119. bölüm · Zeynep'in Kanatları

Bölüm 119

Kuzey Yıldızı

Bölümler
1 Uçan balonlar 2 Yerde ki gerçekler 3 Bölüm 3 4 Bölüm 4 5 Bölüm 5 6 Bölüm 6 7 Bölüm 7 8 Bölüm 8 9 Bölüm 9 10 Bölüm 10 11 Bölüm 11 12 Bölüm 12 13 Bölüm 13 14 Bölüm 14 15 Bölüm 15 16 Bölüm 16 17 Bölüm 17 18 Bölüm 18 19 Bölüm 19 20 Bölüm 20 21 Bölüm 21 22 Bölüm 22 23 Bölüm 23 24 Bölüm 24 25 Bölüm 25 26 Bölüm 26 27 Bölüm 27 28 Bölüm 28 29 Bölüm 29 30 Bölüm 30 31 Bölüm 31 32 Bölüm 32 33 Bölüm 33 34 Bölüm 34 35 Bölüm 35 36 Bölüm 36 37 Bölüm 37 38 Bölüm 38 39 Bölüm 39 40 Bölüm 40 41 Bölüm 41 42 Bölüm 42 43 Bölüm 43 44 Bölüm 44 45 Bölüm 45 46 Bölüm 46 47 Bölüm 47 48 Bölüm 48 49 Bölüm 49 50 Bölüm 50 51 Bölüm 51 52 Bölüm 52 53 Bölüm 53 54 Bölüm 54 55 Bölüm 55 56 Bölüm 56 57 Bölüm 57 58 Bölüm 58 59 Bölüm 59 60 Bölüm 60 61 Bölüm 61 62 Bölüm 62 63 Bölüm 63 64 Bölüm 64 65 Bölüm 65 66 Bölüm 66 67 Bölüm 67 68 Bölüm 68 69 Bölüm 69 70 Bölüm 70 71 Bölüm 71 72 Bölüm 72 73 Bölüm 73 74 Bölüm 74 75 Bölüm 75 76 Bölüm 76 77 Bölüm 77 78 Bölüm 78 79 Bölüm 79 80 Bölüm 80 81 Bölüm 81 82 Bölüm 82 83 Bölüm 83 84 Bölüm 84 85 Bölüm 85 86 Bölüm 86 87 Bölüm 87 88 Bölüm 88 89 Bölüm 89 90 Bölüm 90 91 Bölüm 91 92 Bölüm 92 93 Bölüm 93 94 Bölüm 94 95 Bölüm 95 96 Bölüm 96 97 Bölüm 97 98 Bölüm 98 99 Bölüm 99 100 Bölüm 100 101 Bölüm 101 102 Bölüm 102 103 Bölüm 103 104 Bölüm 104 105 Bölüm 105 106 Bölüm 106 107 Bölüm 107 108 Bölüm 108 109 Bölüm 109 110 Bölüm 110 111 Bölüm 111 112 Bölüm 112 113 Bölüm 113 114 Bölüm 114 115 Bölüm 115 116 Bölüm 116 117 Bölüm 117 118 Bölüm 118 119 Bölüm 119 120 Bölüm 120 121 Bölüm 121 122 Bölüm 122 123 Bölüm 123 124 Bölüm 124 125 Bölüm 125 126 Bölüm 126 127 Bölüm 127 128 Bölüm 128 129 Bölüm 129 130 Bölüm 130

Aradan bir ay geçmişti.

Bir ay...

Zeynep için bazen bir ömür, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçen birkaç gün gibiydi. Fatih'le ilişkileri artık yalnızca gizli buluşmalardan ibaret değildi. Gün içinde birbirlerini gördüklerinde birkaç saniyelik bakışlarla yetiniyor, fırsat bulduklarında kısa mesajlar gönderiyor, bazen iş çıkışı birkaç dakika bile olsa bir araya geliyorlardı. Ama dikkatliydiler. Çünkü Sevda'nın uyarısından sonra ikisi de artık daha temkinli davranıyordu.
Ramazan hâlâ gelememişti. İşlerinin yoğunluğu nedeniyle iznini sürekli erteliyordu. Her telefon konuşmasında:

— Biraz daha sabret, diyordu.

Zeynep de sabrediyordu. Derya ise hâlâ memleketindeydi. O gece Fatih evde yalnızdı. Saat gece yarısını geçmişti.
Telefonu çaldığında ekranda Derya yazıyordu. Fatih'in içinden kötü bir his geçti. Telefonu açtı.

— Alo?

Karşıdan birkaç saniye ses gelmedi.
Sonra Derya'nın ağlamaklı sesi duyuldu.

— Fatih...

Fatih doğruldu.

— Ne oldu?

Derya konuşmakta zorlanıyordu.

— Babam...

Sesi titredi.

— Babamı da kaybettik.

Fatih'in yüzündeki bütün ifade değişti.

— Ne?

— Bu gece...

Derya ağlamaya başladı. Fatih birkaç saniye ne söyleyeceğini bilemedi.

— Derya, başın sağ olsun.

— Çok kötüyüm Fatih.

Fatih gözlerini kapattı.

— Yanında kim var?

— Ablam ... Abilerim... Herkes burada.

Bir an sustu. Fatih'in boğazı düğümlendi.

— Ben de geliyorum.

Derya hemen itiraz etti.

— Hayır, gelme. Zaten işin var. Hem gece yola çıkma.

— Geliyorum Derya.

— Fatih, gerçekten gerek yok.

— Var.

— Burada ailem var.

— Biliyorum. Bende gelmek istiyorum. Sen benim karımsın. Böyle bir gecede seni yalnız bırakamam.

Derya'nın sesi daha da yükseldi.

— Sana gel demiyorum!

— Ben gelmek istiyorum.

Derya sustu. Fatih telefonu kapattıktan sonra birkaç saniye öylece durdu. Sonra ilk aklına gelen kişi Zeynep oldu. Telefonunu eline aldı. Mesaj yazdı.

“Zeynep, uyanık mısın?”

Cevap birkaç saniye sonra geldi.

“Uyumadım. Ne oldu?”

Fatih uzun süre ekrana baktı. Sonra yazdı.

“Derya'nın babası vefat etmiş.”

Zeynep'in cevabı hemen geldi.

“Başın sağ olsun.”

Ardından:

“Derya nasıl?”

“Kötü. Yanına gitmem gerekiyor.”

Bu kez cevap biraz gecikti.

“Git.”

Fatih o tek kelimeye baktı. Sonra telefon yeniden titredi.

“Böyle bir zamanda onun yanında olman gerekir.”

Fatih gözlerini kapattı. Zeynep'in bunu söyleyeceğini biliyordu. Ama yine de içi acımıştı.

“Seni de yalnız bırakmak istemiyorum.”

Zeynep uzun süre cevap vermedi.
Sonunda:

“Beni düşünme. Git.”

Fatih:

“Seni seviyorum.”

Zeynep'in gözleri doldu. Telefonu göğsüne bastırdı. Sonra yazdı:

“Ben de seni seviyorum. Git şimdi.”

Fatih telefonu cebine koydu. Çantasını hazırlamaya başladı. Bir saat sonra yola çıkmıştı. Yol boyunca zihninde iki kadın vardı. Biri hayatının yıllardır içinde olan Derya. Diğeri ise hayatının son bir ayında bütün dünyasını değiştiren Zeynep. Fatih direksiyona biraz daha sıkı tutundu. Derya'nın acısını düşündü.
Sonra Zeynep'in gece attığı son mesajı.

Ben de seni seviyorum. Git şimdi.

İçinden bir şey koptu. Çünkü Zeynep'i seviyordu. Ama Derya'nın babasının cenazesine giderken, yanında sevdiği kadını götüremezdi. Bu kez hayat onu seçmeye değil. Bir insanın acısının yanında durmaya zorluyordu.

Zeynep ise o gece sabaha kadar uyuyamadı. Telefonunu yatağının yanına koydu. Fatih'ten gelecek mesajı bekledi. Sabaha karşı telefon titredi.

“Vardım.”

Zeynep derin bir nefes aldı.

“Derya nasıl?”

“Çok kötü.”

Zeynep gözlerini kapattı. Bir süre sonra yazdı:

“Onun yanında kal.”

Fatih:

“Kalacağım.”

Zeynep telefonu kapattı. İçinde kıskançlık yoktu. Öfke de yoktu. Sadece garip bir boşluk vardı. Çünkü ilk kez Fatih'in hayatında kendisinin dışında başka birinin acısı, ondan daha ağır basmıştı. Ve Zeynep bunun yanlış olmadığını biliyordu. Ama bilmek canının yanmasını engellemiyordu.

Fatih, Derya'nın yanında tam bir hafta kaldı. Bu bir hafta boyunca hayatın geri kalanıyla arasına görünmez bir perde çekilmiş gibiydi. Cenaze, taziyeler, eve gelip giden insanlar... Derya bazen saatlerce tek kelime etmiyor, bazen annesinin odasına girip onun eşyalarının başında ağlıyordu. Fatih çoğu zaman ne söyleyeceğini bilmiyordu. Sadece yanında duruyordu.
Bir gece Derya annesinin eski bir fotoğrafını elinde tutarken:

— Önce annemi kaybettim, dedi.

Fatih sustu.

— Şimdi babamı.

Fotoğrafa baktı.

— Ev diye bir şey kalmadı artık.

Fatih yanına oturdu.

— Ben buradayım.

Derya başını kaldırıp ona baktı. Sonra yeniden fotoğrafa döndü.

— Teşekkür ederim.

Fatih onun omzuna elini koydu.

— Böyle zamanlarda teşekkür edilmez.

Derya cevap vermedi. Çünkü gerçekten de Fatih'in neden hâlâ yanında olduğunu düşünemeyecek kadar yorgundu. Bir hafta sonunda Derya'nın ailesi, artık eve dönmelerinin daha iyi olacağını söyledi. Derya önce gitmek istemedi. Ama kalacak hiçbir şey de kalmamıştı.

Ertesi sabah yola çıktılar.Arabanın içinde saatler boyunca tek kelime edilmedi. Derya camdan dışarı bakıyordu. Gözlerinin altında günlerdir geçmeyen morluklar vardı. Yüzü solgundu. Fatih ara sıra ona bakıyor, sonra tekrar yola dönüyordu. Konuşmak istiyordu. Ama ne söyleyeceğini bilmiyordu. “İyi misin?” diye sormanın bile anlamsız olduğunu biliyordu. Çünkü iyi değildi. Bir insan nasıl olur da bu kadar kısa zaman içinde hem annesini hem babasını kaybedip iyi olabilirdi?
Yol boyunca yalnızca radyonun kısık sesi duyuldu. Bir süre sonra Derya gözlerini kapattı. Uyumuyordu. Sadece gözlerini kapatmıştı. Fatih onun yüzüne bir kez daha baktı. Derya'nın ne düşündüğünü bilmiyordu. Belki annesini. Belki babasını. Belki çocukluğunu. Belki de artık geri dönmeyecek olan bir hayatı. Ama bildiği bir şey vardı. Zeynep bu arabanın içinde değildi. Ve şu anda olması gereken yer de burası değildi.

Telefonu cebinde sessizce duruyordu.
Bir hafta boyunca Zeynep'le yalnızca birkaç kez konuşmuşlardı. Çoğu konuşma birkaç cümleden ibaretti.
İyi misin?
İyiyim.
Derya nasıl?
Çok kötü.
Yanında kal.
Kalacağım.
Zeynep hiçbir zaman hesap sormamıştı. Hiçbir zaman “Ne zaman döneceksin?” dememişti. Sadece beklemişti. Fatih bunu düşündükçe içinde ağır bir suçluluk oluşuyordu.
Derya'nın yanında olmak zorundaydı. Ama Zeynep'i özlüyordu. Hem de her geçen gün daha fazla.

Akşam saatlerinde şehre girdiklerinde Derya ilk kez konuştu.

— Eve ne kadar kaldı?

— Yirmi dakika kadar.

Derya başını salladı. Sonra yine sustu.
Birkaç dakika sonra:

— Fatih...

— Efendim?

— Sağ ol.

Fatih ona baktı.

— Ne için?

Derya camdan dışarı bakmaya devam etti.

— Beni yalnız bırakmadığın için.

Fatih cevap vermedi. Sadece:

— Bırakamazdım, dedi.

Derya başını cama yasladı. Bir süre sonra gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. Fatih hiçbir şey söylemedi.
Aracı yavaşlattı. Ve elini direksiyondan çekmeden, sessizce yoluna devam etti.

Eve geldiklerinde Derya doğrudan yatak odasına geçti. Çantasını yere bıraktı.
Üzerini bile değiştirmeden yatağın kenarına oturdu. Fatih kapının önünde durdu.

— Bir şeye ihtiyacın olursa buradayım.

Derya başını salladı.

— Tamam.

Fatih kapıyı kapatıp salona geçti. Telefonunu çıkardı. Ekranda Zeynep'in adı vardı. Bir süre mesaj yazmadan baktı. Sonra:

“Eve geldik.”

Cevap hemen geldi.

“Derya nasıl?”

Fatih:

“Çok kötü. Odasına geçti.”

Zeynep:

“Sen de dinlen biraz.”

Fatih birkaç saniye bekledi. Sonra yazdı:

“Seni çok özledim.”

Zeynep'in cevabı bu kez hemen gelmedi. Uzun bir bekleyişten sonra:

“Ben de seni.”

Fatih telefonu göğsüne yasladı. Bir hafta boyunca söyleyemediği şeyi ilk kez o gece açıkça hissetti: Derya'nın acısı onu kendi evine geri getirmişti.
Ama kalbi hâlâ başka bir yerdeydi. Ve şimdi, Derya bu evin içinde yasını yaşarken, Fatih'in hayatındaki en büyük sırrı aynı çatı altında taşımak zorunda kalacaktı.

Zeynep.