♛ DE-MARKAJ | 20

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 20
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime · Okuduğun bölüm
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-20-

❝Nergis❞

Gözbebekleri alevlenmeye hazırken Onur her sinirlendiğinde olduğu gibi çenesinin seğirmesine engel olamadan tekrar sordu. "Kim bu Semih, Nergisciğim? Artık benimle paylaşacak mısın?"

Ben ağzımı açıklama yapmak için açmış ne diyeceğimi bilemez hâldeyken yardımıma çalan zil yetişmişti. Başparmağımla göstererek "Kapı!" dedim, yerimden zıpkın gibi sıçradım. "Kapı çalıyor, ben bir bakıp geleyim."

Kurtuluş tam "Bak şimdi, bizim mahalleden birinin nişanında görmüş bu Semih bizim kızı, Süreyya teyzeye yalvar yakar olunca-" diye durumu anlatmaya başladığı sırada hemen müdahale ettim. Çünkü biliyordum, Kurtuluş'un çenesinin bağı gevşektir. Ben kapıya bakıp gelene kadar mahallenin son yirmi yıldaki magazin olaylarını falan her şeyi anlatırdı.

İşaret parmağımı dudaklarıma bastırarak "Kapa çeneni Kurtuluş! Ben gelene kadar ağzını açma! Gebertirim!" diye gözlerimi belerttim ve uyarım biter bitmez kapıya koştum.

Kapıyı açtığımda Olcay duruyordu karşımda. "Didem akşam yemeğine bize gelsin dedi-" cümlesini tamamlayamadan içeride Kurtuluş'la konuşan Onur'un sesine dikkat kesildi. "Onur mu o?" İnanmazca gözlerini açtı. "Onur mu?"

Cevap vermeme bile fırsat kalmadan beni kenara çekip içeri girdiğinde kinayeli biçimde "Tabii Olcay, buyurmaz mısın? Geç içeri n'olursun." desem de oralı olmamıştı. Duyduğuna bile emin değildim. Onur'un olduğu bir ortamda ondan başkasını gözü görür müydü? Sanmam.

Kapıyı kapatıp salona geri döndüğümde beni büyük bir sınav bekliyordu. Olcay sanki ilk defa görmüş gibi bir heyecanla elini uzattı. "Merhaba Onur, hoş geldin!"

Nazikçe el sıkıştı Onur. "Merhaba kardeşim, hoş buldum."

"Geldiğini bilseydim elim boş gelmezdim." Bana dönüp gözlerini belertti. "Nergis niye söylemiyorsun? Benim kebapçıdan bir şeyler getirirdim, çilingir sofrası kurardık buraya."

"Sağ ol kardeşim, düşünmen yeter." Onur tüm efendiliğiyle yanıt verirken bakışlarından hâlâ az önceki olayda takılı kaldığını anlamak zor değildi benim için.

"Ya tesadüfe bakar mısın? Sizin buradan taşındığınız yıl biz buraya taşınmışız. Bak sen şu Allah'ın işine! Tam karşılaşacakken feleğin oynadığı oyuna bakar mısın?"

Olcay'ın kendisine söylediği şeyleri başını aşağı yukarı sallayarak dinliyormuş gibi görünse de bakışları bana dönüktü. Hâlâ bir açıklama bekliyordu ve bundan bir kaçışımın olamayacağını çok iyi biliyordum.

"Evet Nergis, seni dinliyorum."

Olcay ortamdaki gerginliğin farkına vardığı an meraklı bakışları ikimizde gezindi. "Ne oluyor ya?"

"Sen gelmeden önce Nergis bana bir şey açıklıyordu." Sorgu memuru gibi karşımda dikilen adam "Bankacı Semih'in kim olduğundan bahsediyordu." dedi göz ucuyla Olcay'a bakış atarken.

Önüme düşen saç tutamımı çaresizce kulağımın arkasına iterken "O şey, öyle önemli bir şey değil... Annem ilişkim yok sandığı için bizi böyle bir araya getirmek istemiş. Ondan öyle-" dememe kalmadan Olcay girdi araya.

"Ha görücü usulü Semih'den mi bahsediyor?"

Kurtuluş onaylayarak başını salladığında "Benim anlatmam yasak." dedi ve bu görevi sessizce Olcay'a devretti.

"Önemli bir şey değil be Onur, Nergislik bir durum yok. Handan teyzeyle Süreyya teyzenin çöpçatanlık işleri." Olcay her ne kadar önemsiz bir şeymiş gibi elini boş ver anlamında sallasa da bu durum Onur'u rahatlatmış görünmüyordu.

Başına geleceklerden habersiz olan Kurtuluş, Olcay'dan aldığı cesaretle şeceremizi dökmeye başladı. "Ya nişanda görmüş Semih bizimkini. Görmüş, beğenmiş, Süreyya teyzeden tanıştırmasını istemiş. O da anneme söylemiş. Annem de bir an önce Nergis'i evlendirme peşinde olduğu için olur demiş. İşi gücü yerinde, eli yüzü düzgün diyerekten-"

"Kurti sus artık!" Dişlerimin arasından tıslayarak onu susturduktan sonra korkutucu bir bakış attım. "Yoksa bir daha konuşacak bir ağzın olmayacak."

Onur'un iyiden iyiye kıskandığını görebiliyordum. "Bankacı Semih demek... Vay be!" Kendi kendine söylenirken bana döndü. "Bana ne zaman söylemeyi düşünüyordun Nergis?"

"Ya söylenecek bir şey yok ki Onurcuğum. Annemlerin kendi kendine gelin güvey olmaları." Aceleyle ekledim. "Ben zaten reddettim her şeyi!" Ellerimi çırptım birbirine. "Evlenmeyi düşünmüyorum falan dedim."

"Hayatında biri olduğunu söyledin mi peki?"

"Onu söyleyemedim çünkü hani gizlememiz gereken bir şey olduğu için-"

Kırmızı görmüş boğalar gibi burnundan soluk alan adam "Yok, bu böyle olmayacak, anlaşıldı! Ben hemen şimdi Şinasi amcanın karşısına çıkıyorum, anlatıyorum her şeyi." diyerek yanımdan geçip gideceği sırada aceleyle peşinden koştum.

Hemen önünü kestim. Ellerim göğsünde birleştiğimde kalbim hızla atıyordu. "Onur, dur, ne yapıyorsun?"

"Ne yapıyorum? Şinasi amcayla konuşmaya gidiyorum! Yoksa taliplerinin kapıya dizilmelerini mi beklemeliydim?"

"Onur, lütfen." Karşımdaki adam gerçekten ipleri koparmış görünüyordu. "Hem abartma canım... talipler falan... bir kişi sadece." Parmağımın ucuyla küçümsemeye çalışsam da olmadı. Bu onu daha da sinirlendirdi.

"Ha bir kişi demek! Öfkeden deliye dönmem için kaç kişi olması gerekiyor Nergis?" Kıskançlık krizleri gururumu okşasa da gözleri karardığında Onur'un her şeyi yapabileceğini biliyordum. Beni endişelendiren de buydu. "Yok ben gidiyorum şimdi Şinasi amcaya!"

"Dur!" Şu an bıraksam hemen babamın karşısına geçer, ne var ne yok söylerdi. İlânı aşk ederdi, emindim buna. Ama hatırlatmam gereken bir şey vardı. Buna izin veremezdim. "Şimdi sırası değil, biliyorsun. Konuştuk bunları."

O an Onur'u durduran tek şey babamın hassas bir dönemde olması ve hastalığı henüz tamamen atlatmamış olmasıydı. O da en az benim kadar severdi babamı, değer verirdi.

Çaresizce çenesini ovalayan adam öfkesini yenemez biçimde etrafına bakınıyordu. "Peki bu daha ne kadar sürecek Nergis? Ben ne zaman göğsümü gere gere ilişkimiz olduğunu söyleyebileceğim?"

Hiç beklemesem de Olcay atıldı aniden. "Haklı yahu! Ne zaman göğsünü gere gere ilişkinizi açıklayacak bu adam?" Azarlar gibi bana döndü. "Peki ya ben? Ben ne zaman göğsümü gere gere Fişek Onur benim eniştem diyebileceğim? Ne zaman?"

"Şimdi tam sırasıydı çünkü değil mi Olcay?" Gözlerimi devirdim. Hemen sonra mahcup bir ifadeyle Onur'a döndüm. "Bak, bu konuyu büyütme olur mu? Ben sadece seni seviyorum, bunu biliyorsun. O teklifleri de reddettim hep. Yakında babama da anlatacağım zaten. Sonsuza kadar gizli kalmayacak ki bu durum. Sadece birazcık daha zamana ihtiyacım var." Parmağımla küçücük bir şeyden bahseder gibi gösterdim ve ekledim. "Birazcıcık."

Yüzündeki öfke yavaş yavaş dağılır gibiyken alaycılıkla "Birazcıcık." diye tekrarladı. "Peki bu birazcıcık zaman ne kadara denk geliyor? Kaç güne mesela?"

Ellerim yakalarına gitti şefkatle düzeltmek için. "Ben sana haber vereceğim. Müjdeleyeceğim o günü, söz."

Bir kez daha durumu düzeltip ortamı yumuşattığım için kendimle gurur duyuyordum. Sonunda üçü de salonda otururken çayları tazeleyip önlerine biraz kurabiye koyduğumda sıcak bir ortam oluşmuştu yeniden.

Olcay ve Kurti saatlerce maçlardan konuşsa sıkılmazdı. Adamı ortalarına almış o golleri nasıl atıyorsun, hocanın taktikleri ne biçim yahu gibi garip garip, bana göre saçma sorular sorup duruyordu. Böyleyken kendi aralarında yabancı bir dil konuşuyorlarmış gibi geliyordu. Goller, asistler, santraforlar havada uçuşuyordu. Benim maç hakkında bildiğim şeyler ise kısıtlıydı, mesela doksan dakika sürmesi ve devre arası olması gibi şeyler. Onlardan da emin değildim zaten. Aman neyse, boş ver. Az önceki felâketten kurtulmuştum ya, artık top yuvarlakmış kareymiş, maç doksan dakikaymış yüz doksan dakikaymış fark etmezdi benim için.

Laf arasında Olcay "Bu arada bizim Şam şeytanına söyledim, sana da söyleyeyim Onurcuğum, bizim kebapçıya bekliyorum sizi bir ara." dediğinde kendi reklamını yapmaktan gurur duyar gibiydi.

Onur başıyla onaylayarak "En kısa zamanda." yanıtını verdiğinde adam bayramlık çocuklar gibi sevinmişti.

"Didem akşam yemeğine Nergis'i de çağırmıştı, işin yoksa sen de gel."

Bu teklifin üzerine olumlu bir baş işareti verecekken telefonu çaldı Onur'un. "Pardon arkadaşlar." diyerek aramayı yanıtladı. "Alo, Banu."

Banu. Yine Banu.

Benim çok merak ettiğim bir detay vardı, herkes menajeriyle bu kadar sık görüşüyor muydu? Mesela iş dışında bütün davetlerde ve özel alanlarda birlikte vakit geçiriyor muydu? Normal miydi yani bu tam olarak?

Şu an bununla ilgili dünya üzerinde hesap sorabilecek son kişi olduğumu fark ettim çünkü daha az önce görücü usulü Semih yüzünden bir kriz atlatmıştık. Şimdi aynı kıskançlıkla ben ona saldırırsam karşı atakta bulunabilirdi. O yüzden sessiz kalmak en iyisiydi. Şimdilik.

"Bilmem, Nergis'e sormam lazım." diyerek bana döndü Onur. Eliyle telefonu kapatırken "Banu bizi kulübe çağırıyor, gider miyiz?" diye sorduğunda gözüne far tutulmuş tavşan gibi kalakalmıştım.

Birincisi, bizi değil de Onur'u çağırdığına adım gibi emindim. İkincisi, Onur benim ortamıma bu kadar kolaylıkla uyum sağlarken ben onun arkadaşlarıyla geçirdiğim son akşamda pek başarılı olmuş sayılmazdım. Bu beni biraz tedirgin etse de Onur'un çabalarına karşılık vermek istiyordum. Benim arkadaşlarım nasıl ondan övgüyle bahsediyorsa onun dostları da beni sevsin istiyordum.

İstemeyerek de olsa "Gideriz." yanıtını verdim. Zoraki olduğu çok belli olmuş muydu bilmiyordum ama biraz gerilmiştim. Banu'yla yeniden karşılaşmaya pek hazır değildim sanki. Onun bana tepeden bakışları sanki Onur'un yanına yakışmıyormuşum, ona layık değilmişim gibi hissettiriyordu.

Onur gitmeye o kadar istekli görünmeseydi kabul etmezdim belki ama onu mutlu etmek benim için her şeyden önemliydi. Çünkü o da her adımını beni mutlu etmek için harcıyordu. Bana sürprizler yapıyor, yüzümü güldürüyordu. Arkadaşlarımın süper kahramanıydı. Hayatıma yeniden girmiş beyaz atlı prensimdi. Onu kendi arkadaşlarımdan bile kıskanacak kadar kendime saklamak isterken bir kulüp dolusu insanın, Türkiye'nin gözleri üzerindeyken nasıl kıskanmadan durabilirdim ki? Duruyordum işte. Beni tutan tek şey Onur'un sevgisiydi. Bana dünyadaki tek kızmışım gibi davranmasıydı.

İki dakikalığına yukarı çıkıp gönül koymasın diye durumu Didem'e anlattıktan sonra onun şans dilemesiyle aşağı inip hazırlanmaya başlamıştım. Onur salonda Kurtuluş'la sohbet ederken geçen sene Simin Hanım'ın önemli bir müşterisi için çizdiği ve asla beğenmediği tasarımını giydim. Tasarımı çöpten çıkarıp üzerinde bir iki düzeltme yaptıktan sonra kendime uygun hâle getirip evde dikmiştim.

Tek kolu olan petrol mavisi iki parçaydı. Üstü tek kollu bir bluz, altı da hafif bol paça bir pantolondu. Siyah topuklu ve çantayla güzel görünüyordu. Saçlarımı tepeden atkuyruğu yapıp perçemlerimi taradım. İki ayağım bir pabuca girse de pek fena olmamıştı sanki. Mavi ve beyazın hâkim olduğu hafif bir makyajın ardından hemen hemen hazır hissediyordum kendimi.

Salona döndüğümde beni gören Onur yavaşça yerinden kalktı. "Ben hazırım." dediğimde baştan aşağı süzüyordu beni.

Dudakları kıvrılan adam sadece "Görüyorum." yanıtını verdi.

O anı abilik taslamaya çalışan Kurti'nin garip maço hâlleri böldü. "Bak, akşam geç olmadan dönüyorsun. Benim başımı belaya sokma."

"Kes!" Gözlerimi belerttim onun abilik taslamalarına karşın. Onur da hafif bıyıkaltından gülüyordu. Tabii bunda küçükken benim Kurti'yi dövüyor oluşumun verdiği bir etki de vardı bence. "Döndüğümde bu evi bir pis bulayım, bir pis bulayım Kurti..." İşaret parmağımı uyarırcasına salladım. "Seni kahve makinasına koyar öğütürüm andım olsun ki!"

Hafif tırsmış olan Kurti "Aman tamam be." dedi sadece. Onur'a döndü uyaran bir bakışla. "Bence sen bir daha düşün. Psikopat bu." Eliyle gösterirken sesi kısılmıştı. "Deli, yapar."

Onur'un gülüşleri eşliğinde evden çıktığımızda arabaya bindik. Ben gerginliğimi Kurti'nin üzerinde biraz olsun atmış görünsem de ayaklarım geri geri gidiyordu. Ama o an bunun ne kadar ayıp bir şey olduğunu düşündüm.

Kendimden pay biçeyim, Onur arkadaşlarımla görüştüğünde böyle hissettiğini bilseydim üzülürdüm. Sonuçta tüm arkadaşlarımla anlaşmak zorunda değildi ama sevdiklerimle anlaşamadığını, onları sevmediğini bilseydim içten içe üzülürdüm. E Onur'un benden farkı neydi?

En iyi şekilde onu temsil etmek için yüzüme yapay bir gülümseme kondurmaya çalıştım. Bir kulübün önünde durdu araba. Onur'un bakışları bana döndü. "Gergin misin biraz?"

Hızla salladım başımı. "Hayır, niye ki?"

"Bilmem." Kısa bir bakış attıktan sonra omuz silkti adam. "Ben öyle hissettim sanırım."

Bir yanıt vermedim. Arabadan indiğimizde düşündüğüm gibi gece kulübünden biraz farklı, biraz daha restoranı andıran şık mekânın önüne gelmiştik.

Onur'un bakışları kısa bir an üzerimde gezinirken "Kurti'nin yanında söyleyemedim ama çok güzel olmuşsun." dedi. Bu masum bir çocuğun itirafı gibi kalmıştı dudaklarında.

Ben de tıpkı onun gibi utançtan elmacık kemiklerimin adının hakkını verdiğine şahit olup kızararak "Teşekkür ederim." diyebildim sadece.

İçeri girdiğimde çok farklı bir ortam karşıladı beni. Bir kere Selim ve Felipe yoktu bu sefer. Tanıdığım çok az kişi vardı, o da geçen davetten yüzeysel tanıştığım birkaç soğuk bakış. Bir de Banu. Bu kez daha zorlu bir mücadele beni bekliyor gibiydi.

Onur'u geren şey ise arkadaş ortamının içinde geçen davette tanıştığımız ve öncesinde asansörde karşılaştığımız çocuğun olması. Kimdi? Neydi adı? Hah, Toygar gibi bir şeydi işte. Onur onu görünce gerim gerim gerildi. İkimiz de bu kadar gerileceksek neden gelmiştik ki buraya? Anlam verememiştim.

Adını aklımda tutamadığım kadınlardan biri Banu'ya kısa bir bakış atarak "Sen bir modaevinde çalışıyordun değil mi?" sorusunu yöneltti.

Onur'un getirdiği içeceğe teşekkür ettikten sonra "Evet." yanıtını verip içeceğimden bir yudum aldım.

"Orada tam olarak hangi pozisyonda çalışıyorsun? Modacı mısın?"

Hiç beklemediğim bir anda yakalandığım soruyla olduğum yere çivilendim ama yaşadığım şoku hissettirmemeye çalıştım. Yalan söylemek istemiyordum. Çalışmak ayıp değildi ama işinden utanmak ve yalan söylemek ayıptı bence. Bu Onur'u rezil edecek olsa da -kime göre, neye göre rezil oluyordu orası da ayrıydı- gerçeği söylemekle yükümlüydüm.

"Hayır, genel yardımcısıyım. Telefonlara bakıyorum, mutfakla ilgileniyorum, ortalığı toparlıyorum. Ayak işlerine bakıyorum yani."

Kadın duyduğuna biraz şaşırmış gibi Banu'ya baktığında "Ben... Modacısın diye duymuştum ama yanlış duydum herhâlde." dedi ama yanıt aradığı Banu'nun bakışları bana durumdan zevk alıyor gibi gelmişti.

Tam ağzımı açıp bir şey söyleyecekken "Nergis moda tasarımı okudu. Bu işte de çok yetenekli." dedi Onur. "Sadece bazı sağlık sorunlarından dolayı okulu bitiremedi ama ben çok güzel yerlere geleceğine inanıyorum." derken parmakları elimi kavramıştı.

Onun güven veren dokunuşuyla yeniden nefes aldığımı hissettim. Artık güvenli bölgedeydim. Soruyu soran kadın hâlâ yanı başımda olsa da, üzerimde yadırgayan bakışlar dursa da ben tehlikeden uzaklaşmışım gibi hissediyordum. Onun elimi kavrayışı bile güvende hissettiriyordu.

İşte en başından beri bu yüzden kendimi buraya, bu topluluğa ait hissetmemiştim. Çünkü burada nasıl biri olduğunun bir önemi yoktu. İyi bir insan mısın, yardımsever misin, yetenekli ve çalışkan mısın? Önemli değildi. Onlar için önemli olan tek şey sahip olduğun etiketti. Soyadın ya da saygın bir işin varsa pahalı bir etikettin onlara göre. İşte o zaman seni konuşmaya değer buluyorlardı. Aksi hâlde bende olduğu gibi yüzüme gülüp arkamdan konuşacaklardı. Ben buradan çıkar çıkmaz Onur'la ün, şöhret, para için birlikte diye dedikodumu yapacaklarına emindim ama umurumda değildi. Benim için önemli olan tek şey Onur'un da onlar gibi düşünmemesiydi.

Bize ait bir masaya geçtiğimizde "Ben içeceklerimizi tazeleyeyim." diyerek kısa süreli yanımdan ayrıldı Onur.

Bence bu onun için de sürpriz olmuştu. Daha önce modaevine gelmişti ama benim orada ne iş yaptığımı bilmiyordu. Ona söylediğimi hatırlamıyordum. Okulu yarım bıraktığımı bilse de ona modaevinde ayak işleri yaptığımı söylememiştim sanırım. Belki onun da hayallerini yıkmıştım. Bilmiyordum ki. Belki de haberi vardı. Eskiden tanıdığım Onur bunları önemseyen türde biri değildi. Şimdiki Onur'u ise yeni yeni tanıyordum. Bana o eski çocuğu hatırlatan birçok hareketi olduğu gibi değiştiğini gösteren yanları da vardı.

Örneğin eski Onur böyle kendini beğenmiş arkadaşlıklarla vakit harcamazdı ama şimdi... Belki de bu gereken bir şeydi, bilmiyordum. Onun dünyasında gerekiyor olabilirdi, henüz dünyasını o kadar tanımıyordum ki.

Ben Onur'u beklerken dakikalardır karşımdaki masada içkisini yudumlayan adam usulca yanıma geldi. "Merhaba."

Onur'un ondan hazzetmediğini bildiğim için etrafıma bakınırken ilgisiz bir "Merhaba." yanıtıyla geçiştirdim onu.

"Nasılsın?"

"İyiyim, sen?"

"İyiyim, teşekkür ederim." Gözleri hafifçe kısılan adam "Sen benden korkuyor musun?" diye sordu aniden. Öyle sıradan bir soru ifadesi kullanmıştı ki şaşırdım.

"Ne münasebet canım? Neden korkacakmışım?" Göz teması bile kurmadım. "Seni tanımıyorum bile."

"Tanışmıştık. Senin adın Nergis'ti. Ben de adımı söylemiştim."

"Unuttum gitti." Geçiştirir gibi "B12 eksikliği var bende, çabuk unutuyorum." dedim sadece.

Güldü adam. "O zaman yeniden tanışalım, adım Toygar." Oysa adının Toygar olduğunu biliyordum. Ama hayatta bilmeyi pek de önemsemediğimiz şeyler olurdu ya, bu da öyle bir şeydi. Boş verdiğim bir şeydi.

"Hı, memnun oldum."

Beni düşünceli bir biçimde süzerken "Anlaşılan Onur hakkımda olumsuz şeyler anlatıp korkutmuş seni." dedi sorgular gibi. "Oysa ben sadece seni tanımak istiyorum. Hani şu normal arkadaşların birbirini tanıması gibi." Alaycı ve biraz da eğlenceli bir tavırla başını bir o yana bir bu yana sallayarak sıraladı. "En sevdiğin renk ne, hangi meyveyi seversin gibi sorularla falan."

Hemen arkamdan "Cadı elması sever o." diye bir yanıt geldi. Sert, tok bir sesti ve benim için son derece tanıdıktı. Arkama döndüğümde iki elinde de içecekler olan Onur, Toygar'a delici gözlerle bakıyordu. "Kıpkırmızı, sulu ve tatlı." Gitmesi için bekler gibi bir bakış attı. "Merakını giderdiğime göre sevgilimle beni yalnız bırakırsan sevinirim. Biraz baş başa vakit geçirmek istiyoruz."

Söylenenlere hiç de bozulmamış gibi görünen Toygar, şımarıkça bakışlarına karşılık ellerini teslim olurcasına havaya kaldırdı ve "Keyfine bak." diyerek yanımızdan ayrıldı.

Garip bir adamdı. Sadece sözlerle kafa karıştıran tipte biriydi. Bir zararını görmesen de üzerine düşüneceğin, bu niye geldi ki şimdi diyeceğin türde biriydi ve rahatsız ediciydi. Onur'un bundan dolayı rahatsız olduğunu anlamak zor olmasa gerekti.

Aramızda geçen manasız bir sessizliğin ardından bana doğru bir bakış attı. "Sen de sıkıldın mı?" diye soran Onur'a çaresizce başımı salladım. Bu içimde tuttuğum bir itirafı salıverişti.

İçecekleri masaya bırakıp elini uzattı. "İyi, hadi öyleyse."

Nereye gideceğimizi bile bilmeden tuttum elini. Yüzüm aydınlandı. Tüm kuralları çiğner gibi çıkıp gittik oradan. Banu'nun Onur, nereye sorusunun bile yanıtsız kaldığı kadar aykırı bir çıkışla gittik. Resmen kaçtık. Herkesi geride bırakıp arabaya bindik ve gittik işte.

Arabaya ilk bindiğimizde sessizliğimiz büyüdükçe büyüdü. Ben aramızda soru işaretleri kalsın istemiyordum. Bu yüzden "Modaevinde ayak işlerinde çalıştığımı söylemem senin için hoş olmadı sanırım." dedim sadece.

"Neden bana söylemedin?"

"Uğruna ilişkimizin bittiği okulu bitiremediğim için böyle bir işte çalıştığımı bilmeni istediğime emin değildim." Ben daha farklı bir yanıt beklemiştim. Benim için bir önemi yok gibi bir yanıt. O ise neden söylemediğimi sorunca bunu umursadığını düşündüm. "Senin için önemli olduğunu düşünmemiştim, üzgünüm."

"Emeklerinin hiç olması benim için önemli, Nergis."

"Sadece bunun için mi?"

"Başka ne için olacak?"

"Oradan çıktığımızda arkandan kız arkadaşının böyle bir işte çalıştığını söyleyecek olmalarının bir önemi yok mu? Bunu soruyorum."

"Şu an tam olarak saçmalıyorsun."

Hiç beklediğim cevapları vermiyordu. Tanıdığım Onur'un cevapları değildi bunlar. Çevrenin ne düşündüğünü umursamadığını tam olarak söyleyemiyordu bile. Bu da onun tanıdığım adam gibi kalmadığını en acı şekilde gösteriyordu.

Sessizce bir iç geçirdim. Camdan dışarı, onun aksi yönünde dışarıyı seyrederken yolun geçmesini bekledim. Bir an önce eve gidip yorganımı burnuma kadar çekip uyumak istiyordum. Kendimi tüm dünyadan saklamak istiyordum.

Arabanın evime doğru gittiğini düşünürken durduk. Merakla başımı çevirdiğimde Onur'un bakışları üzerimdeydi. "Nergis."

"Efendim?"

Yüzümü ellerinin arasına alan adam başparmaklarıyla parlayan gözyaşlarımı yanaklarıma inmeye fırsat bulamadan sildi. "Senden utanabileceğimi nasıl düşünüyorsun? Seni bunca yıl bekledikten sonra böyle siktiriboktan bir şey yüzünden sana duygularımın değişebileceğini hangi akla mantığa sığdırabiliyorsun?"

"Ya, mesele o değil Onur. Uğruna senden, aşkımdan vazgeçtiğim işin sonu böyle olmamalıydı anlıyor musun? Hayallerine kavuşmana çok mutluyum, seninle gurur duyuyorum. Ama bu başka bir şey. Ben olduğum yerde kalırken hatta geriye giderken senin ilerlemen, farklı ortamlara girmiş olman bizi bölüyor, parçalıyor. Yavaş yavaş uzaklaştırıyor belki."

"Nasıl böyle düşünebilirsin?" Hayret eden bakışları gözlerime isabet etmişti. "Bunu sana ben mi düşündürdüm?"

"Hayır, Onur. Ama o insanlar böyle. Bizim aramızdaki masum aşkı bile kirletiyor gözlerinde. Benim gibi biri neden seninle olur? Bunu kurcalayıp dururken dedikodu üstüne dedikodu yapmaya, arkamızdan konuşmaya devam edecekler. Benim umurumda değil. Ülkece tanınan kişi ben değilim. Ama ya sen sorun edersen?"

Bir eli direksiyona dönen adamın bakışları önüne düştü. Sesli, gergin bir nefes verdikten sonra yeniden bana baktı. "Benim sorun edeceğim tek şey ne olur biliyor musun? Benim yüzümden Nergis çiçeğimin üzülmesi." Nemli yanağıma dokundu. "Bir daha benim yüzümden tek bir damla gözyaşı dökerse o zaman sorun ederim. Ve inan bana bu sorunun içinde herkesi boğarım."

Tatsız bir tebessümle karşılık verdiğimde başımı koltuğa yasladım. Bakışlarım adama dönmüştü. "Seni seviyorum, Onur. Ama seni severken kariyerine zarar vermek, istediğim son şey."

"Asıl bu saatten sonra hayatımda olmazsan kariyerime zarar vermiş olursun." Alaycı bir ifadeyle tek kaşını kaldırdı tehditkârca. "Dene ve gör. Beni terk ettiğin an gol atmayı bırakırım. Olcay'la da diğer hayranlarımın beddualarıyla da uğraşmak zorunda kalırsın. O günden sonra iki yakan bir araya gelmez." Omuz silkti oyunbaz bir ifadeyle. "Bana göre hava hoş. Seçim senin."

Güldüm. "Ya, Onur! Olcay'la beni yüz göz etme sakın." O arabayı yeniden çalıştırdığında merakıma engel olamadım. "Nereye gidiyoruz?"

"Seni kaçırıyorum buralardan."

"Nasıl?"

"Madem kendini buraya ait hissetmiyorsun, ben de ait hissettiğimiz bir yere götürüyorum."

"Nereye?"

Yeniden sorsam da cevap vermemeye niyetliydi. Merak içinde beklerken sahile yakın durduk ve indik arabadan. Elini uzattığında tereddütsüz tuttum.

"Ya nereye Onur? Bir söylesen..."

Oyuncu bir edayla omuz silkti ve söylemekten kaçındı. Çok geçmeden lisedeyken sahil kenarında hep gittiğimiz seyyar pilavcının olduğu yere getirdiğini anlamıştım. Bir keresinde annemle kavga ettiğim için çantamı toplayıp evden kaçmaya kalktığımda -ki neden kavga ettiğimi bile bilmiyordum, kesin boktan bir sebepti ve ergenliğime denk gelmişti- Onur beni buraya getirmişti. Güya beni kaçırmıştı ama götürebileceği hiçbir yer yoktu. Onların evine gitsek Fahriye teyze hemen arar söylerdi. Öyle dışarıda kalmıştık.

Önce karnımızı burada doyurup tüm gün mahallenin etrafında dolandıktan sonra babamın gelip beni almasıyla ve eve götürmesiyle kapanışı yapmıştık. Komik ve anlamsız bir gündü. Okul çantamın içinde kaçmak için okul formam, makyaj malzemelerim ve cüzdanımda kalmış son beş liram vardı. Pek parlak bir kaçma planı sayılmazdı. Ama Onur'un yanımda olması yine de güven vericiydi.

"İnanmıyorum." dedim seyyar pilavcının önünde durduğumuzda. "Kaç yıl oldu buraya gelmeyeli?"

"Çok yıl oldu, Nergis çiçeği."

"Benden sonra hiç gelmedin mi yani?" Bakışlarımla ölçüp tarttım adamı. "Başkasını da mı getirmedin?"

"Bizim pilavcımıza kimi getirecekmişim? Burası bize özel."

"Ha başka yerlere götürdün yani." Onur'un yan bakışıyla güldüm. "Tamam, tamam şaka yaptım."

Salim amca bizi görür görmez kollarını iki yana açtı. Çizgi filmlerindeki o neşeli amcalar gibi gözleri parladı. "Ooo kimleri görüyorum? Onur!" O konuştukça oynaşan beyazlamış pala bıyıkları küçükken de beni çok güldürürdü. Pek şirin gelirdi gözüme. O zamanlar bu kadar beyaz değildi tabii. Ona sarılan çocuğun sırtına vurdu. "Bizim Onur büyümüş, futbolcu olmuş da Salim amcasını unutmamış ha!"

"Unutur muyum seni Salim amca?" Göz ucuyla bana baktıktan sonra "Buraya kız kaçırmışlığım bile var." dedi şaka yollu.

"E öyle madem niye bu kadar zaman gelmedin hiç, hayta!"

Hemen hedef olarak beni gösterdi. "Vallahi onun yüzünden." Gözlerim kocaman açılırken "Beni bulmakta o kadar gecikti ki anca şimdi gelebildik." dediğinde Salim amca da gülmeye başlamıştı.

Bize bakarken gözlerinin içi gülüyordu. Geçmişten gelen bir hatıra fotoğrafına bakar gibiydi. "Eski âşıklar yeniden burada ha." dedi kendi kendine. "Vay be..."

Kısa bir hasret giderme seramonisinden sonra "Hadi, geçin hemen birer pilav ayran yapayım size." diyen adam en az bizim kadar hevesli ve neşeliydi. "Nergis'im sana da aynısından mı olsun?"

"Evet Salim amca."

Unutmamıştı Salim amca. Onur'a tavuklu pilav, bana nohutlu pilavın üstüne ketçap mayonez. İki de ayran. Getirdiğinde öyle iştahla bakıyordum ki plastik tabaklarımıza "Bunlar bize yetmez Salim amca, sen bize iki tane daha çek." dedim hiç tereddüt etmeden.

"Hemen geliyor!"

İştahla pilavlarımızı yerken mutluydum. Her ne kadar burada yeniden görülmüş olmamız babamın kulağına gitme korkusu yaşatsa da mutluydum. Arada bir Onur'un yanına gelip fotoğraf çektirmek isteyen hayranları olsa da buranın atmosferini yaşamak bir başkaydı.

Ayranımdan bir yudum daha alırken Onur'un "Seni buraya kaçırdığım günü hatırlıyor musun?" sorusuyla karşı karşıya geldim.

Ağzımdaki ayranı püskürtmemek için zor tuttum kendimi. Yuttum gülerken. Neredeyse boğazımda kalıyordu ayran. "Hatırlamaz olur muyum?" Onu taklit ederek ekledim. "Merak etme, ben sana bakarım demiştin."

"O sırada cebimde sadece babamın sabah verdiği yirmi lira harçlık vardı." Bu detay beni daha da vahşice güldürdü.

"Benim de cüzdanımda beş lira vardı."

Karşılıklı gülüşürken ne güzel zamanlardı diye geçirmiştim içimden. Şimdi o zamanlara dönmek istesek de dönemezdik. Ama belki daha güzel zamanlar, geleceğe dair daha güzel anılar yaratabilirdik.

Gözlerime bakan adam "O hâlde bile ne düşünmüştüm biliyor musun?" dedi. Toplamda yirmi beş lirası olan iki gencin pilav ayran yemek dışında ne düşünebileceğini tahmin etmeye çalıştım. "Ben bu kıza nikâhı basacağım demiştim."

Kısa bir bakış attıktan sonra şaşkınlığımı maskeleyen bir gülüşle karşılık verdim. "Saçmalama Onur, o gün ben reşit bile değildim henüz."

Omuz silkti. "Biliyorum." O durumla kendi de alay etmeye başladı. "Erkek adamım, büyümüşüm ya, sevdiğim kızı sokakta bırakmayacağım aklım sıra. Serde erkeklik var."

İkimiz de katıla katıla gülerken zor nefes alıyordum. "Ay Onur, iki kaşık pilav yiyecektim onu da gülmekten yedirmedin ya aşk olsun!"

Benden daha sakin görünen adam imalı bir bakış attı. "Çabalarım o yönde."

Gözlerimi kaçırırken onun bende bıraktığı hislerin ilk günkü gibi olduğuna inanamıyordum. Yıllar geçer de hiçbir şey eskimez mi, eksilmez mi? Eksilmemişti işte. Eskimemişti de. İlk günkü gibi taze kalmıştı. Hâlâ Onur'u gördüğünde hızla çarpan bir kalp ve hâlâ bana bakarken gözleri parlayan bir Onur. Belki de değişmeyen tek şey buydu. Hayatımızın aksine.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Nasıl da sıcacık olduk değil mi bu bölümde? 🤤 Onur ve Nergis'i yazmak beni çok dinlendiriyor. Dark Romance çiftlerim gibi toksiklik yok, red flag yok, birbirini dinleyip anlama var, hoşgörü var, sevgi ve saygı var. Ah, daha ne isterim ki? Nazar değmesin diyor ve geçiyoruz efenim. 🧿

Yeni bölümümüzü nasıl buldunuz bakalım? Buraya yazabilirsiniz. Hayalinizdeki Onur ve Nergis sahnelerini de buraya yazabilirsiniz. Pazartesi itibarıyla şehir dışına tatile gidiyorum ve internetin sıkıntılı olduğu yerlerde olacağım. Bölümlerde aksaklık olabilir ama yine de elimden geleni yapacağım. Döndüğümde ise yine aynı düzende devam edeceğimize emin olabilirsiniz. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

199okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18