♛ DE-MARKAJ | 1

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 1
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime · Okuduğun bölüm
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-1-

Onu ilk gördüğünde kocaman bir kamyon evlerinin hemen karşısındaki binanın önüne eşya indiriyordu. Pembe pileli eteği, dantel işlemeli beyaz çorabı ve krem pabuçlarıyla bir prensese benziyordu. Mahalleden arkadaşlarıyla bilye oynarken başını kaldırdığı anda bir gök gürültüsü gibi çakmıştı zihninde o kız.

Başını kaldırıp baktı. Siyah, uzun saçları ve porselen bebeklerinki gibi iri, kara gözleriyle karşı karşıya geldi. Gözlerini alamadığı kızı burada ilk kez gördüğüne emindi. Başta eşya indiren kamyonla bir bağlantı kuramasa da kamyonun önüne park eden eski ama gıcır gıcır parlak arabadan inen kadının kıza "Koşturma Nergis!" diye seslendiğini duymuştu.

Nergis... Ne güzel isim, diye geçirdi içinden. Bir çiçeğin isminden fazlası canlanmıştı zihninde. Temiz çiçek kokularının burnuna dolduğunu hissetmişti. Hayalî kokular da olsa zihnine yerleşen hissi gerçekti.

Hemen ardından inen adam az önce adını öğrendiği güzel kızın elini tutup eşyaların taşındığı evin bahçesine girdiğinde anlamıştı Onur. Yeni komşularının kızıydı bu peri kızı. Nergis.

Daha gördüğü ilk an "Nergis çiçeği..." diye mırıldanmıştı heyecanla. Hayatına bir bahar rüzgârı gibi eseceğinden habersizdi. Heyecanı da çiçek kokuları gibi gerçekti.

❝Nergis❞

Doğum gününüzde asla yapmayacağınız şeyler listesinde ne var? Onu tam olarak bilemiyorum ama yapacaklarınız listesinde kesinlikle olmayan bir maddeden emindim. Çocukluk aşkınızın maçına gitmek. Bu tam anlamıyla delilikti. Ancak ne Olcay'ı kırabilirdim ne de onunla vakit geçirmekten delice zevk alan Didem'i.

Aslında buraya gelmeyebilirdim. Didem benim çocukluk arkadaşımdı, Onur'la aramızda bir şeyler olduğunu biliyordu. Defalarca erkek arkadaşı Olcay'a bahsetmişti. Olcay her seferinde hadi canım, şey geçiyorsun, yani dalga tarzı bir tepki verip inanmasa da bir şekilde bu durumdan yırtıp ya kusura bakmayın, başım ağrıyor, gelemeyeceğim falan diyebilirdim. Bir bahaneyle buraya gelmemeyi başarabilirdim. Ancak hem Didem'in doğum günümü benimle geçirme isteği hem de Olcay'ın bu maçı izlemekle ilgili yaptığı totemi üçümüzü bu noktaya sürüklemişti. Sonuç olarak çocukluk aşkımın maçındaydım.

Yıllar geçtiğine inanamıyordu insan. Zaman ne çabuk geçiyordu... Daha dün gibi aklımdaydı Fahriye teyzenin cevizli kurabiyelerini tıpkı kurabiye canavarı gibi dişlerimizle öğütmeden sıcak sütle mideye indirdiğimiz günler. Onur'un evinde, salonun ortasındaki masaya kollarımızı dayayıp otururken yarısı dantel yüzünden kapanmış televizyonda sıra sıra çizgifilm izlediğimizi.

Aslında bunları yapmak için biraz büyük sayılırdık çünkü Onurların mahallesine taşındığımızda ben on yaşındaydım, o da on üç. Onur'un akranlarıyla sokakta maç yaptığı zamanları çalıyordum yanındayken. Beni kolunun altına alıp sanki o yaşta marifetmiş gibi romantik romantik çizgi film izlediğimiz zamanları hatırladıkça bir gülme alıyordu doğrusu. Şimdiyse o günlere geri dönmek için nelerimi vermezdim.

Birbirimize bu kadar bağlıyken nasıl da ayırmıştı bizi hayat. Zamanla bir merhaba bile diyemeyeceğimiz kadar uzaklara savurmuştu. Aslında diyebilirdim. Yani teknoloji gelişmişti sonuçta. Dünyanın öbür ucundan da pekâlâ bir merhaba yazılabilirdi. Ama... Bilmiyorum işte. Yazamamıştım. Elim gitmemişti.

Ayrıldıktan sonra bile defalarca Facebook'a girmiş, hesabına bakıp kapatmıştım. Tabii o zamanlar hesap kilitleme özelliği falan yok, merakımı gidermek için tüm fotoğraflarına bakıp kapatıyordum her seferinde. Bir de yanında başka biri var mı, benden sonra birini sevdi mi gibi bencil bir düşünceyle sık sık açıp bakıyordum hesabına. Olabilirdi de. Hesap sormaya hakkım yoktu. Ayrılmak isteyen bendim sonuçta. Bir şey diyebilir miydim? Diyemezdim elbette.

Bunları düşünmenin ne kadar anlamsız olduğunu aklımdan geçirirken gözlerim dakikalardır üzerinde gezdirdiğim adamdaydı.

Olcay'ın "Fişek bu fişek! Bak şimdi nasıl gol atacak, gör bak!" diye bağırıyordu heyecanla. O kadar yüksek bir sesi olmasaydı tezahüratların arasında duyabilmek mümkün değildi ama Olcay kendiliğinden azıcık heyecanlı bir tipti. Bir yerde oturup sohbet ederken bile aniden alevlenebiliyordu. Bir de sinirlendi mi aileden gelen Karadeniz ağzına öyle hızlı geçiş yapıyordu ki durdurabilene aşk olsun.

Fişek diye bahsettiği adamın Onur olduğunu anlamam dakikalarımı aldı. "Hani bu adam senin eski sevgilindi kızım? Bari yanına çıkarsaydın da imzalı fotoğrafını alsaydık."

Didem gözlerini büyüterek "Olcay diyorum!" sözleriyle uyardı.

Olcay'sa hâlâ bizim eskiden sevgili olduğumuza inanmıyor gibi omuz silkti. "Bu kadar büyük atmayın da civcivler yesin bir dahakine."

"Sana yalan borcumuz mu var?"

Benim bir şey söylememe gerek kalmadan Didem kendi sevgilisiyle ateşli bir tartışmaya tutuşmuştu bile. Onların arasındaki tartışmayı bölense Olcay'ın gole bu kadar yaklaşmışken heyecanla ayağa kalkmasıydı. İşte tam o an bir şey oldu.

Olcay "Hadi Fişek, hadi be oğlum! Hadi!" diye bağrınırken göz göze geldik. Tek görebilenin ben olduğumu sanıyordum. Bu kadar kalabalığın arasında beni görmez sanıyordum. Sanıyordum da sanıyordum. Ama öyle olmadı.

Bakışları birkaç saniye bende kilitlenirken kafasının karmakarışık olduğunu görebiliyordum. İki saniye kadar kör olmuş gibi etrafına bakınırken kendine geldi. Belki de bana bakıyor sanıyordum ama bakmıyordu. Başka bir şey olmuştu.

Gol beklerken büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Olcay'ın "Ah be! Ah be oğlum, aklın nerede senin? Fişek, Fişek dedik on numara golü kaçırdın!" diye söylenmeleri arasında zihnim allak bullak oldu.

Beni görmüş olması ihtimali bile tüm bedenimi ürpertirken kendimi kalabalıkların arasına gizleme ihtiyacı hissettim. Onun beni görmesinden korktum. Neden korktuğumu tam olarak ben de bilmiyordum ama sanırım bugün onunla karşılaşmak için doğru bir gün değildi. En azından benim açımdan.

Onur benim hayatımda çok önemli bir yer kaplıyordu. Çocukluğumu kaplıyordu. Onunla kötü de ayrılmamıştık aslında. Ama ayrıldıktan sonra sürekli onu görmek, duymak bana iyi gelmeyeceği için tamamen bağlarımı koparmıştım. Onunla bağlarımı koparmak demek çocukluğumun büyük bir kısmını söküp atmak gibiydi. Bu yüzden canım yanmıştı hem de fazlasıyla. Ama şimdi garip bir şey oluyordu. Bir şekilde yeniden içime sızıyordu.

O gürültülü tezahüratların arasında, aramızda fazlasıyla mesafe olmasına rağmen ve beni buradan göremeyeceğine neredeyse emin olmama rağmen bir şekilde beni gördüğünü hissetmiştim. Bunu zannederken kalbimin bir kuş gibi kanatlanışına engel olamamıştım.

Gözlerimi kapattım çaresizce. Buraya gelmek iyi bir fikir değildi. Hem de hiç değildi. Zaten doğum gününüzde neden ayrıldığınız çocukluk aşkınızın maçına gelirdiniz mi? Deli mi dürtmüştü sizi?

Maç bitene kadar neredeyse gözlerim kapalı, olduğum yerde hareketsiz bekledim. Sürekli heyecanla ayaklanan, hop oturup hop kalkan kalabalığın arasında yok gibi durdum.

Hiçbir şey yapmadan öylece durduğumuz anlarda en garip ve anlamsız şeyler beynimize doluşuyordu ya, tam anlamıyla öyle dakikalar geçirdim. Onur'la iplerin koptuğu günlere geri döndüm.

"Floransa'ya gideceğim." dediğimde Onur'un önüne eğdiği başı aniden bana dönmüştü. "Eğitim için."

Başta beni yargılamak üzere olduğunu sandım. Ya da nereye gidiyorsun, nasıl gidersin, biz ne olacağız diyecek zannettim ama hiçbirini söylemedi. "Emin misin?" diye sorduğunda gözlerinde yanıp sönen ışığı görebiliyordum.

O kadar uzun zamandır tanıyorduk ki birbirimizi, Onur'un sorduğu o soru, o yüz ifadesi neyi anlatıyordu ezbere biliyordum. Gitmemi istemiyordu, bir umut gitmek istemediğimi ya da gitmeyeceğimi duymak istiyordu ama bunu ağzıyla söyleyemeyecek kadar kararlarıma saygı duyuyordu.

Yavaşça başımı salladığımda gözlerindeki umut ışığının da sönüverdiğini gördüm saniyeler içinde. Hemen "Ama bu her şeyin biteceği anlamına gelmiyor." diye atıldım. "Sadece dört sene." Heyecanla ekledim. "Ben gelirim, sen gelirsin."

"Nergis..." Umutsuz bakışları yüzümde gezinirken "Ben gelemem, biliyorsun değil mi? Çok isterim ama gelemem. Bu yıl benim için de çok önemli. Büyük bir disiplinle çalışmalıyım. Sen buradayken bile zor görüşüyorduk, nasıl olacak?"

Onur'un yüzündeki endişeyi görebiliyordum. Benden ayrılmak istemediğini, bir çözüm yolu aradığını... "Nereden baksan bir yıl gelemem ben Floransa'ya. Sen dört seneden bahsediyorsun." Ağzında büyüdükçe büyüyen "Koca dört sene." cümlesini telaffuz etti. "Hadi ilk sene sen geldin gittin, bu senin için de yorucu olmaz mı?"

Kaşlarım havalanırken "Ne demeye çalışıyorsun sen? Ağzındaki baklayı çıkarsan da rahatlasan." dedim sakinlikle.

"Bir şey demeye çalışmıyorum Nergis." Elleri yumuşakça kollarımı kavrarken "Dört sene seni görememek ne demek biliyor musun? Farkında mısın?" diye mırıldandı.

Sözleri beni de içinde bulunduğum panik çukurundan çıkarıp sakinleştirmişti. Böyle hisseden, kaybetme korkusuyla sarsılan yalnızca benim sanıyordum. Şimdi onun da benimle aynı duyguları hissettiğini bilmek biraz olsun rahatlatmıştı.

"Biliyorum." Sakince ekledim. "Ama benim için sorun olmaz." Omuz silktim çaresizce. "Ne yapalım, sen gelemezsen ben gelirim ilk sene. Sonra da sen gelirsin arada. Olmaz mı?"

Başını iki yana sallayan adam "Sana gitme diyemem Nergis çiçeğim, bunun senin için ne kadar önemli bir adım olduğunu biliyorum." dedi gözlerimin içine bakarken. "Çocukluk hayalin olduğunu en iyi ben biliyorum. O yüzden en büyük destekçinim." Durup çaresizce gözlerime bakan adam aniden sarıldı bana. Burnunu saçlarıma daldırdı. "Ama bu koku... Bu kokuyu duymadan dört sene nasıl geçer bilmiyorum..." diye sayıkladı. "Bana bunu nasıl aşabileceğimi kimse öğretmedi."

Göğsüne yaslandığımda huzurla doldum. Yakında ayrılacak olmamıza rağmen aramızdaki bu güçlü duygu beni öylesine sarıp sarmalamıştı ki buruk da olsa bir tebessüm kondu dudaklarıma. Çünkü ikimizin de aynı kaygılarda tanıdık duygularla savrulduğunu görebiliyordum.

Çenesine bir öpücük kondurdum. "Ben de gitmeden kokumu bırakırım sana." Adamın soran bakışları üzerimde gezinirken boynumda asılı zinciri çözüp ona uzattım. Zincirin ucunda küçük, minicik bir iksir şişesi vardı. İçinde küçük bir dal çiçek ve yarıya kadar sıvıyla doluydu. "Özledikçe beni koklar, düşünürsün."

Bir süre şaşkın şaşkın baktı. Kolyeyi avcuna hapseden adam, dudakları gergin bir tebessümle incelirken belli belirsiz salladı başını. Yeniden çenesini başıma dayadığında kara kara düşünüyordu. "En iyi şekilde okulu bitireceğine eminim. Sana inanıyorum."

"Ben de sana güveniyorum. Bir gün bütün stadyum senin sesini haykıracak."

Bakışları bana dönen adam "Adım senin dudaklarından eksilmedikçe hepsini başarırım." dedi kararlılıkla.

O gün her şeyi aşabileceğimize inancım tamdı. Halledebilirdik çünkü o güç bizde vardı. Biz Nergis'le Onur'duk. Halledebilirdik.

Ama halledemedik.

Kötü bir rüyadan uyanır gibi gözlerimi etrafta gezdirdiğim sırada maç bitmek üzereydi. Etraf iyice kızışmış, Olcay kendini kaybetmiş durumdaydı. Her türlü maçı biz almıştık ama o gelen son gol yanımdaki çocuğun deli gibi zıplamasına sebep olmuştu. Onu bu hâlde gördüğüne Didem de en az benim kadar şaşkındı.

Maç bitiminde Olcay'ın kaçan gole dair hayal kırıklığı kısa sürmüştü çünkü namıdeğer Fişek'i ona kaçırdığı golün yerine yenisini hediye etmişti. Kendisinden asla haberi olmamasına rağmen hayatının anlamı olan Fişek'ini, aslanını, kaplanını böylece affedivermişti işte. Şu an Onur'la beraber olsaydık onu kıskanacağım bir numaralı kişi kesinlikle Olcay olurdu herhâlde. Bu erkekler ve favori futbolcuları arasında garip bir bağ vardı, çözemiyordum.

Tüp koridorun çıkışa uzanan tarafına doğru ilerlerken sanki ikimiz de çok iyi anlıyormuşuz gibi pozisyonları anlata anlata bitirememişti Olcay. Ben futbol maçı şöyle dursun, maçta kaç oyuncu olduğunu bile bilmeyen bir cahildim. Didem'se ofsaytı yeni bir rimel markası sanabilecek kadar futbol dünyasından kopuktu. Tamam, biraz abartmış olabilirdim. Sonuçta Olcay'la geçirdiği zamanlarda ofsaytın bir futbol terimi olduğunu öğrenmiş olabilirdi.

Olcay'ın meraklı bakışları tüp koridorun diğer tarafında kaçak göçek gezinirken oyuncuların bir odaya doluştuğunu görmüştü. Heyecanla "Durun biraz." diyerek oyunculara bakıyordu. "Aslanlarım benim bee, helâl olsun size." Onlara asla duymayacakları şekilde içten içe iltifatlar sıralarken "Bekleyin de forma imzalatıp geleyim." dese de duymamış gibi davranıp arkamı döndüm, Didem'le çıkışa doğru yürümeye başladım.

"Kızım, dursanıza iki dakika!"

Asansöre ilerlerken "Sen imzalatır gelirsin." diyebildim sadece. Didem'se tam o an önümde durdu, yumuşakça çarpıştık.

"Bekle Nergis, bekle. Şimdi bir de kalabalıkta bunu ararız. Bekle de ne imzalatıyorsa imzalatsın gelsin Allah'ın cezası."

Olcay'ın oyunculara mal gibi el salladığını karşımızdaki asansörün aynasından gördüğümde kaçacak yerim kalmamıştı. Tam o an adımı hiç de yabancı olmayan dudaklardan duydum.

"Nergis çiçeği!"

Kalbim deli gibi atıyordu. Küt küt, ritmik bir saat gibi ama daha kuvvetli. Bendini aşacakmış gibi şiddetlendi atışları. Arkama dönmeye bile cesaret edemeden ne kadar öyle kaldığımı bilmiyordum. Gözlerine baktığım an darmadağın olacağımı biliyordum. Nergis çiçeği. Onun dudaklarından duymayalı öyle uzun zaman olmuştu ki.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ İlk bölümümüzle karşınızdayım işte! 😍 Nasıl buldunuz bölümümüzü? Buraya yazabilirsiniz. ❤️ Ve hikâyeye başladığınız tarihi de buraya yazabilirsiniz.

Öncelikle bu bölümü @snowofslytherin okuruma armağan ediyorum. Kendisi etiketlerde niyeyse çıkmadı ama DE-MARKAJ'a daha tanıtım bölümünden kapak tasarlamış, buradan tekrar emeğine sağlık demek istiyorum. 💛



Siz nasıl buldunuz kapak tasarımını? Duygu ve düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz.

Evet, biraz da ilk bölümümüzü konuşalım. Onur ve Nergis yeniden karşılaştı. Neler olacak dersiniz? Küllenen aşk yeniden doğacak gibi. Siz ne diyorsunuz? Nasıl olacak bu iş? Tahminlerinizi buraya yazabilirsiniz. Peki, geçmişte bir şekilde ayrılmışlar. Sizce ne oldu da ayrıldılar? Bu konudaki tahmin ve teorilerinizi de buraya yazabilirsiniz. Bol yorumlarınızı bekliyorum çünkü bu hikâyeyi uçuracağımmm! ☄️ Diğer kitaplarımı yeniden burada yayınlayana kadar yoğun ilgi istiyorum DE-MARKAJ'a. Hadi gösterelim kendimizi! 💘 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

475okunma 16beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18