46. bölüm · Zeynep'in Kanatları

Bölüm 46

Kuzey Yıldızı

Bölümler
1 Uçan balonlar 2 Yerde ki gerçekler 3 Bölüm 3 4 Bölüm 4 5 Bölüm 5 6 Bölüm 6 7 Bölüm 7 8 Bölüm 8 9 Bölüm 9 10 Bölüm 10 11 Bölüm 11 12 Bölüm 12 13 Bölüm 13 14 Bölüm 14 15 Bölüm 15 16 Bölüm 16 17 Bölüm 17 18 Bölüm 18 19 Bölüm 19 20 Bölüm 20 21 Bölüm 21 22 Bölüm 22 23 Bölüm 23 24 Bölüm 24 25 Bölüm 25 26 Bölüm 26 27 Bölüm 27 28 Bölüm 28 29 Bölüm 29 30 Bölüm 30 31 Bölüm 31 32 Bölüm 32 33 Bölüm 33 34 Bölüm 34 35 Bölüm 35 36 Bölüm 36 37 Bölüm 37 38 Bölüm 38 39 Bölüm 39 40 Bölüm 40 41 Bölüm 41 42 Bölüm 42 43 Bölüm 43 44 Bölüm 44 45 Bölüm 45 46 Bölüm 46 47 Bölüm 47 48 Bölüm 48 49 Bölüm 49 50 Bölüm 50 51 Bölüm 51 52 Bölüm 52 53 Bölüm 53 54 Bölüm 54 55 Bölüm 55 56 Bölüm 56 57 Bölüm 57 58 Bölüm 58 59 Bölüm 59 60 Bölüm 60 61 Bölüm 61 62 Bölüm 62 63 Bölüm 63 64 Bölüm 64 65 Bölüm 65 66 Bölüm 66 67 Bölüm 67 68 Bölüm 68 69 Bölüm 69 70 Bölüm 70 71 Bölüm 71 72 Bölüm 72 73 Bölüm 73 74 Bölüm 74 75 Bölüm 75 76 Bölüm 76 77 Bölüm 77 78 Bölüm 78 79 Bölüm 79 80 Bölüm 80 81 Bölüm 81 82 Bölüm 82 83 Bölüm 83 84 Bölüm 84 85 Bölüm 85 86 Bölüm 86 87 Bölüm 87 88 Bölüm 88 89 Bölüm 89 90 Bölüm 90 91 Bölüm 91 92 Bölüm 92 93 Bölüm 93 94 Bölüm 94 95 Bölüm 95 96 Bölüm 96 97 Bölüm 97 98 Bölüm 98 99 Bölüm 99 100 Bölüm 100 101 Bölüm 101 102 Bölüm 102 103 Bölüm 103 104 Bölüm 104 105 Bölüm 105 106 Bölüm 106 107 Bölüm 107 108 Bölüm 108 109 Bölüm 109 110 Bölüm 110 111 Bölüm 111 112 Bölüm 112 113 Bölüm 113 114 Bölüm 114 115 Bölüm 115 116 Bölüm 116 117 Bölüm 117 118 Bölüm 118 119 Bölüm 119 120 Bölüm 120 121 Bölüm 121 122 Bölüm 122 123 Bölüm 123 124 Bölüm 124 125 Bölüm 125 126 Bölüm 126 127 Bölüm 127 128 Bölüm 128 129 Bölüm 129 130 Bölüm 130

Zeynep kapıyı açtığında koridor soğuktu.
Ev henüz tam uyanmamıştı ama mutfaktan gelen tencere sesleri duyuluyordu. Zeynep yavaş adımlarla o tarafa yürüdü. Mutfak kapısında durdu.
Ramazan’ın annesi ocak başındaydı. Büyük bir tencerede su kaynıyordu. Kadın Zeynep’e bakmadan konuştu.

— Erken uyanmışsın. Songül mü uyandırdı seni? .
Zeynep sessizce başını salladı.
— Erken kalktım. Ama ablam kaldırmadı. Zaten uyanmıştım.
Kadın kısa bir bakış attı. Sonra gözleri Zeynep’in kolundaki alçıya takıldı.

— O kolunla ağır iş yapamazsın.

Sesinde acıma yoktu ama sertlik de yoktu. Daha çok hesap yapan bir tondu.

— Tavuklara yem verirsin. Sonra ekmek kesersin.

Zeynep hemen cevap verdi.

— Tamam.

Kadın tekrar tencereye döndü.

— Bu evde herkes çalışır. Kimse boş oturmaz.

Zeynep başını salladı.

— Bilirim.

Bu cevap kadının dikkatini çekti. Bir an Zeynep’e baktı.

— Nereden bilirsin?

Zeynep çok sade söyledi.

— Bizim evde de öyleydi.

Kadın bir şey demedi. Ama bakışları Zeynep’i biraz daha dikkatle ölçer gibiydi.
Zeynep mutfaktan çıkıp avluya yürüdü.
Sabah güneşi yeni doğuyordu. Toprak hâlâ gece nemini taşıyordu. Avlunun köşesinde tavuklar kümese tünemişti. Zeynep küçük kovayı aldı. İçindeki yemi yere serpti.
Tavuklar hemen etrafına üşüştü. Zeynep onları izlerken tuhaf bir sakinlik hissetti.

İlk kez koşuyordu. İlk kez saklanmıyordu.
Sadece bir sabah işini yapıyordu. Tam o sırada kapı gıcırdadı. Zeynep başını kaldırdı. Ramazan avluya çıkmıştı.
Üzerinde eski bir gömlek vardı. Saçları biraz dağınıktı. Yeni uyanmış gibiydi.
Bir süre Zeynep’i izledi.Zeynep de onu fark etmişti ama başını tekrar tavuklara çevirdi.
Aralarında garip bir sessizlik vardı.
Ramazan yavaşça yaklaştı.

— Erken kalkmışsın.

Zeynep omuz silkti.

— Uykum kaçtı.

Ramazan gözlerini alçıya kaydırdı.

— Kolun nasıl?

— İdare ediyor.

Bir süre daha konuşmadılar. Sonra Ramazan cebinden bir şey çıkardı.Küçük bir bez parçasına sarılmıştı. Zeynep’e uzattı.

— Al.

Zeynep şaşırdı.

— Bu ne?

— Merhem.

Zeynep kaşlarını çattı.

— Ne için?

Ramazan başıyla yanağını işaret etti.

— Yüzün için.

Zeynep farkında olmadan yanağına dokundu.Morluk hâlâ duruyordu.
Ramazan ekledi:

— Anneme dün eczaneden aldırdım.

Zeynep birkaç saniye tereddüt etti. Sonra merhemi aldı.

— Sağ ol.

Ramazan kısa bir baş hareketi yaptı. Sonra tavuklara baktı.

— Alışırsın zamanla

Zeynep hemen cevap verdi.

— Alışmak istemiyorum.

Ramazan ona baktı.

— Neye?

Zeynep birkaç saniye sustu. Sonra dürüstçe söyledi.

— Her şeye. Bu eve. Bu evliliğe.

Bu cevap Ramazan’ı düşündürdü. Bir süre Zeynep’i izledi.Sonra sakin bir sesle konuştu.

— İnsan yine de alışır.

Zeynep başını kaldırdı.

— Sen alıştın mı?

Ramazan kısa bir an durdu. Sonra omuz silkti.

— Ben zaten buradaydım.

Bu cevap Zeynep’i susturdu. Çünkü Ramazan için bu hayat normaldi. Zeynep için ise yeni başlamıştı. Ramazan arkasını döndü.

— Tarlaya gideceğim.

Bir iki adım yürüdü. Sonra durdu.

— Akşama geç gelirim.

Zeynep sadece başını salladı.

— Tamam.

Ramazan kapıdan çıkıp gitti. Zeynep elindeki küçük merhem kutusuna baktı.
Sonra cebine koydu. Ve avlunun ortasında dururken içinden bir düşünce geçti:

"Bu adam gerçekten nasıl biri?"

Çünkü Ramazan…

Ne beklediği kadar sertti. Ne de güvenebileceği kadar yumuşak.

Ve Zeynep henüz hangi yüzünün gerçek olduğunu bilmiyordu.

Öğleye doğru evin içinde bir hareketlenme başladı. Ramazan’ın annesi sabahkinden daha hızlı yürüyordu. Mutfakta tabaklar çıkarılıyor, avluda sandalye taşınıyordu.
Zeynep bunu fark etti.

— Birileri mi gelecek?

Kadın kısa cevap verdi.

— İmam gelecek
.
Zeynep’in eli havada kaldı.

— Neden?

Kadın ona doğrudan baktı.

— Nikâh kıyılacak.

Zeynep’in kalbi bir an sert çarptı.

— Ama… ya resmi nikâh?

Kadın başını iki yana salladı.

— Sen daha küçüksün. Resmi nikâh için beklemek gerekir.

Sonra hiç duygu katmadan ekledi:

— Ama evde öylece duramazsın. El alem ne der sonra. Ramazan ile dini nikahınız kıyılacak

Zeynep artık ne demek istediğini anlamıştı.
İmam nikahı. Bu sözün ağırlığı bir anda omuzlarına çöktü. Kadın devam etti.

— İmam gelecek. Şahitler olacak. İş bitecek.

Sanki bir eşya alışverişinden bahsediyordu.
Zeynep hiçbir şey söylemedi. Sadece başını eğdi. Çünkü herşeyi kabullenmişti. Ama bu kadar çabuk Ramazan ın karısı olmayı beklemiyordu.

Akşama doğru avluya üç erkek geldi.
Köyün imamı, Ramazan’ın amcası ve bir komşu.

Mahmut ve Hanife de çağrılmıştı. Zeynep babasını görünce içi tuhaf oldu. Mahmut gözünü kaçırdı. Zeynep’e bakmadı bile. Annesi ise mutluydu. Bu rezillik bittiği için. Avluda küçük bir masa kuruldu.İmam sandalyeye oturdu. Elinde küçük bir defter vardı.

Herkes yerini aldı.Zeynep kapının yanında duruyordu.Ramazan ise birkaç adım ötede, sessizce bekliyordu. İmam boğazını temizledi.

— Kız burada mı?

Hanife hemen cevap verdi.

— Burada.

Zeynep’i kolundan hafifçe ileri itti. Zeynep birkaç adım attı. İmam ona baktı. Bir an durdu. Belki morlukları fark etti. Ama hiçbir şey söylemedi. Söylese de bir şey değişmeyecekti. Defterine baktı.

— Kızın adı?

Mahmut cevap verdi.

— Zeynep.

İmam başını salladı. Sonra klasik soruyu sordu.

— Zeynep kızım…

— Ramazan oğlu Ramazan ile evlenmeyi kabul ediyor musun?

Avlu bir anda sessizleşti. Tavukların sesi bile kesilmiş gibiydi. Zeynep’in kalbi hızlandı. Bir an herkesin yüzüne baktı.

Hanife.

Mahmut.

Ramazan’ın annesi ve babası.

Ramazan.

Hepsi bekliyordu. Zeynep içinden düşündü:

"Hayır desem ne olur?"

Cevabı zaten biliyordu. Hiçbir şey değişmezdi. Sadece daha çok acı olurdu. Daha önce defalarca çekmişti o acıyı. Derin bir nefes aldı. Ve çok sakin bir sesle söyledi:

— Kabul ediyorum.

İmam başını salladı. Sonra Ramazan’a döndü.

— Sen Mahmut kızı Zeynep'i eşliğe kabul ediyor musun?

Ramazan hiç tereddüt etmedi.

— Ediyorum.

İmam kısa bir dua okudu. Şahitler başlarını salladı. Ve birkaç dakika içinde her şey bitmişti. İmam defteri kapattı.

— Hayırlı olsun.

Herkes ayağa kalktı. Avluda küçük bir uğultu oluştu. Ama Zeynep için o an zaman yavaşlamıştı. Az önce hayatının yönü tamamen değişmişti. Ama hiçbir şey dramatik olmamıştı.

Ne düğün.

Ne gelinlik.

Ne de müzik.

Sadece birkaç kelime.

Ve bitti.

Ramazan Zeynep’e yaklaştı. Bir süre konuşmadı. Sonra çok kısa bir şey söyledi.
— Bitti. Artık karımsın.

Zeynep başını kaldırdı.

— Evet.

Ve o an Zeynep şunu anladı:

Kaçmak bazen zor olur.

Ama kalmak…

Bazen daha zordur.