32. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 32
Bir kaç gün sonra öğleye doğru avlunun kapısı çalındı.Hanife o sırada mutfakta hamur yoğuruyordu. Sert bir sesle bağırdı.
— Zeynep! Kapıya bak!
Zeynep ellerini önlüğüne silip kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açtığında karşısında iki kişi gördü.Songül’ün kaynanası ve eltisi.Zeynep bir an ne diyeceğini bilemedi.Kadın onu baştan aşağı süzdü. Bakışı ağır, ölçen bir bakıştı.
— Anan evde mi kız?
— Evde… buyurun.
Zeynep içeri döndü.
— Ana! Misafir var!
Hanife ellerini silerek avluya çıktı. Misafirleri görünce yüzünde hemen hesapçı bir gülümseme belirdi.
— Hoş geldiniz bacım. Buyurun içeri.
Kadınlar ağır adımlarla odaya girdi. Zeynep’in içi daralmıştı. Neden geldiklerini bilmiyordu ama içinde kötü bir his vardı.Hanife misafirleri odaya aldı. Kapı kapandı.Zeynep tam mutfağa dönecekken Hatice kolundan tuttu.
— Dur.
— Ne oldu?
Hatice’nin yüzü ciddiydi.
— İçime iyi bir şey doğmuyor. Dinleyelim. Bu kadın hayra alamet için gelmez.
İkisi de sessizce kapının yanına yaklaştı. Kapı tam kapanmamıştı. Arada ince bir boşluk vardı.Kızlar nefeslerini tutarak dinlemeye başladılar.
İçeride kısa bir hal hatırdan sonra Songül’ün kaynanası konuya girdi.
— Hanife lafı uzatmayalım biz hayırlı bir iş için geldik.
Hanife hemen dikildi.
— Hayırdır?
Kadın hiç dolandırmadı.
— Senin küçük kız… Zeynep.
Zeynep’in kalbi bir anda hızlandı. Kapının yanında donup kaldı.Kadın devam etti.
— Bizim yeğen Ramazan beğenmiş kızı. Allah’ın emriyle istiyoruz.
Kapı aralığında iki kızın da yüzü bembeyaz oldu.
Hatice refleksle Zeynep’in elini tuttu.
İçeride Hanife bir süre sustu. Bu sessizlik kızlara saatler gibi geldi.
Sonra Hanife’nin sesi duyuldu.
— Daha küçük bacım Zeynep. On sekizine bile girmedi. Hem ablası Hatice var daha.
Ama sesi itiraz eder gibi değildi. Daha çok pazarlık tartar gibiydi.Kadın hemen cevap verdi.
— Küçük mü kaldı artık? Hem kız kısmı evinde durdukça laf olur.
Hanife’nin sandalyesi gıcırdadı. Muhtemelen doğrulmuştu.
— ramazan oğlumuz ne iş yapıyor şimdi?
Bu sefer Songül ün eltisi söze girdi.
—Kasabada depo işi yapıyor.
Hanife kısa bir “hmm” dedi.Kapı aralığında Zeynep artık titriyordu.Hatice kulağına fısıldadı.
— Korkma…
Ama kendi sesi de titriyordu.İçeride konuşma devam ediyordu.Songül’ün kaynanası biraz daha yaklaşmış olmalıydı çünkü sesi daha alçak geldi.
— Hanife… sen de bilirsin. Kız evde durdukça yük olur. Biz de yabancı değiliz. Dünür olduk.
Sonra bir cümle söyledi.O cümle kapı arkasındaki iki kızın içine buz gibi düştü.
— Songül zaten bizde. Zeynep de gelirse kardeş kardeş dururlar.
Zeynep’in gözleri doldu.Hatice dişlerini sıktı. İçeride Hanife düşünür gibi yaptı.Sonra yavaşça konuştu.
— Babası gelsin akşam. Onunla konuşuruz.
Kapının arkasında Hatice ile Zeynep birbirlerine baktılar.İkisi de aynı şeyi anlamıştı.Bu “hayır” değildi.Bu “düşünürüz” demekti.Ve bu evde “düşünürüz” çoğu zaman “olur” anlamına gelirdi. Zeynep’in dudakları titredi.Fısıldadı.
— Hatice abla...
Hatice gözlerini kapattı.Sonra çok sakin ama sert bir sesle konuştu.
— Daha hiçbir şey bitmedi. Bir çaresini mutlaka buluruz.
Ama içinden geçen bambaşkaydı.Çünkü o anda ilk kez şunu düşündü:
“Babam bunu kabul ederse… Zeynep’i nasıl kurtaracağız?”
Akşam olduğunda ev her zamanki gibi sessizdi.
Sofra yere serilmiş, herkes başını eğmiş yemeğini yiyordu. Kaşık sesleri dışında kimse konuşmuyordu. Bu evde akşam yemekleri sohbet zamanı değil, sessizlik zamanıydı.
Mahmut sofranın başındaydı. Sert yüzü her zamanki gibi ifadesizdi. Gün boyu kahve de kumar oynamıştı, yorgundu. Ama yorgunluğu bile öfke gibi dururdu üzerinde.
Zeynep başını kaldırmaya cesaret edemiyordu. Hatice de aynı şekilde sessizdi. İkisi de gün içinde duyduklarını düşünüyor, içten içe titriyordu. Hanife ise sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.Yemek bitti.Mahmut elini yıkayıp sedirin üzerine oturdu. Çayını bekliyordu. Hanife mutfaktan iki bardak çay getirdi. Birini Mahmut’un önüne koydu.
Bir süre sessizlik oldu.Hanife tam da bu sessizliği bekliyordu.Çayı karıştırırken konuştu.
— Bugün Songül’ün kaynanası geldi.
Mahmut başını kaldırdı.
— Niye gelmiş?
Hanife omuz silkti.
— Hayırlı bir iş için.
Mahmut kaşlarını çattı.
— Ne hayrı?
Hanife biraz bekledi. Sonra sanki sıradan bir şey söylüyormuş gibi konuştu.
— Zeynep’i istiyorlar.
O anda odadaki hava ağırlaştı.Zeynep ve Hatice odanın diğer tarafında sessizce oturuyordu. Başları eğikti ama kulakları babalarındaydı. Mahmut çayından bir yudum aldı. Hiç acele etmeden sordu.
— Kim istiyor?
— Songül’ün kocasının kuzeniymiş… Ramazan adı.
Mahmut düşündü.
— İçkici mi o?
Hanife başını salladı.
— Arada içermiş ama işi gücü var.
Mahmut kısa bir süre sustu. Sonra sert bir sesle konuştu.
— Songül’ün hali ortada.
Hanife hemen karşılık verdi.
— Her evde olur öyle şeyler.
Hatice dişlerini sıktı.Hanife devam etti.
— Hem kız büyüdü artık. Evde oturdukça laf olur. Birini de başımızdan çıkarmak lazım.
Mahmut yine sustu.Bu sefer Zeynep’in kalbi kulaklarında atıyordu.Mahmut sonunda konuştu.
— Kız daha küçük. Resmi olarak evlendiremeyiz.
Hanife hemen cevap verdi.
— Biz kaç yaşında evlendik?
Mahmut bir şey demedi.Hanife biraz daha yaklaştı.
— Hem yabancı değil. Songülün yanına gider. Kardeş kardeş dururlar.
Mahmut çay bardağını masaya bıraktı.Uzun bir sessizlik oldu.Sonra ağır ağır konuştu.
— Gelsinler bakalım.
Zeynep’in içi buz kesti.Mahmut devam etti.
— Kızı bir görsünler.
Hanife’nin yüzünde belli belirsiz bir memnuniyet belirdi.
— Ne zaman?
Mahmut omuz silkti.
— Haftaya gelsinler.
Kapının yanında oturan Zeynep’in gözleri dolmuştu. Ama ağlamadı.Hatice ona baktı. Zeynep başını kaldırdı.O an yüzünde bambaşka bir ifade vardı.Korku vardı.Ama korkunun yanında başka bir şey daha vardı.
İnat.
Ve Zeynep içinden sessizce bir cümle kurdu:
“Ben Songül abla gibi olmayacağım.”
O anda kimse bilmiyordu ama…
Bu cümle Zeynep’in hayatındaki ilk gerçek karardı.
