126. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 126
Aradan üç ay geçmişti. Zeynep'in karnı artık saklanamayacak kadar belirginleşmişti. Sabahları hazırlanırken aynanın karşısında duruyor, bol kıyafetler seçiyordu. Fabrikada da elinden geldiğince önlüğünü üzerine çekiyor, insanların bakışlarından kaçınmaya çalışıyordu. Ama evde bunu yapmak giderek zorlaşıyordu.
Bir akşam sofradan kalkarlarken Zeynep mutfağa tabakları götürmek için eğildi. Ramazan gözlerini onun karnına dikti.
— Zeynep.
— Efendim?
— Bir şey soracağım.
Zeynep'in eli havada kaldı.
— Sor.
Ramazan birkaç saniye düşündü.
— Senin karnın... biraz fazla büyümedi mi?
Zeynep'in kalbi hızlandı.
— Nasıl yani?
— Daha üç aylık değil miyiz?
Zeynep zoraki bir gülümseme yaptı.
— Her hamilelik aynı olmuyor.
Ramazan başını salladı.
— Biliyorum da...
Elini Zeynep'in karnına doğru uzattı. Zeynep istemsizce bir adım geri çekildi.
Ramazan bunu fark etti.
— Ne oldu?
— Bir şey yok.
— Dokunmamı istemiyor musun?
— Yok, öyle değil. Karnım ağrıyor biraz.
Ramazan elini indirdi.
— Tamam, diyebildi sadece.
Ertesi sabah kahvaltıda Ramazan yeniden sordu.
— Doktora ne zaman gideceğiz?
Zeynep çayını karıştırıyordu.
— Yakında.
— “Yakında” ne zaman?
— Bu hafta gideriz.
— Ben de geleyim.
Zeynep'in eli durdu.
— Senin işlerin vardır.
— İşin yok. Olsa da önemli değil.
Zeynep başını kaldırdı. Ramazan'ın yüzünde kuşku yoktu. Sadece bir baba adayının merakı vardı. Bu, Zeynep'i daha da kötü hissettirdi.
— Tamam, dedi sonunda.
Ramazan gülümsedi.
— Güzel.
Sonra kahvaltısına devam etti. Zeynep ise önündeki tabağa bakıyordu.
Çünkü biliyordu. Doktorun karşısında artık hiçbir bahane işe yaramayacaktı.
Birkaç gün sonra Ramazan eve elinde küçük bir poşetle geldi.
— Bak ne aldım.
Zeynep poşete baktı. İçinden küçücük bir tulum çıktı. Ramazan gülümseyerek açtı.
— Bunu görünce dayanamadım.
Zeynep'in gözleri doldu.
— Çok güzel.
— Daha belli değil ama ben şimdiden alışveriş yapmaya başladım.
Zeynep tulumu eline aldı. Üzerinde küçük beyaz bulutlar vardı. Ramazan gülerek:
— Bir de şunu düşündüm.
— Neyi?
— Kız olursa annesine benzese fena olmaz.
Zeynep'in gözleri doldu.
— Ramazan...
Zeynep başını iki yana salladı.
— Hiç.
Ramazan ona yaklaştı.
— Sen mutlu değil misin?
Zeynep hemen cevap verdi.
— Mutluyum.
Bu kez söylediği kelime boğazına takıldı. Ramazan onun yanağına dokundu.
— O zaman sorun yok.
Zeynep gözlerini kapattı. Sorun vardı.
Hem de büyüyen karnı kadar büyük bir sorun.
O gece Zeynep yatakta uyuyamadı.
Ramazan çoktan uyumuştu. Zeynep yavaşça yataktan kalktı ve banyoya girdi. Aynanın karşısında pijamasını biraz yukarı kaldırdı. Karnına baktı.
Artık gerçekten belliydi. Elini üzerine koydu.
— Biraz daha saklanamazsın...
Kendi kendine fısıldadı. Tam o sırada içeriden Ramazan'ın sesi geldi.
— Zeynep?
Zeynep irkildi.
— Efendim?
— Neredesin?
— Banyodayım.
— İyi misin?
Zeynep aynadaki yansımasına baktı.
— İyiyim.
Ama bunu söylerken gözlerinden yaş süzülüyordu.
Ramazan'ın yurt dışındaki işleri nihayet yoluna girmişti. Aylarca beklediği süreç tamamlanmış, artık geri dönmesi gerekiyordu. Zeynep ve Umut'un da onun yanına gitmesi için gereken işlemlerin neredeyse tamamı bitmişti.
Geriye yalnızca ev meselesi kalmıştı.
Bir akşam Ramazan bilgisayarın başında bazı ilanlara bakarken Zeynep mutfaktan geldi.
— Ne yapıyorsun?
Ramazan ekranı ona çevirdi.
— Ev bakıyorum.
Zeynep'in yüzü gerildi.
— Şimdiden mi?
— Şimdiden bakmam lazım. Ben döndüğümde sizi bekletmek istemiyorum.
Ekrandaki evleri tek tek gösterdi.
— Şurası güzel. Okula da yakın.
— Umut için mi?
— Tabii. Hem bana da iş yerime yakın bir yer bulmaya çalışacağım.
Zeynep sessizce ekrana baktı. Ramazan heyecanlıydı.
— Birkaç gün içinde hallederim. Sonra tekrar Türkiye'ye gelip sizi alacağım.
Zeynep'in eli istemsizce karnına gitti.
Ramazan bunu fark etmedi.
— Ne oldu?
Zeynep hemen elini indirdi.
— Hiç.
Ramazan gülümsedi.
— Bak, sonunda gerçekten aile gibi yaşayacağız.
Bu cümle Zeynep'in içine oturdu. Aile.
Ramazan için bu kelime çok basitti.
Kendisi, Zeynep ve Umut. Şimdi bir de bebeği ekliyordu. Oysa Zeynep'in bildiği gerçek, bu tablonun içine sığmıyordu.
Ertesi gün Ramazan telefonla uzun uzun konuştu.
— Tamam, anladım. Sözleşmeyi sen gönder, ben inceleyeyim.
Telefonu kapattığında yüzünde rahatlamış bir ifade vardı. Zeynep salondan onu izliyordu.
— Ne oldu?
— Evi buldum sayılır.
— Gerçekten mi?
— Evet. Birkaç gün içinde gidip işlemleri tamamlayacağım.
Zeynep başını salladı. Ramazan yanına oturdu.
— Sonra da gelip sizi alacağım.
Zeynep sessiz kaldı.
— Ne zaman?
— Bir hafta, bilemedin on gün.
Zeynep'in kalbi hızlandı. Bir hafta. Artık zamanın onun tarafında olmadığını biliyordu. Ramazan elini tuttu.
— Mutlu değil misin?
Zeynep ona baktı. Bir an için her şeyi söylemek istedi. Ben beş aylık hamileyim. Bu çocuk senden değil.
Fatih'in. Ama kelimeler boğazında düğümlendi.
— Mutluyum.
Ramazan gülümsedi.
— O zaman neden böyle bakıyorsun?
Zeynep gözlerini kaçırdı.
— Biraz korkuyorum.
— Neden?
— Yeni bir ülke. Yeni bir hayat. Umut'un düzeni değişecek.
Ramazan onun elini sıktı.
— Merak etme. Ben yanınızda olacağım.
Zeynep'in gözleri doldu. İşte tam da bundan korkuyordu. Ramazan'ın yanında olması.
O gece Umut babasının yanına sokuldu.
— Baba, gerçekten seninle mi yaşayacağız?
Ramazan oğlunun saçlarını okşadı.
— Evet oğlum.
— Hep mi?
— Hep.
Umut'un yüzü aydınlandı.
— Kardeşim de gelecek mi?
Ramazan kahkaha attı.
— Tabii ki.
Umut annesine döndü.
— Anne, kardeşim orada mı doğacak?
Zeynep cevap veremeden Ramazan:
— Evet. Kardeşin orada doğacak.
Umut heyecanla:
— O zaman ona her yeri göstereceğim!
Zeynep oğluna baktı. Sonra Ramazan'a.
Ve o anda içinden geçen tek şey şuydu:
Ben bu uçağa nasıl bineceğim? Çünkü Ramazan birkaç gün sonra gidip evi hazırlayacaktı. Sonra geri dönecek...
Ve onları alıp götürecekti. Zeynep ise artık beş aylık hamileydi. Gerçeği daha fazla saklaması neredeyse imkânsızdı.
Ama hâlâ Fatih'in haberi yoktu. Üstelik Fatih, çocuğun Ramazan'dan olduğuna inanarak Zeynep'ten tamamen uzaklaşmıştı. Zeynep yatağa uzandığında karnının üzerine elini koydu.
— Ne yapacağım ben?
Karnının içindeki küçük hareketi hissedince gözlerinden yaş süzüldü.
Çünkü artık önünde yalnızca iki seçenek yoktu. Ya gerçeği söyleyecekti... Ya da Ramazan'la birlikte başka bir ülkeye gidip bu sırrı ömrünün sonuna kadar taşıyacaktı. Ve ikisinin de bedeli çok ağırdı.
