15. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 14
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 14
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-14-
❝Nergis❞
Gözlerimi açtığım ilk sabah bir bahar havası filizlenmişti içimde. Önce yatakta kollarımı iki yana açarak esnedim ve yüzümde tembel bir gülümsemeyle başımı tavana çevirdim. Bu hâlimle asla gerçekçi olmayan mutlu ped reklamlarındaki kızlara benziyordum ama kimin umurundaydı ki? Biz Onur'la yeniden başlamıştık. Onunla yeni bir başlangıca uyandığım o ilk sabah bile anlamlıydı.
Kulağıma biraz erken sevindiğimi fısıldayan fesat yanımı kenara ittim ve ilk defa bu kadar erken uyandığımı fark ettim. Önce ılık bir duş aldım ve ruh hâlimi yansıtan civciv sarısı bir tişört, buz mavisi bir kot ve taba rengi bir kemer seçtim. Saçlarımı tepeden toplayıp perçemlerimi iki yana eşit ve güzel duracak şekilde ayırdım.
Abartı olmamasına özen göstererek şeftali rengi allığımı sürdüm, pastel ama tatlı bir ruj, üstüne parlatıcıyla öyle canlı görünmüştüm ki küçük nüanslarla bu kadar hayat dolu görünebildiğime kendim bile inanamamıştım. Normalde rimelden nefret eden ben rimel bile sürdüm, düşünün. Makyajım bile o kadar renkliydi ki bugün. Ya da her şey bana çok renkli ve güzel geliyordu, bilmiyordum. Sanki Onur'la ayrı olduğumuz günler hayatımın siyah beyaz filmlere benzeyen yanıydı da şimdi renklenmişti. Acaba o da böyle düşünüyor muydu?
Çantamı alıp bir kahve içmek için mutfağa geçtiğimde ona bir günaydın mesajı attım. Çok resmî görünmesin diye "Günaydın:)" yazmıştım öyle bir çabuk. Ben mesajı atar atmaz telefonum çaldı. Arayan sanki telefonun başında bekliyormuş gibi duran Onur'du. Yüzümü istemsizce geniş bir gülümseme almıştı. Görüntülü arıyordu. Çok heyecanlanmıştım. Hemen koridordaki aynaya koştum, güzel görünüp görünmediğime baktım, saçımı düzelttim ve yeniden hiçbir şey olmamış gibi ağır ağır mutfağa yürüyerek aramasını yanıtladım.
İlişkimizin -yeniden başlayan ilişkimizin- ilk sabahında nasıl davranmam gerektiğini bilmesem de onu karşımda görünce her şey yok olmuştu zihnimde. İçimden geldiği gibi sevecen bir "Günaydın." cümlesi çıktı mutlu dudaklarımdan.
Onun da ağzı kulaklarındaydı. Otel odasına benzeyen bir yerdeydi. "Günaydınını yüz yüze almak istedim." dediğinde anlamlı bir şiir okumak üzereymiş gibi duraksayıp ekledi. "Günaydın."
Yüreğim aynı heyecanı taşırken nefesimi serbest bıraktım. "Nasılsın, heyecan var mı?" sorusunu yönelttim maçı kast ederek.
"Her zamanki şeyler." dedi dudak bükerek. "Ama evet, biraz var."
"Kazanacağınıza eminim çünkü rüyamda gördüm."
Gülerken kaşları çatıldı adamın. "Nasıl?"
Bense gözlerimi devirdim yanıtlarken. "Dün akşam Olcay'la maç hakkında o kadar çok konuştuk ki rüyama girdi. Kupa kaldırıyordunuz." Alaycı bir biçimde ekledim. "Ne alakaysa Olcay da yanınızdaydı. Bir yerim açık uyumuşum galiba."
Karşılıklı gülüştüğümüzde "Ben rüyaların verdiği mesajlara inanırım." dedi Onur. Yüzü yumuşak bir gülümsemeyle aydınlanmıştı. "Ama ben ne yazık ki dün gece rüya göremedim." Bunu gerçek olup olmadığını anlamadığım bir sıkıntıyla söylemişti.
"Neden?"
"Seni düşünmekten uyuyamadım da ondan."
Kısa bir an "Yaa..." diyerek mutlu olsam da sonra aynı "Yaa!" panik hâlinde çıkmıştı dudaklarımdan. "E maçın var bugün!"
"Bir şey olmaz." Omuz silkerek "Ben hayatımın en önemli ödülünü dün gece aldım." dediğinde ne cevap vereceğimi bilemedim.
Onur'la aramızdaki şeyler iki çocuğunki kadar masumdu. Özeldi. Ve güvenliydi. Birbirimizden başka bir liman bilmiyorduk. Ayrılsak da birimizin başına bir şey gelse üzüleceğimizi, yine ilk koşanın biz olacağımızı biliyorduk. Bu başka bir değerdi. Herhangi bir çıkardan yoksun, arınmış, duru bir sevgiydi.
Her mükemmel şeyin ortasında bazı engeller olduğu da bir gerçekti. Bu engellerden birinin babam olduğunu söylememe gerek yoktu. Babama çok değer veriyordum. Bugüne kadar bana hep güvendi, hiçbir zaman kötülüğüm için bir şey yapmadı, söylemedi. O hep benim kahramanımdı. Minicik bir kız çocuğuyken kırmızı pelerinli bir süper kahramandan farksızdı ve şimdi de canımın acımasından endişe ediyor, bu sebeple Onur'la ilişkimize sıcak bakmıyordu.
Babamı haklı bulduğum yanlardan biri de buydu. Biri doğru kişi olsa da sizin için doğru kişi olmayabilirdi. Size değer veren iyi biri olsa da sizi üzebilirdi. İstemeden yapılabilecek şeylerdi bunlar. O yüzden dikkatli olmalıydım. Ve emin olana kadar ailemle bu ilişkiyi paylaşmamaya karar vermiştim.
Onur'un bunu yanlış anlamasını istemiyordum. İşin açığı yanlış anlayacağını da düşünmüyordum ama paylaşmadan önce biraz çekiniyordum. "Onur, seni seviyorum. Bu görüşmediğimiz yıllarda da hiç değişmedi. Ben her zaman..."
Beklentiyle yüzüme bakarken gözleri parlayan adam cümlemin devamı gelmeyince "Ben de." dedi heyecanla.
"Ne?"
"Eğer görüşmediğimiz yıllarda hayatında başka biri olmadığını söylemek istediysen... Benim de olmadı. Onu söylemek istemiştim."
Bunu tahmin ediyordum, o da ediyordu. Söylemeden öncesinde de biliyordum. Emin değildim ama kalbimin derinlerinde bir yerler bunu hissediyordu, biz birbirimize aittik. Tıpkı ağzımızdan kelimeler çıkmadan gözlerimizle anlaşabildiğimiz gibi anlıyorduk bazı şeyleri. Ancak geçen yılları telafi etmek ve birbirimizin hayatına alışmak için zamana ihtiyacımız vardı ve bu zamanı bazı pürüzlerle yıpratıcı biçimde atlatmak istemiyordum.
Memnuniyetle gülümseyerek "Senden başkasını hayatıma almayı düşünmedim bile." dedim sadece. Bunu söylerken az önce sürdüğüm allığıma gerek kalmadığını fark ettim. Zaten yanaklarım kızarmıştı, hissetmiştim bunu. "Ama benim bahsetmek istediğim şey başka. Ben..."
Onur beni saygıyla ve ilgiyle dinlerken bunu ona nasıl söyleyebileceğimi bilmiyordum. Yanlış anlayacağını sanmıyordum ama kırılmasından, incinmesinden deli gibi korkuyordum.
"Bak, seninle asla alakası yok bu durumun. Öncelikle o konuda bir anlaşalım."
Gözleri devrilen adam "Eyvah, yeni bir ayrılık konuşması mı geliyor yoksa?" derken alaycıydı.
Aynı dalgacı tavırla güldüm. "Hayır tabii ki şapşal. Maçtan önce senden ayrılırsam Olcay beni ne yapar biliyor musun? Derimi yüzüp Galatasaray forması yapar."
Yaptığım benzetmeye kahkahalarla güldüğünde bunu ne kadar özlediğimi fark ettim. Gülüşünü. Öyle sempatik, tatlı ve masum bir gülüşü vardı ki... Aynı çocukluğundaki gibi.
İstediğim son şey o gülüşü soldurmaktı. "Ben sadece senden bir ricada bulunacaktım."
"Sizin ricalarınız benim için emirdir ekselansları. Ne istiyorsunuz, söyleyin. Maçtan sonra ben Nergis çiçeğine deli gibi âşığım diye bağırayım mı? Yapayım mı böyle bir şey?"
Panik ve aceleyle "Hayır, hayır!" dedim tam da istediğimin aksine bir şey yapmaktan bahsedince. "Ben ilişkimiz ilerleyene kadar bir süre gizli tutalım mı diyecektim." Onur'un yüzündeki gülüşün yerini düşünceli bir ifade alınca hemen açıklamaya koyuldum. "Ne olur kızma bana. İnan seninle yeniden birleştiğimizi dağa taşa, manava, bakkala bile anlatmayı en çok ben istiyorum ama..."
"Ama emin değilsin."
"Hayır, sorun o da değil." Babamla Onur'un çok iyi anlaşmasını istiyordum. O yüzden aralarına barikat kuracak bir şey girsin de istemiyordum ama söylemek zorundaydım. Onur'dan bunu saklayamazdım. "Babam seninle yeniden ilişki kurmama karşı biraz mesafeli. Önyargıları var. En azından bir süre o önyargıları kırana kadar."
Karşımdaki adamsa pek alınmışa benzemiyordu. Sadece düşünceliydi. "Akşam yemeğinde hiç tepkili davranmadı ama biraz soğukluk hissettim. Ondan mıydı acaba?"
"Olabilir."
"Çocukken çok severdi beni. Neden şimdi fikri değişti, neden beni istemiyor ki?" Dalgın ve düşünceli bir tavırla dudak büken adamın üzülmesi en korktuğum şeydi.
"Hayır canım, ne istememesi? Seni hâlâ seviyor. Ama dediğim gibi önyargıları var." Kırmadan izah etmeye çalıştım, eğile büküle. "Hani büyüdün, futbol kariyerinde ilerleyen bir adamsın. Futbolcuların da namı biraz sıkıntılı biliyorsun. Seninle alakalı değil. Onun da bir kızı var sonuçta. Daha önce ayrıldık. Tekrar üzülmemden endişe ediyor falan filan."
İç geçirdi sol eli ensesinde gezinirken. "Eh, haklı. Bir kızı var senin de dediğin gibi. Hem çok güzel, hem çok akıllı. Kimseyi yakıştıramaması normal."
"Yakıştıramama da değil Onur, lütfen kırılma tamam mı? Senin bunu sorun etmene çok üzülürüm. Sorun sen değilsin."
Onur beklediğimden daha olgun karşılamıştı durumu. Öyle ki "Yok canım, neden kırılayım ki? Adam haklı. O bir baba." bile demişti. "Benim bir kızım olsa onu odalara kilitler, kimselerle görüştürmezdim. Her türlü kötülükten korurdum. Haklı adam." Bunları söylerken sanki benimle değil de kendi kendine konuşuyor gibiydi. "Ben bu durumu çözeceğim Nergis çiçeği, hiç merak etme. Yeniden Şinasi amcanın gözüne gireceğim, görürsün."
"Yok, Onur, bir şey yapmana gerek yok. Kimse senden büyük büyük şeyler beklemiyor. Bu bir süreç, babam da alışacak. Seni ne kadar sevdiğimi görünce alışır. Sadece biraz zamana ihtiyacımız var. Onu bu duruma yavaş yavaş alıştırmak için zaman, hepsi bu."
Çenesini kaşıyan adam "Hepsi bu yani." dedi doğrulama beklercesine.
"Aynen canım. Kalkıp da kimse senden dağları delmeni bekleyemez, ne münasebet?"
"Delerim de tabii ama..." İlişkimizi gizleme konusunda çok istekli görünmese de belli belirsiz başını salladı adam. "Eh, peki. Senin istediğin gibi olsun Nergis çiçeği. Sen nasıl mutlu olursan ben tamamım."
Gülümsedim "Teşekkür ederim." derken. Ona karşı mahcubiyetle karışık minnet hisseden bakışlarla karşılık verdim.
"Sen nereye şimdi, modaevine mi?"
"Hı hı, şimdi çıkacağım. Kahve içecektim ama vaktim kalmadı." İmalı bir sesle "Kahveden daha değerli bir şeye ayırdım, pişman değilim." dedim.
"Akşam maçı izlemeyi unutma, totem yaptım. İzlersen kazanacağız."
"Merak etme, işten geç çıksam da metrobüste telefondan izlerim." El salladım veda eder gibi. "Hadi seni daha fazla oyalamayayım."
"Bence de beni daha fazla oyalama." Manalı bakışlarla ekledi. "Al beni bir an önce."
Bakışlarım utangaçca onun yüzünden başka yerlere kaçarken neler söylüyorsunuz Onur Bey diye geçirdim içimden. Herhangi bir yanıt vermek yerine bir şey olmamış gibi davranıp boşta kalan elimle öpücük attım. "Uğur öpücüğüm olsun. Gitsin boynuna konsun."
Mest olmuş bir ifadeyle gözleri kapandı sessiz bir ah çekerken. "Kondu bile."
Telefonu kapattığımda dünyalar benim olmuş gibiydi. Her şey çok güzel gidiyordu. Bazen gerçek olamayacak kadar güzel giden şeylerin bir felâketin habercisi olduğunu düşünsem de bu onlardan biri değildi. Bu daha çok ayrı kaldığımız yıllarla diyetini ödediğimiz ve hakkımız olan bir mutluluğa kavuşmak gibiydi. Şimdi yeni bir devir açılmıştı ikimiz için de. Önümüzde bir sürü engel ve sınav olsa da aşabilecek kadar güçlüydük, ben biliyordum.
Modaevine geldiğimde yeni bir savaş bekliyordu beni. Tüm cesaretimi toplayıp Simin Hanım'ın odasının önüne geldim. Usulca kapıyı çaldım ve müsaade alıp içeri girdim.
Simin Hanım'ın her zaman benim üzerimde garip bir etkisi vardı. O otoriter havası bir ailenin baskıcı babasını andırıyordu. Bir şey söyleyip izin alacağınız zaman gözlerinin içine bakarken bile tedirgin olurdunuz ya, öyle bir hava veriyordu insana.
Bu kez kendimi o çekingenlikten sıyırdım çünkü haklıydım. Mağdur olan bendim. Sesimi çıkarmak zorundaydım. Geç de olsa.
"Nergis."
Normalde el pençe divan durduğum kadının karşısında bu kez dik bir duruş sergiledim. "Günaydın Simin Hanım, sizinle konuşmam gereken önemli bir konu var."
Alayla "Ben de iyiyim, sağ ol." demesinin ardından yüzüme dikkatle baktı. Kısa bir an iç geçirdikten sonra önündeki koltuğu gösterdi. "Buyur bakalım."
Hemen gösterdiği yere iliştim. "Dün akşam çok büyük bir yanlış anlaşılmaya sebebiyet verdim. Bunu düzeltmek istiyorum."
"Ne yanlış anlamasıymış o?"
"Dün mutfakta bulduğunuz tasarım bana aitti Simin Hanım." Bu cümleyi kurarken gözlerinin içine hiç olmadığım kadar keskin ve özgüvenli bakmıştım. "Benim çizimimdi." Sessizliğini koruyarak beni dinleyen kadına durumu açıklama gereği duydum. "Fatoş ne niyetle çizimi kabullendi bilmiyorum ama o tasarımın her zerresinde benim emeğim var."
"Biliyorum."
"İşte ben de o yüzden-" Başta ne söylediğini anlayamasam da jeton sonra sonra düştü. "Ne?"
Omuz silkti kadın. Az önce sıradan bir ses tonuyla biliyorum diyen kadın sakinlikle arkasına yaslandı. "Buraya geldiğinden beri beni bir öcü gibi gördüğünün farkındayım. Hatta benden nefret ediyorsun."
Konuyla ne alakası var diye düşünürken söylediği şeye abartılı bir biçimde tepki verdim. "Yok canım estağfurullah." Nefret değil de belki uyuz olmuşluk hissi. Ha ama patronuma bayıldığım söylenemezdi.
"Öyle, öyle." Ağır ağır salladı başını bilmişlikle. "Benden hazzetmediğini biliyorum ama bu konuda da seni takdir ediyorum. En azından duygularını gizlemiyorsun, yalakalık yapmıyorsun. Sevmediğin patronuna karşı saygıda kusur etmemen de hoşuma gidiyor." Tek kaşı kalkan kadın ekledi. "Ve biliyor musun? Aslında benden hazzetmemen hoşuma bile gidiyor."
"Ben... Anlamadım."
Tren öküz ilişkisi kuran aptalca bakışlarımın aksine Simin Hanım ne dediğini gayet iyi biliyor gibiydi. "Nergis senden nefret ettiğim ya da seni aşağıda gördüğümden buraya ayak işlerinde çalışman için almadım. Tamam, kabul ediyorum ki ilk karşılaşmamızda ben de senden hazzetmedim. Seni şımarık bir genç kız olarak buldum. Ama seni buraya itip kakmak için almadım. İşi en dipten en tepeye öğrenmen için aldım." Kaşları havalanan kadın düşünceliydi. Geçmişe daldığı belliydi. "Ben de bir terzi yamağı olarak başladım bu işlere. Mahalle arasında bir terzide çalıştım. O zamanlar liseye bile gitmiyordum."
Simin Hanım hakkında hiç tahmin etmeyeceğim kadar derin şeyler öğrenmiş olmak bir anda bünyeme fazla geldi. "Bu kadar zor şartlarda azmettim, çalıştım, başardım. Sen Floransa'da bu işin mektebini okumana rağmen sıkılıp gelmiş şımarık bir kız çocuğuydun benim gözümde. Yetenekli olduğunu görmeme rağmen bir çalışan olarak hoşuma gitmedin bile başlarda. Ama zamanla seni tanıdım, tavrın hoşuma gitti. Yetenekliydin, azimliydin. Sana verdiğim işlere burun kıvırmadın. Sabrettin."
Hâlâ şoktaydım çünkü tüm bu anlattıklarıyla yakınlaştığım kadın, döktüğü duygulara rağmen tasarımın bana ait olduğunu nasıl anladığına dair bir tüyo vermemişti. "Peki siz nasıl-"
Her zamanki aksi hâlinin üzerine bilgelik ekleyen kadın "Ben elli yedi yaşındayım kızım. Buralara da kokoş modacıların gittiği iki WorkShop'tan gelmedim." dedi dürüstçe. "Bu yaşıma kadar neler gördüm neler geçirdim. Artık bir çizimi, bir tasarımı buradaki hangi kız yapabilir, hangisi yapamaz bilecek tecrübeye sahibim, herkesin çizgisini biliyorum, kimse beni kandıramaz. Hepinizin yazdığını çizdiğini, yaptığını gördüm burada. Başından beri o tasarımın sana ait olduğunu da anladım."
Hâlâ benim için bir tabu olan bu kadına o zaman neden ses çıkarmadınız diye hesap soracak cesareti bulamadığımdan dut yemiş bülbüle dönmüştüm.
Sandığımın aksine her şeyin farkında olan kadın bir konuda daha şaşırttı beni. Zihnimi okurcasına kafamın içindeki soruya cevap verdi. "Yaptığın bir işin sorumluluğunu almanı, tasarımını ve işini sahiplenmeni bekledim sadece. Eninde sonunda geleceğini de biliyordum."
İçim öyle rahatlamıştı ki. Dün akşam buradan çıkarken hissettiğm o gerginlikten eser yoktu. Tüm gerçeklerin açığa çıkması insanı nasıl tüy gibi hafif hissettiriyordu anlatamam. "Peki, Fatoş ne olacak?"
"O debelensin bakalım biraz. Beni kandırdığını sanıp oyalansın. Belki bu sayede iki bir şey öğrenir beceriksiz."
Simin Hanım bana göre farklı bir ekolle bu mesleğe atılmış biriydi. Onların zamanında usta çırak ilişkisi vardı. Biraz kibirli, zaman zaman acımasızdı. Onu tanıdığım kadarıyla hiçbirini kötülük için kullanmıyordu belki ama ettiği bir kelime bazen on tokat bedelinde olabilirdi. Belki de hem kendi hem de eğittiği stilistlerin başarısındaki büyü bunda saklıydı.
Her şeyin çözüldüğüne inandığım için usulca yerimden kalktım. "O zaman müsaadenizle, ben işimin başına döneyim." Odadan çıkmak üzereyken arkamdaki kadının sesini duydum.
"Onur Büyüktuğ'un smokinini sen tasarlayıp dik. Bakalım, elinden ne kadarı geliyormuş görelim."
Hâlâ üstten üstten konuşan o sıfırcı hoca imajının altında huysuz ama pamuk kalpli bir kadın yattığını düşünüyordum. Artık Simin Hanım'a karşı düşüncelerim tamamen değişmişti. Tabii başlarda neden o kadar üstüme geldiğini hâlâ anlamlandıramamıştım belki ama... Herkesin farklı bir doğası vardı, buna alışmak gerekti.
Akşam çok şükür ki fazla geç çıkmamıştım. Mahalleye vardığımda maçın başlamasına bir saat vardı. Maç saatlerinden haberi olmayan beni bile bu işlere bulaştıran saygıdeğer Onur Büyüktuğ'a selam olsun.
Mahalleye girmeden zincir marketlerden birine uğrayıp makarna ve marul aldım. Ev tamtakırdı ve kahve dışında hiçbir şey yoktu. Cüzdanım da pek parlak fikirler sunmadığı için bu akşam makarnaya talim edeyim demiştim.
Tam kasada ödeme yapmış çıkıyordum ki telefonum çaldı. Arayan annemdi. Bekletmeden açtığımda feryat figân bağırmaya başladı. "Nergis hemen eve gelmen lazım kızım! Hemen!"
Elimdeki poşeti panikten yere düşürmeme sebep olan o ses tonu babamla ilgili olabilir miydi? Kalbim tekledi resmen. "Anne ne oldu?" diye bağırdım tıpkı onun gibi bir panikle.
"Çabuk gel, çabuk!"
Telefon kapandığında neye uğradığımı şaşırmış hâldeydim. Yerden poşetimi topladım ve yarınlar yokmuşcasına bizim eve koştum. Ne olur düşündüğüm şey olmasın diye dua ediyordum.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Nasılsınız bakalım, nasıl gidiyor?
DE-MARKAJ'a ekstra bölümümüz geldi hanııım! Mutlu oldunuz mu? Sizce bölüm sonunda ne oldu, annesi Nergis'i neden çağırıyor, bizi ne felâketler bekliyor, Handan teyze neyi öğrendi Firdevs Hanım, Behlül'le ne ilgisi var? 😂 Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. Bol yorumlarınızı bekliyorum. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
