♛ DE-MARKAJ | 10

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 10
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime · Okuduğun bölüm
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-10-

❝Nergis❞

Sabah spor salonundan arandığımda görevlinin ücretsiz üyelik hakkında işlem yapıp yapmayacağımı sorması, bugün gelip gelmeyeceğimi, aksi hâlde hediye üyeliği hak kazanan başka birine vereceklerini söylemesiyle kendimi burada buldum. Aslında neden gelmiştim, üye olsaydım bile düzenli olarak buraya gelebilecek miydim? Hiçbirini bilmiyordum. Klasik Türk insanı gibi bedava bir şeyi geri çevirmeme dürtüsü olabilirdi benimki. Ancak buraya geldiğimde onunla karşılaşacağımı sanmıyordum.

Tamam, ihtimaller arasında bu işin içinde Onur'un olabileceği aklıma gelmişti ama sadece iki saniyelik bir düşünceydi bu. Gerçek olabileceğini düşünmemiştim. Şimdiyse üyelik işlemlerini tamamlayıp ortamı incelemek için salona girdiğim an karşımda duran adamla göz göze gelmiştik.

O da en az benim kadar şaşkın görünüyordu ama bu rol yeteneğine kanacak kadar saf değildim. Onu tanıyordum ve şaşırma numarasına düşmüyordum. Yavaş adımlarla ona yürürken o da aceleci hâlde yanıma geldi.

"Nergis çiçeği!" Yüzünde geniş bir gülümsemeyle şaşırma numarası yapmaya devam ediyordu. "Bu ne sürpriz."

"Merhaba Onur." Tek kaşım havaya kalktı. "Sürpriz mi gerçekten?"

Başta anlamazdan geldi. "Nasıl?" falan dedi ama beni kandıramayacağını çok iyi biliyordu. Biz birbirimizin ciğerini bilirdik. Beni bu numaraya inandırabileceğini nasıl düşünmüştü ki?

İtiraf etmek gerekirse benimle karşılaşmak için bu kadar çabalaması hem hoşuma gitmişti hem de gururumu okşamıştı. Bu ne demekti? Onur hâlâ bana karşı bir şeyler hissediyor demekti. Tıpkı benim de ona karşı yoğun duygularım olduğu gibi. Bende nasıl ona dair bir şeyler bitmediyse onda da bana dair şeyler yaşıyordu, bu biraz olsun açıklığa kavuşmuştu artık.

Tabii tüm bunlar Onur Büyüktuğ'un bana hileli bir oyun düzenlediği gerçeğini değiştirmiyordu. Üstüne basa basa hile yapmak yok diyen Onur Bey kendi sözünü çiğnemişti. Kollarımı kavuşturup bilmiş bir ifadeyle yüzüne baktım. "Nedense içimden bir ses burada karşılaşmamızın bir tesadüften fazlası olduğunu söylüyor. Sen ne dersin bu işe Onur Büyüktuğ?"

Kaşlarım havalanmış bir biçimde onun gerçeği itiraf etmesini beklerken "Ne?" cevabını verdi şaşırmış gibi. İyi bir futbol oyuncusu olabilirsin ama hiç iyi bir oyuncu değilsin Onur. "Kuru iftira."

Gözlerimi devirdim gülmemek için kendimi zor tutarken. "Sakın dizi teklifi falan gelirse kabul etme tamam mı? Çok kötü bir oyuncusun çünkü."

Sağ eli ensesini ovarken suç üstü yakalanmış yaramaz bir çocuk gibi suratıma baktı. Yeniden kaşlarımın havalandığını gören adam artık daha fazla inkârda bulunmadı. "Tamam, Selim'i fikriydi." yanıtını verdi ağzının içinden. Yakalanmış olmaktan hicap duyduğu belliydi. "Ben yapmayalım dedim ama..."

Onun küçük bir çocuk gibi davranıp itirafta bulunması üzerine Onur'la biraz daha uğraşmaya karar verdim. "Ha benimle karşılaşmak istemedin yani." Yüzümde yalandan bir dargınlık ifadesi vardı ve görünüşe göre Onur'dan daha iyi bir oyuncuydum. Çünkü karşımdaki adamın bana inanması saniyelerden kısa sürdü.

Ne diyeceğini bilemeyen adam panik bir ifadeyle "Tabii ki hayır!" cevabını verdi. "Hile yapıp güvenini sarsmamak istemedim ben-"

Onu böyle telaşlı görünce kıyamadım, oyunumu daha fazla sürdüremedim ve güldüm. "Tamam, tamam biliyorum seni." Ellerimi arkama saklayıp pet şişeyle oynarken Onur'la karşılaşmanın verdiği o heyecanlı hissin bana kendimi iyi hissettirmesine izin verdim. "Bana da geldi." dedim tatlı bir itirafta bulunur gibi. Anlamazca bakan adama açıkladım. "Selim, bana da geldi."

Sağ eli ensesindeki saçları düzleştirircesine orada dolanırken "Eşşoğlueşşeğe bak." diye söylendi ağzının içinden. "Ya, sen onun kusuruna bakma lütfen."

Başımı hafifçe yana yatırdım "Matrak biri." derken. Selim'e kızmasını istemedim çünkü arkadaşı da en az onun kadar sevimli biriydi. Bizi birleştirmeye çalışıyordu ve bence çok tatlı bir hareketti. "Bizi bir araya getirmeye çalışıyor."

Muzır bir bakışla yüzümü taradı. "Ne yani, kızmadın mı?"

Omuz silktim "Kızmadım." yanıtını verirken. "Neden kızayım? Ayıp bir şey değil sonuçta. Hem... İş yerinde de havam oldu, fena mı?" Olayı gırgıra vurup güldüğümde o da geniş gülümsemesiyle eşlik etti.

Aramızda muzip âşıklara özgü tatlı bir hava baş göstermişti ki telefonum çaldı. Arayan kimdi bilin? En güzel anların katili Kurti. Gözlerimi devirdim aramasını yanıtlarken. "Ne var Kurtuluş? Ne var yine?"

"Kızım ağaç ettin beni ya!"

"Neredesin ki sen?"

"İş yerinin önündeyim, hani gel demiştin ya!"

Boşta kalan elimi alnıma bastırırken jeton yeni düştü. Kurtuluş bugün iş yerime gelecekti. "Hay Allah!" dedim kendi kendime. "Tamam, bekle orada, sakın içeri girme! Yarım saate geliyorum."

Telefonu kapatır kapatmaz aceleci adımlarla çıkmaya çalışırken arkamdan gelen Onur'un meraklı bakışlarını üzerimde hissettim. "Nereye böyle alelacele?"

Mecburen dönüp açıklamak zorunda kaldım. "Ya, Kurtuluş işte. Akşamdan konuşmuştuk, iş yerime gelecekti de... Unutmuşum." Kafa mı kalmıştı bende?

"Tamam, hadi, ben götürürüm seni."

Teklifi karşısında biraz çekindim. "Yok." dedim isteksizliğimi gizlemeye çalışarak. "Sen gelme. Şimdi seni görür, hem zamk gibi yapışır hem de babama gidip yalan yanlış şeyler söyler."

Onur "Kurtuluş'u ben de çok özledim. Hem bir merhaba demiş olurum." dedikten sonra itiraz hakkı bırakmadan ekledi. "O benim de arkadaşım, bizi ayıramazsın."

Gülmekle utanmak arasında kalırken kardeşim hakkında bunları söylemekten hicap duyuyordum ama yine de gerçekleri gizlemedim ve "İyi, gel de seni on mahalleye hayalî ihracatla satsın, paraları cukkalayıp yurt dışına kaçsın." şakasını yineledim.

Gülüşürken spor salonundan çıkmıştık bile. Onur Kurtuluş'tan bahsederken son derece keyifli görünüyordu. Arabanın kapısını açtı. Önce ben bindim, sonra da o sürücü koltuğundaki yerini aldı. "Hiç değişmedi değil mi?" diye sorarken arabayı çalıştırmıştı bile.

"Hem de hiç."

Kaşlarını düşünceli bir biçimde çatan adam bir yandan yola bakarken bir yandan da meraklı bakışlarını üzerime dikti. "Şinasi amcaya hakkımızda bir şey söylemesinden bahsettin. Neden endişe ediyorsun ki? O beni çok sever."

Severdi. Şimdi aynı hislerde olmadığını Onur'u kırmadan nasıl açıklayabilirdim ki? Sırf ünlü ve başarılı bir futbolcu oldu diye hakkında olumsuz düşüncelere kapıldığını söyleyemezdim. O yüzden ağzımda eveleyip geveledim. "Ya... Babamı biliyorsun. Şimdi yeniden görüştüğümüzü öğrenince aklında binbir türlü şey oluşacak. Daha korumacı davranacak. Gerek yok o kadar şeye."

Yola bakan adam hafif gülümseyen çehresiyle onaylayarak başını salladı. "O zaman şu insanların kafalarındaki soru işaretlerini bir kaldıralım Nergis çiçeği, ne dersin?"

"Ne gibi?"

"Yeniden karşılaştığımıza göre anlaşmamızın detaylarını bir hatırlayalım mı? Ne dersin? Hani yeniden karşılaşırsak tekrar deneyecektik."

Bilmiş bir ifadeyla başımı yan yatırdım. "O hile yapmadan karşılaşma şartını barındırıyordu."

Hafif utangaç bir bakış attıktan sonra "Bir hilebaz olduğum gerçeğini yüzüme vurmadan devam edemez miyiz?" dediğinde yüzündeki tatlılığın ne kadar karşı konulamaz olduğunu düşündüm. "Tamam, ağırdan alalım. Hemen başlamayalım ama en azından bir yemek daha yiyelim, biraz zaman geçirelim olmaz mı?"

İstekleri makul şeylerdi aslında. Kaldı ki ben de onunla vakit geçirmek için can atıyordum. Ama aklımdaki tereddütler yok olmuş değildi. Yeniden başlamak nasıl hissettirirdi? Kalbimde çarpışan heyecanlı kuşların kanatları dışında ne hissederdim mesela? Yeniden hayal kırıklığı yaşamaya hazır mıydım? Ya işler bu kez de yolunda gitmezse, onunla arkadaşlığımızı kaybetmek istemiyordum. Onu en azından saygıyla anmak istiyordum.

Ben bunları düşünürken Onur'un telefonu çaldı. Hemen yanımdaki bölmede çalan telefonun ekranında Banu yazıyordu. Aramayı reddetti adam. İster istemez bu aramanın bende garip hisler uyandırdığını inkâr edemezdim. En azından kendime.

Onur gibi birinin pekâlâ kız arkadaşları olabilirdi ama... Belki de olamazdı. En azından hayalimdeki gibi ilerlemiyordu hiçbir şey. Ben yıllarca beni beklediği yanılgısına düşerken diğer ihtimali düşünmek içimi bir fare gibi kemiriyordu. Olayın arka yüzünü bilmesem de o an için bu ihtimal midemi allak bullak etmeye yetmişti. Belki de henüz bitmemiş bir ilişkisi vardı ama ben karşısına çıktığım için... Ne saçmalıyorsun Nergis, Onur öyle biri mi? Seni başkalarının yanında idare edecek kadar... Tövbe tövbe!

Öte yandan babamın sözleri kulaklarımda çınlayıp zihnime işkence ediyordu. O köprünün altından çok sular aktı, artık olmaz o iş. Olmaz mıydı gerçekten? Ben olmayacak bir şeye duygusal yaklaştığım için mi göremiyordum bazı şeyleri? Onur'u tanımasam belki de bunlara inanmak daha kolay olurdu ama... Ama işte büyüklerin tecrübelerini de kulakardı etmemek gerekti. Hem babam boş konuşmazdı. Bunlar hep tecrübeydi belki. Bir de futbolcular çapkın olur, her gece başkasıyla falan demişti ya, beni orada öyle bir yakalamıştı ki içimdeki kuşku büyüdükçe büyümüştü.

Modaevinin iki blok ötesinde "Şey, ben burada ineyim Onur. Sen daha fazla gelme istersen." dedim sadece.

Meraklı bakışları beni bulan adam "Bir şey mi oldu?" diye sordu.

"Yok, ben burada ineyim. Senin de işin gücün vardır."

"İşim yok, Nergis." Arabayı durdurdu adam. Bakışları yüzüme döndü. "Ben teklifime bir yanıt alamadım."

Dürüstçe aklımdan geçenleri söylesem kırılabilirdi. Baştan savma cevaplar da vermek istemiyordum ki. Ben nasıl onun ciğerini biliyorsam o da benimkini biliyordu. "Bence denesek de artık eskisi gibi olmaz Onur." dedim gözlerine bakarak. "Senin hayatın başka artık. İkimizin hayatı..."

Eskiden benim dışımda kimse yoktu aklında, hayatında. Şimdi nasıldı bilmiyordum ama bıraktığım gibi miydi? Onu da bilmiyordum. Ya babam haklı çıkarsa? Ya bu karşımdaki yeni Onur kalbimi kırarsa? Bir telefon ve bir isim zihnimdeki tüm bu endişeleri hortlatmaya yeterken yeniden denemek mantıklı mıydı?

Oturduğu yerden vücudu bana doğru döndü. "Beş dakika öncesine kadar böyle endişelerin yoktu. Aniden aramıza koyduğun bu mesafenin sebebini öğrenebilir miyim?" Soru dolu bakışları bir bende, bir de az önce aramayı reddettiği telefonda gidip geldi. "Hayatımda başka biri yok." dedi dümdüz bir sesle. "Merak ettiğin buysa eğer." Bunları söylerken bana biraz alınmış gibiydi. Sanki beni hiç tanımıyor musun dercesine.

"Biliyorum, Onur. Sen öyle biri değilsin ama..." İçimdekileri ona anlatmaya çalışıp anlatamazken ruhsal bir acı çekiyor gibiydim. İnsanın kendini ifade edememesi ne zordu.

"Endişelerini bilmek isterim Nergis. Eğer çözebileceğim şeylerse içinde kalmasın, konuşalım, çözülsün."

"Hiçbir şey eskisi gibi kalmadı ki Onur, kaldı diyebilir misin?" Dürüstçe konuşmamı istiyorsa bunu yapardım. Her şeyi göze alarak yapmaya başlamıştım da. "Hayatında biri yoksa bile artık hayatın bıraktığım gibi değil. Ben bu yeni hayatına uygun muyum, birbirimizin yeni hâline adapte olabilecek miyiz? Bunlar hep bir soru işareti."

"Denemeden bilemeyiz."

Kadife gibi yumuşak sesiyle bunu söylerken her şey güven vericiydi. Ama başaramazsak yaşayacağım yıkımdan ve acıdan kimse bahsetmiyordu. "Ya deneyip başarılı olamazsak, daha çok acı çekmez miyiz?" Mahzunlaşmış gözlerine bakarken yutkundum. "Ben seni kaybetmek istemiyorum Onur. En azından arkadaşlığın bende kalsın istiyorum. Anıların kalsın istiyorum. Birbirimizi saygıyla hatırlayalım istiyorum. Yeniden deneyip başaramazsak bunları kaybetmeyeceğimize söz verebiliyor musun?"

Tüm kararlılığıyla gözlerime bakan adam "Seni üzmeyeceğime söz veriyorum Nergis çiçeği." dedi ve kaşlarını kaldırdı. "Tabii senden de bu sözü bekliyorum çünkü son ayrıldığımızda sen de beni çok üzmüştün." Alayla karışık ekledi. "Yemeden içmeden kesilmiştim senin yüzünden."

Başımı öne eğip gülerken "Aaa öyle mi? Oysa ben ayrıldığımız için halay çekmiştim." dediğimde bir gülme de onu almıştı.

Aramızdaki bu şeyin denemeye değer olduğunu düşünmek istiyordum. Belki yanılıyordum, kendimi yeniden acı çekeceğim bir döngüye sokuyordum ama Onur buna değerdi. Ben hayatım boyunca sadece onu sevmiştim. Daha fazla ayak diremem bunu değiştirmeyecekti.

Yüzüne baktığım adama "Seni üzmeyeceğime söz veriyorum Onur Büyüktuğ." dedim dürüst bir biçimde. "Oldu mu?"

"Çok güzel oldu, Nergis çiçeği."

"Öyleyse şimdi bana aramasını reddettiğin şu Banu'nun kim olduğunu söyleyebilir misin?" Madem dürüstlük istiyordu, ben de ona tüm dürüstlüğümle geliyordum işte. Kafamdaki soru işaretlerini büyütmektense onunla paylaşıyordum. "Tabii senin için sorun olmayacaksa."

Bilmiş bir gülümsemeyle "Tüm bunların sebebinin o olduğunu biliyordum." dedi mırıldanır gibi. "Seni o kadar tanıyorum ki..." Yaklaşık bir saniye sonra daha özgüvenli bir sesle "Banu benim menajerim. Aramızda sandığın gibi bir şey yok. Olamaz da." açıklamasını yaptı. "Benden yaşça büyük ve yeni boşandı." Başını haylazca yana yatırıp devam etti. "Tabii tüm bunları bir kenara bırakırsak senden başkasını gözüm görmediği için de olması pek mümkün değil."

Ağzından bal damlayan adamın söylediklerine öyle kapılmış durumdaydım ki hemen yanımdaki cama vurulduğunda korkudan yerimde zıpladım. Başımı çevirdiğimde çok da yabancı bir yüz karşılamadı beni. En güzel anların katili sayacı, iki. Yine Kurtuluş Efendi, yine Kurtuluş Efendi.

Benim tarafımdaki cam usulca aralanınca Kurtuluş sanki üç kilometre öteden kendini göstermeye çalışırcasına bir mallıkla el sallıyordu Onur'a. Dibimizde olması dışında sorun yoktu. "Onur! Aslanım benim be, nerelerdesin hayırsız!"

Onur bana kısa bir bakış attıktan sonra eski samimiyetiyle karşılık verdi. "İyiyim Kurti, sen nerelerdesin? Neler yaptın?"

"Ben bıraktığın yerdeyim oğlum! Bizi terk eden sensin." Darılıp trip atacak sandım. Sanki kardeşimi tanımıyormuşum gibi. "Neyse, tüm bunlar geride kaldı. Artık hiç ayrılmayacağız değil mi?"

Onun iki erkek arasında geçince kulağa biraz garip gelen sorusu üzerine yanımdaki adamın bakışları bana döndü. "Bilmem, onu ikizine sormak lazım." Gözlerime bakarak "Bir daha ayrılacak mıyız?" dedikten sonra hemen aceleyle ekledi. "Ben sormuyorum, kardeşin soruyor." Elleri teslim olurcasına havaya kalkmıştı bunları söylerken. Kurti'yle bir olup beni köşeye sıkıştırmaktan zevk alıyor gibiydi.

Fırsattan istifade ederken keyif alan adamı geride bırakarak arabadan indim. "Siz iki serseri yüzünden işe geç kaldım ve muhtemelen kovulmak üzereyim."

Çantamdan kaçamak bir hızla cüzdanımı ve bakmadan bir miktar para çıkarıp Kurti'nin ön cebine sıkıştırdım. Belli belirsiz mırıltılarla "Al ve hemen kaybol buradan." dediysem de oralı olmadı. Zira kendisi hâlâ arabadan inmekte olan Onur'a el sallıyordu.

Onur muhtemelen herkese davrandığının aksine bir samimiyetle Kurtuluş'un yanına gitti ve yıllar sonra karşılaşmış iki dost gibi sarıldılar.

"Çok özlemişim oğlum be!"

"Ben de özledim Kurti."

"Yalancı! Neden hiç gelmedin o zaman bizim oralara?"

Gözlerini üzerimden ayırmadan "Geçerli sebeplerim vardı diyelim." yanıtını verdi imayla.

Konuya çok da Fransız olmayan kardeşim utanmadan sinsi bakışlarını üzerime dikti. "Hep bu Şam şeytanı yüzünden değil mi? Senin yüzünden çocukluk arkadaşımdan ayrı kaldım ya, yatacak yerin yok kızım!"

Bense rahatsız eden bir sineği kovalar gibi elimi salladım. "Hadi fazla konuşma, hadi! Senin işin gücün yok muydu, karşıya geçmeyecek miydin?"

O sırada en korktuğum şey oldu ve Onur "Ben atarım seni karşıya ya, gel." diyerek araya girdi. Onları asla baş başa bırakmak istemiyordum çünkü Kurti olmadık bir şey söyleyip yüzsüzce davranabilir, beni rezil edebilirdi. Dilinin ayarı hiç yoktu.

Kurtuluş tam da beklediğim gibi bu teklifi havada kaptı. "Harbi mi? Çok iyi olur ya!" Bunları söylerken eli arabada geziniyordu. "Nasıl bir canavar bu ya?"

Dirseğimi böğrüne vuruverdim o an. Dişlerimin arasından "O arabaya binmiyorsun." dedim sadece.

"Ne? Bana ne ya? Onur davet etti kızım, bineceğim tabii! Sana ne oluyor?"

Onun aksine kısık sesle konuşmaya devam ettim. "Eğer o arabaya binersen akşam seni babama şikâyet ederim. İşten kaytarmış, arkadaşlarıyla geziyordu bugün derim."

Başta "Ne? İzin günüm bugün kızım!" diyerek şansını denese de kâr etmedi. Ben malımı biliyordum, o da benim bunları yemediğimi. "Offf tamam be! Sanki yiyeceğiz eski sevgilinin arabasını."

"Hadi, hadi yok ol."

Kurtuluş bana gıcık bakışlar attıktan sonra Onur'la vedalaştı. "Karşılaştığımıza sevindim kardeşim, en kısa sürede bize bekliyorum. Bu Şam şeytanı yokken rahat rahat konuşuruz."

Gözlerimi kısarak "Sus! Firavun faresi." diye söylenirken onu kovalamayı başarmıştım. Gidişini kollarımı kavuşturmuş bir biçimde izlerken yeniden Onur'la baş başa kalmıştık.

"Özlemişim Kurtuluş'u."

"İnan bana onu özlemek onunla yaşamaktan daha tatlı bir his."

Her zamanki o başını öne eğerek sergilediği muhteşem gülüşüyle günümü aydınlattığının farkında değildi. "Yıllar sonra bile hiçbir şey değişmemiş. Şam şeytanı, Firavun faresi falan."

Ne kadar didişsek de hayatımızın tadı tuzuydu bunlar. Kurtuluş benim bir parçamdı mesela. Ona bir şey olsa benim canımdan can giderdi. O an bir kez daha anlamıştım didişmemizin kıymetini. Hele geçmişin özlemi burnumda tütmüştü.

Elleri ceplerindeki yerini alırken bakışları bana dönmüştü adamın. "Eee, anladığım kadarıyla bana bir şey söylemeyeceksin. En azından hemen şimdi."

Yanılmıyordu. Kolay karar veren biri değilimdir. Çoğu zaman düşüncelerimin üstüne yatar düşünürdüm. İyice ölçüp tartardım. Acele karar vermek bana göre değildi. Ha öfkemin devreye girdiği nadir anlar olsa da -nadir olduğu şüpheli- genellikle aklıselim davranmaya çalışan biriydim. O yüzden tam da tahmin edeceği gibi "Bunu düşünmeme izin ver." yanıtını verdim Onur'a.

"İstediğin kadar düşünebilirsin." Bakışları üzerime dikilen adam ekledi. "Birbirimize ait olduğumuzu sen de çok iyi biliyorsun. Bu düşündükçe değişebilecek bir şey değil."

Kısa bir an bakıştıktan sonra ne yapacağımızı bilemez hâlde birbirimize baktık. Ayrılık vaktinin geldiğini anlamıştık. Çok da senkronize olmayan iki sarılma denemesinden sonra usulca sarılmayı başardık birbirimize.

Ayrıldığında "Senden haber bekleyeceğim." dedi ve arabaya bindi adam. Arabayı çalıştırıp yanımdan ayrılana kadar bakışları beni takip etti.

Gidişinin ardından modaevine girdim. Tüm gün Leyla gibiydim, kafam karışık bir biçimde aptal gibi davranmamaya çalıştım. Doğrusu daha az aptal gibi davranmaya çalışmak olacaktı o.

Akşam eve geldiğimde ise çok yorgundum. Çünkü kendimi işime vermediğim için bazı temizlik işlerinin üstünden ikinci kez geçmek zorunda kalmıştım. Neyse ki bitmişti. Artık eve gelmiştim.

İlk işim içeri girip çantamı ve ceketimi soymak, pijamalarımı bile giymeden sadece anahtarımı alarak Didem'in evine çıkmak olmuştu. Zile ilk bastığımda otuz saniye içinde önce Badem'in miyavlamalarını duydum, sonra Didem açtı kapıyı.

İşten gelir gelmez beni karşısında görmeyi beklemeyen kız "Nergis?" derken şaşırdığını gizlemiyordu. "Geç içeri."

Sevimli bir biçimde ayaklarımın usrune atlayan Badem'i kucaklayıp biraz sevdikten sonra yere bıraktım ve hızlıca ayakkabılarımı soyup içeri geçtim. Olcay yine salondaki üçlü koltukta sanatsal bir biçimde uzanmış spor programı falan izliyordu.

Biz içeri girer girmez Didem "Olcay kıs şunun sesini, sanki ilk defa iziyormuşsun gibi. Yedi yüz elli kez izledin onu ya." diye söylendi ve bana döndü. "Çay koyuyorum."

Başta istemeyecek gibi olsam da konuyu nasıl açacağımı bilemediğim için zaman kazanmak istedim ve zoraki de olsa başımı salladım.

Salondaki tekli koltuklardan birine oturduğumda Olcay'ın bakışları üzerimdeydi. "Eee nasıl geçti?"

"Ne nasıl geçti?"

"Avrupa Birliği müzakereleri." Alaycı yanıtının ardından gözlerini devirdi Olcay. "Kızım, akşam yemeği herhâlde ne olacak?"

"İyiydi."

"Bu iyiydi tonlaması hiç hoşuma gitmedi."

Elinde çay kupalarıyla gelen Didem "Arkadaşımı rahat bırak." diyerek Olcay'ı geri püskürttü. Çayımı ikram ettikten sonra elini kendi kupasına sarıp karşıma oturdu. "Evet, seni dinliyorum."

Benim bu gelişimin OHAL olduğunu anlamış gibiydi. O yüzden reklamı geçtim. "Yeniden deneyelim dedi."

Yüzü aydınlanan Didem'in "E bu harika-" demesine kalmadan Olcay oturduğu yerden zıpladı.

"Şaka yapıyorsun! İşte bu be! İşte bu!" Gözleri pörtlemiş adam dizlerinin üstünde bize doğru ilerledi. "Şimdi Onur Büyüktuğ benim eniştem mi oluyor?"

"Offf bir dur Olcay, öyle bir şey olduğu yok."

"Nasıl yani, yeniden deneyelim demiş. Yeniden milletvekilliğine adaylığımızı koyalım anlamına gelmiyorsa bunun tek bir anlamı var." Duraksadı. "Yoksa hayır mı dedin Nergis?" Hızla dizlerinin üstünden ayağa kalktı. "Bunu yaptığını söyleme sakın! Bunu bize yaptığını söyleme!"

Yerimden kalktım "Aaa ama ben böyle baskı altında konuşamam. Eve gidiyorum Kurti, buraya geliyorum Olcay." derken. Tam gidecek gibi olduğumda hem Didem hem de Olcay durdurdu beni.

"Dur hayatım, nereye gidiyorsun? Olcay öyle bir anlığına heyecanlandı sadece." Gözlerini korkutucu büyüklükte açan kız "Değil mi Olcay?" diye sorarken içinden korkunç bir yaratık çıkmak üzereydi sanki.

Aptal ve samimiyetsiz bir sırıtışla karşılık verdi Olcay. "Tabii canım, insanın başına kaç kere gelir bu olay? Bir anlık heyecan, hoş gör sen de canım. Otur." Beni ikna ettikten sonra az önce maç izlediği koltuğuna geçti. "Bak daha da ağzımı açarsam." sözüyle ağzındaki görünmez fermuarı çekiverdi hemen. Nedense pek inandırıcı gelmemişti.

Olcay tüm sessizliğiyle spor programına odaklanmış gibi davranırken göz ucuyla kaçamak bir biçimde bizi dinliyordu. Bunun farkında olsam da umursamadım. "Benden sonra hayatına kimseyi almamış. Bu... Spor salonundaki hediye üyelik de onun başının altından çıkmış. Güya yeniden tesadüfen karşılaşacağız diye."

Elindeki kumandayı çenesinde ritim tutturan Olcay kaşlarını kaldırarak "Yalnız on numara hareket ha. Adam hem yetenekli hem romantik. Çabuk kaparlar. Elini çabuk tut-" bakışlarımın ardından hemen düzeltti kendini. "...tutması lazım artık kim adamın kısmetiyse. Senin için söylemiyorum, öyle genel."

Didem gözlerini devirerek "Gel hayatım, biz mutfağa geçelim. Zaten buraya ne diye tünediysek." dediğinde peşine takıldım. Sanki başından beri bu teklifi bekliyor gibiydim.

Olcay arkamızdan "Nereye ya, iyiydik burada!" diye seslense de duymazdan geldim.

Mutfak masasında Didem'in karşısına oturduğumda "Ne cevap vereceğimi bilemedim." diyerek konuya geri döndüm. "Biraz düşünmeye ihtiyacım var dedim ama..."

"Ama senin de gönlün hâlâ onda."

"Öyle de eskisi gibi olur mu bilmiyorum ki. Ya aramızdaki saygı da giderse?"

"E hayatım denemeden bilemezsin ki. Sen zaten hâlâ onu sevmiyor musun? Denemeseniz de başkasına şans verecek değilsin sonuçta. O da bunca zaman seni beklediğine göre..." Kaşlarını kaldırdı sorarcasına. "Neyi bekliyorsunuz daha?"

Sanki bildiğim bir şeye dair Didem'den onay almak istiyormuşum gibi başımı salladım. "Yani deneyelim diyorsun."

"Ben demiyorum, sen hâlâ onu unutmadığına göre kalbinin sesi öyle söylüyor."

Didem'in de iç sesim gibi konuşması içimi biraz olsun rahatlatmıştı. Evet, babamın söylediklerinden dolayı aklımda hâlâ soru işaretleri ve kararsızlıklar vardı ama zamanla aşılabilecek şeylerdi bunlar.

Yeniden Olcay'a görünmeden çıkıp evime geçtim. Salonumdaki koltukta elimde telefonla bekleştiğim yarım saatlik bir sürenin sonunda onu aramaya karar verdim. Saat biraz geç olmuştu ama konuşmadan uyuyabilecekmişim gibi gelmiyordu. Bir an önce netliğe kavuşturmak istiyordu bir yanım. Çekinerek de olsa arama tuşuna bastım.

İki kere çaldıktan sonra telefon açıldı. Kötü bir sürprizle. Bir kadın sesi yanıtlamıştı aramayı. "Alo."

Böyle bir şeyi beklemediğim için donup kaldım, cevap veremedim bir süre. Ne diyeceğimi bilemediğim için telefon ekranına baktım, numarayı kontrol ettim. Zaten kayıtlı olduğu için yanlış tuşlama ihtimalim de yoktu. Onur'un telefonunu bir kadın açmıştı.

Kötü düşünme Nergis, kötü düşünme. Onur öyle biri değil. Kendime gelip "Alo, ben Onur'u aramıştım." dedim düz bir sesle. Hâlâ şaşkınlığımı atamamış olsam da sakinliğimi korumaya çalışıyordum.

Hattın diğer ucundaki kadın ise pervasızca "Onur müsait değil şu an." dedi. Soğuk bir ses tonuna sahipti her kimse. Bu da yetmezmiş gibi "Aradığını iletirim." sözünün ardından telefon suratıma kapandı.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Abowww, size bir yeni bölüm getirmişim yani olaaaaaay! 💃🏼🎊 Nasıl buldunuz bölümümüzü? Buraya yazabilirsiniz. Onur ve Nergis yeniden birleşmek için bebek adımlarıyla ilerliyor, bu daha sağlam temeller atmak için birebir ama Nergis'in endişeleri var ve belli ki yersiz endişeler değil. Bu durumu nasıl aşacaklar dersiniz? Peki, ikiliyi nasıl engeller bekliyor olabilir sizce? Her iki durum için de tahminlerinizi buraya yazabilirsiniz.

Son sahnenin çarpıcılığından bahsetmek bile istemiyorum. Onur'un telefonunu bir kadının açması, telefonun suratına kapanması olayı ve diğer şeyleri Nergis nasıl değerlendirecek? Hepsi soru işareti ve burada tartışabiliriz. Yeni bölümde bizi neler bekliyor sizce? Tahminlerinizi buraya yazabilirsiniz. Son olarak hayalinizdeki Onur ve Nergis sahnelerini de buraya yazarsanız ımmmh, tadından yenmez. 😋 Sizleri aşırı seviyorum ve bol yorumlarınızı bekliyorum. Duvarıma yeni bölüm sormak yerine burayı yorum bombardımanına tutsaydınız her gün yeni bölüm gelirdi, hey yavrum hey! Bakın taktik verdim, kaçıyorum. 👀 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

255okunma 10beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18