50. bölüm / 57
DE-MARKAJ ღBİTTİღ♛ DE-MARKAJ | 49
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 49
- 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
- 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
- 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
- 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
- 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
- 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
- 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
- 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
- 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
- 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
- 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
- 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
- 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
- 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
- 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
- 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
- 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
- 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
- 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
- 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
- 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
- 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
- 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
- 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
- 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
- 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
- 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
- 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
- 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
- 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
- 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
- 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
- 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
- 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
- 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
- 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
- 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
- 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
- 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
- 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
- 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
- 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
- 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
- 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
- 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
- 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
- 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
- 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
- 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
- 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime · Okuduğun bölüm
- 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
- 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
- 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
- 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
- 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
- 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
- 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-49-
❝Nergis❞
Onur Büyüktuğ'u sevmenin birçok sebebi vardı aslında. O kibardı, iyi kalpli ve düşünceliydi. Bir kere kadın ruhundan da çok iyi anlardı. Aşkla ilgili ne varsa birbirimizde n öğrenmiştik. Sonra dürüsttü. Hassas bir kalbe sahipti ve anlayışlıydı. Bir erkekte ve bir eşte aranabilecek her şey fazlasıyla vardı. Ama hayranları onu büyük ihtimalle çok iyi gol atıyor diye seviyordur, buna emindim. Onu en başta Olcay'a sormak lazımdı tabii.
Sabahın ilk ışıklarında ikimiz de uyanmış birbirimize sarıldığımız sırada sessizce gülümserken bunları düşünüyordum. Saçlarımdan öpen adam "Günaydın." dedi usulca.
"Günaydın."
Birbirimize ait zamanları seviyordum. Onur'un bana ait olduğu zamanları. Elimden gelse onu asla yanımdan ayırmazdım ama çantam değildi sonuçta koskoca adam. Onun da işi gücü vardı. Ondan büyük beklentileri olan hayranları vardı. Her hayran dediğimde aklıma Olcay'ın gelmesi bir kez daha dudaklarımın kıvrılmasına sebep olmuştu.
"Bu sabah çok neşeliyiz bakıyorum."
Onunla olduğum her sabahın neşeyle dolu olduğunu henüz bilmiyordu. Başımı öne eğip güldüğümde "Ne oldu?" diye sordu Onur. Yumuşak sesinde hafif bir merak gizliydi.
"Ya, aklıma Olcay geldi. O hayranlarının en büyük temsilcisi."
O da benim gibi güldü. "Sorma. Olcay'ın sınırsız sevgisi bir başka tabii."
"Bir de düğün alışverişinde görecektin onu." Kıkırdayarak devamını getirdim. "Senin paracıklarını senden daha fazla önemsiyor valla. Bana aldıklarımızı bir şahin gibi gözetledi ama sana pamuklu pijama alırken en sıcak tutanını aldırdı. Eh, takımın en önemli straforu muymuşsun neymişsin?"
"Strafor mu?" Başını arkaya atarak kahkahalarla güldü adam.
O an bir gaf yaptığımı anladım. Gözlerim büyürken bakışlarım Onur'u buldu. Alt dudağımı ısırdım utangaç bir edayla. "Yanlış söyledim değil mi? Hay dilimi eşek arısı soksun ya!"
Katıla katıla gülen adam "Sokmasın, sokmasın dilini eşek arısı falan." demeyi de ihmal etmiyordu.
"Öğrenemedim ki bir türlü o strafor şeysini artık her neyse!" Bunu yeniden duymak öyle hoşuna gitmişti ki neşeyle gülüyordu adam. "Ya tamam, gülüp durma! Utanıyorum!" Ellerimle yüzümü kapadım.
Yüzümdeki ellerimi açarken "Utanma canım, çok tatlı bir dil sürçmesiydi. Ben çok sevdim." dedi Onur. Bunu söylerken gözlerime bakıyordu.
"Doğrusunu söyle, söz bir daha unutmayacağım."
"Santrafor."
"Santrafor."
"Evet."
"Tamam, unutmayacağım bir daha."
Gülerek çenesini başıma yaslayan adam neşeyle iç geçirdi. "Anlaşılan o ki seninle çok eğleneceğiz Nergis çiçeği."
Gerçekten de eğleniyorduk aslında. Bir kere hemen hemen her konudaki düşüncelerimiz ve zevklerimiz benzerdi. Aynı düşünmediğimiz konularda da orta yolu buluyorduk. Evin dizaynı, neyin nereye konması gerektiğine Onur karışmıyordu mesela. Ben de onun spor odasındaki değişikliklere dokunmuyordum. Bence evli bir çifti huzura erdiren en önemli şeydi bu; özel alanlara saygı.
Düğünden sonra hemen balayına çıkma gibi bir kaygımız yoktu. Acele ettiğimiz için Onur'un maç takvimi buna pek izin vermiyordu. Düğün hazırlıkları dolayısıyla modaevinde de çok iş birikmişti. Bu durum ikimizin de işine gelmişti yani. Devre arasında balayı için bir yerlere kaçarız diye düşünmüştük. Bana sorarsanız Onur Büyüktuğ'la olduğum her an bir balayıydı.
Evliliğimizin ilk bir ayı harika geçiyordu. Her gün beraber uyanmak, beraber uyumak... Uyumak şüpheli. Pek uyumuyorduk. Kahvaltıları birlikte yapmak, her sabah ve her akşam birbirimizle paylaşacak şeylerimizin olması... Başlı başına onunla olmak harikaydı. Gittiğimiz her yerde Nergis Büyüktuğ olarak sevilip sayılmaktan bahsetmiyordum bile. Bunlar küçük ama mutlu eden detaylardandı.
Onur'un hayranları bana şey gibi hissettiriyordu, sanki sevdiğim adamın kocaman bir arkadaş grubu varmış da hepsi beni çok sevmiş gibi bir mutluluk. Hiçbirini tanımasam da hayranı oldukları futbol yıldızının yanına yakıştırmaları güzel hissettiriyordu. Beni Onur'un yanına yakıştırmayan takipçileri de oluyordu, hani bu adam bu kıza niye bakmış onca güzel kız varken falan diyenler oluyordu ama ben eskisi kadar umursamıyordum açıkçası. Sanırım büyüyordum.
O hafta Onur'un İspanya'da maçı olduğu için ayrılacağımızı düşünüp içten içe üzülüyordum ama evliliğimizin ilk ayında benden ayrı maçlara gitmek sevgili kocamın planları arasında yoktu.
İspanya günlerimize gelirsek... Rüya gibi geçiyordu. Onur'la yapamadığımız balayını yaşıyoruz desem yalan olmazdı. Tarihî ve turistik yerleri gezmek olsun, dinlenmek olsun, eğlenmek olsun her şeyi eksiksiz yaşıyorduk.
Madrid'deki Prado Müzesi'ne gitmiştik ilk gün. Öyle büyüleyiciydi ki. 12. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan Avrupa sanat eserleri, yaklaşık 8.500'den fazla resim... Sanat severler için bir cennet diyebilirim.
Her günümüz öyle yüksek tempolu geçmemişti tabii. Retiro Parkı'nda dinlendiğimiz o öğleden sonrayı çok sevmiştim. Hem burada Türkiye'de olduğu kadar sık hayranla karşılaşıp birbirimizden kopmuyorduk. Daha sık baş başa kalıp birbirimizi dinleme, sohbet etme fırsatı buluyorduk.
"Ben sevdim burayı." dedim parkta oturup karton bardaktaki kahvemi içerken. "Sanki yeni evliler için yapılmış romantik bir şehir gibi."
Yüzündeki mikro ifadeden hem şaşırıp hem de memnun hissettiğini görmek mümkündü. "Uğruna beni terk ettiğin Floransa kadar değildir eminim." Sahte bir bozulma ifadesiyle havaya bakıyordu.
Çenesine yumuşak bir tokat yapıştırdım. "Eşeğe bak! Hiçbir şey uğruna seni terk etmiş değilim, ne biçim konuşuyorsun ya?"
Yüzü bana dönerken yumuşak bir gülüşle karşılık verdi. "Takılıyorum, kızma hemen. Hem önümüzdeki yıl beraber oraya da gideriz. Orada da güzel anılar biriktiririz." Maço olmaya çalışarak burnunu çekti. "Gidelim bakalım şu İtalyan erkekleri benim kadar yakışıklı mı?"
Alaya aldığımı gizleyerek "Yok canım, İspanyol erkekleri kadar değildir merak etme." dediğimde aniden far tutulmuş tavşan bakışları beni buldu.
"Ne diyorsun ya?" Bakışları etrafı taramaya başladı. Sanki yakışıklı erkekleri arıyor gibiydi.
Dalga geçtiğimi gizlemeyen bir gülüşle "Ohooo..." dedim ve elimi salladım. "Daha gitmeden kıskandığına göre yandık. Ben gelmiyorum Floransa'ya falan."
Elini elime kenetlerken kararlı bakışlarını yüzüme dikti. "Yok öyle şey, ben nereye sen oraya. Bundan sonra bir dakika bile yanımdan ayırmam seni. Kapandı o devir."
Memnun gülümsememi kapatan şey onun romantik bakışlarının altında dudaklarımdan çaldığı öpücük oldu.
"20 yıl sonra bıkarsan hatırlatırım ama bunu sana."
"Sen bıkarsın da ben bıkman Nergis çiçeği." Gözlerime bakarken "Sevgili karıcığım." diye ekledi. Bunu anlamlı bir biçimde söylemişti. Sanki yıllardır bu anı beklediği o iki kelimede gizliydi.
İspanya'yı şaka maka sevmiştim. Çok detaylı gezme fırsatımız olmamıştı, Onur'un idmanları falan derken zaman zaman otelde yalnız kaldığım oluyordu ama o da kitap okumak ve çizimlerimi yapmak için eşsiz zamanlardı çünkü Onur yanımdayken çizim yapmak hak getire. Ne zaman masanın başına otursam bir şekilde beni ayartmayı başarıyordu.
Son iki gün bir başka eğlenmiştik ama itiraf etmeliydim. Gran Vía'da yaptığımız alışverişin haddi hesabı yoktu. Onur ne bulduysa almıştı. Ona neden bu kadar çok şey aldığımızı sorduğumda bir alışveriş bağımlısı gibi yanıt vermişti. Arkadaşlarımıza hediye ederiz. Tabii ki sevdiklerimize hediye almak çok hoştu ama Mustafa babaya beş, babama yedi, Olcay'a dört ayrı hediye almamıza da gerek yok gibiydi sanki ha?
Alışveriş olduğu kadar eğlence hayatı da renkliydi Gran Vía'nın. Tam gittiğimiz günün akşamı flamenko gecesi olunca bir başka coşkulu eğlendik. Oradaki insanlar çok sıcakkanlıydı. Dans edenler alana hiç çekinmeden bizi de davet etmişti. Orada günü, geceyi, hayatı unutup sadece dans edenleri takip ederek uyum sağlamış, dans edip bir güzel eğlenmiştik.
Gece otele döndüğümüzde ise dizlerimde derman kalmamıştı. Abartmıyorum, bir oda dolusu alışveriş çantasıyla nasıl başa çıkacağımı bilememiştim. Ancak her şeye rağmen güzel bir gündü.
Ben hediyelerin bir kısmını açarken Onur'un yüzündeki çocuksu heyecanı görmek çok hoştu. Sevdiklerine hediyeler almak onu mutlu ediyordu.
"Nasıl ama?" Büyük kutudan çıkardığı imzalı formayı gösterirken gözleri parlıyordu. "Olcay'ın bu."
"Çok güzel de..." Sorgular gibi baktım. "Forma işte. Ne özelliği var ki?"
Onur kibar bir ifadeyle sadece o kadar değil der gibi bir bakış atsa da Olcay olsaydı kör cahil diye dalga geçerdi. "Bu sıradan bir forma değil. Jude Bellingham imzalı forma."
"Ooo... Desene Olcay sevinçten kafayı yiyecek."
"Yiyecek ama hediyesine kavuşması için biraz daha beklemek zorunda."
"Nasıl? Maça şunun şurasında ne kaldı ki?"
"Maçtan hemen sonra döneceğimizi kim söyledi?" İddialı bir biçimde kaşları havalanan adam flörtözdü. "Maçtan hemen sonra balayına gidiyoruz, biletleri bile aldım."
Gözlerim büyüdü. "Neresi?" diye sordum heyecanla.
"Ibiza."
Yerimden doğruldum. "Şaka!"
Güldü. "İstersen biletleri göstereyim."
"İnanmıyorum sana ya! Onur!" Hemen sıkı sıkı sarıldım.
"En çok gitmek istediğin yerlerden biriydi." Ayrıldığımızda "Sevindin mi?" diye sordu bir de. Sevinçten nasıl çıldırdığımı görmüyordu sanki.
"Deli misin? Çok sevindim!" Yeniden sarılırken duvardaki saati gördüm. "Ama çıkmamız lazım artık. Yoksa arkadaşlarının yemek davetine geç kalacağız."
Aceleyle kalkarken yatakta oturan adam tarafından durduruldum. Elimden tutup yeniden yatağa sürükledi beni. "Hemen gitmemiz gerekmiyor bence." Haylaz bir çocuk gibi yüzüme bakarken dudakları kıvrılmıştı. Belimi sararken ekledi. "Hatta gitmesek bile olur."
"Daha neler!"
Boynuma kondurduğu öpücükle "Ne var? Yeni evliyiz. Herkes hoş görür." diye mırıldanıyordu.
"Sen iyice azıttın! Oldu olacak megafonla her yere duyuralım." Dudakları yaramazca aşağılara inerken onu reddetmek sanıldığından daha zordu. "Ya, Onur diyorum!"
"Ne?"
Elimi saçlarına daldırmışken cazip teklifine karşı çıkmak için yeterince kararlı sayılmazdım. Ağzım reddetse de öpüşlerine karşılık veren dudaklarım mantığımı pek önemsemiyordu. Dolgun dudakları omuzlarımı ürpertircesine öpücüklere boğarken dur, yapma diyemiyordum. Çünkü istiyordum. Onu her an istiyordum.
Onu kollarından tutup kendimden uzaklaştırırken nefes nefese "Dur." diyebildim. Gözleri sorarcasına parlıyordu. "Gerçekten geç kalıyoruz."
Dudaklarını sahte bir bozulmayla büktü. "Tamam, sen bilirsin." Üzerimden kalkarken omuz silkti. "Kendin kaybettin. Atletik vücuduma dokunma şansın varken reddediyorsun demek? Öyle olsun." Bunları söylerken vücudunu sergiler gibi önümden geçiyordu.
Yatakta dirseklerim üzerinde yükselirken başımı arkaya atarak güldüm. "Çocuk gibisin Onur!"
"Sen beş dakika daha sabretseydin çocuk gibi miyim değil miyim gösterecektim ama..."
Tatlı küskünlüklerine gülümseyerek karşılık verdim. İkimiz de hazırlanıp çıktık. Ben ince kumaşlı kırmızı, boyundan bağlamalı bir bluz ve kot pantolon giymiştim. Aslında Onur'un buradaki arkadaşlarıyla ilk kez tanışacağım için heyecanlıydım ve güzel görünmek istiyordum ama hazırlanmak için geniş bir vaktim yoktu. Dolayısıyla pek özenme fırsatım olmamıştı. Onur sağ olsun. Eğer oynaşmalarını dönüşümüze saklasaydı belki saçlarımı düzleştirmeye zamanım olurdu. Şimdi dalgalı bir biçimde salmak zorunda kalmıştım.
Makyajımı yalapşap yaptıktan sonra kırmızı rujumu ancak arabada sürebilmiştim. Aynada dikkatli bir biçimde bakarak ruju tüm dudaklarıma dağıttım. İyi görünüyordu.
Bana kısa bir an dikkatli bakan adam "Sen beni ayartmaya mı çalışıyorsun?" dedi kaşlarını çatarak.
İmalı bakışlarından her şeyi anlıyordum ama anlamazdan geliyordum. "Ne alaka? Anlamadım."
"Zıvanadan çıkmam için mi uğraşıyorsun?"
Dudaklarıma bakan adama "Sakın, Onur bak sakın!" desem de işaret parmağımı sallamam hiçbir fayda sağlamamıştı. Henüz arabayı çalıştırmamış olan adam rujumu bozmaya yeminli gibiydi.
Yeni durağımız çok güzel bir restorandı. Onur'un kalabalık ve çok sıcakkanlı bir arkadaş ortamı vardı burada. Özellikle Javier ve Álvaro çok naziklerdi. Anladığım kadarıyla burada, yabancı bir takımdan arkadaşlarıydı. Javier de Onur gibi sarışın, belki ondan daha koyu sarı saçlarını arkaya taramış, orta boylu bir adamdı. Gözleri sıcak bir kahverengiydi. Masadaki yakın arkadaşları ona Javi diyordu. Álvaro'ya göre daha usturuplu ve gözlerinin içi gülen bir çocuktu.
Álvaro uçarıydı. Javier'den daha uzun boylu, aramızda kalsın biraz da kepçe kulaklıydı ama tatlı bir çocuktu. Siyah saçlı ve soluk beyaz tenli, biraz da çapkındı. Yanında kız arkadaşı Lucía olmasına rağmen etrafına flörtöz bakışlar atmaktan geri kalmıyordu.
İspanyolca'ya benzer bir dil olduğu için İtalyancamla çat pat anlaşıyorduk ama İspanyolca bazı kelimeleri yanlış telaffuz ettiğim için Álvaro hafif takılıyordu bana. Yine de çok tatlı ve hoş bir arkadaş ortamıydı.
Javier bana bakarak uzun uzun bir şeyler söylediğinde hızından mıdır yoksa dile tam hâkim olamadığımdan mıdır ne dediğini pek anlayamamıştım.
Soran bakışlarım Onur'u bulduğunda açıkladı. "Javi seni çok sevdiklerinden bahsediyor. Ayrıca kız arkadaşı Carmen de tarzını çok beğenmiş."
Javi'nin hemen yanında oturan kıvırcık saçlı, esmer kadına sıcak bir gülümseme sundum. Onur'un arkadaşları tarafından bu kadar sıcak karşılanmak beni mutlu etmişti.
Evlendiğimizi duyan Álvaro sevindiğini ama bunu beklediğini söylemişti. Onur her gelişinde benden bahsediyormuş meğer. Bir çocukluk aşkı olduğunu, onu bulduğu yerde hemen evleneceğini ve asla bırakmayacağını falan. İçim sıcacık olmuştu. Var olmadığım yerlerde bile sevdiğim adam tarafından yaşatılmak güzel bir duyguydu. Ölümsüz olmak gibi bir duygu.
Otele döndüğümüzde yorgundum ama çok eğlenmiştim. Hem Onur'un arkadaş ortamıyla tanıştığıma çok memnun olmuştum hem de kızların eğlence anlayışı beni havalara uçurmuştu. Yemekten sonra danslar, oyunlar derken saatin nasıl geçtiğini bile anlamamıştım.
"Ben çok sevdim hepsini." dedim boynumdaki bağı çözerken. "Hep görüşelim bu arkadaşlarınla."
Yatakta oturan adam aynadan bana flörtöz bakışlar atarken "Sevindim." dedi yalnızca. İç geçirerek beni izlemeye devam ederken bunu gizlemiyordu. "Onlar da seni çok sevdiler. Karın ne sıcakkanlı, ne sempatik dediler." Başını kısa bir an önüne eğip "Karım..." diye sayıkladı. "Bu kelime çok hoşuma gidiyor."
Sevimli bir gülümsemeyle karşılık verdim. "Sen de ne evcimenmişsin. Meğer evlilik için yaratılmışsın."
"Evlilik için yaratılmadım aslında." Yerinden hafifçe kalkıp bana doğru yürüdü. Elleri omuzlarımı bulurken "Sevdiğim kadınla evlenmek bir başka." diyerek açıkladı.
Aynadaki yansımasına bakarken dudaklarım kıvrıldı. Işıldayan gözlerine karşı ne cevap vereceğimi bilemedim. Onu ilk gördüğüm andaki gibi ışıldıyordu. O heyecanlı çocuk gibi.
"Alışverişte ne aldım..."
Bakışlarım merakla hemen arkasındaki paketleri kurcalayan adama döndü. "Ne?"
"Sen kıyafetleri paketletirken bunu gördüm." Paketlerden birinden küçük bir kutu çıkardı. Bu küçük kırmızı bir ayakkabıydı. Bir bebek ayakkabısı. "Çocuğumuz için."
Kaşlarım kalktı. "Çocuğumuz?"
"Ne? Bir gün çocuğumuz olmayacak mı?" Ağır ağır salladı başını. "Tamam, şu an çok erken. Farkındayım ama bir gün mutlaka olur."
Onur bizim için hayaller kuruyordu. Geleceğimiz için planları vardı. Bir ailemiz olsun istiyordu. Onur'la kurduğum bir aile. Bunu düşünmesi çok hoşuma gitmişti ama belli etmedim. Bir cevap vermesem de sıcak gülümsemem her şeyi açıklıyordu.
Onur Büyüktuğ ile bir aile kurmak çok güzel olurdu. O sıcak ailenin vereceği mutluluğu dünya üzerindeki hiçbir şey veremezdi bana. Hem biz anne baba olarak da çok iyi bir takım olurduk.
Büyüktuğ takımı.
Kulağa epey havalı geliyordu.
...
*
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
Bölüm etkileşimi
