122. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 122
Fatih hastaneden döndükten sonra evin içinde uzun süre sessizlik hâkim oldu.
Zeynep'in bayılması Fatih'in aklından çıkmıyordu. Derya ise salonda tek başına oturuyordu. Fatih mutfaktan bir bardak su alıp geldiğinde Derya başını kaldırdı.
— Fatih.
— Efendim?
— Oturur musun?
Fatih karşısındaki koltuğa oturdu. Derya birkaç saniye ellerine baktı.
— Seninle konuşmam gerekiyor.
Fatih sessizce bekledi.
— Babam öldüğünden beri düşünüyorum.
Fatih'in yüzü ciddileşti.
— Neyi?
Derya gözlerini kaldırdı.
— Hayatta kimsem kalmadı.
Fatih bir şey söylemedi.
— Annem yok. Babam yok. Gidecek bir evim bile eskisi gibi değil.
Sesi titredi.
— Ben seni de kaybedersem...
Cümlesini tamamlayamadı. Fatih başını eğdi. Derya derin bir nefes aldı.
— Ne olduysa oldu.
Fatih ona baktı.
— Derya...
— Hayır. Bırak bitireyim.
Derya gözlerini sildi.
— Seni affediyorum.
Fatih birkaç saniye konuşamadı.
— Beni neden affediyorsun?
Derya acı bir gülümsemeyle:
— Çünkü artık kızgın kalacak gücüm yok.
Bu cümle Fatih'in içine oturdu. Derya devam etti:
— Belki sana kızmalıydım. Belki bağırmalıydım. Belki çekip gitmeliydim.
Başını iki yana salladı.
— Ama gidecek kimsem yok.
Fatih gözlerini kapattı.
— Derya...
— Ben senden mükemmel bir evlilik istemiyorum artık.
Derya'nın gözlerinden yaş süzüldü.
— Sadece yanımda olmanı istiyorum.
Fatih uzun süre sessiz kaldı. Sonunda:
— Tamam.
Derya ona baktı.
— Gerçekten mi?
— Tamam.
Derya'nın yüzünde ilk kez küçük bir rahatlama oluştu. Ama Fatih devam etti.
— Ben de senden bir şey isteyeceğim.
Derya'nın yüzü yeniden ciddileşti.
— Ne?
— Zeynep'i rahat bırakacaksın.
Derya'nın bakışları değişti.
— Zeynep mi?
— Evet.
— Neden? Hala mı onu koruyorsun?
Fatih hiç kıvırmadı.
— Çünkü onun sana hiçbir zararı yok.
Derya sessiz kaldı. Fatih devam etti:
— Bundan sonra onun hakkında konuşmayacaksın. Onu sorgulamayacaksın. İş yerinde hayatını zorlaştırmayacaksın.
Derya gözlerini kaçırdı.
— Yani onu benden koruyorsun.
Fatih cevap vermedi. Derya birkaç saniye sonra:
— Peki.
Fatih ona baktı.
— Ciddiyim.
Derya gözlerini silip ayağa kalktı.
— Seni affettim Fatih.
Kapıya doğru yürüdü.
— Ama senden istediğim tek şey şu...
Döndü.
— Bir daha beni yalnız bırakma.
Fatih'in yüzü yumuşadı.
— Bırakmayacağım.
Derya odasına gitti. Fatih salonda tek başına kaldı. Telefonunu çıkardı. Ekranda Zeynep'in adı vardı. Bir süre baktı. Sonra yazdı:
“Derya benimle konuştu.”
Zeynep'in cevabı kısa süre sonra geldi.
“Ne dedi?”
Fatih birkaç saniye düşündü.
“Beni affetti.”
Zeynep'in cevabı gecikmedi.
“Peki sen?”
Fatih ekrana baktı. Bu kez cevabı çok daha uzun sürdü. Sonunda yazdı:
“Benim için değişen bir şey yok.”
Zeynep'in kalbi hızlandı. Telefon yeniden titredi.
“Ama artık her şeyi daha dikkatli yapmak zorundayız.”
Zeynep telefonu elinde tuttu. Bir eli istemsizce karnına gitti. Henüz Fatih'e söylemediği o büyük sırrı düşündü. Her şeyin daha dikkatli olması gerektiğini biliyordu. Ama artık mesele yalnızca kendisi ve Fatih değildi. İçinde, ikisinin hayatını sonsuza kadar değiştirecek küçük bir kalp vardı.
Aradan birkaç hafta daha geçmişti.
Zeynep artık hamile olduğunu inkâr edemiyordu. Sabah bulantıları devam ediyor, bazı kokulara tahammül edemiyor, gün içinde kendisini eskisinden daha yorgun hissediyordu.
Doktor yaklaşık iki aylık olduğunu söylemişti.
İki ay...
Zeynep bu süre boyunca aynı sorunun etrafında dönüp durmuştu. Ne yapacaktı?
O gün iş çıkışında Sevda'yla fabrikanın arka tarafındaki bankta oturuyorlardı.
Sevda elindeki çayı masaya bıraktı.
— Daha ne kadar bekleyeceksin?
Zeynep gözlerini yere indirdi.
— Bilmiyorum.
— Bilmiyorsun diye bir şey yok artık.
Zeynep sustu. Sevda ona döndü.
— İki ay oldu Zeynep.
— Biliyorum.
— Fatih'in haberi yok.
— Biliyorum.
— Ramazan'ın haberi yok.
Zeynep başını kaldırdı.
— Onu bu işin içine sokma.
Sevda sertçe:
— Nasıl sokmayayım? O senin kocan.
Zeynep'in yüzü düştü. Sevda biraz yumuşadı.
— Bak, seni suçlamıyorum. Ama artık kendini kandırmayı bırakman gerekiyor.
Zeynep'in gözleri doldu.
— Ben bu çocuğu istemiyor değilim.
Sevda birkaç saniye sustu.
— O zaman sorun ne?
Zeynep'in sesi titredi.
— Her şey.
Elini karnının üzerine koydu.
— Bu çocuk doğarsa ne olacak? Fatih ne yapacak? Derya ne yapacak? Ramazan ne yapacak? Umut ne olacak?
Bir an nefesi kesildi.
— Ben ne olacağım?
Sevda ona baktı.
— İşte bunun için karar vermen gerekiyor.
Zeynep gözlerinden akan yaşı sildi.
— Fatih'e söylersem her şey bitecek. Ramazan öğrenirse evliliğim biter. Derya öğrenirse...
Cümlesini tamamlayamadı. Sevda derin bir nefes aldı.
— Zeynep, sana iki seçenek söyleyeceğim. İkisi de kolay değil.
Zeynep ona baktı.
— Söyle.
— Ya bu çocuğu doğurmayı seçip Fatih'e gerçeği anlatacaksın...
Bir an durdu.
— Ya da istemiyorsan gebeliğinle ilgili tıbbi seçenekleri bir kadın-doğum uzmanıyla konuşacaksın ve kararını geciktirmeyeceksin.
Zeynep gözlerini kapattı. Sevda devam etti:
— Ama böyle devam edemezsin.
Zeynep fısıldadı:
— Ben karar veremiyorum.
— Çünkü her ihtimalde bir şey kaybedeceğini biliyorsun.
Zeynep başını salladı. Sevda onun elini tuttu.
— Ama şunu unutuyorsun. Karar vermediğin her gün, senin yerine zaman karar veriyor.
Zeynep'in gözlerinden yaşlar süzüldü. Bir süre hiç konuşmadı. Sonra kısık bir sesle:
— Fatih'e söylersem ne olacak?
Sevda cevap vermeden önce onu uzun süre izledi.
— Bilmiyorum.
— Ya çocuğu isterse?
— O zaman bunun sorumluluğunu birlikte konuşursunuz.
— Ya istemezse?
Sevda omuzlarını düşürdü.
— O zaman da ne yapacağına sen karar verirsin.
Zeynep başını eğdi.
— Çok korkuyorum Sevda.
Sevda onu kendine çekti.
— Korkman normal.
Sonra kulağına fısıldadı:
— Ama kaçmak zorunda değilsin.
Zeynep gözlerini kapattı. Elini yeniden karnına koydu. İki aylık hayat... Henüz kimsenin bilmediği, yalnızca onun taşıdığı bir sır.
O gece eve döndüğünde Umut çoktan uyumuştu. Zeynep oğlunun odasına girip yatağının kenarına oturdu. Umut uykusunda dönüp annesine doğru uzandı. Zeynep saçlarını okşadı.
— Sen de bir zamanlar böyle küçüktün...
Gözlerinden yaş süzüldü. Sonra elini karnına götürdü. İlk kez yüksek sesle konuştu:
— Seni istiyor muyum, bilmiyorum.
Sesi titredi.
— Ama senden vazgeçmeye hazır mıyım... onu da bilmiyorum.
O gece Zeynep ilk kez bir kararın eşiğinde olduğunu hissetti. Ve sabaha karşı telefonu eline aldığında, rehberde uzun süre yalnızca tek bir isme baktı:
Fatih.
Parmağı arama tuşunun üzerinde bekledi. Sonra ekranı kapattı. Henüz arayamadı. Ama artık kaçamayacağını da biliyordu.
