♛ DE-MARKAJ | 15

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 57Şu an: ♛ DE-MARKAJ | 15
  1. 1 ♛ DE-MARKAJ | PROLOG1.101 kelime
  2. 2 ♛ DE-MARKAJ | 11.888 kelime
  3. 3 ♛ DE-MARKAJ | 21.511 kelime
  4. 4 ♛ DE-MARKAJ | 32.183 kelime
  5. 5 ♛ DE-MARKAJ | 42.318 kelime
  6. 6 ♛ DE-MARKAJ | 52.915 kelime
  7. 7 ♛ DE-MARKAJ | 62.643 kelime
  8. 8 ♛ DE-MARKAJ | 72.841 kelime
  9. 9 ♛ DE-MARKAJ | 82.136 kelime
  10. 10 ♛ DE-MARKAJ | 93.729 kelime
  11. 11 ♛ DE-MARKAJ | 103.434 kelime
  12. 12 ♛ DE-MARKAJ | 112.118 kelime
  13. 13 ♛ DE-MARKAJ | 123.910 kelime
  14. 14 ♛ DE-MARKAJ | 132.575 kelime
  15. 15 ♛ DE-MARKAJ | 142.420 kelime
  16. 16 ♛ DE-MARKAJ | 152.576 kelime · Okuduğun bölüm
  17. 17 ♛ DE-MARKAJ | 162.319 kelime
  18. 18 ♛ DE-MARKAJ | 172.171 kelime
  19. 19 ♛ DE-MARKAJ | 182.557 kelime
  20. 20 ♛ DE-MARKAJ | 192.418 kelime
  21. 21 ♛ DE-MARKAJ | 203.875 kelime
  22. 22 ♛ DE-MARKAJ | 212.497 kelime
  23. 23 ♛ DE-MARKAJ | 222.234 kelime
  24. 24 ♛ DE-MARKAJ | 234.137 kelime
  25. 25 ♛ DE-MARKAJ | 243.223 kelime
  26. 26 ♛ DE-MARKAJ | 253.240 kelime
  27. 27 ♛ DE-MARKAJ | 264.385 kelime
  28. 28 ♛ DE-MARKAJ | 274.784 kelime
  29. 29 ♛ DE-MARKAJ | 28 | SEZON FİNALİ3.043 kelime
  30. 30 ♛ DE-MARKAJ | 292.548 kelime
  31. 31 ♛ DE-MARKAJ | 301.964 kelime
  32. 32 ♛ DE-MARKAJ | 312.510 kelime
  33. 33 ♛ DE-MARKAJ | 321.679 kelime
  34. 34 ♛ DE-MARKAJ | 332.099 kelime
  35. 35 ♛ DE-MARKAJ | 343.323 kelime
  36. 36 ♛ DE-MARKAJ | 353.088 kelime
  37. 37 ♛ DE-MARKAJ | 363.290 kelime
  38. 38 ♛ DE-MARKAJ | 372.323 kelime
  39. 39 ♛ DE-MARKAJ | 382.077 kelime
  40. 40 ♛ DE-MARKAJ | 393.584 kelime
  41. 41 ♛ DE-MARKAJ | 402.164 kelime
  42. 42 ♛ DE-MARKAJ | 412.054 kelime
  43. 43 ♛ DE-MARKAJ | 421.887 kelime
  44. 44 ♛ DE-MARKAJ | 432.448 kelime
  45. 45 ♛ DE-MARKAJ | 442.225 kelime
  46. 46 ♛ DE-MARKAJ | 452.662 kelime
  47. 47 ♛ DE-MARKAJ | 463.031 kelime
  48. 48 ♛ DE-MARKAJ | 472.775 kelime
  49. 49 ♛ DE-MARKAJ | 483.935 kelime
  50. 50 ♛ DE-MARKAJ | 492.087 kelime
  51. 51 ♛ DE-MARKAJ | 501.981 kelime
  52. 52 ♛ DE-MARKAJ | 512.254 kelime
  53. 53 ♛ DE-MARKAJ | 522.377 kelime
  54. 54 ♛ DE-MARKAJ | 532.214 kelime
  55. 55 ♛ DE-MARKAJ | 542.556 kelime
  56. 56 ♛ DE-MARKAJ | 552.578 kelime
  57. 57 ♛ DE-MARKAJ | 56 | FİNAL2.328 kelime

-15-

❝Nergis❞

Koştura koştura eve nasıl geldiğimi bilemedim. Kapıdan içeri nefes nefese girdim ve ne oldu bilin. Kendisi hakkında endişe ettiğim babam Pazar sabahları yayınlanan bir kovboy filminin tekrarı ortasında uyuyakalmış, asayiş berkemalmiş. Annem beni yana yakıla neden mi çağırmış? Onu ben de bilmiyordum.

Rahat bir nefes alarak elimdeki poşeti ve çantamı kenara bıraktıktan sonra mutfağa yöneldim. "Anne ödümü kopardın ya! E babam iyi, bir sorun yok."

Meyve tabağından elma soyan annem gayet sıradan bir tavırla omuz silkti. "Ben babanın bir şeyi var demedim ki kızım."

"E telefondaki o korkunç sesin neydi o zaman?"

"Çabuk gel dedim sadece. Seninle konuşmam gereken bir konu var da ondan."

Hayatî bir konu olmadığına her ne kadar sevinip rahatlasam da beni endişelendiren anneme gözlerimi devirdim ve masada karşısındaki yere oturdum. "Neymiş bu çok önemli konu? Gelene kadar bir kere elimdeki poşeti düşürdüm, iki kere de araba çarpma tehlikesi geçirdim."

Sanki buna sebep olan kendisi değilmiş gibi kulağını çekiştirdi kadın. "Ay Allah korusun!"

"Allah koruyor da sen bozuyorsun anne." Nefesim yavaş yavaş düzene girmişken hemen konuya gelmek istedim. "Neymiş bu konuşacağın konu?"

Esrarengiz bir yüz ifadesiyle "Biri var." dedi hevesli hevesli.

Gözlerimi kapatıp güldüm. "Anne, biliyorum. Biri var yıllardır. Salonda uyukluyor, bizi de ondan yaptın ya zaten."

"Zevzeklik etme, onu mu diyorum ben?" Tatlı tatlı kızdıktan sonra şakama daha fazla takılmadan devam etti. "Sana kısmet var."

"Ne?"

"Yaaa! Hem de öyle böyle değil." Ballandıra ballandıra bahsettiği kısmeti hiç merak etmiyordum. Asıl şaşırdığım şey daha düne kadar Onur diye başımın etini yiyen kadının şimdi başka bir kısmet adayına karşı hevesiydi. Tabii, ben artık Onur'la olmaz deyince rota yeniden hesaplanmıştı anlaşılan. "Hani geçen nişanda takı kutusunu evde unutmuştum da sen koştur koştur getirmiştin ya, hah işte o gün Semih görmüş, beğenmiş seni. Süreyya teyzene sormuş."

"Semih kim anne?"

Soyduğu elmaları dilimlemeye başlayan kadın elindeki iyi bir malı satar gibi anlatmaya devam etti. "Bankacı, otuz yaşında. Sırım gibi de delikanlı. Süreyya teyzen fotoğrafını gösterdi, boylu poslu maşallah! Allah özene bezene yaratmış."

"Anne ne diyorsun?" İlgisizce sorduğum sorunun ardından gözlerimi devirdim bıkkınlıkla. "Allah sahibine bağışlasın, bana ne bunlardan?"

"Kızım işte sahibi sen olasın diye, aaa!" Hiç ilgimi çeken bir konu olmamasını hatta evlenmeyi düşünmediğimi bile bir kenara bırakırsak biz Onur'la yeniden başlamıştık. Evet, bir süre bu konunun aramızda gizli kalmasına karar vermiştik. Bunun birden çok sebebi vardı, sebeplerden biri de dış etkenlerdi. En çok da babam. Tüm bunlara rağmen annem kulağıma su kaçırmaya devam ediyordu. "Görür görmez beğenmiş seni çocuk. Çok hoşlanmış senden. Süreyya teyzenin eteğine nasıl yapışmış bizi bir tanıştır diye, ah bir bilsen. Maaşı falan çok iyi! Çalıştığı bankada şef."

"Hey Allah'ım ya Rabbim!" Bakışlarım tavana dikilirken tam olarak sabır diliyordum. Böyle bir durumda başka ne dilenebilirdi ki?

Ben kendi derdime düşmüş durumdayken arkamdan Kurti'nin geldiğini ve konuştuklarımıza kulak misafiri olduğunu fark etmemiştim bile. Buzdolabını açıp kendine bir elma çıkardı ve iştahla bir ısırık aldı. Dalga geçen bir bakış attı bana. "Bu Şam şeytanını beğenen de çıkmış ya, valla pes. Çocuğun gözleri bozuk zağar."

Babama duyurmamaya çalıştığı çok açık olan annem kısık sesle uyardı Kurti'yi. "Oğlum ayıp! Kardeşin o senin."

"Of bir şey demedim."

Bir gözü mutfak kapısında olan annem babamdan gizli iş yaptığı için biraz gergindi. Babam hiç sevmezdi böyle işleri. Ben de sevmezdim açıkçası. Görücü usulü evliliğe de oldum olası kılımdır zaten. Hayır, kalbimde de biri vardı üstelik. Şu an durumu açıklayamasam da Onur'dan başkasına ait hissetmiyordum kendimi.

Anneme söylediğimde babamın kulağına gitmeyeceğini bilsem söyler, bu konuyu kapatırdım ama annemle paylaştıktan sonra geri dönüşü olmayacağına, bir Salı pazarı sonrası bırakın babamı tüm mahallelinin ve esnafın cami hoparlöründen duyurulmuşcasına her şeyden haberdar olacağına neredeyse emindim. O yüzden ağzımı sıkı tutmaya karar verdim.

"Anne ben evlenmeyi düşünmüyorum."

"Ne zamana kadar kızım? Bak, şimdi gençsin, taliplerin kapılara diziliyor. Ya yarın öbür gün evlenmek istersen de yaşın geçerse ne olacak?"

"Anne ben size yük müyüm ya? Evim barkım ayrı."

"Aaa yük ne demek? İnsana evladı yük olur muymuş hiç? Nasıl laflar bunlar?" Yüzünü yumuşatarak beni işlemeye çalıştı. "Güzel kızım ben senin mutluluğun için çabalıyorum burada. Bekâr bekâr nereye kadar? İnsan bir can yoldaşı arıyor kendine."

"Can yoldaşı gerekirse kedi, köpek alırım eve."

"Kocayla bir mi?"

Kısa bir an düşünüp "Hemen hemen." yanıtını verdim dudak bükerek. "İkisi de tüy döküyor sonuçta. Ha, kedi köpek daha eğitimli bazı yerlerde."

"Alay etme anneyle!" Ben durumu ciddiye almadıkça annem daha da coşuyordu. Onu durdurmanın bir yolu yok gibi görünüyordu. İyiden iyiye sıkılmıştım. Hele "Kızım daha ne kadar bekâr kalmayı düşünüyorsun ki? Kaç yaşına kadar?" diye başlayınca kendimi camdan aşağı atasım geldi bir an. Çünkü ancak kolumu, bacağımı kırarsam bu muhabbeti kaynatıp kurtulabilirmişim gibi gelmişti. "Onur'la olmaz dedin, tamam. Ama ömür boyu da bir adamın peşini beklemek nedir? Bari bu çocukla görüş. Belki kafalarınız uyuşur, ne dersin?"

O ana kadar konuşmalarımızı sessizce bir köşede dinleyen Kurtuluş sahalara geri döndü. Gürültülü bir biçimde yiyip bitirdiği elmanın çöpünü bile atmaktan aciz olan adam tıksırarak "Evlenmeyi düşünmüyormuş." diye söylendi. "Seninle kim evlenmeyi düşünür acaba o gözleri bozuk adam dışında?"

"Benim taliplerim bile var Kurti. Ama çok şükür aynı yaşta olmamıza rağmen bu yaşa kadar senin için kapımıza gelen olmadı." Kollarımı kavuşturdum. "Hoş, olsa iki saniye beklemez verirdik seni üç mandal karşılığında ya, neyse."

"Kızım ben erkeğim."

"Ben de kızım, ne olmuş?"

"Didişmeyin! Önemli bir konu konuşuyoruz burada."

Kararlı bir biçimde "Anne ben evlenmeyi düşünmüyorum, yarışmacı arkadaşlara da başarılar diliyorum." dedim ve konunun kapanmasını diledim. Görünüşe göre yapabileceğim daha iyi bir şey yoktu. Cebimde dakika başı telefon titreşince maç saati geldi aklıma. Didem arıyor olmalıydı. Daha doğrusu Olcay aratıp duruyordur. Zengin kalkışı yaptım. "Hadi eyvallah."

"Nereye kızım?"

Kurtuluş "Ya bırak anne, bunu alan olursa da üç güne geri getirir. İmalât hatası bu." diyerek araya girdi ve benden önce davranıp "Ben Olcaygillere gidiyorum, maç izleyeceğiz." dedi. Hızlı hızlı ayakkabılıkta spor ayakkabılarının topuklarına basarak evden çıktı.

O an Kurti'yle aynı yere gidecek olmamız canımı sıksa da peşine takılmak durumunda kaldım. Kısa bir bakış attığım anneme "Didemlere gidiyorum anne, mısır patlatmıştı sözüm var." dedim ve uyarıcı bir ifadeyle işaret parmağımı salladım. "Bu konuyu da kapat, babamın kulağına giderse hiç hoş olmaz."

Aba altından sopa gösterdiğimi dakikasında anlayan annem ağır ağır salladı başını. "Anneye tehdit ha?"

"Eee, beni çocuk gelin yapmaya çalışırsan ben de babama sığınırım."

"Ne çocuk gelini, eşek kadar oldun! Senin yaşındakiler ikinci çocuğuna hamile!"

Omuz silktim "E o da onların sorunu." derken. "Ben evlenmeyi düşünmüyorum."

Onu geride bırakıp ayakkabılarımı giyerken söylenmelerini duyabiliyordum. "İyi, evlenme! Turşunu kuralım senin. Bütün güzel kısmetleri reddet. Onur'u reddet, Semih'i reddet. Yaşın geçsin, yumurtalıkların kurusun, çocuğun da olmasın. On beş kediyle bir başına yaşa! Her şeyi, herkesi reddet sen. Peri padişahının kızısın ya! Reddet bakalım!"

Başımı iyi yana sallayarak gülerken çantamı ve poşetimi alıp kapıyı kapattım. Anne söylenmelerini geride bırakıp aşağı inmek, ya Rabbim bu ne huzur...

Koştur koştur eve uğrayıp eşyalarımı bıraktıktan hemen sonra Didem'in dairesinde aldım soluğu. Didem "Nerede kaldın kızım? Olcay beynimi yedi totem diye." sözleriyle beni sıkıştırıp dursa da maç henüz başlamamıştı çok şükür. Yoksa cidden Olcay'ın dilinden kurtulamazdık. "Neymiş, sen olmazsan maçı kaybederlermiş. Onur'la totem yapmışlar, şu, bu! Hadi geç içeri."

Koridorda yürürken Olcay'ın bağırışlarını duyabiliyordum. "Kim geldi, Nergis mi geldi? Gelmediyse hemen ara çabuk gelsin buraya! Çabuk! Maçın başlamasına çok az kaldı bak Didem!"

"Geldim Allah'ın cezası, geldim." derken ev terliklerinden birini giyiyordum.

Salona girdiğimde bir de ne göreyim? Üçlü koltuğun hemen önündeki yere oturup cipslere dalan Kurti'nin beni görüp "Sen yine mi geldin kızım ya? Senden bir kurtuluş yok mu bana?" demesini bir kenara bırakırsak ortada seyir zevki veren daha önemli bir şey vardı.

Bizim deli Olcay, duvara asılı imzalı formayı çerçeveli camından öpüyordu. Üç kere öpüp başına koydu, inanabiliyor musunuz? "Hadi Fişek, bak sana güveniyorum tamam mı? Bunu başarabiliriz. Hep birlikte başarabiliriz! Ayağına zeval gelmesin!" Beni görünce heyecanla ekledi. "Bak, kaknem sevgilin de geldi, burada. Sözüm söz. Hadi yüzümüzü kara çıkartma tamam mı? Ben sözümü tuttum, sen de tut!"

Bu söylenenleri duydu mu diye gerginlikle Kurtuluş'a döndüğümde son ses dinlediği televizyondan başka şey görmüyordu gözü.

Garip bakışlar attığım Olcay bu durumdan hiç etkilenmemiş gibi yerde, Kurti'nin yanındaki yerini almıştı bile. Kurti öyle odaklanmıştı ki Olcay'ın söylediklerini bile duymuyordu. Söz konusu futbol olduğunda erkeklerin çıldırmasının bir sonu yoktu, bunu görmüştüm. Yahu adam resmen burada olmayan bir adamla imzalı forması aracılığıyla konuşmuş, anlaşmıştı. Astral seyahat bile bundan daha mantıklıydı. Ne diyeyim, Allah sonumuzu hayretsin.

Didem elindeki patlamış mısır kovasıyla takviye yaparken beylerin önündeki masaya baktım. Yok yoktu. Çerezler, cipsler, patlamış mısır, çekirdek, bira, kola, neler neler...

Kendime masadan büyük bir bardak kola aldığımda Olcay'ın telaşlı bakışları bana döndü. "Sen gel böyle, gel böyle! Bak bu üçlü koltuğun tam ortasına oturacaksın tamam mı? Sakın yerinden kımıldama! Gözümün önünden de ayrılma! Maç bitene kadar hiçbir yere gitmiyorsun, okey?"

Anlamaz bir bakış attım söylediğini yaparken. "E abartma Olcay. Çişim gelirse de tuvalete giderim artık değil mi?"

"Hayır! Maç bitene kadar çişin gelmeyecek! Gelirse de devre arasına kadar tutacaksın o çişi! O çiş bu gece gelmeyecek Nergis!"

Gözlerim dehşetle açılmış bir biçimde Didem'e döndüm. "Didem, korkuyorum."

"Korkma canım, geçer."

"Ne zaman?"

Gözlerini tavana dikip iki dakika düşünen kız "Takriben doksan dakika sonra. Maç bitince." yanıtını verdiğinde hiç yardımcı olmamıştı.

Olcay sanki çok önemli bir düğün organizasyonu yapıyormuş gibi telaşla Didem'e döndü ve beni işaret etti. "Buna mukayyet oluyorsun Didem, üçlü koltuğun tam ortasında oturuyor maç bitene kadar." Yeni aklına gelmiş gibi de ekledi. "Bir de çok içecek ikramı yapma buna, çişi falan gelmesin! Sakın bak!"

"Ay tamam Olcay, üfff!" Sıradan bir durummuş gibi gözlerini devirdi Didem. Meraklı bakışları bana döndü. "Sen niye geciktin o kadar?"

"Annem çağırdı ya, önemli değil." Tabaktaki cipsi avuçladım.

"Neden?"

Kurti arkasına bile dönmeden "Buna kısmet çıkmış." yanıtını verdi alayla. "Ya kör ya topal. Ha bana sorarsan kör."

Olcay öyle transa geçmişti ki bizi duyduğunu bile düşünmüyordum. Şu an bu odada aklı başında bir ben bir de Didem vardık. Ve o mantıklı soruyu Didem sordu. "E Onur?"

Sus işareti yapıp arkası bize dönük Kurtuluş'u gösterdim. Dudak hareketleriyle "Evdekiler bilmiyor." dedim sessizce.

"E söyleseydin Handan teyzeye, çıldırırdı sevinçten. Seni de rahat bırakırdı."

Didem'e biraz yaklaşıp sessizce anlattım durumu. "Şimdi babam olaya negatif baktığı için bir süre ilişkimizi gizli tutalım dedik. Anneme söylersem tüm Türkiye öğrenir. O yüzden bir süre böyle."

"İyi bakalım."

Oyuncular sahaya gelirken gözüm sadece Onur'u ve onun olduğu kareleri arıyordu. Algıda seçicilik. Maç boyunca asla anlamadığım bir sürü terimler ve olaylar olurken ben mal gibi televizyonun karşısında duruyordum. Yeri geliyor bizimkiler bağırıyor, yeri geliyor zıp zıp zıplıyordu. Bu hâlleriyle ortaokul veletlerine benziyorlardı.

Maç yorumcusu anlattıkça bizimkilerin heyecanı da pozisyonun durumuna göre artıyordu.

"Dakikalar 67'yi gösterirken Galatasaray rakip yarı sahaya yerleşmiş durumda. Top Felipe'de... Brezilyalı oyuncu dar alanda rakibini ekselansla geçiyor, pasını hemen yanındaki Onur'a aktarıyor. Onur, topu tek dokunuşla tekrar Felipe'ye bırakıyor-güzel bir duvar pası! Felipe şimdi ceza sahasına doğru hareketlendi, rakibini bir kez daha geçti... Şutunu gönderiyor-kaleci son anda çıkarıyor! İnanılmaz bir paslaşma, harika bir organizasyon!"

Maçın sonlarına doğru o kadar sıkıştım ki artık karnıma ağrılar girmişti. İdrar kesem bana yalvarıyor olmalıydı ama asla yerimden kalkamadım. Bir seferinde kalkmayı denedim ama ağzı mısırla olan Olcay "Didem tut! Tut şunu, tuvalete muvalete gitmesin! Son on dakika ya, son on dakika!" diye bağırarak beni oturduğum yere zincirlemeyi bile teklif etti.

Didem "Olcay kız altına yapacak!" diye uyarsa da umurunda değildi.

Ağlamaklı bir hâlde "Bak salonun ortasına yapmak üzereyim, çok çaresizim diyorum ya!" diye yalvarırken kendimi rezil etme pahasına içinde bulunduğum müşkül durumu anlattım ama yok. Tık yoktu Olcay'da. Tek odağı maçtaydı. Maçın sonuna kadar beklemek zorunda kaldım. Kendi hâlime terk edildim. O zor durumumla ilgilenmek yerine gözü maçta, kulağı da maç yorumunda olan Olcay, kutlama için hazırda bekliyordu.

"Maçta artık son dakikalar... 82. dakika. Galatasaray bastırıyor, beraberlik golü ya da fişi çekecek gol an meselesi. Ceza sahası çevresinde Onur'la Felipe arasında hızlı bir paslaşma başlıyor. Onur topu dar alanda ayağında saklıyor, Felipe'ye bırakıyor-Felipe tek pasla geri veriyor!

Onur şimdi ceza sahasına daldı, soluna çekti... ama şut açısı kapalı! Topu tekrar Felipe'ye yuvarladı... Felipe gelişine vurdu-ve GOOOOL!

İnanılmaz bir organizasyon! Soğukkanlılık, uyum ve yetenek-hepsi bu golde! Onur ve Felipe adeta rakip savunmayla alay etti! Tribünler yıkılıyor, Galatasaray bu golle farkı ikiye çıkarıyor!"

Çok şükür maç bitmişti ve coşkulara bakılırsa kazanan bizim takımdı. Özellikle Olcay ve Kurti'nin gol diye naralar atıp birbirine sarıldığına bakılırsa. Televizyonda da bizimkilerin birbirine sarıldıklarını, çak işaretleri yapıp garip garip hareketler yaptığını görmüştüm ya, tamam dedim oldu. Biz kazanmışız.

Alt dudağım titrer vaziyette "Artık tuvalete gidebilir miyim?" diye sorduğumda Olcay sevinç çığlıkları arasında alnımı öpüp "Helâl sana be Nergis! Helâl!" demiş, sonra gitmeme izin vermişti.

Benim için çok farklı bir deneyim olmuştu. Eve gittiğimde bu geceyi asla unutmayacağımı fark ettim. Olcay'ın deliliklerine kadar her şeyi. Geceyarısını epey bir geçtiğinde Onur'dan görüntülü arama gelmişti. Açıkçası bu gece çok yorgun olduğunu düşündüğüm için arayacağını sanmazdım. Heyecanlanmıştım. Bekletmeden açtım.

Ev hâlimle açtığım için kısa bir an pişmanlık duydum. Pijamalarım ve makyajsız hâlimle hele hele kafamın üstündeki dağınık topuzumla gulyabanilere benziyordum. Buna rağmen şirin görünmeye çalışarak "Merhaba." dedim ve gülümsedim.

"Merhaba." Yüzünde yorgunluk olsa da maçı kazanmış olmanın verdiği sevinçle içi içine sığmıyordu sanki. "İzledin değil mi?"

"İzledim tabii, ileride idrar yolu enfeksiyonlarına kapılma tehlikesine rağmen bir an bile kaçırmadım."

Ne dediğime dair en ufak bir fikri olmayan adam gülerek kaşlarını çattı. "Nasıl?"

"Olcay delisi bir saniye bile ayırmadı beni yanından. Totemmiş, ben izlersem kesin kazanırmışsınız. Üçlü koltuğun ortasına oturttu, Didem'i de yanıma inzibat diye verdi."

Sağ eli alnına düşen saçları arkaya atarken keyifle güldü. "Âlem çocukmuş." Göz alıcı bir bakışla tek kaşını kaldırdı. "Haksız da sayılmaz. Kazandık."

"Ben izlemeseydim de kazanırdınız."

"Totemim gerçek olduğu için kazandığımızı düşünüyorum." Herhangi bir yanıt vermeme fırsat bırakmadan "Bilimsel değil, sadece hisler." diye ekledi ve göz kırptı. "Uzman görüşü."

Güldüm. "Bir de bilimsel gerçek de, tam olsun." Onun da yüzünün güldüğünü görmek paha biçilemezdi. "Bugün harikaydın. Seninle gurur duyuyorum."

"Teşekkür ederim. Takım işiydi." Rahatlamış bir biçimde iç geçirdi. "Şu an yanımda olman için her şeyimi verirdim."

Utangaç gülüşümün ardından meraka kapıldım. "Yanında olsaydım ne yapardın?" Şu an orada olmam mümkün değildi ama yine de merak etmiştim.

Onur ise hiç düşünmeden "Kocaman sarılırdım." dedi. Bir ağız dolusu kocaman sarılırdım cümlesi. İnsan sevdiği kişiden başka ne duymayı isterdi ki?

Gülümsedim "Ben de yanında olmayı çok isterdim." yanıtını verirken.

"Bunu senden de duymak çok güzel." Duygularımızın karşılıklı olduğunu anlayan adam memnun görünüyordu. Aniden aklına gelmiş gibi başka bir konuya atladı. "Yarın akşam kutlama yapacağız. Gelirsin değil mi?"

Aslında yarın izin günümdü. Rahattım, gidebilirdim ama izin günümde Onur'un smokinini tasarlamayı düşünüyordum. Onunla kutlamaya katılırsam yetiştirebileceğimi sanmıyordum. Bir de eğer kutlama geç saatlere kadar uzarsa babam faktörü sorun olabilirdi. Ups, ayrı eve ailene yakın bir yerde çıkmanın bazı küçük sorunları.

"Bilmem." Söz vermekten kaçınarak "Duruma göre bakarız." dedim ama gelmemi çok istediğini Onur'un gözlerinde görüyordum.

Yine de ısrar etmeyen adam "Peki. Ama gelmeni çok isterim." dedi.

O an karar vermiştim bile. Kutlamaya gitsem de gitmesem de ona bir sürpriz hazırlayacaktım. Telefonu kapattığımızda kalbimden geçen onu yarın gülümsetecek bir sürprizle şaşırtmaktı.

Öte yandan kutlamaya gitmek bana ilk etapta biraz ürkütücü gelmişti çünkü hiç bilmediğim, görmediğim dolayısıyla da girmediğim bir ortamda ne yapacağımı bilemezdim. Girdiği her ortamda ışıltılar saçan bir sosyal kelebek de değildim. Onur'un ışıltılı dünyası beni biraz korkutuyordu.

Aşmam gereken babamdan daha önemli o engel: Galatasaray'ın parlak çocuğu Onur Büyüktuğ'un spotlar altındaki dünyası.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guyss! ⚽ Ay ay ayyy! Ben geldim hem de DE-MARKAJ'ın yeni bölümüylee! 💃🏼 Özlediniz mi bizi?

Nergis ve Onur ilişkilerini gizleme kararı aldı ama... Nergis'e kısmet çıktı. Bakalım ne olacak bu işin sonu? Onur öğrenirse ne olur dersiniz? Buraya yazabilirsiniz tahminlerinizi. Peki, Nergis Onur'a ne sürpriz hazırlayacak sizce? Buraya yazabilirsiniz. Son olarak davette neler olacağına dair düşüncelerinizi de buraya yazarsanız hepsini okurum.

Yeni bölümümüzü nasıl buldunuz? Beğendiniz mi? Umarım beklentilerinizi karşılamıştır. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

229okunma 9beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18