55. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 54
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 54
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime · Okuduğun bölüm
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-54-
O akşamüzeri evinde oturan Fahriye Hanım'a bir telefon geldi. Arayan çok sevdiği dünürü Handan Hanım'dı. Ekranda onun adını görünce tebessümle aramayı yanıtladı.
"Handancığım nasılsın?"
Ne yazık ki ahretliğinden aynı coşkulu ve neşeli karşılığı alamadı kadın. Zira Handan Hanım burnundan soluyordu ve bir hayli sıkıntılıydı.
"Hiç iyi değilim Fahriye. Muhtemelen sen de duyduklarından sonra iyi olmayacaksın."
Oturduğu yerde doğruldu kadın. Gülüşü endişeyle soldu. "Kız ne oldu?"
"Ah kardaşçığım, bu da gelecekmiş başımıza! İkimize de çok üzülüyorum inan."
Hiçbir şey anlamayan Fahriye Hanım, hattın diğer ucundaki dostunun söyledikleriyle daha da gerildi. Çünkü ne olduğunu bilmese de her saniye korkunç bir şey olduğuna dair beklentisi büyüyor, arşa çıkıyordu. "Ne oldu Handan?"
"Bir şey duydum ki duymaz olaydım."
"Ne duydun? Anlatsana kız çatlatma insanı!"
Kısa bir es verdi Handan Hanım. O an eşi Şinasi Bey'in dışarı çıkmasını fırsat bilip mutfağa kapanmış, duyduğu haberle hemen dünürünü aramıştı.
Sıkıntılı bir ifadeyle "Nergis hamileymiş Fahriye." dedi öylece. İşin kötü yanına gelmemişti bile.
Duyduğu haberle gözleri parlayan kadın neredeyse havalara uçacaktı. "Ne?" Hızla yerinden kalkarken hemen çaprazında oturan kocasının meraklı bakışlarını fark etmedi bile. "Kız bunun nesi kötü haber? Torun geliyor, torun!"
Mustafa Bey, karısından duyduğu sözle neye uğradığını şaşırmıştı. Büyük bir heyecanla yerinden kalkıp Fahriye Hanım'ın yanına yürüdü. Gözleri büyümüş, sessiz dudak hareketleriyle "Torun mu geliyor?" diye sormuştu. "Nergis hamile miymiş?"
Haberi yeni alan kadın ise başını sallayarak durumun kötü yanını anlamaya çalışıyordu.
Handan Hanım kötü haberi vermekte gecikmedi. "İşin kötü tarafı, bunlar çocuğu aldıracaklar herhâlde." Telefonu tutuyor oluşunu bile umursamadan hattın diğer ucundan vah vah dercesine ellerini birbirine vurup alt dudağını ısırdı kadın.
Duyduğu şeyle beyninden vurulmuşa döndü Fahriye Hanım. "Ne? Ne demek aldıracaklarmış?" O ana kadar hiç sorgulamadığı şeyi çat diye sordu. "Sen nereden duydun?"
"Didem ve Olcay konuşurken duydum. Tuğçe'ye yemek götürmeye gitmiştim, kapı aralığında konuşurlarken kulak misafiri oldum. Nergis hamileymiş, bahar şenliğinde bizimkilere anlatırken ağlamış. Onur çocuğu istemiyor muymuş neymiş? Erken demiş galiba. Tam bilmiyorum." Dudaklarını birbirine bastırdı telaşla. "Bunlar bir delilik yapıp çocuğu aldıracaklar galiba."
Kaşları öfkeyle çatıldı kadının. "Ne demek Onur istemiyormuş? Delirdi mi bu çocuk canım? Deyyusa bak sen! Evleneceğim diye mart kedileri gibi kapılarda yatmadı mı bu çocuk Nergis için? Ne demek çocuğu istememek? Vallahi ağzını yüzünü yolarım onun!"
Mustafa Bey karısının ağzından çıkanlara inanamadı. Köpürdü de köpürdü. Telefonu almak istedi ama alamadı. Daha da öfkelenince kısık sesle fısıldadı. "Babasına söylersem bacaklarını kırar de." Eliyle işaret ederek ısrarcı oldu. "Söyle!
Telefonu eliyle hafifçe kapatan Fahriye Hanım kocasına döndü. "Ay paralanacaksa sana mı kalır be Mustafa? Kızılcık sopasıyla yolum yolum yolarım Onur'u. Kendim yaparım!" Gözlerini devirdi kadın. Son derece üzülmüş, keyfi kaçmıştı. "Ah benim yavrum, Nergisim... Kim bilir şimdi ne kadar üzülmüştür, korkmuştur."
"Bilmiyorum ki Fahriye, bana da anlatmadı. Başkalarından duyuyorum işte. Anne yerine koyan yok ki!"
Dudaklarını sertçe birbirine bastırırken son derece öfkeliydi Fahriye Hanım. "Evlat değil taş doğurmuşum ben taş!" Yine de bu durum hiç aklına yatmıyordu kadının. Onur Nergis'i bu kadar severken, onunla aile kurmak için böylesine paralanırken nasıl olurdu da kendi çocuğunu istemezdi? Aklı sırrı ermemişti Fahriye Hanım'ın.
"Karışmayayım diyorum, bu onların kararı diyorum ama kendimi tutamıyorum Fahriye. Bunlar gençlikle, cahillikle bir delilik yapmasınlar? Sonra çok pişman olurlarsa iş işten geçer. Hayır, Şinasi'ye de söyleyemiyorum. Çıldırır adam."
"Aman sakın ha! Şinasi Bey'e söyleme. İşler daha da sarpa sarar." Düşündü, taşındı kadın. "Sen şimdi kapat, ben Onur'un canına okuyacağım."
Telefonu kapattığında delirmiş hâldeydi. Suratına bakan kocasının hâlâ durumu anlamaya çalışan ifadesine karşın cevap verdi. "Nergis hamileymiş. Onur da çocuğu istemiyor muymuş ne, aldıracaklarmış çocuğu! İşe bak!"
Mustafa Bey duyduklarıyla öfke dolu bir biçimde çattı kaşlarını. "Yav sen ne dediğinin farkında mısın Fahriye? Ne demek çocuğu aldıracaklarmış? Fesuphanallah!"
"Bilmiyorum Mustafa, ben de Handan'dan duyduğumu söylüyorum. Kadıncağız duyar duymaz beni aramış, bir de telaşlı ki sorma. Çok üzgündü, sesinden anladım." Odada ateş basan vücudunu elleriyle yellerken dolanmaya başladı kadın. "Ay vallahi ben çok yaşamam Mustafa! Senin bu oğlun beni hüccetten öbür tarafa gönderir söylemedi deme! Evlat değil düşman doğurmuşum resmen ya! Biz burada torun torun diye inlerken şunun yaptığına bak!" İçine dert olmuştu bu durum. O an aklına yeniden Nergis geliverdi. "Ah Nergisçiğim, güzel kızım... Nasıl kahrolmuştur şimdi kim bilir. Hayır, bana da hiçbir şey söylemedi görüyor musun? Söylese ben nasıl ağzını büzerdim o Onur'un! Şaşar kalırdı valla!"
Adam sıkıntıyla çenesini kaşırken hemen karar verdi. "Ara! Ara şu herifi gelsin buraya. Yoksa ben gidip bacaklarını kıracağım, bak bakalım bir daha top kovalayabilecek mi?"
Fahriye Hanım kendisi gibi düşünen eşinin sözünü ikiletmedi ve hemen telefona sarılıp Onur'u aradı.
❝Nergis❞
Fahriye annelere gelene kadar yolda bin bir felaket geldi aklımıza. Acaba bize verecekleri kötü bir haber mi vardı? Allah korusun, Fahriye anne ya da Mustafa babada bir hastalık falan olmasın da... Gerisi bir şekilde hallolurdu.
Kapının önüne geldiğimizde Onur'u omuzlarından yakaladım. "Sakin ol tamam mı? İnşallah kötü bir şey yok." O da en az benim kadar meraklı görünüyordu ama telaşlı değildi. Yolda var olan telaşı uçup gitmiş, geriye saf bir merak kalmıştı.
Onayladı başıyla. Tam o anda zili çaldı. Kapıyı açan Fahriye anneydi. Bize öldürücü bakışlar atıyordu. Sessizce içeri geçtik. Ne selam sabah ne bir şey. Bir terslik olduğu daha o an belliydi.
İlk içeri geçen ben oldum. Önce salonun ortasında ellerini arkasında birleştirmiş ağır ağır dolanan Mustafa babayla göz göze geldik. Uzanıp elinden öptüm. "Baba, nasılsın?" Bana her zamankinden daha şefkatli baktı. Bakışlarım bir yandan da sorguluyordu. Kendisiyle alakalı bir sorun mu var diye düşünüyordum.
Odaya dönen Fahriye annenin elini öptüm sessizce. Bu kez ondan bir mesaj yakalamaya çalıştım ama yoktu. Herkes ölüm sessizliğindeydi. Ortam çok gergindi.
Bana karşı nazik, şefkatli davranan o iki insan Onur'a ölümcül bir düşman gibi bakıyordu. İçeri girer girmez çok geçmeden Fahriye anne Onur'un kolundan tutup sırtına vurdu.
"Anne! Ne yapıyorsun ya?" Şaşkın bakışları Fahriye anneye dönen Onur ne diyeceğini bilemedi. Gözleri kocaman açılmış, annesinin ona neden vurduğunu anlamaya çalışıyordu. Benimse ağzımdan sadece bir "Hi!" nidası çıkmıştı.
"Sus! Sus benim sinirlerimi tepeme çıkarma! Geberesice!" diyerek oğlunun sırtındaki etleri bükmeye başladı kadın. "Evlat değil taş doğurmuşum ben taş! Keşke taş doğursaydım da evin temeline koyardık, bir işe yarardı en azından! Vicdansız seni!"
Kaşları çatıldı Onur'un. "Anne ne diyorsun ya?"
İkimiz de şok olmuş durumdaydık. Ne olduğunu anlamak için Mustafa babaya döndüğümde ondan da farklı bir tavır görmemiştim.
Kaşları çatılmış adam "Bir de cevap veriyor, deyyusa bak!" diye bağırdı. "Ayağımın altına alacağım şimdi seni!"
Hiç sağlıklı bir iletişim geçmiyordu şu an aramızda. Korkmuş bakışlarla Fahriye anneye döndüğümde onun bana acıyan, merhametli gözleriyle karşılaştım. "Fahriye anne, niye öyle yaptınız ya?"
Az önce şeytan görmüş gibi davranan kadın bana dönünce munis, şefkatli bir ifadeyle karşılık verdi. "Ah güzel kızım benim, sen öğrenir öğrenmez niye bana gelip söylemedin?" Öldürücü bakışlar fırlattı oğluna. "Ben bu devenin boyunu posunu devirir haddini bildirirdim bir güzel!"
"Neyi? Ben anlamadım ki şu an."
Onur üzerindeki şoku yeni yeni atlatırken "Ne oluyor artık biri bize söyleyecek mi?" diye sorduğunda aynı cevabı ben de merak ediyordum.
Fahriye anne ise hiç ona bakmadan beni kolumdan tutup koltuğa oturttu. "Sen hiç korkma kızım, senin kapı gibi Fahriye annen, Mustafa baban var arkanda! Torunumuzu istemeyen de çeker gider! Bir daha ne senin ne de bebeciğin yüzünü göstermeyiz! Kahrı perişan olsun köpek!"
O an duyduklarımızla birbirimize kilitlendik. Bakışlarımızla anlaştık resmen. Ben gözlerimle ne ara annene babana söyledin diyorum, o ben bir şey söylemedim ki diyor. Ortamda garip bir hava var, anlamıyoruz...
En sonunda bakışlarım Fahriye anneye döndü. Yeniden Onur'a vurmak üzereyken araya girdim. "Ay anne, dur! Allah'ını seversen dur!" Aralarında dururken "Bir yanlış anlaşılma var galiba." dedim.
İkisi de bana döndüğünde Mustafa baba "Ne yani, hamile değil misin kızım?" sorusunu yöneltti. İkisinin de kafası epey karışmışa benziyordu.
"Hamileyim." Bakışlarım Onur'a döndü kısa bir an. "Hamileyim de siz bunu nereden duydunuz?"
Onur "Siz nereden öğrendiniz ki bunu?" diye sorumu yinelediğinde annesi gözlerini kıstı kindar bir ifadeyle.
"Ne oldu, işine gelmedi mi paşam? Tabii, biz duymayacaktık, sen de rahat rahat at koşturacaktın!" Elini beline atan kadın "Utanmadın mı kendi çocuğundan kurtulmak isterken?" diyerek hesap sordu.
Onur şok olmuştu. "Ne? Ne kurtulması?" Bana döndü ne diyor bunlar dercesine.
Mustafa baba son derece sinirli ancak bunu kontrol altına almaya çalışırken dişlerini gıcırdattı. "Oğlum biz seni böyle mi yetiştirdik?"
"Sen bize bunları neden yaşatıyorsun Onur?"
İkisinin de bombardımanı altında kalan kocamın önüne geçtim. "Ya yok öyle bir şey. Siz yanlış anlamışsınız."
Benim sözlerim üzerine duraksadılar. "Nasıl yani?" diye sordu Fahriye anne. "Ama Handan dedi ki Onur çocuğu istemiyormuş."
Önce şaşırdım. Böyle bir bilginin annemde olmaması gerekiyordu. Şoku atlatır atlatmaz da gözlerim devrildi. "Eh be anne, eh be anne! Anlamalıydım bu işte senin parmağın olduğunu."
Merakla bana bakan Mustafa baba "Bahar şenliğinde ağlayarak Didem'e anlatmışsın kızım." sözleriyle açıkladı. "Didem'le Olcay konuşurken kulaklarıyla duymuş annen. Onur çocuğu istemiyor, ne yapacağımı bilmiyorum, galiba aldıracağız diye ağlıyormuşsun galiba. Biz öyle anladık."
"Ya tamam, ben bahar şenliğinde ağladım ama... O şekilde değil." Sağ elim alnıma giderken anneme içimden teessüflerimi bildiriyordum. "Ya aslında şöyle oldu, ben hamile olduğumdan şüpheleniyordum. Sonra Onur'un ağzını aradım, bence erken falan deyince biraz panikledim. Aldırma falan yok! Hani sadece erken dediği için ben..." Kelimeleri nasıl toparlayacağımı da bilemiyordum ki. Anlık duygu patlamam yüzünden Onur'un başını derde sokmuştum. "Hamile olduğumu öğrenince belki Onur sevinmez diye endişe etmiştim. Daha haberi bile yoktu bahar şenliğinde. Didem'le dertleşmek için ben..."
Beni bu yanlış anlamadan dolayı yargılayacaklarını düşündüğüm ikinci ailem hiç de beklediğim tepkiyi vermemişlerdi. Yüzlerinde her şeyi çözen o aydınlanmış ifadenin ardından rahatlamış görünüyorlardı.
Fahriye anne "Aldırma falan yok yani." dedi doğrulamak istercesine.
"Yok Fahriye anne. Hatta bugün öğrendi Onur da. Size gelmeden hemen önce. Havalara uçtu sevinçten!" Dirsek attım adama. "Sen de bir şeyler söylesene Onur."
Onur ise o an anne ve babasına alıngan bir bakış atıyordu. "Yazıklar olsun ya, gerçekten. Siz beni hiç mi tanımadınız bu zamana kadar? Kendi çocuğumu istemeyecek insan mıyım ben? Kaç yıllık çocuğunuzum ben sizin ya! Bir de sormadan etmeden kapıdan girer girmez üstüme çullandınız."
Mustafa baba az önce söylediklerinin ardından ağırbaşlı bir mahcubiyetle "Oğlum, şimdi yani..." diye kem küm etse de dönüş yolunu bulamadı. Buradan dönüş yoktu. Çareyi ortada olan suçu karısına atmakta buldu. "Aslında ben pek inanmamıştım ama... Bu anan öyle deyince ben de dellendim, ne yapayım?"
İlk düzlükte kendisini satan kocasına gözlerini kısarak baktı kadın. "Ay Mustafa nasıl da üç saniyede sattın beni helal olsun!" Gözleri üzerinde olan oğluna dönüp "Yanlış anlama oldu oğlum, kusura bakma ne olur. Yoksa sen benim bir tanemsin." dedi. Kadıncağız öyle mahcuptu ki ezilip büzüldü. Oğlunun yüzünü ellerinin arasına aldı. "Özür dilerim anneciğim."
Alınganlıkta çığır açan adam "Ben neden çocuğum olacağına sevinmeyeyim?" diye söylendi. "Duyunca çıldırdım sevinçten. Bir de sizin bana yakıştırdıklarınıza bakın!" Elleriyle bir sloganı manşet ediyormuş gibi gösterdi. "Evlat katili!" Gözleri küçümseyicilikle kısıldı. "Yazıklar olsun gerçekten."
Hafifçe yanaşıp "Onur, abartmasan mı sen de? İnsanlar yanlış anlamış, ne var bunda?" diye mırıldandım.
"Nergis babam az önce bacaklarımı kırıp elime verecekti, haberin var mı? Benim kariyerim bitip de evladıma bir süt bile alamasaydım ne olacaktı? Bunun hesabını kim verecekti?"
Gittikçe ajite eden adama boynumu hafifçe büküp abartma istersen dedim dudak hareketlerimle. "Ayıp ama gerçekten. Yapma artık istersen. Annenle baban da endişelenmiş yani. Bak ne kadar üzüldüler."
Ben orta yolu bulunca biraz yumuşamış gibi görünüyordu Onur.
"Hadi öpüşün barışın." dediğimde iki ihtiyar buna dünden razıydı da Onur mızmız bir çocuk gibi kenarda kollarını kavuşturmuş, hiç yüz vermiyordu. "Hadi dedim Onur, ikiletme."
İstemeye istemeye de olsa annesi ve babasıyla sarılıp barıştıklarında ortalık sütliman olmuştu. Onur'un siniri de dargınlığı da bu kadardı işte.
Hemen araya girdim unutmadan. "Şey, yalnız Fahriye anne... Az önce öyle sinirle geberesice falan dedin ya, onu hemen bir geri alabilir misin?" dedim basit bir şey ister gibi. "Çünkü biliyorsun, anne bedduası çok güçlü, ışık hızıyla gerçekleşiyor. Malûm, bebeğimin babası, senin de oğlun, hani..."
Çok önemli bir şeyi hatırlarcasına kaşları havalandı kadının. "Ha evet, tövbe estağfurullah Allah'ım ya Rabbim, ben öfkeden ne dediğimi bildim mi sanki?" Yüzünü yukarı kaldırıp ekledi. "Ay Allah'ım sen koru!"
Onur hâlâ triplerdeydi. "Oh, yap yap tövbe et! Ne güzel dünya!"
Alınganlıkta çığır açan kocamın kolunu cimcirmek durumunda kaldım. "Onur, abartma dedim ama! Aaa!"
Her şey yoluna girdiğinde olayları yanlış anlayan iki kafadarın heyecanlı bakışları ve dikkati yeniden bana çevrilmişti.
Mustafa baba "Oh be! Torun geliyor, dede oluyorum sonunda!" derken üzerinden büyük bir yük kalkmıştı. Bir bayramı kutluyor gibi şendi.
Fahriye annenin de ondan aşağı kalır yanı yoktu doğrusu. "Bir oda dolusu iş ördüm biliyor musun? Patikler, yelekler! Aman ya Rabbi! Hepsini çıkarıp makinaya atmam lazım şimdi!" Öyle heyecanlıydı ki gözlerinden küçük kalpler çıkıyordu sanki.
Şimdiden kıskanmıştım. Annemden çok anlaştığım kayınvalidemin yeni gözdesi artık ben olmayacaktım. Alt dudağımı sallandırırken "Aşk olsun." dedim. "Artık bir tanen değil miyim? Bundan sonra sıfır tanen mi olacağım?"
Sözlerim üzerine ikisi de kahkahalara boğulurken kollarına aldı beni kadın. "O ne biçim söz yavrum? Sen her zaman benim canım kızım olacaksın! En kıymetlimsin! Torunumu kim doğuruyor sanki?"
Onur sahte bir bozulmayla "Tabii, Onur kim ki zaten? Bir donör sadece." derken biraz uzakta, elleri ceplerinde öylece dışarıdaki manzaraya bakıp duruyordu.
Bunu duyan adam durur mu, kolunun altına aldı oğlunu. "Gel buraya hayta! Demek sen de baba oluyorsun. Daha kendin büyüyebildin mi acaba?" O hâliyle ho ho holayan bir noel babaya benziyordu Mustafa baba.
Fahriye anne "Hemen anneni de arayıp müjdeli haberi ver de kadıncağız üzüntüden daha fazla kahrolmasın." dedi. Ah canım benim, dokuz köyü birbirine katmış olmasına rağmen hâlâ annemi düşündüğüne inanamıyordum. Ben böyle bir kayınvalideye sahip olmak için ne yapmıştım? Kesinlikle çok sağlam bir sevap işlemiş olmam gerekiyordu.
"Bırak biraz öyle bilsin de çeksin cezasını. Sizi galeyana getirip üzmek neymiş görsün."
"Olur mu kızım, aaa! Anne olunca anlarsın artık sen de bizleri." Heyecanla gözleri parladı kadının. "Ne kadarlıkmış? Cinsiyeti falan belli mi?"
"Yok, değil. Daha çok küçük."
"Ay canım benim!" Heyecanla karnımı pışpışlayan kadına bakarken gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Hayır Nergis, bununla dalga geçemezsin, çok ayıp. O bir babaanne. "A güzel torunum, ben seni nasıl bekledim bir bilsen. Dualarla çağırdım seni!"
Hemen yanıma oturan Onur tüm o numaradan gösterdiği alınganlıklara rağmen çok mutluydu. Gözlerinin içi gülüyordu.
"Ne yapayım ben sana? Canın ne istiyor?" diye etrafımda fır dönen Fahriye anneyle beni rahat ettirmek için kanalları değiştiren Mustafa babadan arta kalan zamanda bu anın mutluluğunu yaşıyordum. Kocaman bir ailede olmanın ve bu aileye yeni bir birey getirmenin heyecanını.
Daha düne kadar içimde kol gezinen tüm endişeler bir anda uçup gitmiş, anlamını yitirmişti. Bir kolunu omzuma atan, diğer eliyle de karnımı saran adama döndüğümde huzurluydum.
"Bayağı mutlu oldular." dedi Onur ağzının içinden.
"Cidden. Bu anı bekliyormuş gibiler, baksana." Kısa bir an dikkati onlara çektiğimde ikisi de aralarında kız mı olacak yoksa erkek mi tartışmasını yapıyorlardı.
"Desene tam zamanında yapmışız bebeği. Bunlar biraz daha beklese bizi çiğ çiğ yiyeceklermiş." Güldüm. Başımı omzuna yasladığım adam sahte bir uyarı ifadesiyle ekledi. "Şimdiden anlaşalım, beni daha az seversen külahları değişiriz."
"Ay yuh Onur, çocuk musun ya?"
"Bana ne. Ben anlamam."
Bunları söylerken çocuk gibi mızmızlanıp omuz silkmesi dışında bir sorun yoktu. Eh, baba olmak için fazla çocuktu ama iyi tarafından bakarsak çocuğumuz bir oyun arkadaşı aramak zorunda kalmayacaktı. Babasıyla deli gibi eğlenecekleri zamanları şimdiden gözümün önüne getirebiliyordum.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Ben yine ekstra bölüm yayınladım! 🫶🏻👀 Seviyorum bunu. ❤️
Yeni bölümümüzü nasıl buldunuz? Buraya yazın. Umarım eğlenmişsinizdir. 😂 Onur'un annesi tarafından dayak yemesinden bir ben zevk almış olamam. 😂 Gerçi çocukcağızın da bir suçu yoktu ama olsun, erkek sonuçta. Arada bir silkelemek lazım. 😂😂 Benim erkek nefreti... 👀 (Şaka şaka)
Onur ve Nergis'i çok özleyeceğimi hatırladıkça üzerime bir hüzün çöküyor. 56. Bölüm final, yani 2 bölüm falan kaldı. 🥲 Sizce nasıl bir final bekliyor bizi? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. Hayalinizdeki finali ve hayalinizdeki sahneleri de buraya yazmayı unutmayın. 🫶🏻 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
