91. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 91
Pikniğin üzerinden aylar geçmişti. Yaz, yerini yavaş yavaş sonbahara bırakıyordu. Ağaçların yaprakları sararmaya başlamış, sabah serinliği yeniden kendini hissettirmişti. Ramazan artık bastonu tamamen bırakmıştı.
Doktorunun söylediği gibi, uzun ve yorucu işlerden kaçınması gerekiyordu ama günlük hayatını tek başına sürdürebiliyordu. Her sabah erkenden kalkıyor, mahallede yürüyüş yapıyor, dönüşte fırından sıcak ekmek alıp eve geliyordu. Bazen mutfakta çayı bile o demliyordu. Zeynep ise ilk zamanlardaki gibi her adımını takip etmiyordu artık. Çünkü Ramazan gerçekten toparlanmıştı. Ama toparlanamayan başka bir şey vardı...
Evdeki para.
Kaza, hastane masrafları, ilaçlar, fizik tedavi... Aylar boyunca biriken giderler, kenarda köşede ne varsa eritmişti.
Zeynep'in fabrikada çalışırken biriktirdiği para çoktan tükenmişti.
Bir akşam sofrada sessizlik hâkimdi.
Ramazan çatalını tabağa bıraktı.
— Ben işe başlayacağım.
Zeynep başını kaldırdı.
— Doktor biraz daha bekle dememiş miydi?
— Ağır iş yapma dedi.
— Çalışma demedi.
Zeynep itiraz edecek gibi oldu.
— Ya tekrar rahatsızlanırsan?
Ramazan sakin bir sesle konuştu.
— Evde oturup sizi izlemek daha çok yoruyor beni.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Ben bu evin erkeğiyim.
Eskiden olsa bu cümleyi emir verir gibi söylerdi. Bu kez sesi sakindi. Devam etti.
— Yıllarca bunun arkasına sığınıp yanlış yaptım. Ama şimdi... En azından üzerime düşeni yapmak istiyorum.
Zeynep uzun süre sustu. Ramazan'ın gözlerinde inat değil, kararlılık vardı. Sonunda başını hafifçe salladı.
— Kendini zorlama. Hastane günlerini unutma.
Ramazan ilk kez düşünmeden cevap vermedi. Bir an durdu. Sonra elini uzattı.
— Söz.
Zeynep de uzun uzun baktı Ramazan'a.
— O zaman dene.
Ertesi hafta Ramazan eski iş yerine gitti. Kapıdan içeri girerken kalbi yıllardır olmadığı kadar hızlı atıyordu. Arkadaşları onu görünce tek tek yanına geldi.
— Hoş geldin Ramazan!
— Seni yeniden görmek güzel.
— Geçmiş olsun.
Patronu da odasına çağırdı.
— Seni tekrar aramızda görmek sevindirici. Ama eskisi gibi ağır iş vermeyeceğim. Önce kendini toparlayacaksın.
Ramazan başını salladı.
— Ne iş olursa yaparım abi. Yeter ki yeniden başlayayım.
Ramazan ilk günler kimseye belli etmese de çok zorlandı. Uzun hastane sürecinden sonra çok hamlamıştı. Her gece yatağa yattığında belinin ağrısından uyuyamıyordu. Ama Zeynep'e hiç belli etmemeye çalıştı.
İlk maaşını aldığı gün, cebindeki zarfı uzun uzun elinde tuttu. Eve döndüğünde zarfı sessizce masanın üzerine bıraktı. Zeynep şaşkınlıkla baktı.
— Bu ne?
Ramazan hafifçe gülümsedi.
— Eve ilk katkım.
Zeynep zarfı açmadı bile. Sadece Ramazan'a baktı.
Zeynep'in hayatı, uzun yıllardan sonra ilk kez düzene girmişti. Bu düzen kusursuz değildi. Geçmişin izleri hâlâ içindeydi. Bazen geceleri ansızın uyanıyor, hastane koridorlarını ya da eski günleri hatırlıyordu. Ama artık sabah olduğunda onu bekleyen kavga değil, huzur vardı. Ramazan verdiği sözü tutmuştu.
Bağırmıyor...
Kırmıyor...
En önemlisi de dinlemeyi öğreniyordu.
Akşam işten gelir gelmez üstünü değiştiriyor, Umut'un odasına gidiyordu.
— Hazır mısın delikanlı?
Umut heyecanla ayakkabılarını giyiyordu.
— Parka mı gidiyoruz?
— Söz verdim ya.
Bir akşam yine el ele evden çıkarlarken Umut kapının önünde durdu. Arkasını dönüp annesine baktı. Yüzünde masum bir gülümseme vardı.
— Anne...
— Efendim kuzum?
— Yeni babam daha güzel.
Zeynep'in yüreği bir an sızladı. Oğlunun bunu sevinerek söylemesi, eski Ramazan'ın nasıl bir baba olduğunu sessizce anlatıyordu. Gülümsedi. Eğilip Umut'un alnından öptü.
— İnşallah hep böyle kalır.
Umut babasının elini tuttu. Birlikte apartmandan çıktılar. Zeynep uzun süre arkalarından baktı. İlk kez onları izlerken içinde korku yoktu. Hayat sadece onların evinde değişmiyordu.
Hatice de sonunda yıllardır beklediği mucizeye kavuşmuştu. Sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya getirmişti. Adını Kerem koymuşlardı. Elif ise kardeşini neredeyse kimsenin kucağına vermiyordu.
— Dikkat edin, uyanacak şimdi...
diye herkesi uyarıyor, kendini küçük bir anne gibi hissediyordu.
İlk kez ziyarete gittiklerinde evin içi bebek kokusuyla doluydu. Adnan'ın yüzündeki mutluluk yılların yorgunluğunu silmiş gibiydi. Ramazan'la salonda saatlerce sohbet ettiler.
Eskiden birbirlerine karşı mesafeli duran iki adamın, şimdi aynı masada çay içip gülmesi Zeynep'in gözünden kaçmadı. İçinden sessizce, "Demek ki insanlar gerçekten değişebiliyormuş."
diye geçirdi.
Songül de sonunda çocuklarıyla birlikte şehre taşınmıştı. Talip'in ağabeyleri önce buna karşı çıkmış, çocukların köyde kalmasını istemişlerdi. Ama Ramazan günlerce konuşmuş, sonunda onları ikna etmişti. Songül, Zeynep'in çalıştığı fabrikada işe başlamıştı.
Çocuklarına ise kayınvalidesi bakıyordu. İlk zamanlar korkmuştu.
Yeni şehir...
Yeni ev...
Yeni hayat...
Ama çocuklar herkesten önce alışmışlardı. Okula başlamış, arkadaş edinmiş, mahallede oyun oynamaya başlamışlardı. Akşamları bazen Zeynep'in evine geliyor, Umut'la birlikte ödev yapıyorlardı. Ev yeniden çocuk sesleriyle doluyordu. Zeynep bazen mutfaktan onları dinlerken gülümsüyordu. Uzun yıllardan sonra, hayat ilk kez onlara nefes alacak kadar sakin davranıyordu. Hiçbiri bilmiyordu. Bu sessizliğin, yaklaşan büyük fırtınadan önceki son sessizlik olduğunu.
Pazar sabahı ev daha gün yeni ağarırken hareketlenmeye başlamıştı.
Mutfaktan gelen tereyağında kızaran bazlamanın kokusu bütün evi sarmıştı. Zeynep bir yandan çayı demliyor, bir yandan masaya tabakları diziyordu.
Ramazan ise balkonda mangalı hazırlıyordu. Artık eski günlerdeki gibi hiçbir işe karışmayan adam değildi.
Masayı bile birlikte kuruyorlardı. Biraz sonra kapının zili çaldı.
— Ben açarım, dedi Ramazan.
Kapıyı açar açmaz Umut sevinçle bağırdı.
— Teyzemler geldi!
İçeri önce Songül girdi. Arkasından iki çocuğu. Sonra kayınvalidesi. En son da elinde kocaman bir tepsiyle Hatice göründü. Adnan, bir kolunda küçük Kerem'i taşırken diğer eliyle Elif'in omzuna dokunuyordu. Elif artık genç bir kız olmuştu. Kerem ise henüz birkaç aylıktı. Evin içine girer girmez Umut okul çantasını kaptığı gibi Hatice'nin yanına koştu.
— Teyze!
— Öğretmen bana yıldız verdi.
Çantasından buruşturulmuş bir kâğıt çıkarıp gösterdi. Hatice gülerek saçını okşadı.
— Aferin benim yakışıklı öğrencime.
Songül de gülümseyerek sordu.
— Okulu sevdin mi bakalım?
Umut başını heyecanla salladı.
— Hem de çok. Öğretmenim bana okumayı öğretiyor.
Ramazan uzaktan oğlunu izliyordu.
Yüzünde fark edilmeyecek kadar küçük ama gururlu bir tebessüm vardı. Birkaç ay öncesine kadar oğlunun okulunun ilk gününü bile kaçıracağını düşünmüştü.
Şimdi ise her sabah onu okul kapısına kadar kendisi bırakıyordu.
Zeynep'in de kardeşlerini görünce içi ısındı. Bir zamanlar birbirlerinden koparılmış kardeşler, şimdi aynı sofranın etrafında toplanabiliyordu. Ev kısa sürede çocuk sesleriyle doldu.
Kahvaltı uzadıkça uzadı. Adnan ile Ramazan koyu bir sohbete dalmıştı.
Songül'ün kayınvalidesi, Kerem'i kucağına almış seviyordu. Umut ile diğer çocuklar salonda oyun oynuyor, ara sıra gülüşmeleri mutfağa kadar geliyordu. Zeynep çay bardaklarını toplarken bir an durdu. İçinden,
"Keşke hep böyle kalsa..." diye geçirdi.
Tam o sırada Hatice, farkında olmadan yıllardır kimsenin açmadığı bir kapıyı araladı.
— Emine ablamdan da hâlâ haber yok.
Sofradaki sesler bir anda kesildi. Çay kaşığının bardağa çarpma sesi bile duyulmaz oldu. Songül başını eğdi.
— Yıllar oldu...
— Ne yaşıyor, nerede... Hiç bilmiyoruz.
Zeynep sessizce masaya baktı.
Emine...
Evin en cesur kızı...
Aşkı uğruna o evden çıkıp giden ilk kişi. Ve bir daha arkasına bakmayan ablası...
Hatice derin bir nefes aldı.
— Bazen düşünüyorum da..
— Acaba bizi hiç özlüyor mudur?
Kimse cevap vermedi. Çünkü o sorunun cevabını gerçekten kimse bilmiyordu.
Songül tek bir cümle söyledi.
— Eğer yaşıyorsa... İnşallah mutludur.
Masada yine sessizlik oldu. Oturma odasından Umut'un sesi geldi.
— Baba! Top bana geçti!
Ramazan gülerek ayağa kalktı.
— Geliyorum oğlum!
Hayat içeride geçmişi konuşturuyor...
Dışarıda ise çocukların kahkahaları geleceği yazıyordu.
