44. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 43
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 43
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime · Okuduğun bölüm
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-43-
❝Nergis❞
Tuğçe mutfakta mısır patlatırken ben televizyonun karşısında portakal soyuyordum. Bir yandan da hiç anlamadığım spor gündeminde Onur'la ilgili haberleri, yorumları dinliyordum. Gerçek sevgi böyle bir şeydi herhâlde. Hiçbir şeyinden zerre anlamadığınız bir konuya bile sevdiğiniz kişi uğruna ilgi gösterebiliyordunuz.
O sapığın evime gönderdiği uğursuz kutunun ardından çok zaman geçmemişti ama ben yeniden evimdeydim. Ortalık biraz sakinleşince babamın şüphesini üzerime çekmeme bahanesiyle kendi evime geçme konusunda Onur'u ikna etmeyi başarmıştım. Biraz rahat nefes almıştım sonunda. Onu ikna etmek ne zor olmuştu bir de bana sorun.
İkna olmasındaki en büyük etken, evime kutu gönderen herifin bulunmasıydı. Herif dediğime de bakmayın, ergen çocuğun tekiymiş. Ve tabii ki Onur'un tahmini doğru çıkmıştı, kendisinin haterıymış. Her şey açığa çıkıp da ortalık yatışınca evime dönmemem için bir sebep kalmamıştı. Onur hâlâ pek istekli görünmüyordu ama... Bir şekilde razı geldi.
Tuğçe mutfaktan "Kendime kola koyuyorum, sen de istiyor musun?" diye seslenince "Yok, ben meyve yiyorum!" cevabını verdim.
Onun mutfakta kendi kendine konuşmalarından dolayı televizyondaki yorumdan bir halt anlamamıştım. Ekranda Onur'un son maçtaki görüntüleri vardı. Bir adam ve bir kadın karşılıklı konuşuyorlardı, anladığım tek şey Onur'un adının geçtiğiydi. Sesi biraz açtım.
Adam "Onur Büyüktuğ bu sezon yine adından sıkça söz ettiriyor." diyordu. "Başta yalpalasa da toparladı. Sahadaki liderliği, istikrarı..."
Onunla sohbet tadında konuşan, tepeden atkuyruğu bağlanmış siyah saçlı kadın hafif bir gülümseme sundu. "Onur zaten hep istikrarlıydı Kerem. Bu yeni bir şey değil. Onu gerçekten izleyenler bilir."
"Bu performansın arkasında mental olarak da çok güçlü olma sebebi yatıyor gibi."
"Elbette. Ama ben hep şunu söylüyorum, Onur duygusal anlamda çok kapalı bir oyuncu. Hayatını da bu disiplin üzerine kuruyor. O yüzden..." Dudak büktü kadın. "Dış etkenlerin onu etkilemesi kolay değil."
Kaşım kalktı benden bağımsız bir biçimde. Sanki benimle aynı hissi paylaşıyormuş gibi adının Kerem olduğunu öğrendiğim adam sordu. "Dış etken derken?"
"Şey, yanlış anlaşılmasın. Özel hayat konuşmayı sevmem. Ama bazen futbolcuların çevresindeki insanlar farkında olmadan onların ritmini bozabiliyor."
Ağzını yaya yaya konuşan bu kadını son ana kadar önyargısız bir şekilde dinlesem de şu an konuşulan konuda bana taş atıldığı açıktı. Tabii Onur'un benim bilmediğim yetmiş sekiz tane nişanlısı yoksa -ki olmadığını biliyordum- bu kadın ekranlardan bana laf atıyordu. Şimdi bu konuyu büyütsem yine ben kıskanç olurdum değil mi? Başımı iki yana sallayarak güldüm. Umursamıyormuş gibi tavır takınan bir sinir gülmesiydi bu.
Kerem "Onur için böyle bir risk var mı sence?" diye sorduğunda son derece kendinden emin bir tavır takınmıştı kadın.
"Ben Onur'un karakterini tanıyorum. O, kariyerini her şeyin önünde tutar. Hayatına giren herkes de buna uyum sağlamak zorunda."
Burnumu kırıştırarak gülerken ve dudaklarım büzüşürken öfkemi mantığımın önüne koymamaya çalıştım. Sen Onur'u ne kadar tanıyor olabilirsin acaba? Televizyondan, maçtan, karşılaştığın bir iki kokteylden tanıyorsundur en fazla. Ben onun çocukluğuyum be, sen kimsin?
Kadının gereksiz özgüveni beni yine Banu'yla yaşadığımız zor zamanlara götürmüştü. İşte Onur'a bahsettiğim şey buydu. Böyle insanlar hayatımızda, etrafımızda her zaman olacaktı. Başka insanlar, benzer senaryolar. Ama bu kez ben daha olgundum ve öyle çabuk öfkelenmiyordum. Büyüdüm ve geliştim diyebilir miydik? Bence diyebilirdik.
Portakalı dilimleyip temiz tabağa bıraktığımda diğer tabaktaki elmayı alıp soymaya başladım hışımla. Alayla gülerken konuşmaları dinlemeye devam ediyordum.
"Aysun bazen çok kesin ve net cümleler kuruyorsun. Sanki Onur'un ruhunu okuyormuş gibi."
Dudakları kıvrılan kadın "Belki de okuyorumdur." derken stüdyoda şirin ve espritüel bir hava yaratılmaya çalışılmıştı ama bu benim sinirlerimi yıpratmaktan öteye gidemedi.
"Yani diyorsun ki..."
"Diyorum ki, Onur'un hayatında kalıcı olmak istiyorsan güçlü olman gerekir. Onun temposuna ayak uydurmak kolay değil." Kısa süren düşünme anıyla düzeltti. "Futbol yıldızlarının hiçbirinin temposuna ayak uydurmak kolay değil." Yine aynı kısalıkta bir duraksamanın ardından Aysun denen kadın kameraya baktı. "Tabii bu benim kişisel gözlemim. Yanılıyor da olabilirim." Son cümlesi pek de inandırıcı ya da samimi çıkmamıştı.
Bu da yeni modaydı mesela. Söyleyip söyleyip bu benim görüşüm diyerek işin içinden çıkmak. Tamam, bu senin görüşün olabilir, bunda bir sakınca yok da milyonların karşısında her şeyden bu kadar emin konuşmak da neyin nesi? Duyan da Onur'un hayatında özel bir yeri var da bir şeylere güvenerek konuşuyor sanırdı. Çıldırmamak elde değil.
Meyvemden bir ısırık almak için önüme döndüğümde soya soya elma namına bir şey bırakmadığımı fark ettim. Tuğçe patlamış mısırlarla yanıma geldiğinde elmanın hâline acır gibi baktı sadece. "Seni alan yandı. Onur çok şanssız bir adam."
Hınçla portakalımdan bir dilim alırken hâlâ değiştirdiğim kanalda kalmıştı zihnim. Henüz bu sinir bozucu, bilmiş kadının sesi kulaklarımdan silinebilmiş değildi.
"Tamam canım, bu kadar kızma. Sadece takılıyorum öyle."
"Yok ya, senlik bir şey yok."
Tek kaşı kalkan Tuğçe "Bir şey mi oldu?" diye sorduğunda başta anlatmak istemedim.
"Yok ya, Onur hayranlarının basit çıkışı."
Gözleri alayla devrilen kız "Nasıl yani, Onur'u maç holiganlarından kıskanmıyorsun inşallah?" sorusunu yöneltirken abartılı ses tonunu kullanmıştı.
"Hayır canım, bir futbol yorumcusu kadın... Az önce öyle garip garip konuştu ya. Sanki Onur'un kırk yıllık karısı, o kadar tanıyor." Kaşlarım havalanırken ekledim. "Ya da tanıdığını sanıyor." Sakinliğim buraya kadardı, Tuğçe'ye anlatırken kendime engel olamayıp coştum. "Hayır sen ne kadar tanıyor olabilirsin onu? Kaç yaşından beri mesela? Ben onun çocukluk aşkıyım ya, sen kimsin? Kimsin acaba sen?"
"Hey, biraz sakin ol. Tamam, Onur senin. Sakin ol şampiyon." Avuçları yere bakan kadın beni sakinleştirmek için ellerini kullanırken yüzünde garip bir ifade taşıyordu. Sanki gülmemek için kendini zor tutan bir ifade gibi. "Öyle kadınlar olur, sen artık ünlü birinin karısı olacaksın. Bunlara alış." Konuyu dağıtmak için araya girip böbürlenerek kendini gösterdi. "Ünlü birinin kuzeni olmak gibi düşün. Çok yakında ünlü bir şef olduğumda bunlara da alışmayı öğreteceğim sana."
İşte onun bu tatlı sohbeti her şeyi kafamda düzeltmeye yetiyordu. Öfkemi dindirmeyi öyle başarıyordu ki Aysun denen kadının sesi artık aklımın bir köşesinde sinir bozucu bir zil gibi çalmıyordu.
Yarım saat sonra Tuğçe'ye bir mesaj geldi. "Arkadaşlar çağırıyor, şu yakınlarda bir kafe var. Orada kahve içmeye gideceğiz." dedi. "Sen de gelsene."
O an öyle evden çıkma havasında değildim ki. İstediğim tek şey battaniyeme sarılıp kış çayı içerken film izleyip mayışmaktı. Sanırım daha otuzuma gelmeden emekli amcalar gibi olmuştum. "Ay yok ya, bu havada hiçbir yere çıkamam ben." Düşündüm. "Aslında hiçbir havada çıkamam şu an ya, üşendim."
"Eh, iyi, sen bilirsin." Benim bu tembel hâlime gülerek odasına girdi kız.
O içeride hazırlanırken ben de televizyonda kanalları geziyordum. Belki şöyle eski, yabancı aşk filmlerinden birine rastlarım diye bakınırken zil çaldı. "Ben bakıyorum!" diye seslendim Tuğçe'ye hazırlanırken bir de kapıya koşmasın diye.
Üşenerek de olsa polar battaniyemin altından çıkıp kapıyı açtığımda bir de ne göreyim? Açar açmaz ayakta bile zor duran, yalpalayan adam ayaklarımın dibine düştü. "Onur!" diye çığlık attım.
Başta anlamadım. Acaba dayak mı yedi, hırpalandı mı ya da daha kötüsü... Yaralandı mı? Dünyanın binbir türlü hâli vardı sonuçta. Korkuyla eğilip her bir yanına baktım. "İyi misin Onur?" Bir şeyi yoktu. Ama leş gibi içki kokuyordu.
Suratıma şapşal bir gülümseme bırakan adam "Nergis!" diyordu. Sanki beni ilk kez görüyormuş, buraya kendi gelmemiş gibi şaşkındı. "Senin burada ne işin var?"
"Asıl senin burada ne işin var şapşal? Burası benim evim." Ayrı olduğumuz o gece dışında ağzına doğru dürüst içki koyan biri değildi. Ne olmuştu bu çocuğa böyle ya? Kolundan yakalayıp onu yerden kaldırmaya çalıştım ama mümkün değildi. Bu kadar ağır bir kas kütlesini kaldıramazdım, kaldırsam da bel fıtığı geçirirdim herhâlde. "Üff... Onur, bu hâlin ne?"
"Hâlim mi? Ne hâli? Ben halde falan değilim."
İçmekten beyni de süngere dönüşmüştü anlaşılan. "Tamam, hadi seni kaldırmama yardım et. Geberiyorum şu an! Onur!"
Zor da olsa onu kaldırmayı ve hemen köşedeki koltuğa patates çuvalı gibi fırlatmayı başarmıştım. "Ne kadar ağırsın ya!"
Bundan sanki gurur duyuyormuş gibi dudakları kıvrıldı. "Ağırım değil mi?"
Odasından hazır ve nazır bir şekilde çıkan Tuğçe Onur'u bu hâlde görünce şaşırdı. "Anam bu ne?"
"İçmiş bu gene." Gözlerimi devirdim Onur'a dönerken. "İyi alıştın sen de ha! Ayyaş oldun çıktın başıma."
Parmak ucuyla küçümseyerek gösterdi adam. "Bir kuple içtim." Bir çocuğunkini andıran hıçkırığının ardından "Derdim vardı içtim." diyebildi sadece. Gözleri kapanıyordu. "Çok seviyorum da baban... Ah o baban var ya baban... İşte o baban vermiyor seni bana."
Durumu komik bularak gülen Tuğçe "Kalmamı ister misin?" diye sorduğunda başımı iki yana salladım. Bu koca bebekle kendim ilgilenebilirdim.
"Yok, sen git. Önemli bir şey yok."
Tuğçe'yi gönderdikten sonra Onur Efendi'yle uğraşmak için bir engelim kalmamıştı. Kapıyı kapatıp yanına döndüm. "Eee kaldık mı baş başa?" Hemen yanına oturdum. "Neyin vardı da içtin bu kadar?"
Yorgun gözlerini kaldırıp bana baktı adam. "Çok seviyorum be Nergis çiçeği."
Söylediklerine dudaklarım memnuniyetle kıvrılsa da yüz vermedim. Bir de bunu alışkanlık hâline getirmesin, maazallah. "E tamam da her seven böyle içecekse işimiz var beyefendi."
"Her seven değil!" İşaret parmağını kaldırdı öyle havalara. "Benim gibi sevip de kavuşamayanlar!"
Güldüm. "Ne kavuşamaması Onur?" Parmağımdaki yüzüğü gösterdim. "Biz nişanlandık ya."
Başını ağır ağır salladıktan sonra sitemle ekledi. "O vicdansız Şinasi vermiyor ya seni bana. Kalbi taşlaşmış onun! Taş olmuş kalbi! Sevenleri ayırıyor."
Kaşlarım havalandı "Şinasi?" diye tekrarlarken. Onur ayık olsa hayatta babam hakkında böyle konuşamazdı. Ancak bir yandan da sarhoşken onun bilinçaltını keşfetmek keyifli olmaya başlamıştı.
"Kalpsiz Şinasi!" Başını öne eğdi mahzunca. "Tüm bunlar yaşanmasaydı belki de biz şu an evlenmiş olurduk." Durduk yere aniden kafasına vurmaya başladı. "Ah bu eşek kafam, ah!"
Şaşkınlıkla ellerini tutup ona engel oldum. "Aaa Onur, ne yapıyorsun? Şaşırdın iyice! Kafana vurma, aptal olursun."
"Aptalım ben zaten!" Öfkeyle ayağa kalkmaya çalıştıysa da "Ben zaten aptalım!" derken tam koltuğun önüne düşüverdi. Bir süre düştüğü yere yeni görmüş gibi baktı, baktı, halı desenlerini işaret parmağını sürerek inceledi. Sonra elleri dizlerime dayandı ve başını kucağıma koydu. "Seni bir kere kaybettim, bir daha edersem aptalın önde gideniyim ben."
Başımı arkaya atarak güldüm önümde istemsiz de olsa diz çöken adama. "Beni kaybedeceğini de nereden çıkardın, şaşkın?"
Soruma bir yanıt alamasam da başını kaldıran adam uykulu gözlerini bana dikti. "Sensiz yaşayamıyorum. Ölüyorum." Mızmız bir çocuk gibi "Baban da seni bana vermiyor."
"Vermiyor değil ki. Daha gün belirlemedik, o kadar." Saçlarını okşarken ekledim. "Biraz sabır..."
"Dayanamıyorum, bir an önce evlenelim ne olur."
"Ateşin başına vurdu anlaşılan." Görürsün dercesine başımı aşağı yukarı salladım. "Ateşini bir söndürelim senin."
Kolundan sürüye sürüye banyoya götürdüm onu. Yoksa başka türlü ayılmayacaktı bu. Buz gibi soğuk suyu üzerine püskürttüğümde "Yandım anam!" diye bağırdı.
Güldüm. "Yanmadın akıllım, dondun!" Aklı yerinde değildi ama birazdan gelirdi. Onun aklı yerine gelene kadar şu Aysun konusunu sormak geldi aklıma. Evet, böyle bir anda aklıma gelen ilk şey buydu. Hayır, yargılanmak istemiyordum.
Kabul, Onur'un bu hâlini kullanmak pek doğru bir hareket değildi ama... Sonuçta adamın kimlik bilgilerin çalıp üstüne paravan şirket kurmuyordum öyle değil mi?
"Sen onu geç de, bu Aysun kim Aysun?"
"Aysun mu?" Yüzüne akan suyu elleriyle engellemeye çalışırken kaşları çatıldı. "Ne Aysun'u? Ben Aysun maysun tanımıyorum!"
"Televizyondaki maç yorumcusu Aysun."
"Ha, o mu?"
Bilmiş bilmiş başımı salladım. "Ha, o!" Sorgulayıcı bakışlarım üzerindeydi. "Bak, tanıyormuşsun!"
"Hayır."
"Bir naneler mi yendi o kadınla? Çabuk dökül."
"Yok be, tanımıyorum bile. Bir şeyde tanıştırdılar. Şey... Neydi o? Ne diyorlardı ya ona? İçecek ismi gibi bir şey?"
"Kokteyl?"
"Hah, kokteyl! Orada tanıştırdılar."
"Eee?"
"Eeesi... Yok. Bir şey olmadı."
"Olmadı mı gerçekten?" Tehditkâr tonda suyu biraz daha açtım. "Yoksa biraz daha soğuk seni kendine getirir mi?"
"Nergis yapma ya! Gerçekten bir şey olmadı." Biraz biraz kendine geliyordu artık. "Bir iki kere görüşme teklifi etmişti, kibarca reddettim. O kadar."
"O kadar diyorsun."
"Vallahi bak." Masum bakışlarını üzerime dikti. "İki gözüm önüme aksın ki."
İnanmıştım. Zaten Onur yalan söylese şıp diye anlardım. Keyifle güldüm. "İyi, hadi ayıldıysan kalk. Sana Kurti'nin eşyalarından düzgün bir şeyler bulalım."
Onu kendine getireceğim diye ben de hafif ıslanmıştım. Biraz da üşüyordum. Ah Onur, ne vardı bu kadar içecek? Şimdi ne güzel polarlı battaniyemin altında aşk filmi izleyecektim.
Kendine gelen adamın davetkâr bakışları üzerimdeydi. "Hazır ikimiz de ıslakken diyorum... Sen de bana katılsana."
Gözlerim büyüdü. "A-aa! Ne ayıp şeyler bunlar? Babam duysa ne derdi acaba?"
Babamın adını duyunca bir hazır ola geçmediği kalan adamın gözleri umutsuzca devrildi. "Şunu yapma işte ya, tüm hormonlarım çekiliyor."
"Hadi fazla konuşma, al şu bornozu geçir üstüne. Ben şimdi Kurtuluş'un eşofmanlarından getireceğim."
"Tamam, tamam."
Küskün bir çocuk gibi ayağa kalkmaya çalışırken hâlâ alkolün etkisinden tam kurtulamamış gibi yalpalıyordu. İçmek senin neyine acaba Onur Efendi? Sen alışık mısın bu kadar içmelere?
"Dur, başın mı dönüyor?"
Sıkıntılı bir yüz ifadesiyle "Biraz." dedi adam.
"Tamam, giyinmene yardım etmemi ister misin?"
Zor da olsa kaldırdığım adamın esrarengiz bakışları yeniden gözlerimdeydi. "Ben daha çok soyunmama yardım etmeni isterdim ama."
"Bak, şimdi seni bırakırım burada sabaha kadar donarsın."
"Of, tamam ya." Duştan benim yardımımla çıkarken dudakları kıvrıldı. "Tehditkâr hâllerin de bir başka çekici oluyor."
"Kaşınma."
Turuncu bornozumu giyen adamı babamla kavga ettiğinde burada kalan Kurti'nin odasına sokarken gülmemek için kendimi zor tuttum. Artık o bornoza aynı gözle bakamazdım. Onur'a son derece küçük gelmesini geçtim, üzerinde bir komik durmuştu ki sormayın.
"Turuncu açtı seni."
"Dalga geçme." Benim alaycı sözlerime karşın bornozun yakalarını önünde birleştirmeye çalıştı. "Yoksa babana ırzıma musallat olduğunu söylerim. Ve bizi evlendirmek zorunda kalır."
"Kim?" Kaşlarım kalktı. "Ben mi? Duşta ima ettiğin şeyleri babam duysa kimi haklı bulurdu acaba?"
Omuz silkti adam. "Bir kaybım olmazdı. Her iki durumda da evlenirdik."
Kafayı evlilikle bozmuş adama ayırdığım kıyafetleri verip dışarı çıktım. O giyinirken ben de bir kahve yaptım ki iyice ayılsın.
Kahvenin pişmesini beklerken ağzım kulaklarımdan ayrılmıyordu. Şapşal şey. Sırf babam isteme için gün vermedi diye içip götü başı dağıtmak hiç de Onur'dan beklediğim bir hareket değildi. Ama babamı ikna etmek için üzerine benzin döküp yakma fikrinde şüphelenmeliydim. Sanırım o, sevdiği kadın için her şeyi yapabilecek kadar çılgınlaşan o adamlardandı.
Kahveyle salona döndüğümde Onur iyi kötü giyinmiş, eşofmanın kolları ve paçaları biraz kısa gelse de fena görünmüyordu. Kahvesini ikram ettim. "Al bakalım."
"Ayıldım ya, gerek yoktu aslında." dese de kahveden bir yudum aldı.
Alayla kaşlarımı kaldırdım. "Aman sen yine de iyice ayıl, neme lazım..." Onun kahve içişini bir süre izledikten sonra "Haftasonu bizim mahalleden İrem'in düğünü var. Annem seni de çağırdı, şu evlilik işi için babamı ikna edecekmiş." dedim öylece.
Donup kaldı Onur. "Ne?" Hayrete düşmüştü. "Sen... Sen bunu bana şimdi mi söylüyorsun?"
Omuz silkerek "Şimdi aklıma geldi." yanıtını verirken keyfime diyecek yoktu. Onu bu hâlde görmenin keyfi bir başkaydı. Tek kaşımı kaldırdım alayla. "Yakışıklı giyin, görücüye çıkıyorsun."
"İnanmıyorum sana Nergis ya!" Hızla yerinden kalktı. "Yani ben şimdi bu hafta sonu Şinasi amcayla karşı karşıya geleceğim öyle mi?" Onaylayarak salladım başımı. "Hiçbir şeyim hazır değil. Kafamda bir konuşma metni bile yok!"
Kendimi tutamayıp güldüm. "Abartma Onur, plaza toplantısı yapmayacaksınız, ne konuşma metni?"
"Öyle deme! Bu konuşma evlenmemiz için çok önemli. Şinasi amcayı ikna etmemde büyük rol oynayacak. Hiç hazırlığım yok." Benim kıs kıs güldüğümü gören adam koltuktaki kırlentlerden birini fırlattı bana. "Gülme Nergis, gülme!"
Onun bu telaşlı hâlleri beni öyle eğlendiriyordu ki anlatamam. Hele bir de hafta sonu İrem'in düğününde bizi neler bekliyordu kim bilir. Tek bildiğim, Onur Büyüktuğ'un babamın gözüne girmek için en beyefendi hâlini takınacağıydı. Gerisi bana da sürpriz olacaktı.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ N'abersiniz? ☘️ Ay Onur'un bu hâlleri şaka midur? Çok tatlı değil mi? 🥹 Bakalım düğünde neler olacak? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. Hayalinizdeki Onur ve Nergis sahnelerini de buraya yazmayı unutmayın. 💖 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
