122. bölüm · Zeynep'in Kanatları

Bölüm 122

Kuzey Yıldızı

Bölümler
1 Uçan balonlar 2 Yerde ki gerçekler 3 Bölüm 3 4 Bölüm 4 5 Bölüm 5 6 Bölüm 6 7 Bölüm 7 8 Bölüm 8 9 Bölüm 9 10 Bölüm 10 11 Bölüm 11 12 Bölüm 12 13 Bölüm 13 14 Bölüm 14 15 Bölüm 15 16 Bölüm 16 17 Bölüm 17 18 Bölüm 18 19 Bölüm 19 20 Bölüm 20 21 Bölüm 21 22 Bölüm 22 23 Bölüm 23 24 Bölüm 24 25 Bölüm 25 26 Bölüm 26 27 Bölüm 27 28 Bölüm 28 29 Bölüm 29 30 Bölüm 30 31 Bölüm 31 32 Bölüm 32 33 Bölüm 33 34 Bölüm 34 35 Bölüm 35 36 Bölüm 36 37 Bölüm 37 38 Bölüm 38 39 Bölüm 39 40 Bölüm 40 41 Bölüm 41 42 Bölüm 42 43 Bölüm 43 44 Bölüm 44 45 Bölüm 45 46 Bölüm 46 47 Bölüm 47 48 Bölüm 48 49 Bölüm 49 50 Bölüm 50 51 Bölüm 51 52 Bölüm 52 53 Bölüm 53 54 Bölüm 54 55 Bölüm 55 56 Bölüm 56 57 Bölüm 57 58 Bölüm 58 59 Bölüm 59 60 Bölüm 60 61 Bölüm 61 62 Bölüm 62 63 Bölüm 63 64 Bölüm 64 65 Bölüm 65 66 Bölüm 66 67 Bölüm 67 68 Bölüm 68 69 Bölüm 69 70 Bölüm 70 71 Bölüm 71 72 Bölüm 72 73 Bölüm 73 74 Bölüm 74 75 Bölüm 75 76 Bölüm 76 77 Bölüm 77 78 Bölüm 78 79 Bölüm 79 80 Bölüm 80 81 Bölüm 81 82 Bölüm 82 83 Bölüm 83 84 Bölüm 84 85 Bölüm 85 86 Bölüm 86 87 Bölüm 87 88 Bölüm 88 89 Bölüm 89 90 Bölüm 90 91 Bölüm 91 92 Bölüm 92 93 Bölüm 93 94 Bölüm 94 95 Bölüm 95 96 Bölüm 96 97 Bölüm 97 98 Bölüm 98 99 Bölüm 99 100 Bölüm 100 101 Bölüm 101 102 Bölüm 102 103 Bölüm 103 104 Bölüm 104 105 Bölüm 105 106 Bölüm 106 107 Bölüm 107 108 Bölüm 108 109 Bölüm 109 110 Bölüm 110 111 Bölüm 111 112 Bölüm 112 113 Bölüm 113 114 Bölüm 114 115 Bölüm 115 116 Bölüm 116 117 Bölüm 117 118 Bölüm 118 119 Bölüm 119 120 Bölüm 120 121 Bölüm 121 122 Bölüm 122 123 Bölüm 123 124 Bölüm 124 125 Bölüm 125 126 Bölüm 126 127 Bölüm 127 128 Bölüm 128 129 Bölüm 129 130 Bölüm 130

Fatih hastaneden döndükten sonra evin içinde uzun süre sessizlik hâkim oldu.
Zeynep'in bayılması Fatih'in aklından çıkmıyordu. Derya ise salonda tek başına oturuyordu. Fatih mutfaktan bir bardak su alıp geldiğinde Derya başını kaldırdı.

— Fatih.

— Efendim?

— Oturur musun?

Fatih karşısındaki koltuğa oturdu. Derya birkaç saniye ellerine baktı.

— Seninle konuşmam gerekiyor.

Fatih sessizce bekledi.

— Babam öldüğünden beri düşünüyorum.

Fatih'in yüzü ciddileşti.

— Neyi?

Derya gözlerini kaldırdı.

— Hayatta kimsem kalmadı.

Fatih bir şey söylemedi.

— Annem yok. Babam yok. Gidecek bir evim bile eskisi gibi değil.

Sesi titredi.

— Ben seni de kaybedersem...

Cümlesini tamamlayamadı. Fatih başını eğdi. Derya derin bir nefes aldı.

— Ne olduysa oldu.

Fatih ona baktı.

— Derya...

— Hayır. Bırak bitireyim.

Derya gözlerini sildi.

— Seni affediyorum.

Fatih birkaç saniye konuşamadı.

— Beni neden affediyorsun?

Derya acı bir gülümsemeyle:

— Çünkü artık kızgın kalacak gücüm yok.

Bu cümle Fatih'in içine oturdu. Derya devam etti:

— Belki sana kızmalıydım. Belki bağırmalıydım. Belki çekip gitmeliydim.

Başını iki yana salladı.

— Ama gidecek kimsem yok.

Fatih gözlerini kapattı.

— Derya...

— Ben senden mükemmel bir evlilik istemiyorum artık.

Derya'nın gözlerinden yaş süzüldü.

— Sadece yanımda olmanı istiyorum.

Fatih uzun süre sessiz kaldı. Sonunda:

— Tamam.

Derya ona baktı.

— Gerçekten mi?

— Tamam.

Derya'nın yüzünde ilk kez küçük bir rahatlama oluştu. Ama Fatih devam etti.

— Ben de senden bir şey isteyeceğim.

Derya'nın yüzü yeniden ciddileşti.

— Ne?

— Zeynep'i rahat bırakacaksın.

Derya'nın bakışları değişti.

— Zeynep mi?

— Evet.

— Neden? Hala mı onu koruyorsun?

Fatih hiç kıvırmadı.

— Çünkü onun sana hiçbir zararı yok.

Derya sessiz kaldı. Fatih devam etti:

— Bundan sonra onun hakkında konuşmayacaksın. Onu sorgulamayacaksın. İş yerinde hayatını zorlaştırmayacaksın.

Derya gözlerini kaçırdı.

— Yani onu benden koruyorsun.

Fatih cevap vermedi. Derya birkaç saniye sonra:

— Peki.

Fatih ona baktı.

— Ciddiyim.

Derya gözlerini silip ayağa kalktı.

— Seni affettim Fatih.

Kapıya doğru yürüdü.

— Ama senden istediğim tek şey şu...

Döndü.

— Bir daha beni yalnız bırakma.

Fatih'in yüzü yumuşadı.

— Bırakmayacağım.

Derya odasına gitti. Fatih salonda tek başına kaldı. Telefonunu çıkardı. Ekranda Zeynep'in adı vardı. Bir süre baktı. Sonra yazdı:

“Derya benimle konuştu.”

Zeynep'in cevabı kısa süre sonra geldi.

“Ne dedi?”

Fatih birkaç saniye düşündü.

“Beni affetti.”

Zeynep'in cevabı gecikmedi.

“Peki sen?”

Fatih ekrana baktı. Bu kez cevabı çok daha uzun sürdü. Sonunda yazdı:

“Benim için değişen bir şey yok.”

Zeynep'in kalbi hızlandı. Telefon yeniden titredi.

“Ama artık her şeyi daha dikkatli yapmak zorundayız.”

Zeynep telefonu elinde tuttu. Bir eli istemsizce karnına gitti. Henüz Fatih'e söylemediği o büyük sırrı düşündü. Her şeyin daha dikkatli olması gerektiğini biliyordu. Ama artık mesele yalnızca kendisi ve Fatih değildi. İçinde, ikisinin hayatını sonsuza kadar değiştirecek küçük bir kalp vardı.

Aradan birkaç hafta daha geçmişti.
Zeynep artık hamile olduğunu inkâr edemiyordu. Sabah bulantıları devam ediyor, bazı kokulara tahammül edemiyor, gün içinde kendisini eskisinden daha yorgun hissediyordu.
Doktor yaklaşık iki aylık olduğunu söylemişti.

İki ay...

Zeynep bu süre boyunca aynı sorunun etrafında dönüp durmuştu. Ne yapacaktı?

O gün iş çıkışında Sevda'yla fabrikanın arka tarafındaki bankta oturuyorlardı.
Sevda elindeki çayı masaya bıraktı.

— Daha ne kadar bekleyeceksin?

Zeynep gözlerini yere indirdi.

— Bilmiyorum.

— Bilmiyorsun diye bir şey yok artık.

Zeynep sustu. Sevda ona döndü.

— İki ay oldu Zeynep.

— Biliyorum.

— Fatih'in haberi yok.

— Biliyorum.

— Ramazan'ın haberi yok.

Zeynep başını kaldırdı.

— Onu bu işin içine sokma.

Sevda sertçe:

— Nasıl sokmayayım? O senin kocan.

Zeynep'in yüzü düştü. Sevda biraz yumuşadı.

— Bak, seni suçlamıyorum. Ama artık kendini kandırmayı bırakman gerekiyor.

Zeynep'in gözleri doldu.

— Ben bu çocuğu istemiyor değilim.

Sevda birkaç saniye sustu.

— O zaman sorun ne?

Zeynep'in sesi titredi.

— Her şey.

Elini karnının üzerine koydu.

— Bu çocuk doğarsa ne olacak? Fatih ne yapacak? Derya ne yapacak? Ramazan ne yapacak? Umut ne olacak?

Bir an nefesi kesildi.

— Ben ne olacağım?

Sevda ona baktı.

— İşte bunun için karar vermen gerekiyor.

Zeynep gözlerinden akan yaşı sildi.

— Fatih'e söylersem her şey bitecek. Ramazan öğrenirse evliliğim biter. Derya öğrenirse...

Cümlesini tamamlayamadı. Sevda derin bir nefes aldı.

— Zeynep, sana iki seçenek söyleyeceğim. İkisi de kolay değil.

Zeynep ona baktı.

— Söyle.

— Ya bu çocuğu doğurmayı seçip Fatih'e gerçeği anlatacaksın...

Bir an durdu.

— Ya da istemiyorsan gebeliğinle ilgili tıbbi seçenekleri bir kadın-doğum uzmanıyla konuşacaksın ve kararını geciktirmeyeceksin.

Zeynep gözlerini kapattı. Sevda devam etti:

— Ama böyle devam edemezsin.

Zeynep fısıldadı:

— Ben karar veremiyorum.

— Çünkü her ihtimalde bir şey kaybedeceğini biliyorsun.

Zeynep başını salladı. Sevda onun elini tuttu.

— Ama şunu unutuyorsun. Karar vermediğin her gün, senin yerine zaman karar veriyor.

Zeynep'in gözlerinden yaşlar süzüldü. Bir süre hiç konuşmadı. Sonra kısık bir sesle:

— Fatih'e söylersem ne olacak?

Sevda cevap vermeden önce onu uzun süre izledi.

— Bilmiyorum.

— Ya çocuğu isterse?

— O zaman bunun sorumluluğunu birlikte konuşursunuz.

— Ya istemezse?

Sevda omuzlarını düşürdü.

— O zaman da ne yapacağına sen karar verirsin.

Zeynep başını eğdi.

— Çok korkuyorum Sevda.

Sevda onu kendine çekti.

— Korkman normal.

Sonra kulağına fısıldadı:

— Ama kaçmak zorunda değilsin.

Zeynep gözlerini kapattı. Elini yeniden karnına koydu. İki aylık hayat... Henüz kimsenin bilmediği, yalnızca onun taşıdığı bir sır.

O gece eve döndüğünde Umut çoktan uyumuştu. Zeynep oğlunun odasına girip yatağının kenarına oturdu. Umut uykusunda dönüp annesine doğru uzandı. Zeynep saçlarını okşadı.

— Sen de bir zamanlar böyle küçüktün...

Gözlerinden yaş süzüldü. Sonra elini karnına götürdü. İlk kez yüksek sesle konuştu:

— Seni istiyor muyum, bilmiyorum.

Sesi titredi.

— Ama senden vazgeçmeye hazır mıyım... onu da bilmiyorum.

O gece Zeynep ilk kez bir kararın eşiğinde olduğunu hissetti. Ve sabaha karşı telefonu eline aldığında, rehberde uzun süre yalnızca tek bir isme baktı:
Fatih.
Parmağı arama tuşunun üzerinde bekledi. Sonra ekranı kapattı. Henüz arayamadı. Ama artık kaçamayacağını da biliyordu.