84. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 84
Zeynep birkaç saniye Sevda'nın yanında öylece durdu. Ne söyleyeceğini bilmiyordu. Çünkü ortada anlatılacak bir şey yoktu. Ama anlatılmadan da durmayan şeyler vardı. Sevda sonunda elindeki işi bıraktı. Yavaşça dönüp Zeynep'e baktı.
—Ne oldu?
Zeynep gözlerini kaçırdı.
—Hiç.
Sevda hafifçe gülümsedi.
—Tamam, dedi.
"Hiç."
Bu cevap Zeynep'i daha da gerdi. Çünkü Sevda'nın anladığını biliyordu. Bir süre sessizlik oldu. Sonunda Sevda derin bir nefes verdi.
—Ben sana bir şey sormayacağım, dedi.
—Ama sen kendine sor.
Zeynep başını kaldırdı.
—Ne sorayım?
Sevda'nın sesi yumuşaktı.
—Bu adamı mı istiyorsun...
Kısa bir duraklama oldu.
—...yoksa bu adamın yanında hissettiğin kişiyi mi?
Zeynep cevap veremedi. Çünkü ilk kez biri tam kalbinin ortasına dokunmuştu.
O akşam paydos saati geldiğinde yol boyunca bu cümleyi düşündü.
Eve yürürken...
Otobüste...
Umut'un kreşte yaptığı resmi çantasına koyarken...
Hatta kapıyı açarken bile.
Ev her zamanki gibiydi. Sessiz. Yorgun.
Soğuk. Ramazan yine salonda oturuyordu. Televizyon açıktı ama bakmıyordu. Masanın üzerinde yarım kalmış sigaralar vardı. Zeynep mutfağa geçti. Yemeği ısıttı. Masayı hazırladı.
Bir süre sonra Ramazan gelip karşısına oturdu. Eskiden bu masada kavgalar olurdu. Şimdi ise sessizlik vardı. Ve bazen sessizlik kavgalardan daha ağır oluyordu. Ramazan bir süre tabağıyla oynadı. Sonra aniden konuştu.
—Fabrika nasıl gidiyor?
Zeynep şaşırdı. Çünkü uzun zamandır ilk kez işini sormuştu.
—İyi. Fabrika işte, dedi.
—Alıştın mı?
—Alıştım.
Yine sessizlik oldu. Ama bu kez Zeynep farklı bir şey fark etti. Ramazan'ın gözlerinin altında morluklar vardı. Yüzü çökmüştü. Eskisinden daha yorgun görünüyordu. Bir zamanlar ondan korkardı. Şimdi ise karşısında yavaş yavaş dağılan bir adam görüyordu. O gece Umut uyuduktan sonra Zeynep balkona çıktı. Şehrin ışıkları uzakta titriyordu. Gökyüzü karanlıktı. Sevda'nın sözü yine geldi aklına.
"Bu adamı mı istiyorsun, yoksa yanında hissettiğin kişiyi mi?"
Uzun süre düşündü. Sonra ilk kez dürüstçe cevap verdi. Fatih'i aslında çok az tanıyordu. Onun en sevdiği yemeği neydi bilmiyordu. Çocukluğu nasıldı bilmiyordu. Korkuları neydi bilmiyordu.
Ama bildiği bir şey vardı. Fatih'in yanında kendini küçülmüş hissetmiyordu. Korkmuş hissetmiyordu.
Sürekli yanlış yapacakmış gibi hissetmiyordu. Ve belki de özlediği şey bir adam değil... Hayatında ilk kez saygı görmekti. Bu düşünceyle gece boyunca balkonda kaldı. Çünkü cevabı bulmuştu.
Ama bu cevap yeni soruları da beraberinde getiriyordu.
Sabah olunca yine bir koşuşturmaca oldu evin içinde. Önce kahvaltıyı hazırladı. Sonra da umutun beslenmesini. Artık her şey rutine bağlamıştı. Ramazan yine sabah ezanından önce çıkmıştı evden. Sabahları ondan kaçar gibi erkenden çıkıyordu artık. Bu zeynep'in dikkatini çekiyordu. Ama içten içe de umursamıyordu. Kahvaltısını alel acele yapıp kapı önüne çıktı hemen. Sevdayı beklemeye başladı. Beş dakika sonra da sevda çıktı evden. Zeynep aslında ne diyeceğini bilmiyordu. Ama konuşması gerektiğini hissediyordu. Sevda da onu görünce gülümsedi. Zeynep te yarım bir gülümsemeyle karşılık verdi. Sevda anlamıştı zeynepin hal ve hareketlerinden. Zeynep konuşmaya başlamadan onun bütün aklındakileri dile getirdi.
— yorma kendini Zeynom. Ben yargılamam seni dedi.
Zeynep kısa bir an duraksadı. En korktuğu yerden girmişti sevda. Zeynep tam konuşacaktı ki sevda başladı yine.
— Bak Zeynep. Ben seni kardeşim gibi seviyorum. Bu sözlerimi yanlış anlama. Kocanı sevmediğini biliyorum. Bu yeni çocukla arandaki çekimi de hissediyorum. Senin adına çok mutluyum. Ama başkası görürse, anlarsa sen üzülürsün. Kocan bu durumu sana karşı koz olarak kullanırsa umutu kaybedersin. Bak bana yıllardır evlat hasretiyle yanıyorum. Sana diyeceğim tek şey dikkatli ol.
Zeynep kafasını eğmiş sessizce sevdayı dinliyordu. Sevdanın konuşması bitince de başını kaldırıp ona baktı. Tek kelime etmedi. Sadece sıkıca sarıldı. Sevda da ona aynı şekilde karşılık verdi. İki kadın hem ağladılar. Hem de sıkıca sarıldılar birbirine. O gün Zeynep anlamıştı. Sevda onun aşkına karşı değildi. Sadece bu işini sonunda onun üzüleceğinden korkuyordu. O an karar verdi. Bu işi bitirecekti. Fabrikaya gittiğinde fatih le göz göze gelmemeye çalıştı. Yemek alırken, öğlen arasında ya da çay molasında ondan hep kaçtı. Fatih önce anlama veremedi Zeynep in bu tavırlarına. Sonra bir şeyler olduğunu anladı. Ama olan biteni onun ağzından duyması gerekiyordu. Zeynep ile konuşmak için hep fırsat kolladı.
Ama Zeynep hep ondan kaçtı. Günler sonra Zeynep çay molasında dışarı çıkmıştı. Kuytu köşe bir yerde hem çayını yudumluyor, hem de olanları düşünüyordu. O yüzden arkadan gelen ayak sesini duymamıştı. Fatih karşısında durunca farketmişti anca onu. Onu tam karşısında görünce çok şaşırmıştı. Ordan kaçıp gitmek istedi ama fatih onu durdurdu.
— ne olup bittiğini anlatacak mısın?
Zeynep bir süre sustu. Ne diyecekti ki. Cevabı olmayan bir soruydu bu. Ama herşeyi de konuşması gerekiyordu. En sonunda bütün cesaretini topladı.
— Bir daha benimle konuşma fatih. Bir gören olursa adım çıkar. Ben evli bir kadınım, dedi.
Fatih zeynep'in evli olduğu en başından beri biliyordu. Hatta kocasıyla zorla evlendirildiğinden bile haberi vardı. Kocasından nefretttiğini Zeynep kendi anlatmıştı. Şimdi ne değişmişti ki.
— Biri bir şey mi dedi sana. Sevda mı aklını bulandırıyor senin.
— Kimse aklımı çelmedi. Bizden olmaz, dedi.
Ve ordan koşarak uzaklaştı. Zeynep ve fatihin son konuşması bu an oldu. Bir daha fatih ne kadar zorlarsa zorlasın Zeynep tek kelime etmedi. Ama gönlüne de söz geçiremiyordu. Bu yüzden fatihi bir daha görmemek için işi bırakmaya karar verdi.
Zeynep o kararı bir anda vermedi.
Geceler boyunca düşündü. Defalarca vazgeçti. Defalarca yeniden aynı noktaya geldi. Çünkü mesele sadece Fatih değildi. Asıl mesele kendisiydi.
Aylar önce bu fabrikaya ilk geldiği günü düşündü. Korkuyordu. Kendine güvenmiyordu. Sürekli başını önüne eğiyordu.
Şimdi ise farklıydı. İnsanların içine bakabiliyordu. Kendi parasını kazanıyordu. Oğlunu kreşe bırakıp çalışabiliyordu. Ayakta durabiliyordu.
Ama tam da hayatını toparlamaya başladığı sırada kalbi başka bir sınav çıkarmıştı karşısına. Ve Zeynep bu sınavı yanlış vermekten korkuyordu.
Bir akşam iş çıkışında kreşten Umutu aldıktan sonra uzun süre yürüdü. Eve gitmedi hemen. Parkın bir köşesinde oturdu. Umut kaydırakta oynarken onu izledi. Sonra kendi kendine sordu:
"Ben neden çalışıyorum?"
Cevabı hemen geldi.
Umut için.
Kendisi için.
Bir gün kendi ayakları üzerinde durabilmek için.
Peki şimdi ne yapıyordu? Korktuğu için kaçıyordu. Bu düşünce onu sarstı. Çünkü fabrikanın kapısından içeri girerken duyduğu gurur hâlâ içindeydi.
İşi bırakmak istemiyordu aslında. Fatih'i görmemek istiyordu. İkisi aynı şey değildi. O gece eve döndüğünde ilk kez bu ayrımı fark etti. Sorun fabrika değildi.
Sorun çalışmak değildi. Sorun kalbini susturamamaktı. Ertesi gün işe gitti.
Kararını kimseye söylemedi. Ne Sevdaya... Ne de başka birine. Ama bütün gün düşündü. Öğle arasında kreşin camından Umut'a baktı. Küçük çocuk arkadaşlarıyla oynuyordu.
Kahkaha atıyordu. Mutluydu. İşte o an Zeynep başka bir şey fark etti. Bu fabrika sadece bir iş değildi artık. Onun özgürlüğe açılan ilk kapısıydı. Bir kapıyı kapatmak kolaydı. Ama sonra yeniden açmak çok daha zordu. Akşam paydosunda Sevda'yla eve dönerlerken uzun süre sessiz kaldı. Sonra birden konuştu.
—Ben galiba korkuyorum.
Sevda ona baktı.
—Neyden?
Zeynep cevap vermeden önce birkaç saniye yürüdü.
—Yanlış bir şey yapmaktan.
Sevda başını salladı.
—Yanlış yapmamak için hayatını durdurma ama, dedi.
Bu cümle Zeynep'in içine yerleşti. Çünkü önünde artık başka bir yol ayrımı vardı. Fabrikayı bırakıp yine dört duvar arasına dönmek... Ya da sınırlarını koruyarak kendi hayatını kurmaya devam etmek. O gece yatağa uzandığında ilk kez kararından emin değildi. Belki de bırakması gereken şey işi değil... İçindeki korkuydu.
