29. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-28-
❝Nergis❞
1 hafta.
O büyük tartışmamızın üzerinden tam 1 hafta geçmişti ve hiçbir iletişimimiz olmamıştı. Onur defalarca arasa da açmamıştım. Çünkü ne tanıştığım yeni Onur'a olan şaşkınlığım ne de ona olan kırgınlığım geçmişti. Ben hâlâ kendime gelememiştim.
Olcay'ın sürekli başımda bık bık etmesi, abarttın iyice, konuş çocukla, en azından telefonlarını aç diye baskı kurmasıyla geçen bir hafta takdir edersiniz ki pek de iç açıcı geçmemişti. Ne olduğunu şıp diye yüzüme bakıp anlayacak diye korkumdan babamın yanına bile gidemiyordum. Hemen şurada olmasına rağmen işlerim çok yoğun bahanesini uydurmak zorunda kalmıştım.
Yemeden içmeden kesildiğim, düşünmekten uyuyamadığım ve Onur'un aramalarını reddetmekten parmağımın otomatiğe bağlandığı bir haftayı geride bıraktığımda o akşamüzeri Onur'un arabasını kapımın önünde görmüştüm. Hâlâ onu gördüğümde kalbim heyecanla atıyor, midemde kelebekler boks maçı yapıyordu ama kalbimin kırıkları her yanıma batarken ona duyduğum heyecanı düşünemeyecektim.
Cam kenarından uzaklaşıp salon koltuğuna oturduğumda zil çaldı. Kalkmakta hiç acele etmeden ağır ağır kapıya ilerledim ve yorgunlukla kapıyı açtım. Karşımda aynadaki aksimi görüyor gibiydim. Onun da yüzü yorgun, moral olarak çökmüş göründüğünü inkâr edemezdim. Ama bunu ben mi yapmıştım? Hayır. Bu sefer olanların müsebbibi Onur'dan başkası değildi.
Merak ediyordum, çocukluğundan beri sevdiği ve aile kurmak istediği kişiyi kırdığına değiyor muydu? Bunun bize ne kadar zarar verdiğini anlayamıyor muydu? Tamam, Banu'yla arama mesafe koyarım, senden değerli değil demek bu kadar zor muydu? Ya da tam olarak bunu istediğimi anlayamıyor muydu? Bu düşündüklerim yüzünden onun yorgunluğu ve üzgünlüğü benim için arka planda kalıyordu. Yoksa onun tek bir an üzülmesine yüreğim dayanmazdı.
Kapının önünde içeri alınıp alınmayacağını bilmeden arafta kalan adam "Merhaba." dedi sadece. Sesinde süt dökmüş kedi mahzunluğu varken bakışları da bunu destekliyordu. "Defalarca aradım, açmadın. Çok kez gelmek istedim, mahalleye kadar geldim, yarı yoldan döndüm." Bunları söylerken çekingen bir biçimde bakış atıyordu. "Sinirlerin yatıştıysa konuşabilir miyiz?"
Sakince kenara çekildim içeri girmesini seyrederken. Salona kadar onu takip ettim. Oturduğu koltukta yanına ya da yakınına oturmak yerine karşısındaki sandalyeye oturdum. "Seni dinliyorum."
"Öfkeni anlıyorum. Kıskanmanı da."
"Onur, hâlâ kıskançlık diyorsun. Bunun basit bir kıskançlık olmadığını-"
Gözlerini bana diken adam "Sözümü bitirebilir miyim?" diye sordu net bir biçimde. Bana kurduğu bu kararlı tavra karşılık sustum. Sözünü kesmedim. El işaretiyle buyur dedim, bekledim.
"Öfkelenmekte haklısın, bunu anlayabiliyorum. Ama fazla tepki verdiğini düşünüyorum. Sence de çok uzamadı mı bu konu? Sen beni yıllardır tanımıyor musun? Böyle şerefsizce bir şey yapmayacağımı, seni aldatmayacağımı, Banu'yla işim olamayacağını bilmiyor musun?"
"Sorun aldatman değil Onur, beni aldatmadığını biliyorum. Sen de bunu anlamıyorsun. Eğer beni aldatmış olsaydın bu eşikten bile geçemezdin, seni adam yerine koyup karşıma almaz, konuşmazdım bile."
"Sorun ne o zaman?"
"Sorun Banu'nun sana olan yaklaşımı ve sizin gereksiz yakınlığınız."
"Nergis, Banu'yla menajer ilişkisi dışında bir yakınlığımız yok. Ama buralara gelmemde katkısı büyük olduğu için dost olarak da yakınız, ona gönül borcum var, doğru. Bu yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermiş de olabilir, daha önce olmamış bir şey değil bu. Yeri geldiğinde tüm günümü programlayıp yöneten biriydi o sen yokken. Şimdi sen hayatımdasın diye nasıl onu bir anda her şeyin dışında bırakabilirim söyler misin? Hem de işlerimin tamamıyla ilgilenirken. Bunu aniden nasıl yapabilirim?"
"Kimse sana Banu'yu dışarıda bırak demiyor Onur. Sadece bir sınır çiz ve olması gerektiği yeri bilsin diyorum."
"Ne yani, birkaç kendini bilmez öyle yalan yanlış haber yaptı diye kadına sen benden uzak dur mu diyeyim? Bunda onun suçu ne?"
Sinirden güldüm. Bunda, bu boktan haberlerde Banu'nun parmağı olduğuna yemin edebilirdim ama karşımdaki saflıktan ölecek olan Onur'a kanıtlayamazdım. İçine düştüğüm duruma inanamadım.
"Bendeki yerini biliyorsun Nergis."
Gözlerine bakarak kırgınca "Bildiğimi sanıyordum." dedim ve yerimden kalktım sakince. Bu gitme zamanının geldiğini gösteren bir hareketti ve o da mesajı almıştı.
Şunu çok iyi anlamıştım ki ben ne dersem diyeyim Onur yaşamadıkça, görmedikçe Banu'nun içindeki art niyeti göremeyecekti. O benim yokluğumda da hayatında olan bir yönetici gibiydi ve şimdi Onur'un hayatına girdiğim için beni bir tehdit olarak görüyordu. Onur'a duygusal bir şey beslemiyorsa bile bunu yönettiği bir kaleyi kaybetme meselesi hâline getirdiği açıktı. Ben bunları görebiliyordum ama Onur göremiyordu. Ve sırf Banu'yu dışarıda bırakıp onu kırmamak için beni dışarıda bırakmayı tercih ediyordu. Belki de bu bir tercih bile değildi; bilmeden, farkında olmadan yapıyordu. Ama beni kırdığı gerçeğini değiştirmiyordu.
Benimle birlikte ayaklanan Onur "Ayrılmak mı istiyorsun Nergis?" diye sordu. Öylece.
Şok oldum. Ayrılık kelimesini bu kadar kolay telaffuz etmesine karşıydı şaşkınlığım. Beni gözden çıkarmak onun için bu kadar kolaydı belli ki. Bir yanıt veremeyecek kadar dilim tutuldu.
"Bunu yüzüme söylemek istemiyor olabilirsin. Tüm bunlar sana zor gelmiş olabilir. Bu şöhret, bu baskı, insanların gözünün üstünde olması... Bunu anlarım. Ama bilmek benim hakkım. İyi düşün, beni gerçekten seviyor musun?"
Söylediklerine karşı yüzüm de içim de karmaşık bir hâl aldı. "Ne biçim bir soru bu?"
"Ben kendimi çok net ifade ettiğimi düşünüyorum Nergis. Ama belli ki senin kafanda netleşmemiş şeyler var." Yüzüne baktığımda burukluğumla karşılaşmak istedim, aynadaki aksimle karşılaşmak istedim ama bakışları güçlü bir adamla karşı karşıya geldim. Kararlı bir duruşu vardı. "Yarın akşamki eğlenceye gelirsen yeniden bir şansımız olabileceğini düşüneceğim. Bunu düşünmeyi çok istiyorum. Ama eğer gelmezsen bunun bir ayrılık kararı olduğunu düşüneceğim. Artık beni istemediğini düşünüp kabulleneceğim."
Kapıya kadar yürüyen adam usulca yüzünü bana döndü araladığı kapıdan. Gözlerime baktı. "Karar senin." deyip gitti.
●●●
Onur için de zor bir karardı bu. Nergis çiçeğinden yeniden ayrı kalma duygusu. Buna yeniden katlanabilir miydi bilmiyordu. Hele kavgalarından sonra ayrı kaldıkları bir hafta boyunca Nergis'in giydiği tişörtünü koklayıp sakinleşmeye çalıştığı düşünülürse... Emin değildi.
Kırmızı kart aldığı günden beri hiçbir işi rast gitmiyordu. Etrafa karşı ve kendine karşı çok öfkeliydi, bunun farkındaydı Onur. Belki de bu yüzden o süreçte Nergis'i kendinden uzak tutmaya çalışmıştı. Ancak bir yandan Nergis ve Banu krizinde olayın özünü çözmeye çalışırken bazı parçaları yerine oturtmaya çalışıyordu.
Kırmızı kart yiyip oyundan çıkartıldığında öfkeyle soyunma odasına girmiş ve kapıyı çarpmıştı Onur. Böyle bir şey ilk defa başına geliyordu. Öfkeyle formasını çıkarıp duvara fırlattığında nefes alış verişleri bile düzensizdi. Arkasından Banu'nun gelişini bile umursamamıştı. Onun burada olmasını istemediği hâlde bir şey söylememişti. Onu yok sayarak kendiliğinden gitmesini beklemişti.
Banu ise sanki hata yapacağı anı bekliyormuş gibiydi. Her adımını takip ederken beklediği olmuştu işte. Başında dikilmiş, ben demiştim anlamında bakıyordu kendisine.
"Sen yine kızacaksın bana, biliyorum ama... Her şey söylediğim gibi oluyor işte görüyorsun. Ben senin düşmanın değilim Onur."
Onur göz teması bile kurmazsa gideceğine inandığı için oturduğu yerde sadece önüne dikti gözlerini.
"Nergis senin kariyerini etkileyecek derken bunu kast ediyordum işte."
"Lütfen Banu, sırası değil." İlk defa bu kadar sert bir çıkışta bulunmuştu. "Yalnız kalmak istiyorum."
Kısa bir an kendisine baktıktan sonra sessizce çıktı soyunma odasından Banu.
Onun kariyerini etkileyen şey Nergis değildi ki, ona olan zaafıydı. Saçının teline en ufak bir rüzgâr zerresi zarar verse onunla bile kavga ederdi Onur. Toygar'ın ona asılması, onun yüzünden asılsız haberler çıkması sebebiyle çileden çıkmıştı. Yaptığı en büyük hata da aralarındaki gerginliği istemeden de olsa sahaya taşımasıydı. Şimdi bunda Nergis'in ne suçu vardı ki?
Öte yandan Nergis'siz olmak... Onun kokusunu duymadan bir gün bile sakin kalamazken bunu nasıl başarabilirdi? Ama onu asla istemediği ve alışamayacağı bir hayata zorlayıp mutsuz da edemezdi. Bu kadar tanınıp konuşulan biri olmak onun lânetiydi. Çocukluk hayalini kusursuz bir biçimde gerçekleştirebilmiş olmanın bir lâneti. Şimdi Nergis'i de bu lânete sürükleyemezdi. Böyle düşünmesindeki en büyük etken Banu'ydu yine aslında.
Nergis'le geçirdikleri o mutlu gecenin ardından ona yeni yaptırdığı evi gösterdiğinden, evlilik planları kurduğundan bahsetmişti o akşam Banu'ya.
Tüm bunları söylediğinde Banu'nun tek söylediği "O kız seni kaldıramaz, Onur." cümlesiydi. Kabullenircesine başını salladı. "Tamam, iyi kız hoş kız, buna kuşkum yok. Ama iyi olan herkes bizim için doğru kişi olacak diye bir kaide yok."
"Nergis benim için doğru insan Banu."
"Tamam, peki daha şimdiden flaşlardan korkan, sosyal medya haberleriyle sızlanan biriyken evlendiğinizde nasıl olacak sanıyorsun? Nergis tüm bunları kaldırabilecek mi?" Onur'un düşünceli hâlinin ardından hemen ekledi. "Sana uyum sağlamaya çalışabilir, eminim elinden geleni de yapıyordur ama kolay değil. Sonucunda o da mutsuz olur. Nergis bu hayata uyum sağlayamaz Onur, gerçeği gör."
Antrenman bittikten sonra herkes üzerini değiştirip çıktığında yalnız kalmıştı Onur. Belki de sessizce düşünebildiği tek yer olduğu için ağırdan almıştı. Omzunda hissettiği ele döndüğünde Selim'le yüz yüze geldi.
"Hayırdır Onur Büyüktuğ, Karadeniz'de gemilerin mi battı?"
Ona benzer bir şey olduğu için keyifsizce dudak büktü Onur. "Yine baltayı taşa vurduk abi ya. Sıçtık."
Selim'e olanı biteni anlattıktan sonra aslında ne yanıt vereceğini tahmin ediyordu. Onun gibi o kız senin bu kız benim takılan bir adam ne tepki verirdi ki zaten? Takma be oğlum, kızlar biraz böyledir, abartır, sen taviz verme, haklısın, yenisini bulursun falan filan. Bunlar onu şaşırtmazdı.
Onur'u asıl şaşırtan ise Selim'in omuz silkip "Kız haklı oğlum." demesi olmuştu.
"Ne?"
"Kız kıskanmakta haklı. Sen de eşeklik etmişsin."
"Nasıl yani?" Kaşları çatıldı Onur'un. "Sen ciddi misin?"
"Sağır mısın oğlum? Her şeyi iki defa tekrar ettiriyorsun." Tişörtünü çıkarırken gayet rahat bir biçimde açıkladı. "Oğlum kıskançlık veya değil, kız her türlü haklı. Sen aynı durumda Nergis'in yanındaki lavuğu yere indirmez miydin?"
Tereddütsüz bir biçimde kabardı Onur. "İndirirdim tabii, niye indirmeyecekmişim?"
"Hah, işte o da kızmakta haklı." Dudağının kenarıyla alaycı bir gülüş sergiledi Selim. "Ya daha iki hafta önce basit bir kıskançlık yüzünden kırmızı kart yemiş gibi davranmıyor musun, ağzını burnunu kırasım geliyor valla." Kendisine bön bön bakan arkadaşına karşı dürüst davrandı adam. "Ne?"
Onur "Bu konuşan sen misin yoksa içine Selim'in iyi kalpli bir klonu mu girdi?" diye soran arkadaşına güldü sadece. Az çok hakkında ne düşünüldüğünü biliyordu, o şaşkın bakışın ne anlam ifade ettiğini de.
"Tamam, çapkın olabilirim ama haklıya haklı derim abi. Sezar'ın hakkı Sezar'a, Nergis bu konuda haklı. Sen onu yeni evine götürüyorsun, bak burası bizim evimiz, sen de gelecekteki çocuklarımın anasısın diyorsun ama menajerinle konuştuğun konuları kıza açmıyorsun. Ne mana şimdi? Kız demez mi bu herif dün öyleydi bugün böyle, buna güven olmaz diye?"
Başını yana yatırdı Onur düşünceli bir biçimde. "Orası öyle ama... Bugünlere gelmemde Banu'nun da çok emeği var. Ben şimdi durduk yere bir dedikoduyla kadını nasıl safdışı bırakayım? Ayıp değil mi? Nankörlük olmaz mı bu?"
Umarsızca güldü Selim. "Sen var ya, bu dünyaya fazla safsın oğlum. Burada hiç kimse kalıcı değildir. Sen elli yaşına kadar Banu'yla mı çalışacağını sanıyorsun? İki sene sonra senden daha genç, umut vaat eden biri çıksa Banu onun menajeri olmaya koşa koşa gitmeyecek mi sanki?" Duraksadı. "Ha ben böyle geçici şeyler için hayatımın aşkını kaybetmeyi göze alabilirim diyorsan orası da senin bileceğin iş kardeş, bana ne?"
Onur'un zihnine kuşku tohumlarını eken Selim, diğer cephede kendisinin görevini Olcay'ın üstlendiğinden habersizdi.
❝Nergis❞
Dünden beri beynimi ağaçkakan gibi delen Olcay'ın laflarını dinleyip duruyordum. Sürekli de başa sarıyordu ha, artık ezberlemiştim.
"Nergis, bak o Onur'un menajeri olacak karı var ya o, anasının gözü! Onur senin çocukluk arkadaşınsa ben de kaç yıllık Galatasaray taraftarıyım. Şimdi sana ilk on birin gelmiş geçmiş aile hayatını, aşk hayatını eksiksiz sayar dökerim de ihtiyacın yok. Sen, seni ilgilendiren kısma odaklan. Banu'nun gözü göz değil kızım."
"Olcay ben de biliyorum. O kızdan negatif enerji alıyorum."
"Sen siktir et şimdi negatif enerjiyi. Bizim enerjiyle menerjiyle işimiz yok! Sen giy elbiseni, tak koluna sevgilini, keyfine bak."
Bunca olan şeye rağmen, Onur'un beni gözden çıkarmaya hazır oluşuna rağmen gurursuzca koluna girmemi bekliyordu bir de. Başımı onun aksi yönüne çevirdiğimde bu kez de o yöne geldi Olcay.
"Nergis, ortamı şu kadına bırakma diyorum, kime diyorum? Belli ki niyeti kötü."
Diğer köşede oturan Didem de "İlk defa mı aynı fikirde oluruz ya?" diyerek sevgilisine hak verdi.
Ben sanki bilmiyordum Banu'nun ne sinsi olduğunu. Benim bilemediğim, kararsız kaldığım konu o değildi ki. Onur artık beni eskisi gibi seviyor muydu, istiyor muydu ben o noktadaydım artık.
Dün kapıma gelip konuşmak istediğinde özür dileyecek sanmıştım ama hiç de öyle olmadı. Resmen bana seçim şansı sundu. Sonrasını da bana bıraktı. Artık peşimden koşmayacağını ima etti. Tamam, sürekli peşimden koşmasını beklemiyordum ama bu kadar çabuk vazgeçmesi de beklediğim şeyler arasında değildi. Bu ne demek oluyordu? Sen olsan da olur, olmasan da olur. Ben yoluma bakarım, daha önce de yaptım.
"Ya ben anlatamıyorum galiba, Onur beni ikna etmeye çalışmadı bile. Belki kafasında çoktan bitirdi ilişkiyi. Belki o eğlenceye gelmemi bile istemiyor, gitmemem onun işine bile gelecek."
"Öfff saçma sapan konuşma Nergis." diye karşı çıktı Didem. "Sanki Onur'u tanımıyoruz, kaç yıllık arkadaşımız. Hayır, senden asla vazgeçmeyeceğini bir kenara bırakalım, aksi bir durumda seni böyle oyalamaz, direkt söyler. Sana seçim şansı sunmuş çünkü senin ayrılmak isteyip istemediğini anlamayı amaçlamış. Ya o da senin gibi düşünüyorsa? Senin ayrılmak için bahane aradığını falan sanıyorsa?"
"Yok canım, daha neler."
"E öyle. Yanlış anlaşılmaları çözmenin tek yolu var. Onu da sen biliyorsun."
Sabah eğlenceye gitmeme konusunda kararlıyken Olcay ve Didem'le konuşunca kafam yeniden karışmıştı. Şimdiyse gidip gitmeme konusunda tamamen kararsızdım.
Evime döndüğümde düşüncelere daldım gittim. Biz daha Onur'la hiçbir şey yaşamamıştık ki. Yeni başlamıştık. Zorluklara karşı birlikte göğüs germeyi düşünmüştük, onun da benimle gelecek planları varken bu kadar çabuk mu vazgeçecektik? Daha denemeden pes etmek benim karakterime de yakışmıyordu. En azından ikinci bir şansı hak ediyordu bu ilişki.
Onur ve Nergis bitecekse bile bu aptal bir eğlenceye gitmediğim için bitmemeliydi. Haftalar öncesinden belli olan ve birlikte katılacağımızı konuştuğumuz eğlence için hazırladığım kıyafetle bakıştım.
Bir saat sonra en güzel hâlimle hazırdım. Kıyafetim ve makyajımla harika görünüyordum. Aynada özgüvenli bir biçimde bakıştım aksimle. Gözlerimde yeni bir umut ışıltısı belirmişti. Takside bile içim kıpır kıpırdı. Ona yeniden gideceğim için kalbim gümbür gümbür atıyordu. Şuna inanıyordum ki, öfkemizden ve gururumuzdan arınıp mantıklı bir biçimde konuşursak çözemeyeceğimiz hiçbir şey yoktu. Biz Onur ve Nergis'tik. Bu kadar basit değildi bizi devirmek.
Taksiden indiğimde yağmur çiselemeye başlamıştı. Tamamı cam duvarlardan oluşan mekânın önüne geldiğimde sık ve yüksek merdivenlerin birkaç basamağını çıktım. Gözlerimdeki umutlu bakışı söndüren ise gülümseyen Onur'un yanındaki yerimi çabuk alan Banu olmuştu.
Onur'un biraz keyifsiz de olsa mutlu görünmeye çalışan tebessümüyle Banu'nun özgüvenli gülüşü birbirine karışırken içkilerini yudumluyorlardı. Banu beni fark ettiğinde senin yerin çok çabuk doldu bakışı atarken burada bana yer olmadığını gösterir gibiydi. Sen yoksan ben varım. Ve Onur'un yanı hiçbir zaman boş kalmayacak.
Bazen cümlelere gerek yoktur. Cümlelerin bir anlamı da yoktur. Bazen sözler kadar bakışlar da her şeyi anlatabilir. Ve Banu'nun bakışları çok şey anlatıyordu. Ben kazandım diyordu. Zaferini kutluyordu bakışları. Bir kez daha anlamıştım. Benim orada yerim yoktu.
●●●
Eğlencenin başından beri gözleri camda olan Onur bir yandan da telefonuna bakıyordu. Nergis arar da gel beni al derse diye tetikte bekliyordu. Eğlencenin canı cehenneme, sadece onun aramasına da razıydı. Ancak hiçbiri olmadı.
"Ne bu böyle cam kuşu gibi tünedin? Eğlenceye katılsana, bak Selim ne güzel eğleniyor." Banu'nun yanı başında çınlayan sesiyle irkildi.
"Banu, lütfen." Onun omzuna dokunan elinden kibarca kurtuldu. "Keyfim yok, sen eğlenmene bak."
Felipe'nin Türk kültürüne özgü dansları taklit etmesi herkesin keyfini yerine getirirken Selim ona para takıyordu. Banu Onur'a bir içki ikram ettiğinde Onur'un güldüğü şey Felipe'nin komikliklerinden başka şey değildi. Banu ise onun gülüşüyle keyiflenmiş, her şeyin yeniden eskisi gibi olabileceğine inanıyordu. Birkaç gün Nergis denen o kız için üzülür, sonra düzelirdi. Nasılsa dostlukları da iş ilişkileri de baki kalırdı.
Banu kendisine gelen bir telefonla daha sakin bir yere geçerken Selim'in dikkatli bakışları mekânın merdivenlerine kadar gelip geri dönen Nergis'i seçmişti. Elindeki içkiyle Onur'a doğru yürüdü.
"Onur?"
Olanlardan habersiz adam umutsuzca "Gelmedi." dedi sadece. Az önce Felipe'nin yaptığı şaklabanlıklar bile anlamını yitirmişti artık. Onu güldüremiyordu.
"Nergis geldi, orada... Yağmurda ıslanmış kedi gibi bakıyordu." Onur'un arkasına dönüp bakmasıyla taksiye binip gitmişti bile kız. "Az önce merdivenlerdeydi, geri döndü. Taksiye bindi gitti."
"Emin misin Selim?"
Alayla gülerek "Herhâlde oğlum, daha o kadar yaşlanmadık." yanıtını verdi Selim. Cümlesini bile tamamlayamadan Onur'un mekândan çıktığını gördü.
Onur'sa tam kapıdan çıkarken Banu'nun telefon konuşmalarını istemeden de olsa duydu. Belki de duyması gerektiği için karşısına çıkmıştı, kader çıkarmıştı karşısına, bilemiyordu.
Banu'nun telefondaki kişi her kimse ona "Merak etme, Nergis ayağımızın altından çekildi gitti. Yaptırdığımız haberler de epey işe yaramış gibi. Avrupa teklifini de ben allem eder kullem eder kabul ettiririm Onur'a. Sorun olmaz, merak etme. Nergis'in yörüngesinden çıkardım ya onu, artık kolayca yönetebilirim kararlarını." dediğini duyunca kontrolsüz bir öfkeyle dudaklarını sertçe birbirine bastırdı. Başından beri Nergis'in haklı olduğunu bu şekilde öğrenmeyi istemezdi.
"Asıl senin bu Nergis'le neden bu kadar ilgilendiğin merak konusu. Yeni bir aşk mı doğuyor yoksa Toygar Bey?"
Banu'nun söyledikleri bir kenara, Toygar'la konuşması ve konuşma tarzına bakılırsa onunla bu kadar yakın olması ihanete uğramış hissettirdi adamı. O an Banu'nun kulağındaki telefonu alıp yere çalmak, üzerinde tepinmek istedi ama yapmadı. Menajeri ve arkadaşı olarak değer verdiği birinden böyle bir kazık yemeyi beklemezdi ama şu an daha önemli bir gündemi vardı. Herkesin gerçek yüzünü gördüğüne göre peşinden koşması gereken bir aşkı vardı. Banu'yla yüzleşme bekleyebilirdi.
Telefonu yeni kapatan Banu mekân çıkışında Onur'la karşılaşınca onun bu aceleciliğine şaşırdı. "Onur, nereye?"
Onur hiçbir cevap vermeden onun omzuna çarparak ışık hızıyla geçip gitti. Arabasına bindiği gibi bir klişeyi gerçekleştirdi. Öndeki taksiyi takip etti.
Sağanak yağmurun ortasında hızla sağa sola giden sileceklerinin arasından heyecanla taksinin içine bakıyordu. İleride, uygun bir yerde sakin bir yolda taksinin yolunu kesti.
Arabadan indiğinde taksici de en az Nergis kadar şaşkındı. Başta laf edecek gibi olduysa da Onur'u tanıyınca "Abi inanamıyorum, Onur abi nasılsın?" diyerek anlamsız heyecanlara girdi.
Onur'un o an ilgilendiği tek şey yavaşça arabadan inen Nergis olmuştu. Yağmurla karışık gözyaşlarıyla ona bakıyordu. Hayatında görmek istemeyeceği şekilde bir bakıştı bu. Hayal kırıklığıyla bakıyordu.
"Nergis çiçeği." İkisi de yağmurda ıslanmalarına aldırış etmiyordu. Nergis çıplak kollarına sarmıştı ellerini. Umutla aralandı Onur'un dudakları. "Gelmişsin."
Sessizce başını salladı Nergis. "Geldim. Ve şimdi de gidiyorum."
"Neden içeri girmedin?"
"Çünkü artık bana ihtiyacın yok Onur. Senin farklı bir dünyan var."
Ne diyeceğini tahmin eden adam yalvarırcasına baktı. "Nergis çiçeği, yapma." Diliyle dudaklarını ıslattı aceleyle konuşmaya başlamadan önce. "Bak, özür dilerim."
Masumca omuz silkti dolu gözleriyle. "Özrünün bir önemi yok artık Onur, inan bana."
Adam ise onun dudaklarından çıkan sözlere inanmak ve bunu kabullenmek istemiyordu. Başını iki yana salladı yalvarırcasına. "Bunu bize yapma."
Hayal kırıklığıyla karışık sıcak gülümsemesiyle "Bunu bize ben yapmadım ki." diye karşılık verdi Nergis. "Senin dünyanda bana yer yok Onur." Taksiye yeniden binmeden önce "Umarım çok mutlu olursun. Hoşça kal." diyebildi sadece.
Çok mutlu olmasını uman kadın, taksiye binmiş, yanından geçip gitmişti. Çok mutlu olmasını istiyordu ama bunu onsuz nasıl başaracağını söylemiyordu.
Yağmurlu bir gecede Nergis çiçeği ellerinden kayıp gitmişti ve onu solduran da yine kendisiydi.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Ay, bu hikâyenin sezon finali beni yıktı geçirdiği öldürdü. Bu sezon finali beni boğdu boğdu duvara attı. 😭 Onur ve Nergis ayrıldı. Siz de tahmin ediyordunuz büyük ihtimalle. Şimdi ne hissediyorsunuz? Buraya yazabilirsiniz.
Sizce yeni sezonda bizi neler bekliyor? Onur ve Nergis'in yolları bir daha ne zaman ve nasıl kesişecek dersiniz? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. Haydi ben kaçıyore, yeni sezona ne zaman başlayacağımız da henüz belli değil ama ilginize bağlı, başlayacağımız zaman Instagram'da duyururum takip edebilirsiniz oradan. 🎀 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
