7. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 6
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 6
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-6-
❝Nergis❞
Onur, benim geçmişimdi. Şu anımdı. Geleceğim miydi bilmiyordum ama hayatımın o kadar büyük bir kısmını kaplıyordu ki arkamı dönemeyecek kadar sirayet etmişti bana. Bunu belki sesli bir biçimde itiraf etmek zordu benim için. Ama çok iyi bildiğim bir şey varsa, Onur gibi tesadüflere inandığımdı.
Belki o stadyuma onun maçı olduğunu bile bile gitmem bir tesadüf değildi. Ama Onur'un o kalabalığın arasında beni görmesi, bizim yeniden karşılaşmamızın kaderle bir ilgisi vardı. Hem de o kadar gizlenmeme rağmen. Kader bizim karşılaşmamızı istemişti. Biz de istemiştik. O beni geçmişe rağmen istiyorsa bunun bir anlamı vardı. Birbirimiz için bitmemiştik işte. Bana da teklifini kabul edip önümüzü görmek düşerdi.
Kaşlarını sevimli bir biçimde kaldırarak "Eee, teklifime bir şey demedin?" sorusunu sorduğunda beklenti içinde olduğunu gizlemedi. "Yeniden tesadüfen karşılaşırsak bunun bir anlamı olduğunu inkâr edemeyiz, öyle değil mi?"
Temkinli bir biçimde bakışlarımı yüzünde gezdirdiğimde en başından beri benim için hayır diye bir cevabın olmadığını görmüştüm. Onun da benim gibi bir şeyleri bitirmediğini görmek özeldi. İkimiz için de yarım kalmış bir şeyler vardı ve tamamlanmayı bekliyordu.
Sessizce başımı sallayarak kabul ettim. "Tamam, kabul." dedim yumuşak bir tebessümle. Verdiğim cevap üzerine yüzüme sıcak bir gülümseme sunan adam şef garsona bir işaret verdi. Ben daha ne olduğunu anlayamadan mumlarla dolu bir pasta geldi masamıza. Zaten herkesin gözü bizim üzerimizde değilmiş gibi ayağa kalkıp alkış tutan Onur'a ve yanındaki yabancı kıza -yani bana- bakıyorlardı. Şaşkınlıkla güldüm "Onur?" diye sorar hâlde bakarken.
Alkış tutan adam ise "İyi ki doğdun Nergis çiçeği." dedi. En başından beri doğum günümü kutlamak için burada bulunduğumuz gerçeğini unutmuştum. Didem ve Olcay manasız bahanelerle bizi baş başa bırakınca bir akşam yemeği yer, olaysız evlere dağılırız sanmıştım ancak Onur'un sürprizleri sevdiği gerçeğini unutmuşum. "Hadi, dilek tut da mumları üfle."
Benimle doğum günü heyecanımı paylaşan adama gülümsedikten sonra önümdeki pastaya baktım. Bir dilek tuttum. Kendime sakladığım bir dilek. Derin bir nefes aldıktan sonra inançla üfledim mumlarımı.
Mekânda alkış kıyamet koparken ayağa kalkıp arkadaşça sarıldım Onur'a. "Çok teşekkür ederim." dedim sadece.
Omuz silken adam "Bir şey yapmadım ki." sözüyle yerine oturdu.
Karşılıklı oturduğumuzda pastalarımız servis edildi. Önümdeki dilime bakarken "Kestaneli." dedim kendi kendime mırıldanır gibi.
Onur da tıpkı benim gibi huşu içinde yanıtladı. "En sevdiğin."
"Evet." Gözlerim yeniden onu buldu. "Ama sen sevmezsin. Hatta nefret edersin."
Oyunbaz bir biçimde dudak büken adam "Bu senin doğum günü pastan, Nergis çiçeği." yanıtını verdi. "Bugün doğum günü çocuğu sensin." Mutlu gülümsemem dudaklarıma yayılırken bu anın rüya olduğunu sanıyordum hâlâ. Benim için öyle imkânsızdı ki.
İki gün öncesine kadar Onur'la karşılaşıp hiçbir şey olmamış gibi konuşmayı bırakın, bir restoranda oturup birlikte doğum günümü kutlayacağımı söyleselerdi inanmazdım. Onur benim için uzakta bir yerlerde kalmıştı artık. Elimi uzatsam ulaşamayacağım kadar uzakta ve ulaşılmaz. Eskisi gibi doğum günümü birlikte kutlayabileceğim, özel günlerimizi paylaşabileceğimiz o noktadan çok uzakta. Şimdiyse her şey gerçekti. Normal şartlar altında hayatımda gerçek ve güzel çok az şey olurdu. Onur da onlardan biriydi. Birlikte kutladığımız bir doğum günü gelmişti aklımda.
Lise ikideydim. Onur o gün çok sıkı bir antrenmandan yeni çıkmıştı. Akşamüzeri onu mahalle sahasının tribününde beklerken binadan çıktığını gördüm. Ancak el salladığımda beni görebilmişti.
Yüzünden yorgunluk akıyordu ama beni görünce gözlerinin içi parladı. Spor çantasını omzuna atıp bana doğru hızlı adımlarla yürüdüğünde gülümsemem genişledi.
Yanıma kadar geldiğinde "Senin ne işin var burada?" diye sordu.
"Ne zamandan beri doğum günlerimizi ayrı kutluyoruz Onur Bey?"
Gözlerimi devirdiğimi gören çocuk güldü. Omzundaki çantayı sandalyelerden birine bıraktı. O zamanlar Kekstra pek bir popülerdi. Onur da meyveli olsun, frambuazlı olsun o tür pastaları pek severdi. Ben de son birkaç gün biriktirdiğim harçlığımla güzel bir frambuazlı pasta sipariş etmiştim. Yaptığım tek hata Kurti'nin arkadaşına güvenip onun fırınından sipariş etmemdi. Tabii ki zamanında yetişmedi. Keyfim kaçık da olsa Kekstranın üstüne temsili bir mum koyup çakmağı çaktım.
Mahcup bir yüz ifadesiyle "Pastan yetişmedi, özür dilerim." dedim ve ekledim. "İyi ki doğdun."
Pastanın yetişmesiyle zerre ilgilenmeyen adam bir keke bir de bana bakarken gözleri parladı. Yüzümü ellerinin arasına alarak yanaklarımdan öptü. "Doğum günü hediyem yanımda, pasta kimin umurunda?" Ayrıldığımızda "Bu saate kadar seni göremeyince unuttun sandım." dediğinde içim parçalandı. Doğum gününü unuttuğumu nasıl düşünebilirdi?
"Öyle bir şey olabilir mi?" Gözlerimi devirdim darılmış gibi. "Her yıl pastanı ben yapıyorum, bu kez bir değişiklik olsun dedim, özel sipariş ettim, elime yüzüme bulaştırdım." Şikâyette bulunur gibi açıkladım durumu. "Kurti'nin arkadaşının fırınından sipariş edersem olacağı buydu. Benim aptallığım."
Güldü Onur. Saçımı okşarken "Sen hangi hakla benim sevgilime aptal diyebiliyorsun?" dediğinde yalandan kaşlarını çatmıştı. Bakışları aramızda kalan pastaya döndüğünde bitmek üzere olan mumu üflemek suretiyle söndürdü. Zira üç saniye daha üflemeseydi mum kendiliğinden bitecekti. "Ayrıca bu dünyanın en hoş pastası." Dudakları kıvrıldı. "Ağzının tadını bilen herkes bunun bir pastadan fazlası olduğunu bilir."
Başımı arkaya atarak keki övmelerini dinledim. Plastik bıçakla ikiye böldüğüm kekin yarısını ben, yarısını da o yerken oturup günün sohbetini yaptık. Gülüştük. O gün nelerden konuştuğumuzu hiç hatırlamıyordum ama hatırladığım şey ikimizin de çok mutlu olduğuydu.
Şimdi yeniden o tatlı günlere geri dönmüşüz gibi hissediyordum. Özel günlerimizi birlikte kutladığımız o zamanlarımızı. Sanki o kadar kolaydı da.
"Bu gece bir dahaki karşılaşmamıza kadar bize kalan güzel bir anı olsun istedim." diyen Onur, aklımdaki tüm düşünceleri susturmuştu. Yeniden sadece ona dikkat kesilmiş durumdaydım. Kendinden emin bir biçimde çatalını alırken "Bir dahaki karşılaşmamız için çok beklemeyeceğimize dair güzel bir his var içimde." dedi.
Onun bir kurnazlık yapıp işin içine hile karıştırma ihtimaline karşı "Takip yok ama!" hatırlatması yaptım.
"Yok, sözüm söz." Güven veren bir biçimde karşılık veren adam yalandan uyarır bir biçimde bana döndü. "Sen de etmeyeceksin. Hile yok."
Sanki bu teklif ondan değil de benden çıkmış da olaya hile karıştırmaya pek meraklıymışım gibi davranmasına karşın gözlerim büyüdü. "Kim? Ben mi? Hayır tabii ki!"
Bir yanım Onur'a meydan okurken ve onun arkasına yaslanarak bana gülüşüne keyiflenirken diğer yanım gözlerin üzerimde olmasından rahatsızdı. Bakışlarım hafifçe arkaya döndüğünde bize ciğerci kedisi gibi bakan iki adamı gördüm. Onur'un az önce arkadaşları olduğunu söyleyerek yanına gittiği adamlardı bunlar. Belli ki bu masada ilgi çekici bir şey görmüşlerdi. Hem dakikalar önce burada gürültülü bir doğum günü partisi yapmıştık. En azından nezaketen masaya davet edilmeleri gerekirdi.
Benim bakışlarımın kendisi dışında bir yere dikkat kesildiğini görüp meraka kapılan adama döndüm. "Onları da çağırsana." dedim gözlerimle arkadaşlarını göstererek.
"Ne?"
İsteğime çok garip bir şeymiş gibi yaklaşınca omuz silktim. "Doğum günü pastamı arkadaşlarınla da paylaşmak istiyorum."
Başını iki yana sallayan adam "İnan bana Gargamel'le paylaşmayı tercih edersin." diyerek arkasına yaslandı. Benim ikna olmadığımı görünce ekledi. "Gerçekten istemezsin. Şimdi dengesiz dengesiz konuşur Selim."
Onun oyunbozan bir çocuk gibi ayak diremesine karşılık "Ben istiyorum ama." diyerek işi inada bindirdim. "Hani doğum günü çocuğu bendim? Hani her istediğim olacaktı?"
"O sonuncuyu ben söylemedim."
"Ya Onur." Eskiden de dayanamadığı o kaşları çatık küskün çocuk imajıma büründüm. "Hadi, amma da nazlandın."
Pek istemese de benim ısrarıma karşılık iç geçirdi. "İyi, peki, peki tamam." Homurdanarak yerinden doğrulup onlara el etti.
İki adam da sanki bu anı dünden bekliyormuş gibi masamıza geldiler. Acaba Onur'un bahsettiği boşboğaz Selim hangisiydi? Futbolcuları da çok tanımıyordum ki şu diyeyim. Olcay olsa kesin bilirdi. Hatta adamın GBT'sini bile çıkarırdı iki dakikada. Ama biri yabancıya benziyordu. Güneşte hafif kavrulmuş teninin yanı sıra saçları oksijenle açılmış gibiydi. O yüzden Onur'un bahsettiği Selim diğer kumral adama daha uygun bir ihtimaldi bence.
Ayağa kalktım masamıza gelen iki adama karşı. Önce hemen önümde duran kumral adama uzattım elimi. "Merhaba, ben Nergis."
Onur bizi tanıştırma görevini üstlenerek önce kumral, ayağa kalktığında kendisinden birkaç santim kısa kalan adamı gösterdi. "Tanıştırayım, Selim." Diğer kavruk tenli çocuğa döndüğünde "Felipe." dedi sadece.
Her ikisiyle de gayet sıcak bir biçimde el sıkıştım "Çok memnun oldum." derken. Nedense Onur'un yeni hayatına dair ayak izlerini takip etmek, ona dair yeni şeyleri tanımak hoşuma gitmişti. Bu yeni hayatına yavaş yavaş girerken hoş bir şekilde karşılanmak gibi tatlı bir his barındırıyordu içimde.
Selim diye tanıttığı adam beni baştan aşağı süzerken kendimde bir kusur aradım. Yüzü yabancı da gelmemişti hani. Birkaç kez magazin programlarında görmüş gibiydim sanki. İkimiz de birbirimizi merakla inceliyorduk.
İçinde bulunduğumuz garip durumun farkına varan Selim "Affedersin." diyerek gözlerini çekti üstümden. "Onur senden bahsetmişti, biz de biraz merak ettik. O yüzden ufo görmüş öküzcesine baktım." Dürüst sözleri karşısında başımı öne eğerek gülmekten kendimi alamadım. "Gerçi pek bahsetmez o böyle şeylerden ama..." Selim tam dudak bükmüş sözlerine devam edecekken Onur'dan bir dirsek yedi.
Sanırım duyulmadığını düşünen saf bir ifadeyle "Niye detay veriyorsun şimdi, sorduk mu?" diye mırıldandı. Selim ise umursamazca omuz silkti.
Felipe takım arkadaşına göre daha sessizdi. Gözlem yapmayı seven bir tipe benziyordu. Hemen boş sandalye çekip oturmuştu bile.
Onlara da pasta servisi yapıldıktan sonra sakince dilimlerimizin tadına baktık. Ben dilimimi çatalla parçalara ayırırken "Demek Onur benden bahsetti." dedim öyle ağız arar gibi.
Bunun dışında ekstra bir şey yapmam gerekmiyor gibiydi. Selim denen çocuk zaten çok konuşmayı sevdiği için hemen söze girdi. "Evet, çocukluk aşkıymışsınız-" Onur'dan aldığı öldürücü bir uyarı bakışı üzerine düzeltti öksürerek. "Çocukluk arkadaşıymışsınız."
Güldüm "Evet." derken. "O zamanlar da futbolu çok severdi. Disiplinli bir şekilde çalışırdı. En büyük hayaliydi."
"Nergis de çok destek oldu bana o süreçte tabii." Başta bunu kinaye sansam da sözlerinde samimi olduğunu fark ettim. Sonuçta tam hayalleri üzerine çalışırken yurt dışına gidip bir süre sonra da ondan ayrılmıştım. Muhakkak olumsuz etkilemiştir onu bu durum.
"E neden yollarınız ayrıldı peki?"
Selim'den beklediğim soru Felipe'den geldiğinde başımı yana yatırarak suçu üstlenircesine karşılık verdim. "Ben... Eğitim için Floransa'ya gitmiştim. Sancılı bir dönemdi. İletişimimiz koptu sonra."
Selim'in elinin tersiyle ağzını kapatıp Felipe'ye "Ayrılmışlar yani. Küsüşmüşler." diye fısıldarken gizli bir şey yaptığını sanması çok şekerdi. Oysa ben hepsini duyuyordum.
"Evet, bir nevi küsüştük de denebilir." yanıtını verdim kullandığı ilginç kelimeye vurgu yaparak. Onu duyduğuma şaşıran Selim bu şaşkınlığı çabuk atlattı. "Ama benim suçumdu. Biraz fevri davrandım."
Onur "Benim de hatalarım olmuştur ya, öyle deme şimdi." derken öyle tatlıydı ki anlatamam. Sağ eliyle önüne düşen saç tutamını arkaya attı. "Gençlik işte. Kanımız deli akıyor."
Bizim son derece medeni hâlimizi gören Selim kaşlarını havaya kaldırıp "Size yemin ederim, hiçbir sevgilimle bu kadar medeni ayrılmadım. Helâl olsun valla!" dedi dudaklarını şaşırmış gibi büzerken.
Felipe biraz alaylı biraz da bilmiş bir ifadeyle karşılık verdi. "Hepsini ghostladığın ya da aldattığın için olabilir mi?" Kinayeyle ekledi. "Sadece fikir yürütüyorum."
Onur da arkadaşının sözlerine katılır gibi başını salladı. "İnsan gibi ayrılmak için insan gibi davranmak lazım tabii."
Dostlarının onu iki dakikada satmaları sebebiyle alınmış görünen Selim "Aşk olsun." dedi ama yüzündeki ifadede onları yalanlayamadığı açıktı. Bu kırgınlığı kısa sürdü. "E madem insanca ayrıldınız, buradan bir gece kulübü yapar mıyız? Hem Nergis'in de doğum gününü daha canlı bir şekilde kutlarız. Ne dersiniz?"
Benden yanıt bekler gibi bakan Onur'a kısa bir bakış attıktan sonra nazikçe reddettim. "Yok, ben kalksam iyi olur zaten. Yarın erken kalkacağım, iş var."
Kalkmaya hazırlık yapan cümlelerim üzerine yerinden doğruldu Onur. "Madem öyle, hediyeni..." diye mırıldanarak ceketinin iç cebine uzandı. "Doğum günü hediyen..."
Cebinden çıkardığı kadife bir kutuyu bana uzattı. Daha kutuya bakmadan ona döndüm. "Onur... Ne gerek vardı şimdi buna?"
"Olur mu hiç? Doğum günün."
Mahcup bir tebessümle kutuyu açtım. İçinde bir su yolu bileklik vardı. Ama sıradan bir bileklik değildi. Ucunda lila taşlarla döşeli bir nergis çiçeği sallanıyordu. Çok şık ve güzeldi. Gözlerim kamaştı. "Onur, teşekkür ederim." Bir yandan bunun değerli bir şey olduğunu düşünüp kutuyu kapattım. "Ama bunu kabul edemem."
"Neden?"
"Bu... Değerli bir şeye benziyor."
Kaşlarını kaldıran adam "Senden değerli değil." dediğinde arkadaşları ooo çekerek sessiz uğultularla konuşmaya başlamıştı bile. Romantik anı bozdukları için canı sıkılan adam "Arkadaşlar burası stadyum değil. Bir müsaade ederseniz." diye fırçaladı onları.
Her şey onun başının altından çıkmış gibi ellerini kaldırıp teslim oldu Selim. "Tabii kardeşim, müsaade senin."
Onur yeniden bana döndüğünde "Sonuçta biz çocukluk arkadaşıyız, Nergis çiçeği. Bu kadar hukukumuz var değil mi?" sözüyle beni ikna etmeye çalıştı. "Bir yabancı almadı sana bu hediyeyi. Eğer kabul etmezsen çok üzülürüm."
Genelde maddi değeri olan hediyeleri kabul etmezdim. Prensip işte. Ama Onur'un da söylediği gibi o herhangi biri değildi. Onun için kurallar esnetilebilirdi. Bu yüzden isteksiz de olsa başımı yana yatırdım. "Tamam, bak bu seferlik kabul ediyorum. Ama bir dahakine böyle bir şey yapma olur mu?" Kendi ağzımla yakalanmışım gibi dudaklarımı birbirine bastırsam da çok geçti.
Onur'un yüzünü memnun bir gülümseme kaplamıştı. "Bir dahakinin olacağına sen de benim gibi inanıyorsun demek. Bu güzel..." Çekici dudakları kıvrılırken içimi bir ateşin kapladığını inkâr edemezdim.
"Şey, ben..." Yerimden kalktım. "Ben gitsem iyi olacak. Geç kaldım."
Daha fazla kıvranmamı istemiyor gibi ayaklandı. "Seni bırakayım."
"Yok, gerek yok. Ben bir taksiye atlar giderim. Arkadaşlarınla kal sen."
"Olur mu canım öyle şey? Dünyanın binbir türlü hâli var." Göz ucuyla Selim'e bakarken "Arkadaşlarım eşek kadar adam." dedi.
Ona muzır bir bakış atan Selim bana dönüp "Biz doğum günün olduğunu bilmediğimiz için hediye alamadık, kusura bakma." dediğinde gülümsedim.
"Ne kusuru canım." Ayaklanan çocuklarla el sıkıştım. "Tanıştığıma gerçekten çok memnun oldum. İyi akşamlar dilerim."
"Biz de çok memnun olduk." Felipe dostane bir gülümsemeyle "İyi akşamlar." diye ekledi.
Yanlarından ayrılırken sanki kırk yıllık arkadaşlarımmış gibi el salladım onlara. Şeker insanlara benziyorlardı. Zaten Onur'un kötü bir arkadaş edinebileceğine ihtimal vermek zordu.
Restoran çıkışında arabaya doğru yürürken Onur'un telefonu çaldı. Ekrana baktığında reddetti. Otoparkta arabanın önüne geldiğimizde telefon bir kez daha ısrarla çaldı ve Onur yeniden aynı şeyi yaptı.
İçim garip bir duyguyla burkuldu. "Önemli bir şey galiba. Baksaydın."
"Yok, önemli değil."
Herhangi bir ipucu da vermediği için daha büyük bir meraka kapıldım ama sessiz kaldım. Yol boyunca sessizdik. O da benim gibi bu karşılaşmamızı, akşamımızı mı düşünüyordu yoksa düşünmesi gereken başka şeyler mi vardı bilmiyordum ama ben onu düşünüyorum. Onunla yeniden karşılaşmamızı, bu büyülü akşamı, doğum günü hediyemi...
Bir madalya gibi ellerimde taşıyordum kutuyu. Evin önünde durduğunda Bakışlarım ona döndü. "Bu akşam için teşekkür ederim Onur, çok güzeldi." Bağrıma bastığım kutuyu işaret etti gözlerim. "Hediye için de."
"Bir dahaki karşılaşmamıza kadar bileğinde en güzel şekilde taşıyacağına eminim." demişti ama bileklik hâlâ kararsız bir biçimde kutunun içindeydi. Bunun farkında olan adam kutuya çevirdi gözlerini. "Takmamı ister misin?"
Kısa bir duraksamanın ardından onaylayarak salladım başımı. Kutuyu açtığımda kaçamak bakışları beni süzerken bilekliği eline alıp sağ bileğime taktı. Gözleri benimkilere döndü. "Çok yakıştı."
"Tekrar teşekkür ederim."
"Ben teşekkür ederim yemeğe geldiğin için."
Omuz silktim. "Düşman değiliz ki."
"Bilmem, bir bahane uydurur gelmezsin sanmıştım."
Aramızda yabancı bir sessizlik kol gezdiğinde bakışlarımız birbirini ölçüp tartar gibiydi. Emniyet kemerimi çözüp inmeye hazırlanırken nasıl vedalaşacağımı şaşırdım. El sıkışamayacak kadar yakındık ama sarılacak kadar uzak mıydık onu çözemedim kafamda.
Benim kararsızlığımı kıran ise Onur'un arkadaşça sarılması oldu. Yanaktan öpüşürken önce sol yanaktan öpüştük, sağ yanağa geldiğimizde acemice yüzümü çevirdiğim için dudakları hemen dudağımın kenarına değdi. Ateş gibiydi. Bunu hissetmek kalbime hiç olmadığı kadar büyük bir sıcaklık yaydı.
Dudağımın kenarında saliselik hissettiğim dudağı üzerine geri çekildim ve yüzüne bakamayacak kadar utandım. O de gergin ama yumuşak bir ifadeyle "Özür dilerim." dedi sadece.
"İyi akşamlar."
Usulca indiğim arabadan kaçarcasına binaya girmem öyle hızlı olmuştu ki Onur hâlâ orada mıydı bakamamıştım bile. Apartmanın çıkış kapısına yaslanırken sağ elim dudağımın kenarındaki alevi buldu. Gözlerimi kapattım yutkunarak. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki...
Hani hep derler ya yıllar sonra küllenen aşkın alevlenişi falan filan... Bu bir yangından da öteydi. Tüm bedenime ve kalbime sahip olan doğal afete benziyordu. O doğal afetin adı da Onur'du bilindiği üzere.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Aman ya Rabbi! Daha 6. Bölümdeyiz ve onu bile yayınlamadan 2 Bin okunmaya ulaşmışız! Şaka mı? 🎊 Teşekkür ederim ilginize, iyi ki varsınız! 💖🫶🏻
Onur ve Nergis en az sizin kadar beni de okurken ve yazarken harekete geçiriyor. Bu çifte bayılıyorum! 😍 Bir an önce yakınlaşmalarını ve kavuşmalarını istiyorum, çok yakışıyorlar. Sizce de öyle değil mi? ❤️ Ama sanırım o zamana kadar bazı pürüzler bizi tereddütte bırakacak.
Onur'un yanıtlamadığı telefon da o tereddütlerden biri galiba. Sizce kimdi arayan? Onur neden yanıtlamadı? Nergis'i biraz rahatsız etti bu durum. Konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Duygu ve düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz. Bu arada bu akşam 22.00'da Instagram'da canlı yayın yapıyorum, yayınlarımıza katılanlar çok iyi bilir ki bizim yayınlarımız şenlikli olur, eğleniriz. Kafa dağıtmak isteyenler, kitaplarımla ilgili soru sormak isteyenleri beklerim, Instagram kullanıcı adım buzlarkralicesiofficial diyorum.
Duyurumu da yaptım. Bölümle ilgili son soru; sizle Onur ve Nergis yeniden nasıl ve nerede karşılaşacaklar? Tahminlerinizi buraya alayım ve sizlere veda edeyim. 💕 Bölüme bol yorumlarınızı bekliyorum çünkü ekstra bölüm yayınlamak için ölüyorummmmmm! Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
