmuyor, bağırmıyordu. Nergis'in gözleri ekranda yakınlaştırılan Onur'daydı.
Onur armayı öpüp başını gökyüzüne kaldırmıştı. İki elini kalbinin üzerinde çapraz yaparken biliyordu, bu gol tabelaya değil evine yazılıyordu. Tüm taraftarlar gibi karısının kalbine.
Parmaklarıyla iki işareti yapıp tribüne değil kameraya döndü adam. "Duru! Ege! Bu gol size evlatlarım!"
Orada taraftarların çıldırması bir yana, Nergis'in yüzünde ışıldayan bir tebessüm yayılmıştı.
Gol heyecanıyla hoplayıp zıpladıktan sonra biraz olsun sakinleşen Olcay, kendine göre abartısız gözyaşları içerisinde "İşte romantizm diye ben buna derim." cümlesini sarf ederken hemen yanında oturan karısı tarafından dirsek yiyeceğini hesaba katmamıştı.
"Senin romantizmden anladığını bile sanmazdım, hayret."
Nergis hâlâ Onur'un o sevgi dolu bakışlarını görüyordu. Gol sevinci yaşanırken onun elleriyle kalp yapıp bu gol size çocuklarım deyişi gözünün önünden gitmiyordu.
Sevinç gözyaşlarıyla ekrana bir öpücük yolladı kadın. "Çocukların seninle gurur duyuyor, Fişek Onur. Buna emin olabilirsin."
O an statta ve sahada atan onca kalp gibi Nergis'in de kalbi Onur Büyüktuğ'daydı. İleride bu görüntüleri ikizleri izlediğinde babalarıyla ne kadar gurur duyacağını da düşünmeden edemedi.
Onur'sa ilk kez bir golünü tribünlere değil geleceğine ve ailesine armağan etmişti.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽
Öncelikle ne diyeceğimi bilemiyorum. 😔 Keşke günler öncesinden hazırlasaydım bu veda konuşmasını. 🥺 Şimdi o kadar duygu yüklüyüm ki anlatamam.
Yola bir de spor romantizmi yazmayı deneyeyim, bakalım ne çıkacak ortaya diye çıktığımda nasıl oldu da Nergis ve Onur'a bu kadar alıştım, onları nasıl bu kadar sevdim bilmiyorum. 🥹 Şimdi onları yazamayacak olmak beni üzüyor. Bazı karakterler vardır, sanki bizim aileden ya da hemen bizim sokakta ötedeki kapıda oturuyormuş gibi gelir. Onur'la Nergis de benim için o karakterlerden. İkizlerinin büyüdüğünü görmek, hepsinin birbiriyle atıştığını okumak gibisi olmazdı ama çiftimizin hikâyesi en güzel burada biterdi. 🌸
Siz nasıl buldunuz finalimizi? Buraya yazabilirsiniz. ❤️ Hayalinizdeki final nasıldı? Onu da burada konuşabilirsiniz. Fişek Onur ve Nergis çiçeğini özleyecek misiniz? Ben çok özleyeceğim. 🥹 Umarım benimle aynı şekilde keyif almışsınızdır, kitabımı beğenmişsinizdir. Bu hikâyeye yeni başlayacak kişiye tek cümle kuracak olsaydınız ne söylerdiniz? Buraya yazın. Ben daha fazla duygulanmadan kaçsam iyi olur. Kitabımı buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim, iyi ki varsınız. 🥹🫶🏻 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
