♛ DE-MARKAJ | 52

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 52
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime · Okuduğun bölüm
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-52-

❝Nergis❞

Aslında son ana kadar umutluydum. Genellikle hayatta binde bir ne varsa benim başıma geldiği için bu kez de gebelik testindeki yüzde üçlük ihtimalle hamile olmamayı bekliyordum. Ama unuttuğum bir şey vardı; hayatımda başıma gelen binde birlik olayların hepsi talihsizliklerle doluydu.

Hastanedeki testin sonucuna tek başıma bakmaya cesaretim olmadığı için Didem'le gelmiştim. Tabii ki arkadaşımı yanıma almış olmam, gelecek sonuca karşı beni dokunulmaz kılmıyordu. Sonuç netti. Hamileydim.

Bunu ilk öğrendiğim an Didem'le aramızda uzun bir sessizlik hâkim oldu. İkimiz de o an ne diyeceğimizi bilemedik. Benim dilim tutulmuştu zaten.

"Ne yapmayı düşünüyorsun?"

Bu soruya bir cevabım bile yoktu. Ne yapmayı mı düşünüyordum? Bir şey düşündüğüm yoktu. Her şey öyle ani gelişmişti ki herhangi bir şey düşünmeye fırsatım olmamıştı.

"Bilmiyorum." dedim sadece. Oysa Allah biliyordu ya, tüm gecem umarım hamile değilimdir diye dua etmekle geçmişti.

"Bahar şenliğinde söylersin belki."

Bahar şenliği. Tabii ya. Bir de öyle bir curcuna vardı. Akşam bizim mahallenin bahar şenliği vardı. Tek başıma olsaydım hayatta gitmezdim bu kafayla. Ama Onur da olduğu için gidecektik, mecbur. Hem o bahar şenliklerini küçüklüğünden beri çok severdi. Ayrıyeten şu an aklımın karmakarışık olma sebebini bilmiyordu ki adam, neyi bahane ederek bahar şenliğini iptal edecektim?

El mecbur, bahar şenliğine gidecektik. Ama ona şenlikte hamile olduğumu söylemek? Hayır, asla. Bunu yapamazdım. Henüz haber bu kadar tazeyken, ben şoku atlatamamışken üstelik böyle bir şeyi nasıl söyleyeceğimi bile bilemezken ona bu haberi vermeye hazır değildim.

"Şimdi söyleyemem." yanıtını verdim durgun bir sesle. Bunu söylerken asıl sebep geldi aklıma. "Onur'un çok önemli bir maçı var, kafasını karıştıramam."

En azından bu maçı atlatmayı bekleyecektim. Hem benim için de bu haberi sindirme zamanı kalırdı.

O gün Didem'le hiç konuşmadık. Onu eve bıraktıktan sonra modaevine gittim. Ruh gibiydim.

Bu hâlim Simin Hanım'ın gözünden elbette ki kaçmadı. "Neyin var senin böyle?" diye sorduğunda mankenin üzerindeki kıyafetin dikişlerini kontrol etmeyi bırakmış, gözlüğünü burnunun ucuna kadar indirmiş bana bakıyordu.

"Hiç." Pek ikna edici bir cevap sayılmazdı. "Hiçbir şeyim yok."

Elbiseyle ilgili detayları hallettikten sonra odasında bana bir kahve ısmarlamak isteyen kadının ne soracağını az çok biliyordum.

"Yeni evli ve mutlu olması gereken birine göre fazla düşüncelisin." Şüpheci bakışları beni süzerken feleğin çemberinden geçmiş kadına ne söyleyeceğimi pek bilemiyordum. "Neyin var, hadi anlat."

Parmaklarımla oynarken "Şimdi..." diye söze başladım ama hemen savunmaya geçtim. "Bu farazi bir soru yani bir anlamı yok!" Pek de önemsemeyen kadının geçiştiren baş işaretiyle cesaretlendim. "Birbirinizi tamamladığınız kişinin sizden çocuk istememesi... ya da bunu erken bulması sizi sevmediği anlamına gelir mi?"

Çok saçma bir soru olmuştu, daha sorar sormaz anlamıştım. Hem kişisel dertlerini bir arkadaşımın şöyle bir sorunu var diye anlatanlar kadar amatördüm hem de abuk sabuk bir soruya dönüşmüştü kafamda çınlayan karmaşa.

Gözlerini devirdi Simin Hanım. Yılların tecrübesi olmasını bir kenara bırakacak olursak bu soruyu kendim için sorduğumu da anlamıştı elbette. "Hayırdır, ufukta bebek mi var?" Diken üstünde donup kalırken bu ihtimal üzerinde yoğunlaşmayan kadın yeni bir soru sordu. "Ya da olmayan bir bebeği istemiyor diye ayrılık mı var?"

Tatsız bir gülüşle karşılık verdim. "İlahî Simin Hanım." derken elimi salladım. Bu hâlimle alay eder ve umursamaz görünmeye çalışırken tam bir şapşala dönüştüğümün henüz farkında değildim. "Yok, ben öylesine sordum. Kafama takıldı. Benim arkadaşım Didem... Hani biliyorsunuz ya, o yeni evlenmişti. Kocasıyla aralarında böyle bir muhabbet geçmiş. Ben de bunu düşünüyordum."

Karşımdaki kadın inanmış mıydı bilmiyordum ama ben bile inanmamıştım bu saçmalığa.

Düşünceli bir ifadeyle iç geçirdim. "İnsan bazen sevginin nasıl, neyle ölçüldüğüne karar veremiyor ki. Didem de haklı aslında."

"Ne konuda?"

"Bilmem. Yani insan büyük hayallerle bir yola çıkıyor ama o yolda başına neler gelebileceğini kestiremiyor. Birbirinizi çok seviyorsunuz. Ancak yolda başınıza gelenlerle ya da henüz hiçbir şey olmamışken bile o kişi sizin için doğru insan mı diye sorgulamaya başlıyorsunuz." Kaşlarım düşünceli bir biçimde havalandı. "Belki de o yüzden bir bebeğe anne baba olabilir miyiz diye düşünüyorsun, şüpheye düşüyorsun." Onay bekler gibi kadına döndüm. "Olamaz mı?"

Simin Hanım ise bir cevap vermektense uzaklara dalmış düşünüyordu. O sessizliğin ne kadar süreceğini bile bilmeden eşlik ettim suskunluğuna. Sonra hiç beklemediğim bir anda yanıt geldi.

"Siz gençler çok acelecisiniz. Her şey hemen olsun istiyorsunuz."

"Yok, ben değil! Ben değil de Didem-"

Benim aksime son derece sakin bir edayla yüzüme baktı. "Sözümü kesme." Yine o otoriter sıfırcı hoca modunu açmıştı kadın. "Belki öyle belki de değil. Bazen yıllarca tanıdığın insanı bile aynı eve girdikten sonra tanımaya başlıyorsun."

"Nasıl yani? Karşı taraf böyle mi düşünüyor sizce? Evlendiği kişiden emin olmadığı için mi bazı şeyleri erteliyor?" Duraksadım. "Ya da kendi duygularından emin olmadığı için mi?"

Omuz silkti kadın. Aynı umursamaz ancak düşünceli tavırla karşılık verdi. "Belki her ikisi birden."

Simin Hanım'la konuşmak kafamı daha da karıştırmıştı. Aslında bir konuda haklıydı. Biz çok aceleciydik. Ama sanırım acele eden kişi ben değil de içimde büyüyen şeydi. Simin Hanım'ın vakıf olamadığı bilgi buydu.

Kafamı kaşıdım sıkıntıyla. "Kusura bakmayın ama bazen ne söylediğinizi anlayamıyorum."

Karşımda oturan kadın masanın üzerinden hafifçe bana doğru eğildi. "Evlilik dediğin şey çocuk oyuncağı değildir Nergis. Bu soruların cevaplarını alabilmek için bile evliliğin zamana ihtiyacı vardır. Birbirini tanımak gibi evlilik de bir sanattır."

Her şeyi apaçık bir biçimde önüme koymasa da söylediği şeylerin benim için bir anlamı vardı. Simin Hanım'ın söyledikleri kesinlikle doğruydu. Evlilik bir sanattı. Bunu yürütebilenler de sanatkâr.

Ben neden şimdi bu kadar isyankâr konuşmuştum ki? Bizim Onur'la evliliğimizde bir sorun yoktu. Sürpriz hamileliğim ve Onur'un çocuk kararını erken bulması dışında.

Modaevinden çıkıp eve geldiğimde kafam iyice çorba olmuştu. Bahar şenliğine hazırlanırken Onur çoktan gelmiş, yemekten sonra girdiği duştan çıkmıştı.

Belindeki havluyu sıkılaştırıp bana doğru yürüyen adam arkamda durdu ve aynadaki yansımama flörtöz bir bakış attı. Sonra derin bir nefes aldı.

Küpelerimi takarken ona kısa bir tebessüm sundum. İki gündür evliliğimizi sessiz sinemaya çevirmiştim. Arkamdan omuzlarımı kavrayan ve bana tebessüm ederek bakan adamın kafası bir hayli karışık görünüyordu.

Başını sağ omzuma yasladı. "Bazen sana hiç sahip değilmişim gibi hissediyorum. Seni her an kaybedebilirmişim gibi."

Mikro ifadelerle kaşlarım kalkar gibi oldu. "Nasıl yani? Neden?"

"Bana uzak olduğunu düşündüğüm zamanlar oluyor. Sanki sana o güveni verememişim gibi." Soran bakışlarıma karşın ekledi. "Ne olursa olsun her şeyi bana anlatabileceğini düşündüren o güveni."

Donup kaldım. O an tek düşündüğüm şey ne olursa olsun aklımdan geçeni söylemekti. Ne olursa olsun. Sonunda söylemeyecek miydim? Bencil olma Nergis. Bu maçın, futbolun onun için ne kadar önemli olduğunu biliyorsun. Bunu bile bile maç öncesi onun kafasını karıştırmayı göze alabilir misin?

Öyle bir kargaşaydı ki içim, bu kararın hangisi bencillikti emin değildim. Ne olacaksa olsun deyip söylemek mi yoksa bir süreliğine de olsa kendime saklamak mı? Bilmiyordum. Bildiğim tek şey mantıklı düşünmem gerektiğiydi. Anlık bir duygusallıkla Onur'un geleceğini mahvedecek ilk tuğlayı koymak istemiyordum.

Sağ elim omzumun üstündeki çenesini okşadı. Gülümsedim. "Artık seninim Onur. Biz evlendik."

"Evlilik her şeye karşı dokunulmazlık sağlamıyor ki Nergis çiçeği."

O an kaçmak istedim. Bu sorulardan, kafamın içindeki seslerden ve Onur'un sorgulayan yanından. Bu yüzden şakaya vurarak geçiştirdim. "Hani kadınlar çok fazla sorguladığı zaman siz erkekler diyor ya kafanda kuruyorsun diye..." Gözlerim sahte bir sorgulayıcılıkla kısıldı. "Acaba sen de kafanda kuruyor olabilir misin?"

Her zamanki neşeli gülüşünün aksine sorgulayıcı bir tebessümle "Kim bilir." dedi.

Bahar şenliğine geldiğimizde bizim mahallenin eski sahasındaki kocaman alanı bir süslemişlerdi ki sormayın. Rengârenk ışıklar, envai çeşit atıştırmalık ve içecekler... Her şey çok güzeldi. Eskisi gibi. Tek şey hariç. Benim zihnim çürük şüphe tohumlarıyla doluydu. Bunu, bu zehri atmam içinse zamana ihtiyaç vardı.

Onur, Olcay'la karşılaşınca mahalleden arkadaşları da onu görüp etrafına üşüşüverdi. Bir anda ortam kocaman erkek topluluğuna dönüşmüştü. Aralarında sohbetler, şakalaşmalar...

O an eski sahanın hâlâ boşluğu süsleyen tahta oturma alanlarında oturmuş etrafa bakınıyordum. Sonra önüme döndüm. İstemsizce elim tahtanın etrafında dolaştı. Eskiden ne çok buluşurduk Onur'la burada. Onur tam şu eski sahada oynar, ben de onu izlerdim. Hatta bir doğum gününü de burada kutlamıştık. Ben Floransa'ya gitmeden önce de burada bir ön vedalaşma yaşamış, duygulanmıştık.

Gözyaşları içerisinde aşkımızı ve birbirimizi uğurladığımız bu yerde şimdi yeniden beraberdik. Hiç aklımıza gelir miydi yeniden karşılaşıp bu kez evli bir çift olarak buraya geleceğimiz? Onur'un bile haberi yokken bebeğimle burada, babasıyla aşkımızı doludizgin yaşadığımız bu yerde eskileri yâd edeceğimiz?

Yanıma birinin oturmasıyla içimdeki gürültüden sıyrıldım. Bakışlarım beni seyreden Didem'de kilitlendi. "İyi misin?" diye sordu elimi tutarak.

İşin özü, nasıl olduğumu ben de bilmiyordum. Kötüyüm diyemezdim çünkü sevdiğim adamla birlikteydim, onun yanındaydım ve onunla evliydim. Onunla beraber mutluydum. Buna rağmen iyiyim de diyemezdim. İçimde tutunan küçücük canlıya karşı kendimi mahcup hissediyordum. Açık açık şu an bir çocuk için hazır olmadığını söyleyen babasına onun varlığından bahsedersem olabilecekleri düşünmek zihnimi felce uğratıyordu.

Sessizliğimi korudum. Ve en az Onur kadar kıdemli çocukluk arkadaşım bu sessizlikten de anlaması gerekeni anlayıp dudaklarını birbirine bastırdı. "Kafanın karışık olduğunun farkındayım. Ama korktuğun gibi bir şey olmayacak."

"Nereden biliyorsun?"

"Onur seni çok seviyor da ondan." Omuz silkti "Tamam, bu çok erken bir gelişme olabilir. Bunu inkâr eden yok." derken. "Ama sonuçta Onur da baba olmak istemiyor muydu? Ne yani, sen hamileyim dediğinde kalkıp da çocuğu istemediğini mi söyleyecek?"

"Ne?"

Olcay'ın sesiyle ikimiz de irkildik. Eski alanda baş başa oturup rahat rahat konuşurken sırrımızın Olcay gibi boşboğaz birine malzeme olmasını beklemiyordum.

Gözleri yuvalarından fırlamak üzere olan Olcay "Sen hamile misin?" diye sorduğunda dondum kaldım.

Şaşkındım. Ağzımı şok içinde açıp hiçbir şey söyleyemeden tekrar kapadım. Bu durumdan sığınabileceğim tek kişiye döndüm. Didem'e. Bakışlarım kısa bir an kalabalıkta eski dostlarıyla neşeli sohbet içinde olan Onur'dayken Didem'in öfkeli fısıltısıyla yerimde zıpladım.

"Bana bak, o çeneni kapalı tutacaksın!"

"Ne yani, adama çocuğu olduğunu söylemeyecek misiniz? Manyak mısınız kızım siz?"

"Henüz olay çok yeni Olcay. Ayrıca bu bizi ilgilendiren bir konu değil. Bu Nergis'le Onur arasında." Söylediklerinden ikna olmayan Olcay'ın kaşlarının çatıldığını görünce işaret parmağını korkutucu bir şekilde salladı kadın. "Eğer Onur'a söylersen seni boşarım Olcay!"

Böyle radikal bir tehdidi ben de beklemiyordum. Olcay'ın büyümüş gözleri bu kez de karısının tehdidine karşı şaşkındı.

Tüm bunların arasında istemsizce gözlerim doldu. Parmaklarımı burnumda gezdirirken iç çektim. "Onur şu an baba olmaya hazır değil. Bebek için erken olduğunu düşünüyor. Bunu bile bile ona söylediğimde yalandan mutluymuş gibi davranmasına dayanamam. Bununla nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum."

Olcay da en az Didem kadar hassas bir ifadeyle baktı yüzüme. Az önce karısının savurduğu tehditleri bir kenara bırakmış, beni teselli etmeye çalışıyordu.

"Kızım, ağlama şimdi ya." Teselli etmekten de hiçbir bok anlamadığı için iş bilmezlikle omzuma dokunmaya çalıştı ama daha çok sarsar gibiydi. "Ya Onur da istiyordur kızım. Sonuçta çocuk istemiyorum dememiş, erken demiş. Hemen enseyi karartma. Sadece şu dönem Onur'un kariyeri için önemli ve yoğun. Yoksa istemediğinden değildir, valla."

Olcay'ın düşündüğünün aksine Onur'a kızgın değildim ben. Aksine, onu anlıyordum. Bir çocuk için çok erkendi. Zamansızdı, kabul. Ama olmuştu işte. Bazı şeyleri geri alamayacağımıza göre...

"Anlıyorum." dedim dürüstçe. "Ben ona kızmıyorum zaten Olcay. Haklı. Sadece biraz... zamansız oldu. Benim de sinirlerim harap durumda."

Titrek sesimin üstüne bir de iç çekince Olcay bile dayanamadı, sarıldı bana. Kolunu başıma sararken Didem'e "Hamilelik duygusallığı böyle bir şey oluyor herhâlde." dedi kısık sesle.

"Siz üçünüz ne kaynatıyorsunuz bakalım?"

Ne olduğunu anlamadan Onur'un sesiyle donup kaldık. Dikkatle buraya bakan Onur'u gördüğümüzde "Eyvah, Onur buraya geliyor." dedi Olcay ağzının içinden. "Toparlaan."

Onur onun söylediklerini duymamış gibi bakıyordu. Hâlbuki gayet duyabileceği bir yakınlıktaydı.

Olcay'ın önüme geçip beni saklaması üzerine gözyaşlarımı silip hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalıştım. Burnumu çektim. Maalesef suratım ne durumda diye bakabileceğim bir aynam yoktu yanımda. Onun hemen arkasından uzattığı eline hazırım anlamında bir beşlik çakmam üzerine önümden çekildi adam.

Didem gayet sıradan olmaya çalışan ama son derece gergin bir gülümsemeyle "Hiç, öyle laflıyorduk işte." cevabını verdi. "Sen ne yaptın, eski mahalle arkadaşlarınla karşılaşmak nasıl bir duygu?"

"Çok güzeldi. Hepsini çok özlemişim, çok keyifli sohbetler ettik."

Başını sallayan Didem'in ardından bir sessizlik hâkim oldu ortamda. Olcay da Didem de ne diyeceğini bilemedi.

En sonunda Olcay "A bak, şu kabzımal Metin amca mı? Gidip bir merhaba diyelim de borcumuz var diye görmezden geldik sanmasın." bahanesiyle yanımızdan ayrıldığında gülmekle gerilmek arasında kaldım.

Normal şartlarda Olcay'ın bu şapşallıklarına katıla katıla gülerdim. Ancak içinde bulunduğum şu durumda kendimi öyle kapana kısılmış hissediyordum, moralim öyle bozuktu ki fazladan bir tebessüm bile ağır geliyordu.

Belki ben abartıyordum. Onur için bu çok da büyük bir sorun olmayacaktı. Ama ya olursa? Çocuk hakkında düşündüklerini bile bile bu haberi ona verdiğimde numaradan sevinmiş gibi yapar da sevinmezse? Her şeyden önce ben biliyordum şu an babalık için hazır olmadığını. Bu kalbimi kırardı.

Baş başa kaldığımızda Onur'un dikkatli bakışlarını üzerimde hissettim. "Sen ağladın mı?"

"Yok canım daha neler?" Zoraki gülümsedim. Bir sinir gülmesine benziyordu bu, farkındaydım. "Onu da nereden çıkardın?"

"Gözlerin kızarmış."

"Az önce bu karahindiba tüyü kaçtı gözüme, Didem'le çıkarmaya çalıştık. Ondan oldu sanırım."

Üstelemeden dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı adam. Ancak bakışları düşünceliydi. "Eve dönelim mi? İster misin?"

Kolumdaki saate baktığımda geç olmuştu. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Annemlere bir hoşça kalın dedikten sonra eve dönmek için yola çıktık.

Yol boyunca suskunduk ikimiz de. Benim neden suskun olduğum açıktı ama Onur'un zihninden nasıl düşünceler geçiyordu bilmiyordum. Aslında bilmeye hazır mıydım ona da emin değildim ya. Düşünmek istemiyordum.

Eve döndüğümüzde üzerimi değiştirdim ve turuncu saten pijamalarımı giydim. Evet, ben kırmızı ya da siyah kadını değildim sanırım. Yanımdaki adamın libidosunu öldüren civcivden bozma açık turuncu pijamamla boy gösteriyordum yatak odasında.

Makyaj masasında ellerime krem sürerken Onur'un yatağın hemen yanından bana kısa ve düşünceli bakışlar attığını görebiliyordum. Huzur vermeye çalışan yorgun tebessümümle gözlerimi açıp kapadım. "Yarınki maç için heyecanlı mısın?"

Dudağı yana doğru kıvrıldı. "Olması gerekenden fazla değil. Sonuçta her zamanki şeyler."

Sessizce kabul ettim yanıtını. Ellerime kremi iyice yedirirken adamın usulca yanıma gelişini seyrettim. Arkamda durdu, omuzlarımı kavrayıp yanağımdan öptü. "Bu ne içindi şimdi?" diye sordum gülerken.

"Beni seçtiğin için teşekkür." Öpücüğün ardından başını boynuma gömüp kokumu içine çekti. "Sen olmasan ne yapardım bilmiyorum."

Ellerimi ovuştururken alaycı bir tebessümle sordum. "Eh, o zaman bana da o ikonik soruyu sormak düştü; futbol mu ben mi?"

Aslında bu cevabını beklediğim bir soru değildi. Çünkü moda tasarımcısı olmak, kıyafetler tasarlamak benim için neyse futbol da Onur için oydu. Ama Onur beni şaşırtan bir cevap verdi. Hiç beklemediğim bir anda.

"Sen." Aynadaki yansımadan gözlerimin içine bakarak söylemişti bunu.

"Hadi oradan."

Benim inanıp inanmamamla ilgilenmeyen adam açıkladı. "Çünkü sen olmazsan hiçbir şeyde olamayacağım gibi futbolda da başarılı olamam. Eğer bu saatten sonra sensiz kalırsam hiç kimseye bir faydam olmaz. Kendim de dâhil."

Bana söylediği bu cümleler ne kadar anlamlı ve gönül çelen şeyler olsa da gözlerim aynadaki sonsuzluk yansımasına daldı gitti. Şimdi beni kaybetmekten korkan adam ya beklenmedik bir bebek haberi aldığında bana karşı daha da kötüsü çocuğumuza karşı duyguları değişirse?

Belki de mutlu bir çift olduğumuzda bizim de sınavımız buydu. Zamansız bir bebek haberi.

Peki, biz bu sınavı geçebilecek miydik?

...

*

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

107okunma 8beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18