26. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 26
Zeynep için de işler çok farklılaşmıştı artık. Eminenin kaçısı, Songülün zoraki evliliği... Yüreğinde derin çatlaklar oluşturmuştu.
Her gece kabus görüyor, kan ter içinde uyanıyordu. Yaşadığı bu ev ona dar gelmeye başlamıştı. Onu bu evde delirmekten alıkoyan tek şey kitaplardı.
Her gece bahçe de ki incir ağacının altında saatlerce otururdu. Bazen hiç durmadan okur, bazen de içinden geçenleri kağıda dökerdi. Yine o gecelerden biriydi. Ama canı ne okumak ne de yazmak istemişti.
Gökyüzü muhteşemdi. Yıldızlar çok parlak, adeta insanı içine alıyordu. O kadar dalmıştı ki gelen ayak sesini duymadı. Kendine geldiğinde abisi Mustafa ona bakıyordu.
İlk başka çok korktu Zeynep. Abisinin onu döveceğini düşünüp hemen savunmaya geçti. Ama abisi onu susturdu ve yanına oturdu.
Zeynep çok şaşırmıştı. Çünkü Mustafa abisi aynı babası gibiydi. Duruşu bakışı, onlarla iğrenerek konuşması bile babasıydı. Zeynep bi an düşündü. Abisi hiç onları sevmiş miydi?
O bu düşünceler içinde boğulurken abisi ilk defa konuştu :
—ee Zeynep. Gökyüzünde ne var bu kadar bakıyorsun.
Abisinin sesini ilk defa duymuş gibi açtı gözlerini. İlk defa onunla insan gibi konuşmuştu. Zeynep acaba rüya da mıyım diye alttan kendine bir çimdik attı. Canı acıyınca anladı ki bu bi rüya değildi. Peki ya neydi? Rüya olması daha mantıklıydı çünkü. Konuştu sonra :
— şey... Yıldızlar var abi, dedi
— Sen biliyor musun o yıldızların isimlerini?
—Biliyorum. Okuldayken Hande Öğretmenim öğretmişti. Bak bunun adı Kuzey yıldızı. Göğün en paylak yıldızı, dedi gururla.
Ama hemen pişman oldu. Çünkü abisi okul lafından nefret ederdi.
— aferin sana Zeynep, dedi abisi
Zeynep apar topar kalktı oturduğu yerden. Daha fazla konuşursa pot kırabilirdi. Gece gece dayak yemek istemiyordu. Ama içini kemiren de bişey vardı.
— Neden abi, dedi
Abisi anlamaz gözlerle Zeynepe baktı.
— Ne neden.
— Neden bizi hiç sevmediniz.
Konuşmanın başından beri ilk defa Mustafanın kaşları çatıldı.
— Düzen bu. Böyle gelmiş, böyle gidecek. Bu evinde bir düzeni var. Ve babam düzeninin bozulmasından hiç hoşlanmaz.
Abisinin bu tehdit vari konuşmasından sonra Zeynep arkasına bakmadan odasına çıktı.
Odanın kapısını kapattığında yüreği ağzındaydı. Neydi şimdi bu? Abisi ilk defa onu sevmiş miydi?
Anlamsız bir sevinç kapladı içini. Belki dedi. Belki bir şeyler değişiyordur.
Bunları düşünüp uyudu Zeynep. Sabahta sanki başka bir evde uyanmışçasına mutlu uyandı. Ama unuttuğu bir şey vardı. Bu ev bir zehirdi. Elbet bir gün o da bu zehirden tadacaktı.
Abisinin o çıkışından sonra uzunca bir süre incir ağacınin altına çıkamadı. Abisi o gece iyiydi ama bir daha o şekilde olmazsa dayak kaçınılmazdı. Ama artık okuması yazması gerekiyordu. Emine ablasına bayadır mektup yazmamıştı. Songülün evliliğini ona anlatması gerekiyordu. O gece herkes uyuyunca sessizce dışarı çıktı. Önce etrafı kolaçan etti. Sonra parmak uçlarına basarak ağacın altında yerini aldı. Bu gece işi mektup yazmaktı.
"Emine Ablam "
Sana her şeyi anlatmak istiyorum ama kelimeler yetersiz kalıyor. Buradaki hayat… anlatılmaz yaşanır. Songül… artık kaçamıyor. Zorla evlendirildi ve her geçen gün biraz daha kırılıyor. Gözlerindeki ışığı kaybettiğini görmek, yüreğimi parçalıyor.
Ev, köy, herkes… hepsi ona karşı. Ali’nin sevgisi olsa da, o da yetmiyor. Songül’ün içinde hâlâ bir umut kırıntısı var, ama bu kırıntı, etrafındaki karanlığın içinde kayboluyor. Ben buradayım, onun acısını görüyorum ve yapabileceğim hiçbir şey yokmuş gibi hissediyorum.
Sen gittin ve özgürlüğü buldun. Senin cesaretin, benim için bir yol ışığı oldu. Ama ablam… Songül ablam için henüz o yol yok. Ona olan sevgimi anlatacak kelime bulamıyorum. Yalnızca bilmeni istiyorum ki, buradayız ve onun yanında olamasak da kalbimiz hep onunla.
Her gün dualarımda Songül ablam var. Ona bir şekilde güç vermek, yanında olmak istiyorum. Senin gibi cesur olabilmeyi umut ediyorum. Bir gün… belki bir gün, hepimiz kendi hayatlarımızı seçebileceğiz.
Seni çok özlüyorum, ablam.
Zeynep
Mektubu bitirdiğinde gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Kendi bile farkına varmamıştı ağladığının. Mektubu göğsünün üstüne koydu. Yarın mutlaka Ahmet Amca ya vermesi gerekiyordu. Ahmet Amca onların postası gibi olmuştu artık. Herkesten gizli onlara mektup taşıyordu.
Sabah erkenden kaktı Zeynep. Babası evde yoktu. Annesi de komşuya geçmişti. Fırsat bu fırsat deyip minibüs şöförü Ahmet amca ya gitti. Ona verdi. Tek kelime etmedi. Hızlıca eve döndü. Artık cevabı beklemek kalmıştı. Annesi komşudan gelmeden alel acele yatağını topladı. Tarlaya gitmek için hazırlandı.
