♛ DE-MARKAJ | 25

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 25
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime · Okuduğun bölüm
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-25-

❝Nergis❞

Günler benim için huzur ve mutlulukla geçerken o akşam Onur geldi ve "Hadi hazırlan, seni bir yere götürüyorum." dedi. Şaşırdım. Her ne kadar yanıt arayan bir bakış atsam da oralı olmadı.

"Nereye?"

"Olcay'ın kebapçısına." Karnını ovaladı tembelce. "Canım kebap çekti."

Gözlerim büyüdü şaşkınlıkla. "Sen ciddi misin?"

"Ciddiyim tabii, hadi şuna bir sürpriz yapalım."

Hoşnut bir gülümsemeyle hazırlandım ve çıktık. Didem'e de mesaj attım. Öyle çok özenmedim, arkadaşlar arası bir buluşmaydı nasılsa. Bir allık bir ruj, yeterdi de artardı bile.

Mekânın önüne geldiğimizde "Olcay sevinçten delirecek." dedim. Yanımdaki adam bunun bilincinde bir gülümseme sundu bana. Yüzüm aniden sahte bir ciddiyete büründü. "Ama haber vermediğim için de beni öldürecek."

Tam da tahmin ettiğim gibi oldu. Olcay garsonlara bir şeyler söylerken bizi kapının önünde gördüğünde aklını kaybedecek gibi sevindi. Onur'a "Onur Büyüktuğ gelmiş, mekânımı şereflendirmiş! Ya abi, sen bugün beni dünyanın en mutlu insanı yaptın!" derken bana döndüğünde aynı sevecenliği göstermedi. Eh, sonuçta favori futbolcusu değildim.

"Kız çırpı bacaklı, insan önceden bir haber ederdi! Hazırlığım yok!"

Onur "Hazırlığa ne gerek var kardeşim, biz bizeyiz işte." dese de nafile. Olcay saniyeler içinde tıpkı kendisi gibi heyecanlı garsonlarını arı gibi çalıştırmaya başladı. Bizi mekânın en güzel masasına yerleştirdi. Kendi de kolları sıvayıp mutfağa girmesin mi?

Onun bu heyecanına karşılık Onur sevecenlikle gülmeden edemiyordu. Kim olsa hoşuna giderdi tabii. "En sadık taraftarım." derken bana bakıp göz kırptı.

İddialı bir bakışla "Öyle mi dersin?" sorusuyla meydan okudum. Aramızda sıcak ama bir parça ateş barındıran bir bakışma gerçekleşti.

Olcay sevinçten ne yapacağını şaşırmıştı. Onur'la bir selfie çektirmeleri ve Olcay'ın "Bunu büyütüp mekânın en havalı yerine çerçeveletip asacağım. Yoksa Onur Büyüktuğ'un buraya geldiğine kimse inanmaz." demesi Allah'ın emriydi zaten. En hafif taraftarlık göstergesi buydu. Sonrasında etrafımızda dört dönmesi mi dersin, masayı daha kebaplar gelmeden bir sürü şeyle doldurmasıyla mı dersin? Biz ikramlıklarla bile karnımızı doyurmuştuk neredeyse.

Hayranı olduğu futbolcunun ağzının içine bakan Olcay defalarca onu benim evimde, mahallede görse de ilk defa ikili diyalog kurabildikleri bir yerde görmüştü ya, darlamadan bırakmazdı.

"Seni gördüğüm ilk an var ya abi, seni canlı canlı görmek... Şampiyonlar ligine çıkmak gibi bir şey!" Gözlerini kapatıp sanki büyük bir aşk şiiri okumak üzereymiş gibi havaya girdiğini görünce gülmemek için kendimi zor tuttum. Futbolcularıyla taraftarları arasında bu kadar derin bir bağ var mıydı gerçekten? Olcay'ın bir sonraki cümlesi düşüncelerimdeki soruya anında nokta atışı bir cevap verdi. "Allah şahidim, senin o sağ çaprazdan çektiğin rovaşata hâlâ benim telefonun ekran koruyucusu!"

Bir daha taraftarların sevgisini sorgulayamayacağım şekilde beni hayrete düşüren Olcay'a garip bir bakış atsam da oralı değildi. Onun şu an çok daha önemli bir misafiri vardı. Bu hâline kıs kıs gülmeden edemedim.

Neyse ki çok geçmeden Didem gelmişti de beni bu erkek dünyasında yalnız bırakmamıştı. Yoksa futbol terimlerinde boğulacaktım. Gelmeden önce onu almak için aramıştık ama işleri anca biteceği için sonradan geleceğini söylemişti.

Olcay servis için içeri giderken Onur'a yumuşak bir omuz attım. "Seni çok seviyor."

"Ben de onu çok sevdim. Neşeli biri. Tam holigan olacak enerji var onda."

"Biri holigan mı dedi?" diyerek mutfaktan elinde tabaklarla usta bir biçimde sıyrılıp çıkarken "Ben sana marş bile yazdım Onur'um, ne diyorsun sen?" derken hey gidi der gibi başını iki yana sallıyordu. "Geçen ayki maçına geldiğimde taraftarlarla Mecburum şarkısının nakaratını okuduk."

Tabakları özenle servis ettikten sonra hiç hazır olmadığımız bir anda şarkıya girerek gözlerini kapadı. "Mecburum sana mecburum,
Sen çölsen ben mecnunum,
Hem asi hem en iyi huyun,
Saplandı şu gönlüme bir sarı kurşun!"

Benim burada yaptığım en büyük hata, konudan anlamamama rağmen gözlerimi kısarak merakla araya girmem olmuştu. "Bu sence de biraz romantik bir şarkı gibi kaçmamış mı Olcay?"

"Sen ne anlarsın kızım ya? Bak şarkıda ne diyor, saplandı gönlüme bir sarı kurşun diyor! Onur sarışın değil mi? Yani bu ne demek? Sarı kurşun burada Onur Büyüktuğ oluyor!"

Hayretle gözlerim açılırken alayla karışık "Haa... O zaman çok mantıklı." desem de o an düşüncelerim bu fanlığın abartıya kaçtığı yönündeydi hâlâ.

Getirdiği yeni bir tabakla Onur'u bile korkutan Olcay "Bak şimdi, bu tabak sana özel abi." derken yüzünde taze çiğköfte yoğurmuş İbrahim Tatlıses neşesi vardı. "Adını Büyüktuğ Kebabı koydum. Sporcu menüsü. Karbonhidrat dengeli." Hevesli gülüşüyle Onur'a bakarken ekledi. "İçine sevgimi kattım."

Masadakilere korkak gözlerle bakan Onur "Kanka bu kaçıncı Onur spesiyali oldu? Ben bunların hepsini yiyemem." dediğinde cennete düşmüş gibiydi. Elbette bu kadar yoğun ilgiye alışıktır ama benim çevrem tarafından sevilmenin ona ekstra bir gurur verdiğini gözlemlemiştim. Sonuçta ben de sevgilimin çevresi tarafından sevilseydim bundan onur duyardım.

"Ye Onur'um, ye! Löp löp et olsun! Senin o Lazio'ya attığın voleye var ya kurban olsunlar! Hadi afiyet olsun."

Onur'un önüne yığılmış yemeklere bakarken kaşlarımı kaldırdım ve hafif bir alayla "Olcay sen ciddi misin?" diye sordum. Ciddi olduğunu bile bile sormuştum bunu. Onun Onur hayranlığı konusunda şaka yaptığına hiç rastlamamıştım.

"Bak Nergis, sen şimdi anlamazsın ama bu adam bizim ülkenin futbol gururu. Ben bu adama tezahürat besteledim ya, ötesi var mı? Bi'dakika, dur, açıyorum kaydı." diyerek cebinden telefonu çıkarıp ciddi ciddi kaydı açtı.

Didem "Olcay yapma gözünü seveyim, yine mi o saçma marş?" diye araya girse de nafile. Olcay'ı durdurabilene aşk olsun.

Didem'i duymuyormuş gibi davranan adam telefondan gelen marşa eşlik etti.

"Koş Onur koş, rüzgâr gibi!
Senle gurur duyuyor bu yürek!
Ayağında sihir var sanki,
At bir gol de, bitsin bu dert!"

Eninde sonunda kendimi tutamayıp güldüm. "Sen ciddi ciddi bu adam için şarkı mı yazdın?

"Klip bile çektik kızım, ne diyorsun sen? Arka fonda duman efekti var."

Telefondaki klibi izlerken dudakları kıvrılan Onur "Başarılı." dedikten sonra bana döndü neşeyle. "İşte bu da benim en fanatik taraftarım."

Kaşlarım havaya kalktı "Korkunç derecede etkileyici. Gerçekten." derken.

Onur telefonda kısa bir mesajlaşmanın ortasındayken meraklı bakışlarım ona döndü. "Kiminle mesajlaşıyorsun sen?"

"Destek ekip çağırıyorum yoksa önümdeki bu kebapları ben nasıl tek başıma bitireyim?"

Didem'le birbirimize bakıp gülüştüğümüz sırada bunun burada biteceğini sanmamız bile hataydı. Olcay tüm ilçeyi doyuracak büyüklükte bir pideyle gelirken arkasından bir garson da tüm bu olanların videosunu çekiyordu.

Pideyi masamıza bıraktığında üstünde çörek otuyla Onur'un adını yazdığına inanamıyordum. Dilim tutulmuş gibi pideyi işaret ederken "Bu..." diyebildim sadece. Olcay için hayranlığın bir sınırı yoktu, onu net bir biçimde anlamıştım.

"Yer olmadığı için harfler biraz sıkışık oldu ama..."

Onur ise çok beğendiğini gizlemedi. "Daha ne olsun kardeşim, teşekkür ederim. Ellerine sağlık."

"Aslında senin formanı çerçevelettirmiştim, o çerçevenin fotoğrafını çekip buraya asmayı düşündüm ama biri görüp kafaya takar, eve hırsız girip çalar diye korkup vazgeçtim."

Onur'la Olcay'ın arasında geçen abartılı fanatik konuşmalar bana farklı bir dünyaya düşmüş uzaylı hissiyatı veriyordu. Bir erkeklerin arabalarına olan düşkünlüğünü bir de sevdikleri futbolculara olan fanatikliğini anlayamadan göçüp gidecektim bu fani dünyadan.

Bir süre sonra Selim ve Felipe de kebapçıya girince ipler iyice koptu. Olcay artık sevinçten deliye dönmüş bir biçimde bizim mekân Galatasaray buluşma noktasına döndü tarzında mutlu videolar çekmeye başlamıştı.

Olcay'ı bir süre onlarla oyaladıktan sonra sakin sakin yemeklerimizi yedik ve akşamın ilerleyen saatlerinde yavaş yavaş kalktık. Olcay'ın bizi kapılara kadar uğurlaması üzerine bu mutlu akşama magazinin patlamış flaşları gölge düşürdü.

Gözümün içine kadar patlayan flaşlardan kör olmak üzereydim ki daha gözlerimi açamadan birbiri ardına sorular sıralanmaya başlamıştı.

"Onur Bey iyi akşamlar, nasılsınız? Yanınızdaki hanımefendiyle nişanlandığınız haberi doğru mu?"

"Bu yılki planlarınız arasında evlilik var mı?"

"Yeni evinizin tadilatını bu yüzden mi hızlandırdınız? Sebebi yeni bir başlangıç mı?"

"Çocukluk aşkı olduğunuz doğru mu?"

"Evlilik ne zaman?"

Çoğu özel hayatı ihlâl etmeyi bırakın, özel hayatın içinden geçen sorulardan oluşan bu mekân çıkışı ropörtajı ister istemez beni rahatsız etmişti. Elimde olmaksızın yüzümü Onur'un ceketinin arkasına saklamıştım. Böyle annesinin eteğine sarılan utangaç çocuklara benzesem de yapabileceğim bir şey yoktu.

Onur ise bu duruma son derece alışık olduğu için "Arkadaşlar, ilişkimiz keyifli gidiyor. Teşekkürler." diye gülüp soruları geçiştirirken ben ne yapacağımı bilemez hâlde Onur'un açtığı arabanın kapısından içeri kaçar gibi girivermiştim. Sanki narkotik baskınında yakalanmışım gibi kaçmalarım yok muydu...

Onur arabayı çalıştırana kadar soluğum kesilmiş hâlde insanların üstümüze üstümüze gelişini şaşkınlıkla karşılıyordum. "Magazin ropörtajı değil ahiret soruları resmen."

Benim bu benzetmeme direksiyonun başından gülen adam omuz silkti. "Merak ediyorlar işte. Onların işi de bu."

"Orası öyle."

"Korktun mu?"

"Onlarca insanın üstüme üstüme gelmesinden mi?" Alayla dudak büktüm. "Neden korkacakmışım ki?"

Gülüşmemizin ardından "Merak etme, alışırsın." dediğinde bunu hiç düşünmediğimi fark ettim. Ben Onur'u seviyordum. Ona dair her şeyi seviyordum ama buna alışmak istiyor muydum? Emin değildim.

Onun "Yarın müsait misin?" sorusuyla garip düşüncelerimden sıyrıldım.

"Ne için?"

"Annem seni çaya davet etti, ben de önce bir Nergis'e sorayım dedim."

"Olur, yarın erken çıkıyorum. Fahriye teyzeyi de özlemiştim zaten."

Biz çok severdik birbirimizi eskiden. Tıpkı annemle iyi anlaştığı gibi benimle de iyi anlaşırdı Fahriye teyze, çok severdi beni. Ben de onu pek severdim. Tatlı bir kadındı. Özü sözü birdi. Dürüst bir kadındı. Belki de onun samimiyeti dürüstlüğünden geliyordu. Yıllar sonra onunla vakit geçireceğim, hasret gidereceğim için memnundum. Onur da iyi anlaşmamızdan mutluluk duyuyordu.

Ertesi sabah susmak bilmeyen gürültülü bir zil sesiyle uyandım. Öyle şiddetli çalıyordu ki nevrim döndü, yatakta ters dönüp kalktım. Bir an deprem mi oluyor, uzaylı istilası mı var diye de düşünmedim değil.

Normalde cam kenarında beklerken ikindiden önce gelmeyen kargo, bu sabah erken gelmeyi uygun görmüştü. İşin ilginç tarafı, benim bir siparişim de yoktu.

"Nergis Sinen."

"Benim de... Hayırdır kardeşim, ihtilal mi var? Sabah sabah..."

"Kargolarınız var, şuraya imza atarsanız..."

İnanmaz bir biçimde gözlerim açıldı. "Kargolarım?" Hayır, kargo da değil, kargolarım. Merakla dudak bükerek imza attıktan sonra "Teşekkürler." dediğimde adam bir kucak dolusu kutuyu kollarıma bırakıp gitti. Bazıları dayanamayıp kapımın önüne düştüğünde kutularım ve ben şaşkınlıkla kalakaldık.

Kutuları içeri taşımaya çalışırken "İyi de ben sipariş vermemiştim ki." diye söyleniyordum. Kapının önündeki kalan kutulara giderken duraksadım. "Eyvah! Soyuldum! Kartımın şifresi, kesin kartımın şifresi çalındı!" diye bağırdım endişeyle. Merakla saçlarımı kaşırken kendi kendime mantık yürüttüm. "İyi de, şifreyi çalsa niye aldıklarını bana göndersin dolandırıcı?"

Ben bunları düşünürken aralık kapıdan panikle Didem girdi. Arkasında da elinde beyzbol sopasıyla Olcay. "Korkma, şimdi bir tane vururum ağzına, feleği şaşar." Gözleri hırsızı arıyordu. "Nerede?"

Didem "Ne oldu? Ne çalındı?" diye sordu endişeyle. Bağırışlarımı duyan herkes gibi telaşlıydı.

Bense o sırada korkuyla telefonumdan internet bankacılığına girmiş bakıyordum ama ters giden bir şey yoktu. "Kartımın şifresi çalındı dedim ama yok, bir harcama yapılmamış."

"Ne harcaması, ben hiçbir şey anlamadım." diyen kız etrafa saçılmış kutulara baktı. "Mısır'daki dedenden miras mı kaldı kızım, bunlar ne?" Eğilip kutuları kurcalamaya başladığında şaşırdı. "Bunlar çok pahalı markalar."

"Anlamadım ki."

"Ne yani, sen sipariş etmedin mi?"

"Yok kızım, bende bunları alacak para ne gezer? Bozulmuş bulaşık makinamı tamire götürmek için ay sonunu bekleyen insanım ben, ne marka alışverişi Allah'ını seversen?"

Söylediklerimin altına imzasını atabilecek kız elindeki kutuyu açıp içindekileri inceledi. Notlara falan baktı. "Markalardan sana hediye gelmiş kızım. Baksana, umarız hediyelerimizi beğenirsiniz falan yazmışlar."

"Saçmalama kızım, bana kim niye hediye göndersin? Ben kimim?" derken hâlâ şaşkınlıkla dudaklarım bükülmüştü. "Her şeyi geçtim, adresimi nereden biliyorlar ki?"

Olcay beyzbol sopasından boşta kalan elini beline atmış bana bakarken ne cahilsin der gibiydi. "Kızım sen olayın ciddiyetinin farkında değilsin herhâlde. Koskoca Onur Büyüktuğ'un sevgilisisin, boru mu?"

Kutuları toparlayıp bir köşeye istiflerken ne olduğunu ne bittiğini anlayamamıştım. Ben kimdim? Neden bu kadar şey gönderilmişti bana? Ya ben Instagram'da üç yüz takipçisi olan, hesabı gizli, sıradan bir vatandaştım. Ne alakaydı tüm bunlar? Çözememiştim. Ancak tüm bu pahalı hediyelerin yanı sıra yetişmem gereken bir iş yeri ve öğleden sonra gitmem gereken bir misafirlik vardı. İşte kimlik karmaşası diye buna derim.

Modaevinde de pek farklı bir davranış hâkim değildi bana karşı. Nur ve Serap etrafımda dört dönerken dün akşam Onur'la kameralara yakalanmamla ilgili ağzımdan laf almaya çalışıyordu ama onların sandığı gibi öyle evrenin sırrı falan gizli değildi bende.

"Ne zaman başladı bu ilişki? Hiç haberimiz olmadı."

Nur'un sorusu üzerine hemen Serap girdi devreye. "Demek o çiçekler gönderen gizemli sevgili Onur Büyüktuğ'du ha?"

Alakası bile yoktu ama bu sorulardan en az birini bile yanıtlasam bunun bana üç yüz soru olarak döneceğini biliyordum. O yüzden "Aman kızlar, yok öyle gözünüzde büyüttüğünüz türde bir şey." dedim sadece.

Onur'la ilişkimizi küçümsediğimizden değil, sadece bazı şeyleri gözlerden uzak yaşamak istiyordum ve bunu kimseyi kırmadan yapmak istiyordum. Tabii gözlerden uzak ilişki yaşamak için fazla ünlü bir sevgili seçmiştim, orası ayrıydı.

Tüm bu garipliklerin içinde bana her zamanki gibi normal davranan tek kişi Simin Hanım'dı. Çok şükür ki o her zamanki gibi kalmıştı. Hayatım tepetaklak değişirken birilerinin aynı kalması güzeldi. Onun azarlamaları bile iyi hissettiriyordu. Etrafında seni sen olduğun için değil de birileri tarafından konuşulduğun ya birinin bir şeyi olduğun için sahtekârca sevenlerin olmasındansa samimiyetle nefret edenleri tercih ederdim. En azından niyeti belliydi.

Erkenden çıktıktan sonra Fahriye teyzelere gitmeden önce cüzdanımdaki son paramla şöyle güzel bir çiçek yaptırdım, bir de acıbadem kurabiyelerinden aldım. Fahriye teyze çok severdi eskiden.

Onur'un antrenmanı uzadığı için gelememişti ama zaten konumdan elimle koymuş gibi bulmuştum. Fahriye teyze beni kapıda gördüğünde çok sevinmişti. Ben geçen yılların ardından biraz olsun yabancılaşma ya da birbirimize alışma, ısınma süreci gerekir diye düşünmüştüm ama öyle olmadı.

Beni kapıda görür görmez "Hoş geldin kızım." demişti. Elini öpmek için uzandığımda engel olup sarılmış, içeri buyur etmişti.

İçeri girdiğimde Mustafa amca da oradaydı. İkisi de neredeyse hiç değişmemişlerdi. Fahriye teyzeyle az da olsa aramızda bir mesafe hissetsem de Mustafa amca her zamanki gibi neşeli, şen şakraktı.

İki aile birlikte pikniğe gittiğimiz zamanlar aklıma gelivermişti. Babam Onur'la balık tutarken Mustafa amcanın beni salıncakta salladığı günler. Ben daha hızlı, daha hızlı diye coşkuyla bağırırken aaa daha hızlısı olmaz kızım düşersin diyerek tatlı tatlı azarlandığım zaman bulutlara ulaşacak kadar yükseklere çıktığım, mutlu olduğum günler biraz uzakta kalmıştı. Artık büyümüştük. Ama maşallah eski pehlivan Mustafa amca bıraktığımız gibi kalmıştı.

Fahriye teyzenin mesafeli ama nazik duruşundan bir şeyler sezsem de beni sıcak karşılamaları içimi biraz olsun rahatlatmıştı. Birbirimiz için yıllar önceki insanlar olarak kalmış olmamız özeldi benim için.

Mustafa amca çiçeklerin yanındaki kurabiyeleri gösterirken "Görüyor musun Fahriye, yıllar geçse de unutmamış. Sevdiğin kurabiyelerden getirmiş Nergis kızım." diyordu.

Hoşnutsuz bir biçimde hafif göbeğine bakan kadın "Aslında diyetteyim ama... Madem o kadar düşünüp getirmişsin, bir iki tane yerim." dedi kaçamak bir biçimde benimle bakışıp elini kurabiye kutusuna daldırırken. "Sağ ol güzel kızım."

"Ne demek Fahriye teyze, afiyet olsun."

Çaylarımızı içerken "Handan nasıl, ne yapıyor?" diye sordu Fahriye teyze. "Ne zamandır görüşemedik." diye hayıflandı.

Artık eskisi gibi görüşemeyen muhteşem ikili, eskiden mahallenin muhtarlarıydı. Kim kiminle nerede, en iyi onlar bilirdi. Şimdi ise arada bir telefon görüşmeleri ve Whatsapp'tan birbirine atılan Cuma mesajları dışında pek görüşemez olmuşlardı. Annem babamın hastalığını Fahriye teyzeye söylememişti ama çok sonra mahalleliden öğrendiğinde manevî olarak çok destek olduğunu söyler dururdu.

"İyi o da, size selamı var."

"Şinasi Bey'in hastalığını çok geç öğrendim ben."

"Sen çok hassassın ya Fahriye teyze, annem üzülmeni istememiştir."

"İyi ki Fikriye söyledi de öyle haberim oldu." Başıyla onayladı bunları söyledikten sonra. "Tabii Handan gizli kalmasını istediği için kimselere duyurmadım ben. Onur'a bile söylememiştim, düşün."

"Sağ ol Fahriye teyze, eksik olma."

Mustafa amca ortamdaki kasvetli bulutları her zamanki neşesiyle dağıttı. "Özledim valla tavla arkadaşımı! Şinasi'ye söyle, en kısa sürede ifadesini almaya geliyorum ona göre."

Başımı öne eğip güldüm keyifle. "Olur, söylerim Mustafa amcacığım. O da seni nasıl özlemiştir şimdi."

Yüzünde duru bir gülümsemeyle bana bakıyordu adam. Tüm dürüstlüğüyle "Onur'la yeniden karşılaşıp barışmanıza sevindim." dediğinde aslında kaybedenin yalnızca Onur ve ben olmadığını anlamıştım. Anne ve babalarımız da en yakın dostlarını bir bakıma kaybetmişti

Omuz silktim "Küs değildik ki." sözümle. "Ama araya mesafeler, zaman girince öyle... Çocukluklarımız ayırdı bizi." Umutla gülümsedim. "Ama şimdi yeniden bir aradayız. Bu benim için çok anlamlı. Ben sadece çocukluk aşkımı değil, oyun arkadaşımı da geri kazandım."

Benim bu kadar dürüstçe konuşmamdan ikisi de memnunken Fahriye teyze kocasından farklı olarak söze girdi. "Valla ben yalan söyleyemeyeceğim, oğlumu terk ettiğin için sana kızgındım ama..." Bakışları yüzümde duraksadığında öylece yumuşayıverdi. "Şimdi geçti."

Fahriye teyzem benim. Pamuk gibi kalbi vardı ve o kalpte kimseyi müebbet cezaya çarptırmazdı kolay kolay. Onur'u terk eden ben değildim, ikimiz de çocukluk etmiş ve ayrılma kararını ortak vermiştik ama bunların benim gözümde bir önemi yoktu. Biz yeniden Onur'la bir araya gelmiştik ya, önemli olan buydu. Fahriye teyzenin sıcacık tebessümüyle her şey geçip gitmişti.

Sıkı sıkı sarıldık birbirimize, anne kız gibi. Aradaki dargınlıklar uçup gitti. Birlikte çay içip kurabiye yerken eskilerden bahsettik. O anlar beni özlediğim geçmişime, çocukluğuma götürmüştü. Uzun zamandır bir misafirlikten hiç bu kadar keyif aldığımı hatırlamıyordum.

Yaklaşık iki saat sonra Onur beni almaya geldiğinde ortalığın sütliman olduğunu görüp memnun bir gülümsemeyle karşılık vermişti. O da bir çay içti ve kalktık.

Evdekilerden müsaade isteyip çıktığımızda "Önce biraz sahilde yürüyelim mi?" diye sordum.

Kısa bir an düşündükten sonra "Olur." dedi adam.

Sahilde temiz havayı içimize çekerken "Fahriye teyzeyle Mustafa amcayı çok özlemişim." dedim. "Onlar uzaktayken çocukluğumun bir yarısı kayıp gibiydi."

"Tıpkı birbirimizden uzakta olduğumuz gibi."

Benim düşüncelerimi tamamlayan sözleriyle gülümsedim. Evet, biz aslında ayrılmaz bir parça gibiydik. Sert bir duvarın tuğlaları gibi. Bizi yıkmaya kimsenin gücü yetmezdi. Bizden başka.

Derin düşüncelerin arasında rahatladığımız sessizlik bölündü. Sahile inme fikrime tereddütlü bakan Onur'a hak vermem çok sürmedi. Tam sahilden dönüp arabanın olduğu yere gidecekken hayranlarından biri bizi yakaladı.

"Elim ayağım titriyor şu an! Bir fotoğraf çektirebilir miyiz?"

Karşısındaki heyecanlı hayranına karşılık sempatik bir gülümsemeyle "Tabii." yanıtını verdi Onur. Bir an benim tepkimi ölçmek için bakışları yüzümde buluştuysa da renk vermeden gülümsedim.

Hayranı telefonu uzatıp "Fotoğrafımızı çeker misin?" diyerek beni kenara ittiğinde kısa bir şaşkınlık yaşasam da bozuntuya vermedim. Birkaç poz çekip telefonunu iade ettim. Hoşlanmasam da sesimi çıkarmadım. Sonuçta bazı hayranların fütursuzluğu Onur'un suçu sayılmazdı değil mi?

Dudakları bükülen Onur "Hayranlar işte... Rahat bırakmıyorlar." dediğinde başımla onaylamakla yetindim. Sanki yüzümden anlamış gibi "Sen bozuldun mu?" sorusunu yöneltti.

Hemen omuz silkerek reddettim. "Yok canım, neden bozulayım? Bu senin işinin bir parçası. Ama..." derken en azından bu konuda ona dürüst olmam gerektiğinin farkındaydım. "Senin yanındayken görünmez oluyorum."

Bunu bir kıskançlık tarafından söylemiyordum. Daha düne kadar herkes tarafından görünmez bir vatandaş olan ben, sırf çocukluk aşkım Onur'la birlikteyim diye insanların hedefi hâline geldiğim için rahatsızdım sanırım. Ünlü biriyle sevgiliyseniz ne kadar iyi olursanız olun sevilmenizin bir yolu yokmuş gibi hissettiriyordu. Aynı zamanda birinin sizi gerçekten siz olduğunuz için sevdiğine asla inanamayacağınız anlamına da geliyordu bu. Ürkütücü bir dönüşüm.

Sanki tüm endişelerimi anlıyormuş gibi beni çekip göğsüne yaslayan adam yumuşak bir tebessümle karşılık verdi. "Sen benim dünyamda parlayan en ışıltılı yıldızken nasıl görünmez olabilirsin ki?"

Her şeye rağmen onun beni sözlerimden bile anlaması çok özel ve anlamlıydı. Güldüm. Bazen bir şey söylememe gerek bile kalmadan beni anlayabilmesine şaşıyordum. İnsanların beni görüp görmediği, sevip sevmediği neden o kadar önemli olsun ki? Onur beni sevdikten sonra gerisinin ne önemi vardı?

Günü tüm yorgunluğuna ve yoğunluğuna rağmen ucuz atlatmış bir biçimde bitirirken eve döndüm. Kurtuluş çoktan uyumuştu. Ben de üstümü değiştirip yatağıma uzandım. İlk defa Instagram'da yüzlerce bildirim beni karşılar olmuştu. Bir sürü takip isteği, etiket vesaire...

Sosyal medyada hakkımda çıkan haberin önüme düşmesi ise çok sürmedi. Bugün Fahriye teyzelere çaya gidişim bile "Kayınvalidesinin gözüne girdi." gibi saçma başlıklarla servis edilmişti.

Daha ilk günden Onur'un annesine yaranmaya çalışan kız imajından, hakkımda yalan yanlış haberler yapılmasından rahatsız olsam da görmezden geldim. Kapattım telefonun kilidini, başımı yastığa koyup gözlerimi kapadım. Bu yeni dünyaya alışık olmadığım için abartıyordum ama zamanla alışacaktım ve belki de bu kadar rahatsız etmeyecekti artık.

Yeni görev kilidi açıldı: Ünlü futbolcu Onur Büyüktuğ'un sevgilisi olmaya alış. Ve bunu yaparken keçilerine mukayyet ol.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Cumartesi akşamlarını sabırsızlıkla bekliyor musunuz? Ben DE-MARKAJ'ı yazarken sabırsızlanıyorum. Gerçi 28. Bölümde sezon finalimiz var, biraz ara vereceğiz ama ara verirken bile yeni bölümler yazacağım çünkü bu çift beni harekete geçiriyor. 😍🫶🏻

Bu tür kitaplardan daha çok arıyorsanız gündemde olan kitaplarımdan ESTETİK AŞK HATALARI'na da bir göz atabilirsiniz. Gözden düşmüş bir Hollywood estetikçisinin mecburen işe aldığı yeni asistanıyla sahte ilişki yaşaması ve maceralarını konu alıyor. Ona da her Pazartesi düzenli olarak yeni bölüm geliyor. 🩷

Gelelim bizimkilere... Onur ve Nergis ilişkisinde Nergis'e ne gibi yeni görevler düşecek? Onur'un hayatına adapte olurken ne gibi sorunlar yaşayacak? Tahminlerinizi buraya yazabilirsiniz. Hayalinizdeki Onur ve Nergis sahnelerini de buraya yazarsanız sevinirim, hepsini okuyorum biliyorsunuz. 💛 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

194okunma 8beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18