♛ DE-MARKAJ | 7

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 7
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime · Okuduğun bölüm
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-7-

Uzun süren antrenman boyunca kafası oldukça dalgındı Onur'un. Bir yanı bu karşılaşmanın bir işaret olduğu konusunda kendini telkin ederken diğer yanı ya Nergis'le tekrar karşılaşamazsak endişesi taşıyordu. Çünkü her halükârda birbirilerine ait olduklarını biliyordu Onur, hissediyordu. Herhangi bir müdahale olmadan karşılaşamama ihtimali bu hissi yok etmiyordu. Öte yandan Nergis'e de söz vermişti, hile yapmak yoktu.

O her zaman sözlerini tutan biri olmuştu. Böyle bir konuda da yapması gerekeni biliyordu. Kadere müdahale edemezdi. Ya da edebilir miydi? Küçük, küçücük bir müdahale. Yok, yok, edemezdi. Nergis'e verdiği söz elini kolunu bağlıyordu. Öte yandan onunla bir daha nerede, ne zaman karşılaşırlardı kim bilir.

Oturduğu mahalleyi biliyordu. Eski mahallesiydi en nihayetinde. Oraya yakın bir kahve dükkânında ya da mağazada tesadüfen karşılaşacak olsalar Nergis bunda kendisinin bir parmağı olduğunu mutlak suretle anlardı. Dolayısıyla böyle bir karşılaşma düzenleyemezdi. Şıp diye yakalanırdı Nergis çiçeğine. Ne yapıp edip bu durumu aklından atmaya çalıştı. Başka da çaresi yoktu zaten. Kaldı ki tüm kaslarını yoran yoğun bir antrenman bile zihnini bu kadar meşgul edemezken nasıl aklından çıkaracaktı onu da bilmiyordu ya, neyse.

Soyunma odasında tişörtünü tek hamlede çıkarırken Felipe'nin bakışlarını üzerinde hissetti. Ne kadar süredir kendisine öyle bakıyordu bilmiyordu ama fark ettiği an bir şey mi oldu der gibi bir bakış attı.

"Antrenman boyunca düşünceliydin."

Felipe'nin bu kadar dikkatli olması ona yaramıyordu çünkü düşüncelerinin ne yönde yoğunlaştığını bir kez daha aklına getirmek zorunda kalmış durumdaydı. "Hiç." dedi kestirip atar gibi. Ama hem o hem de haylaz bir çocuğu andıran cebelleşmeyle şortunu çıkarıp fırlatan Selim bu cevabına ikna olmuşa benzemiyordu. Üstelik fırlattığı şort Felipe'nin kafasına gelmişti.

Yüzünü buruşturan adam Selim'e yargılayıcı bir bakış atıp "İğrençsin." dedi ve terli şortunu kendisine fırlatarak aynen iade etti.

Selim kendisine edilen hakaretle hiç ilgilenmediğini göstererek omuz silkti ve Onur'a döndü. "Ayakları yere değmiyor şimdi onun. Nergis çiçeğini düşünüyor." Sesi imalı ve bir o kadar keyifliydi. "Eee, bağladın mı hatunu ne oldu?"

"Şöyle konuşma, çarpacağım ağzına bir tane oğlum ya! O öyle biri değil dedim kaç defa."

"Ne dedim ben şimdi oğlum?"

"Ne o öyle bağladım mağladım falan. İğrenç iğrenç imalar."

Arkadaşı ise tamamen masum olduğunu gösteren bir ifadeyle gözleri büyürken "Saçmalama oğlum, bir şey ima etmedim! Cümlede Nergis kelimesi geçince çok korumacı oluyorsun. Daha sevgili değilken böyleysen Allah kızın yardımcısı olsun." Başını iki yana sallayarak Onur'a küçük bir yargılayıcı bakış hediye etti Selim. Ancak o his de çok çabuk geçti, yerini büyük ve meraklı gözler aldı. "Eee bir daha ne zaman buluşuyorsunuz kızla?"

"Buluşmuyoruz."

Bu yanıt Felipe'nin de ilgisini çekmişe benziyordu ki "Nasıl yani?" diye sormuştu.

Selim olayın hassasiyetini bilmesine rağmen düşünmeden konuşma modunu açmıştı ama neyse ki "Daha ilk buluşmadan kaçırdın mı kızı?" cümlesinden daha dengesiz bir ifade kullanmamıştı.

"Ya, yok be oğlum." Omuz silkerken havluyla çıplak gövdesini kuruluyordu. "Bir anlaşma yaptık. Tekrar bir tesadüfle karşılaşana kadar arayıp sormayacağız birbirimizi. Stalk yok, kadere müdahale yok. Tekrar tesadüfen karşılaşırsak yeniden deneyeceğiz."

İlk bakışta ona oldukça romantik gelen zorlayıcı bu fikre karşılık arkadaşı Selim kaşlarını çatıp yüzünü buruşturarak "Ne sikko bir fikir lan bu?" deyince hayalleri yıkıldı. "Kızdan mı çıktı bu fikir?"

"Yo, benden çıktı." Bu teklifi sunarken düşündüğü şeyi ifade etmek istercesine açıkladı. "Totem gibi düşün. Hani maçlarda yapıyoruz ya. Tufan'ın uğurlu kramponunu giymesi gibi. Felipe'nin maça çıkmadan önce yaptığı o hareketi gibi."

Felipe başını yana yatırırken "Aslında..." dedi ve devam etti. "Farklı ve romantik bir fikir ama..."

"Ama koskoca İstanbul'da bir daha nasıl karşılaşacaklar değil mi?" Bilmiş bir ifadeyle başını sallayarak ekledi Selim. "Bence de."

Normal şartlar altında ağzının payını verirdi Selim'e ama beklemek onu da daha şimdiden umutsuzluğa sürüklemişti. O yüzden bir şey söylemedi, sustu yalnızca.

O sussa da arkadaşları onun yerine düşünmeye devam ediyordu. Temiz eşofmanını giyip tişörtünü kollarından geçirirken düşünceli görünen Selim yeniden Onur'a döndü. "Yok yok, senin kesinlikle bir şeyler yapman lazım."

"Yapamam diyorum oğlum, kıza söz verdim. Hile yok!"

"Birader sen de gözüne soka soka yapmayacaksın. Telefonla arayıp hile yaptığını söyleyecek hâlimiz yok." Kısa bir düşünme anından sonra "Sen bu kızı seviyor musun?" diye sordu Selim.

"Seviyoruz herhâlde. Sevmesek peşinden koşar mıyız?" Gözlerini devirdi memnuniyetsizce. "Seninki de laf!"

"O zaman mutlaka bir şeyler yap." Durumu şirin göstererek gözlerini kıstı. "Ona küçük, şirin sürprizler yap."

Bu ona sözünü tutmadığı için onursuzca bir adım gibi gelse de Felipe'ye döndüğünde nedense Selim'den çok da farklı düşünmediğini hissetti. Kafası iyiden iyiye karışmıştı. Sağ eliyle saçlarını karıştırırken "İyi de, Nergis bir şekilde öğrenirse bu güvenilirliğimi etkilemesin." diye sordu. Aslında kendi kendine sorar gibi konuşurken arkadaşlarına akıl danışır duruma gelmişti.

Selim onun aksine gayet kendinden emin bir ifadeyle "Yok be oğlum! Kadınlar kendileri için mücadele eden erkeklere tav olurlar." diyerek açıkladı. "Hem sen beklerken kızı başkası mı kapsın istiyorsun?"

Nergis'in başkasıyla olma ihtimaline karşın zihninde kırmızı bir alarm yanıp sönmeye başlayınca "Başkası? Ne başkası? Ne alakası var başkasıyla şimdi?" minvalinde anlamsız cümleler kurduğunun farkında bile değildi sinirinden.

Felipe de başını salladı onaylarcasına. O biraz daha ılımlı yaklaştı duruma. "Bu düzenbazlık sayılmaz. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır derler ya sonuçta. Bu da öyle bir şey işte."

Zihni iyice allak bullak olsa da "Yok." dedi doğruculuğu tutan adam. "Nergis benim en çok dürüstlüğümden hoşlanırdı. Şimdi böyle bir hareketle güvenini sarsamam."

Ellerini kaldırdı Selim "İyi, sarsma!" diyerek arkadaşını azarlarken. "Sarsma sen Nergis'in güvenini. Başkası alsın gitsin onu, sen de arkasından öyyylece bakakal güvenli güvenli."

Arkadaşına kızgın kızgın bakışlar atsa da bir şey diyemedi Onur. Çünkü bam teline dokunmuştu. Ya o öyle eli kolu bağlı, işe yaramaz bir biçimde beklerken Nergis'in karşısına biri çıkar da onu etkilerse? Bu ihtimali Selim gündeme getirene kadar hiç düşünmemişti. Şimdi düşünmesi gereken yeni bir tehlike vardı. O beklerken ortaya çıkacak potansiyel bir flört.

Yolda bile bunu düşünür oldu Onur. Arabada telefonu çaldığında arayan yine Banu'ydu. Sevgili menajeri sağ olsun dün akşamdan beri aramalara doyamamıştı. Arabanın sisteminden aramayı yanıtladı. "Efendim Banu."

"Neden telefonlarıma bakmıyorsun Onur?"

"Fırsat olmadı."

"Ben senin menajerinim. Daha önemli bir işin olduğunu da sanmıyorum." Duraksadı. "Dün gece nerelerdeydin? Öyle bütün akşam aradım, hep meşgule verdin."

"Bir arkadaşımla yemekteydim." Gözlerini devirdi Onur. "Ayrıca gecelerin bana özel olduğu konusunu konuşmuştuk."

Küçük bir sessizlik. Banu'nun tepesinin attığını biliyordu ama geri adım atmadı. Tüm itaatkârlığıyla Banu'ya bağlıydı, buralara yükselmesinde de yadsınamaz bir etkisi olmuştu. Ancak durması gereken yeri bilmeliydi. Bunu vefasızlık olarak göstermeden yapmaya çalışıyordu Onur. Şu ana kadar da başarılı olduğunu düşünüyordu.

"Neden aradın o kadar ısrarla? Ne vardı?"

"Bir teklif var. Şampuan reklamı." Sesi soğuklaşan kadın "Müsait olduğunda şartları konuşuruz." dedi ve telefonu kapattı.

Normalde dönüp arar, gönlünü alırdı Onur. Ancak bu kez öyle yapmadı. İçi içini yese de arayıp gönlünü almak gelmedi içinden. Her zaman insanlara karşı nazik ve naif bir karaktere sahip olmuştu. Bu zaman zaman özel alanlarına müdahale ve saldırıyla sonuçlandığı için naif yanını törpülemeye çalışıyordu.

Banu onun menajeriydi, yeri geldiğinde ona özel saatlerini bile organize etmesi gerekebilirdi ama bu kadar küçük konularda bile dominant olması ve bunun dozunu artırması son zamanlarda rahatsız etmeye başlamıştı Onur'u. O yüzden çok da üstüne gitmedi. Zaten bir şey yapmasına gerek kalmadan iki saat sonra otele vardığında daha sakinleşmiş bir biçimde onu arayıp teklifin detaylarından bahsetmişti Banu. Sesinde her şey yolundaymış gibi bir tını vardı.

Telefonunu kapatıp odada yalnız kaldığında asıl sorunla yüz yüze kaldı. Nergis çiçeği. Ona nasıl ulaşacaktı? Hile yapmadığı sürece ona ulaşması vakit alırdı. O ise geçecek olan bu süreçte başkasına meydan vermek istemiyordu. Bu tehlike zihnini bir fare gibi kemiriyordu.

❝Nergis❞

Tüm gece güzel rüyalar görerek uyandığım sabah beni hayatımın gerçekleriyle yüzleşmeye zorlamıştı. Kapımın altından atılan faturalar gibi gerçeklerle. Tüm bunlara rağmen gün boyu modaevinde bulutların üzerindeydim.

Modaevi. Hayallerimin mekânı olsa da hayallerimdeki yerimi tutturamamıştım. Floransa'da geçen yıllarımın ardından babamın hastalığı yüzünden son senemde okulu bırakıp dönmek zorunda olsam da yurt dışında okumak bana gereksiz bir özgüven depolamıştı. Öyle ki modaevinin sahibi Simin Hanım'ın ilânı üzerine görüşmeye geldiğimde oldukça umutluydum. Okulu bitiremesem de yurt dışında okumuştum sonuçta değil mi? Ama öyle olmadı.

Simin Hanım ellili yaşlarının sonunda, neredeyse torun torba sahibi diyebileceğim ama güzelliği yadsınamayacak bir kadındı. Ancak yüzünün güzelliğini bir kenara bırakırsak son derece mükemmelliyetçi olmasının verdiği bir memnuniyetsizliğe sahipti.

CV'mi alıp incelediği ve gözlerimin önünde uçak yapıp uçurduğu günü daha dün gibi hatırlıyordum. Üstelik son bir senem kalmasına rağmen okulu bırakıp gelmemi de şımarıklık olarak algılamış, şimdiki gençlerde de gereksiz bir özgüven ve kibir var minvalinde bir konuşma yapıp kısacası sabırsız ve şımarık bir çocuk olarak okulu yarıda bıraktığım düşüncesine kapıldığını gizlememişti. Bense bunca onur kırıcı olaydan sonra babamın hastalığından bahsedemedim. Kendimi acındırıyormuş gibi görünmek istemediğim için aşağılamalarına katlandım, el mecbur.

Modaevinde tasarımcı olarak çağrıldığımı sandığım yerde ayak işleri yapan, temizlik ve yemekten sorumlu biri olmak durumunda kalmıştım. Elbette aşağılanacak bir iş değildi bu. Ama işin okulunu okuduktan sonra Floransa'dan buraya uzanan yolda tuvalet temizleyeceğim hayallerimin arasında yoktu. Pek de böyle olacağını düşünmemiştim. Daha farklı hayallerim vardı. Ama şimdi hayal kurma zamanı değildi, iyice anlamıştım hayatın gerçeklerini. Paraya ihtiyacım vardı.

İstanbul gibi bir yerde ayakta kalmak yeterince zor değilmiş gibi aileme daha fazla yük olmak da istememiştim. Sözde büyümüştüm ya, kendi ayakları üzerinde duran bir yetişkindim ya artık -bunu söyleyen ağzıma edeyim- yememiş içmemiş, daha ilândaki görüşmeye gitmeden aynı mahallede Didemlerin hemen altındaki daireyi tutuvermiştim. Kıçımda kurt varmış gibi işim olmadan kira kontratım olmuştu. Sonra yiğitliğe bok sürdürmemek için geri de dönememiştim. Kuru ekmek de yesem ımmh, insanın ayrı evde yaşaması gibi yokmuş diyerek etrafa rollenmeyi ihmal etmemiştim. Bir yandan ailemi üzmemek için diğer yandan da ayaklarımın üzerinde durabileceğimi kanıtlamak için karın tokluğuna çalışmak zorunda kalmıştım. İşte durum tam olarak buydu.

Hayata yeni atılacak gençlere küçük bir tavsiyemdir, öyle kendinizi bir bok sanıp gereksiz atraksiyonlara girmeyin, hayat size öyle bir şepeşille geçirir ki kendinizi kuru yulaf yerken bir kira bedeli kadar da fatura öderken bulursunuz. Evet, kamu spotu bitmiştir.

Hayatımla ilgili bu büyük ve değerli aydınlamalara nerede mi ulaşmıştım? Elbette modaevinde Simin Hanım'ın ve yardımcı moda tasarımcılarının yemeklerini hazırladıktan sonra boş kalan vaktimde masada çizim yaparken. Bir mal olduğum gerçeği o an zihnime ulaşmıştı.

Her şeye rağmen burası sıcak, güzel bir yerdi. Her yerde olduğu gibi burada da uyuz insanlar vardı ama en azından maaşımı zamanında alıyordum. Tatsız insanlar kadar insanın neşesini yerine getiren insanlar da oluyordu.

Ünlü bir tasarımcı olan Simin Hanım'a ait bu modaevinde eğittiği birkaç yardımcı tasarımcıyla gül gibi geçinip gidiyorduk. Bana da faydalı oluyordu bu durum. Simin Hanım onları eğitirken ben de bir iki bir şey kapıyordum. Bir nevi pasif olarak staj görüyordum da diyebilirdik.

Yardımcı kızlardan Nur ve Fatoş'un gülüşerek içeri girmesi üzerine çizim yaptığım dosyayı hızla kapatıp buzdolabının kenarına iliştirivermiştim. Onların ise ilgisi zerre kadar bende değildi. Bunu fark edince rahatladım ve dikkatleri üstüme çekmeden yeniden dolabın yanındaki dosyayı elime alıp çantama tıkıştırdım. Hiçbir şey olmamış gibi onlara döndüğümde ikisi de ellerinde paylaştıkları dergi sayfasına bakarken az önce oturduğum masaya kurulmuşlardı.

Nur tüm dikkatini verdiği derginin diğer sayfasını çevirdiğinde gözlerini devirdi. Derginin arasında bir gazetenin magazin eki vardı gördüğüm kadarıyla. "Baksana, şu futbolcu Onur'la ilgili magazinde haber çıkmış."

Fatoş şaşırmış bir ifadeyle gözleri büyürken "Aaa! O çocuğu hiç magazinlerde görmedim. Demek o da dayanamadı, başladı çapkınlıklara. Ne haberiymiş o? Okusana!" demeyi ihmal etmedi.

"Dün akşam gizemli bir güzelle yemek yedi falan yazıyor."

Tabii ben o sırada içime doğru sıçıyordum. Ben olabilir miydim o gizemli güzel? Tabii ki bendim. Dün akşam kiminle yemek yemiştin? Salak Nergis.

Şu gizemli güzel olayını da hiç anlamıyordum. Eğer birinin yüzü görünmüyorsa güzel olup olmadığına nasıl karar veriliyordu ki? Gerçekten şu durumda kafana takılan soru bu mu oldu Nergis?

Magazin ekini okurken "Takımdan arkadaşlarıyla doğum günü kutlaması yaptılar diyor." yanıtını verdi Nur. "Geç bile kaldı. Hayatında biri var işte, belli."

Ben bir köşede külkedisi gibi tezgâhı silme bahanesiyle aralarındaki konuşmayı dinleyip dikkat kesilirken Fatoş "Ayy, kim acaba bu şanslı kız?" diye sordu kendi kendine. Omuz silkti. "Muhtemelen yabancı bir manken falan."

"Doğum gününü kutamış kızın! Pasta, sürprizler falan..."

"Demek ki uzun zamandır birlikteler, yeni yakalanmışlar."

Nur başını iki yana sallarken "Ne saman altından su yürütenlerdenmiş." dedi imayla.

Hakkımda konuşulanları duysam da bozuntuya vermedim. Sonuçta bu mutfaktaki kimse bahsettikleri kişinin mutfaktaki külkedisi olduğunu tahmin edemezdi. Ben de dün geceyi unutmuş gibi davrandım. Ta ki mutfağa bir yıldırım gibi Simin Hanım girene kadar.

Kızların gülüşmelerine memnuniyetsiz bir bakış attıktan sonra "Tabii canım, ben de size burada dergiler okuyup dedikodu yapın diye maaş veriyorum." dedi alayla. "Siz de haklısınız. Çay, kahve falan da ister misiniz acaba hanımefendiler?"

Onu görünce oturdukları yerde besmele çekip hazır ola geçmedikleri kalan kızlar hemen kendilerine birer iş icat edip mutfaktan çıktılar. Mutfakta açık hedef gibi tek kalan ben olmuştum. Rota yeniden hesaplanıyor. Azarlanacak hedef belirlenmiştir. Saldırı başlasın.

Buzdolanının kenarına parmağını sürttü Simin Hanım. "Kızım ne buranın hâli? Bir parmak toz! Doğru düzgün yapsana işini."

Olduğum yerde sıçramamak için kendimi zor tutup soğukkanlılığımı korudum. "Kusura bakmayın, hemen ilgileniyorum." diyerek çekmeceden toz bezini alıp olmayan tozları aldım.

Benim iyice çalıştığıma emin olan kadın aksi bakışlar attıktan sonra çıktı mutfaktan. O çıkar çıkmaz da rahat bir nefes bıraktım. O esnada telefonum çaldı. Ekranda yabancı bir numara vardı. Genelde bu tür aramalar bankadan gelirdi, kredi kartımın asgari tutarını ödeyip ödemediğimden emin olmak ister gibi düşünürken yanıtladım numarayı. Çünkü banka kadar kısa bir numara da değildi. Başka bir şeydi belli ki. Ben de böyle şeyler geç basıyordu. Benim kafam biraz şeydi. Ya da sadece başka yerdeydi, bilemiyordum.

"Alo."

"Merhaba, ben Creat Fit'den arıyorum."

Aramaya anlam veremediğim için "Buyurun?" diyebildim sadece.

"Spor salonumuzdan bir yıllık ücretsiz üyelik kazandınız. Detaylar için spor salonumuza davet ediyoruz sizi. Böylece üyeliğinizi başlatacağız."

Ücretsiz üyelik mi? Bunun ne demek olduğunu pek anlayamamıştım. Yeni bir dolandırıcılık yöntemi miydi acaba? Ürkmüştüm. Bedava peynir anca fare kapanında bulunurdu sonuçta. Öte yandan kısa sürede rahatladım çünkü dolandırılacak kadar zengin değildim. Yani dolandırılacak kadar bile param yoktu. Davet ettikleri yere gitsem onlar borçlu çıkardı, o derece.

"Nasıl ücretsiz üyelik? Ben anlamadım tam olarak."

"Şöyle, herhangi bir arkadaşınız daha önceden üye olduysa onun katıldığı bir çekiliş yoluyla ücretsiz üyelik kazanabiliyor ya da bir yakınına hediye edebiliyor."

Düşündüm. Pek aklıma yatmamıştı ama "Tamam, peki. Teşekkür ederim." diyerek telefonu kapattım. Beş dakika sonra da üyelik bilgilerimin aktivasyonu, zart zurt gibi bir şeylerden bahseden mesajları geldi. Altında spor salonlarının adresleri de yazıyordu. Acaba bu Didem'in zattiri zort işlerinden biri miydi? Spor salonu üyeliği deyince aklıma ilk gelen bu olmuştu.

Mutfaktaki işlerim bitince koridora çıktım. Bir tane daha toz almadığım cisimle ilgili azarlanırsam arkama bakmadan koşarak kaçacaktım. Prova odasının önünde Fatoş'a dirsek atan Nur "Az önce ne konuştuk, kim gelmiş bak! Ben bu manifest işine inanmaya başladım, vallahi bak!" diyordu heyecanla.

"Futbolcu diye diye getirdin valla adamı."

Kızların yanına bir diğeri gelince "Ne oluyor?" diye mırıldandı duyulmamak için.

Fatoş yanıtladı. "Ya hani o futbolcu vardı ya, çok yakışıklı olan. O adam gelmiş."

"Kim?"

"Ya magazinde çıkıyor ya, adını hatırlayamadım şimdi."

Aralarında konuştuklarını duyunca zıpkın gibi dikiliverdim. Bir yanım tedirgindi ama diğer yanım tamamen dikkat kesilmişti. Konuşmalardan anladığım kadarıyla Onur buradaydı. Yani az önce konuştukları futbolcu bizim Onur olduğuna göre... Başka ne düşünebilirdim ki?

Onur buradaysa... Yani beni bulup buraya geldiyse acaba spor salonuyla ilgili konu... Komplo teorisyeni gibi de görünmek istemezdim ama bunun Onur'la ilgili olup olmadığını da düşünmedim desem yalan olurdu. Yok canım, Onur'la ne alakası var? Spor salonu onunla ilgili olsa buraya niye çıkıp gelsin? Saçma. Hem biz sözleşmiştik. Bir sonraki karşılaşmamızın tamamen tesadüfi olması gerekiyordu. Onur verdiği sözleri tutan biriydi. Bu kesinlikle Didem'in işleriydi. Akşam eve gidince öğrenirdim nasılsa.

Prova odasındaki adamı görmek için başımı hafif eğmeye çalışsam da dolusan kızlardan hiçbir şey görünmüyordu. O yüzden biraz daha yaklaşmak zorunda kaldım. Simin Hanım'la güleryüzlü bir biçimde konuşan adamı görünce duraksadım.

●●●

Emin olmamakla birlikte düşündüğü bir fikirde yanılmıyordu Nergis. Her ne kadar doğruluk naraları atsa da Onur'un zihninde onu yeniden kaybetme şüphesi kol geziyordu. Selim'in sözleri kulaklarında çınlarken ilk kez kabuğunu kırıp bir fikir geliştirmişti.

Her zaman gittiği spor salonunu aradı. Onu tanıyan görevli adam hemen yanıtladı aramasını. "Onur Bey, nasılsınız? Bu ne şeref?"

"İyiyim Yaner, sen?"

"Ben de iyiyim, teşekkürler?"

Cümlesi bir soru gibi çıkan adama derdini anlatmadan önce derin bir nefes aldı adam. Sağ eli ensesinde çaresizce dolanıyordu. "Ya, aslında sana işim düştü. Senden bir şey isteyeceğim."

"Dinliyorum."

"Sana birinin numarasını vereceğim, adı Nergis Sinen. Onu arayıp spor salonundan bir yıllık ücretsiz üyelik kazandığını söyleyeceksin. Ödemesini ben peşin ödeyeceğim ama aramızda kalacak." Kısa bir sessizliğin ardından "Ne dersin?" diye sordu Onur. "Yapabilir misin bunu?"

"Bu mu? Hepsi bu kadar mı?"

"Evet." Aceleyle ekledi. "Ama ben yokum! Benim adım asla ve asla geçmeyecek, bu kısım önemli."

Konunun ne olduğunu bile anlamayan adam "Tabii Onur Bey, yaparım." dedi telefonun diğer ucundan. "Ödeme de kabul etmiyorum kesinlikle. Sizin bir ricanıza karşılık küçük, imzalı bir forma yeter."

"Tamam, tamam o kolay. Sen dediğim gibi yap, bana haber ver olur mu?"

"Anlaştık."

Telefonu kapattığında büyük bir zafer kazanmış gibi hissediyordu. Kutlamalara hızlı mı başlamıştı acaba? Ya Nergis bu üyeliği kabul etmez de spor salonuna gelmezse, karşılaşamazlarsa? Tüm plan çöp olmaz mıydı? Bekleyip görmekten başka çaresi yoktu şu an için.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Ayyyy DE-MARKAJ'ın yeni bölümünden herkese merhabalar! Nasılsınız? Ben çok iyiyim çünkü bu hikâyeyi yazarken aşırı tatlı hissediyorum. Siz de hissediyor musunuz?

Bu bölüm Onur ve Nergis karşılaşmadı ama birbirlerini düşünmedikleri tek bir an da olmadı. Yeni bölümde bizi neler bekliyor dersiniz? Nasıl karşılaşacaklar sizce? Buraya yazabilirsiniz. Peki, modaevine gelen kim? Tahminlerinizi buraya yazabilirsiniz. Son olarak Nergis çiçeği ve Onur'umuz, fişeğimiz hakkında istek sahnelerinizi de ben burada görmek istiyorum. Bol yorumlarınızı bekler, gözlerinizden öperim. 💕 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

293okunma 14beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18