119. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 119
Aradan bir ay geçmişti.
Bir ay...
Zeynep için bazen bir ömür, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçen birkaç gün gibiydi. Fatih'le ilişkileri artık yalnızca gizli buluşmalardan ibaret değildi. Gün içinde birbirlerini gördüklerinde birkaç saniyelik bakışlarla yetiniyor, fırsat bulduklarında kısa mesajlar gönderiyor, bazen iş çıkışı birkaç dakika bile olsa bir araya geliyorlardı. Ama dikkatliydiler. Çünkü Sevda'nın uyarısından sonra ikisi de artık daha temkinli davranıyordu.
Ramazan hâlâ gelememişti. İşlerinin yoğunluğu nedeniyle iznini sürekli erteliyordu. Her telefon konuşmasında:
— Biraz daha sabret, diyordu.
Zeynep de sabrediyordu. Derya ise hâlâ memleketindeydi. O gece Fatih evde yalnızdı. Saat gece yarısını geçmişti.
Telefonu çaldığında ekranda Derya yazıyordu. Fatih'in içinden kötü bir his geçti. Telefonu açtı.
— Alo?
Karşıdan birkaç saniye ses gelmedi.
Sonra Derya'nın ağlamaklı sesi duyuldu.
— Fatih...
Fatih doğruldu.
— Ne oldu?
Derya konuşmakta zorlanıyordu.
— Babam...
Sesi titredi.
— Babamı da kaybettik.
Fatih'in yüzündeki bütün ifade değişti.
— Ne?
— Bu gece...
Derya ağlamaya başladı. Fatih birkaç saniye ne söyleyeceğini bilemedi.
— Derya, başın sağ olsun.
— Çok kötüyüm Fatih.
Fatih gözlerini kapattı.
— Yanında kim var?
— Ablam ... Abilerim... Herkes burada.
Bir an sustu. Fatih'in boğazı düğümlendi.
— Ben de geliyorum.
Derya hemen itiraz etti.
— Hayır, gelme. Zaten işin var. Hem gece yola çıkma.
— Geliyorum Derya.
— Fatih, gerçekten gerek yok.
— Var.
— Burada ailem var.
— Biliyorum. Bende gelmek istiyorum. Sen benim karımsın. Böyle bir gecede seni yalnız bırakamam.
Derya'nın sesi daha da yükseldi.
— Sana gel demiyorum!
— Ben gelmek istiyorum.
Derya sustu. Fatih telefonu kapattıktan sonra birkaç saniye öylece durdu. Sonra ilk aklına gelen kişi Zeynep oldu. Telefonunu eline aldı. Mesaj yazdı.
“Zeynep, uyanık mısın?”
Cevap birkaç saniye sonra geldi.
“Uyumadım. Ne oldu?”
Fatih uzun süre ekrana baktı. Sonra yazdı.
“Derya'nın babası vefat etmiş.”
Zeynep'in cevabı hemen geldi.
“Başın sağ olsun.”
Ardından:
“Derya nasıl?”
“Kötü. Yanına gitmem gerekiyor.”
Bu kez cevap biraz gecikti.
“Git.”
Fatih o tek kelimeye baktı. Sonra telefon yeniden titredi.
“Böyle bir zamanda onun yanında olman gerekir.”
Fatih gözlerini kapattı. Zeynep'in bunu söyleyeceğini biliyordu. Ama yine de içi acımıştı.
“Seni de yalnız bırakmak istemiyorum.”
Zeynep uzun süre cevap vermedi.
Sonunda:
“Beni düşünme. Git.”
Fatih:
“Seni seviyorum.”
Zeynep'in gözleri doldu. Telefonu göğsüne bastırdı. Sonra yazdı:
“Ben de seni seviyorum. Git şimdi.”
Fatih telefonu cebine koydu. Çantasını hazırlamaya başladı. Bir saat sonra yola çıkmıştı. Yol boyunca zihninde iki kadın vardı. Biri hayatının yıllardır içinde olan Derya. Diğeri ise hayatının son bir ayında bütün dünyasını değiştiren Zeynep. Fatih direksiyona biraz daha sıkı tutundu. Derya'nın acısını düşündü.
Sonra Zeynep'in gece attığı son mesajı.
Ben de seni seviyorum. Git şimdi.
İçinden bir şey koptu. Çünkü Zeynep'i seviyordu. Ama Derya'nın babasının cenazesine giderken, yanında sevdiği kadını götüremezdi. Bu kez hayat onu seçmeye değil. Bir insanın acısının yanında durmaya zorluyordu.
Zeynep ise o gece sabaha kadar uyuyamadı. Telefonunu yatağının yanına koydu. Fatih'ten gelecek mesajı bekledi. Sabaha karşı telefon titredi.
“Vardım.”
Zeynep derin bir nefes aldı.
“Derya nasıl?”
“Çok kötü.”
Zeynep gözlerini kapattı. Bir süre sonra yazdı:
“Onun yanında kal.”
Fatih:
“Kalacağım.”
Zeynep telefonu kapattı. İçinde kıskançlık yoktu. Öfke de yoktu. Sadece garip bir boşluk vardı. Çünkü ilk kez Fatih'in hayatında kendisinin dışında başka birinin acısı, ondan daha ağır basmıştı. Ve Zeynep bunun yanlış olmadığını biliyordu. Ama bilmek canının yanmasını engellemiyordu.
Fatih, Derya'nın yanında tam bir hafta kaldı. Bu bir hafta boyunca hayatın geri kalanıyla arasına görünmez bir perde çekilmiş gibiydi. Cenaze, taziyeler, eve gelip giden insanlar... Derya bazen saatlerce tek kelime etmiyor, bazen annesinin odasına girip onun eşyalarının başında ağlıyordu. Fatih çoğu zaman ne söyleyeceğini bilmiyordu. Sadece yanında duruyordu.
Bir gece Derya annesinin eski bir fotoğrafını elinde tutarken:
— Önce annemi kaybettim, dedi.
Fatih sustu.
— Şimdi babamı.
Fotoğrafa baktı.
— Ev diye bir şey kalmadı artık.
Fatih yanına oturdu.
— Ben buradayım.
Derya başını kaldırıp ona baktı. Sonra yeniden fotoğrafa döndü.
— Teşekkür ederim.
Fatih onun omzuna elini koydu.
— Böyle zamanlarda teşekkür edilmez.
Derya cevap vermedi. Çünkü gerçekten de Fatih'in neden hâlâ yanında olduğunu düşünemeyecek kadar yorgundu. Bir hafta sonunda Derya'nın ailesi, artık eve dönmelerinin daha iyi olacağını söyledi. Derya önce gitmek istemedi. Ama kalacak hiçbir şey de kalmamıştı.
Ertesi sabah yola çıktılar.Arabanın içinde saatler boyunca tek kelime edilmedi. Derya camdan dışarı bakıyordu. Gözlerinin altında günlerdir geçmeyen morluklar vardı. Yüzü solgundu. Fatih ara sıra ona bakıyor, sonra tekrar yola dönüyordu. Konuşmak istiyordu. Ama ne söyleyeceğini bilmiyordu. “İyi misin?” diye sormanın bile anlamsız olduğunu biliyordu. Çünkü iyi değildi. Bir insan nasıl olur da bu kadar kısa zaman içinde hem annesini hem babasını kaybedip iyi olabilirdi?
Yol boyunca yalnızca radyonun kısık sesi duyuldu. Bir süre sonra Derya gözlerini kapattı. Uyumuyordu. Sadece gözlerini kapatmıştı. Fatih onun yüzüne bir kez daha baktı. Derya'nın ne düşündüğünü bilmiyordu. Belki annesini. Belki babasını. Belki çocukluğunu. Belki de artık geri dönmeyecek olan bir hayatı. Ama bildiği bir şey vardı. Zeynep bu arabanın içinde değildi. Ve şu anda olması gereken yer de burası değildi.
Telefonu cebinde sessizce duruyordu.
Bir hafta boyunca Zeynep'le yalnızca birkaç kez konuşmuşlardı. Çoğu konuşma birkaç cümleden ibaretti.
İyi misin?
İyiyim.
Derya nasıl?
Çok kötü.
Yanında kal.
Kalacağım.
Zeynep hiçbir zaman hesap sormamıştı. Hiçbir zaman “Ne zaman döneceksin?” dememişti. Sadece beklemişti. Fatih bunu düşündükçe içinde ağır bir suçluluk oluşuyordu.
Derya'nın yanında olmak zorundaydı. Ama Zeynep'i özlüyordu. Hem de her geçen gün daha fazla.
Akşam saatlerinde şehre girdiklerinde Derya ilk kez konuştu.
— Eve ne kadar kaldı?
— Yirmi dakika kadar.
Derya başını salladı. Sonra yine sustu.
Birkaç dakika sonra:
— Fatih...
— Efendim?
— Sağ ol.
Fatih ona baktı.
— Ne için?
Derya camdan dışarı bakmaya devam etti.
— Beni yalnız bırakmadığın için.
Fatih cevap vermedi. Sadece:
— Bırakamazdım, dedi.
Derya başını cama yasladı. Bir süre sonra gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. Fatih hiçbir şey söylemedi.
Aracı yavaşlattı. Ve elini direksiyondan çekmeden, sessizce yoluna devam etti.
Eve geldiklerinde Derya doğrudan yatak odasına geçti. Çantasını yere bıraktı.
Üzerini bile değiştirmeden yatağın kenarına oturdu. Fatih kapının önünde durdu.
— Bir şeye ihtiyacın olursa buradayım.
Derya başını salladı.
— Tamam.
Fatih kapıyı kapatıp salona geçti. Telefonunu çıkardı. Ekranda Zeynep'in adı vardı. Bir süre mesaj yazmadan baktı. Sonra:
“Eve geldik.”
Cevap hemen geldi.
“Derya nasıl?”
Fatih:
“Çok kötü. Odasına geçti.”
Zeynep:
“Sen de dinlen biraz.”
Fatih birkaç saniye bekledi. Sonra yazdı:
“Seni çok özledim.”
Zeynep'in cevabı bu kez hemen gelmedi. Uzun bir bekleyişten sonra:
“Ben de seni.”
Fatih telefonu göğsüne yasladı. Bir hafta boyunca söyleyemediği şeyi ilk kez o gece açıkça hissetti: Derya'nın acısı onu kendi evine geri getirmişti.
Ama kalbi hâlâ başka bir yerdeydi. Ve şimdi, Derya bu evin içinde yasını yaşarken, Fatih'in hayatındaki en büyük sırrı aynı çatı altında taşımak zorunda kalacaktı.
Zeynep.
