24. bölüm · Zeynep'in Kanatları

Bölüm 24

Kuzey Yıldızı

Bölümler
1 Uçan balonlar 2 Yerde ki gerçekler 3 Bölüm 3 4 Bölüm 4 5 Bölüm 5 6 Bölüm 6 7 Bölüm 7 8 Bölüm 8 9 Bölüm 9 10 Bölüm 10 11 Bölüm 11 12 Bölüm 12 13 Bölüm 13 14 Bölüm 14 15 Bölüm 15 16 Bölüm 16 17 Bölüm 17 18 Bölüm 18 19 Bölüm 19 20 Bölüm 20 21 Bölüm 21 22 Bölüm 22 23 Bölüm 23 24 Bölüm 24 25 Bölüm 25 26 Bölüm 26 27 Bölüm 27 28 Bölüm 28 29 Bölüm 29 30 Bölüm 30 31 Bölüm 31 32 Bölüm 32 33 Bölüm 33 34 Bölüm 34 35 Bölüm 35 36 Bölüm 36 37 Bölüm 37 38 Bölüm 38 39 Bölüm 39 40 Bölüm 40 41 Bölüm 41 42 Bölüm 42 43 Bölüm 43 44 Bölüm 44 45 Bölüm 45 46 Bölüm 46 47 Bölüm 47 48 Bölüm 48 49 Bölüm 49 50 Bölüm 50 51 Bölüm 51 52 Bölüm 52 53 Bölüm 53 54 Bölüm 54 55 Bölüm 55 56 Bölüm 56 57 Bölüm 57 58 Bölüm 58 59 Bölüm 59 60 Bölüm 60 61 Bölüm 61 62 Bölüm 62 63 Bölüm 63 64 Bölüm 64 65 Bölüm 65 66 Bölüm 66 67 Bölüm 67 68 Bölüm 68 69 Bölüm 69 70 Bölüm 70 71 Bölüm 71 72 Bölüm 72 73 Bölüm 73 74 Bölüm 74 75 Bölüm 75 76 Bölüm 76 77 Bölüm 77 78 Bölüm 78 79 Bölüm 79 80 Bölüm 80 81 Bölüm 81 82 Bölüm 82 83 Bölüm 83 84 Bölüm 84 85 Bölüm 85 86 Bölüm 86 87 Bölüm 87 88 Bölüm 88 89 Bölüm 89 90 Bölüm 90 91 Bölüm 91 92 Bölüm 92 93 Bölüm 93 94 Bölüm 94 95 Bölüm 95 96 Bölüm 96 97 Bölüm 97 98 Bölüm 98 99 Bölüm 99 100 Bölüm 100 101 Bölüm 101 102 Bölüm 102 103 Bölüm 103 104 Bölüm 104 105 Bölüm 105 106 Bölüm 106 107 Bölüm 107 108 Bölüm 108 109 Bölüm 109 110 Bölüm 110 111 Bölüm 111 112 Bölüm 112 113 Bölüm 113 114 Bölüm 114 115 Bölüm 115 116 Bölüm 116 117 Bölüm 117 118 Bölüm 118 119 Bölüm 119 120 Bölüm 120 121 Bölüm 121 122 Bölüm 122 123 Bölüm 123 124 Bölüm 124 125 Bölüm 125 126 Bölüm 126 127 Bölüm 127 128 Bölüm 128 129 Bölüm 129 130 Bölüm 130

Araba köyün çıkışına doğru ilerlerken Songül’ün içi garip bir sessizlikle doldu. Ağlamıyordu artık. Sanki ağlayacak bir şey kalmamıştı. İnsan bazen en çok, içinde hiçbir şey kalmadığında susar.

Yanında oturan adam – artık “kocası” denmesi gereken yabancı – ara sıra ona bakıyordu. Sahip olmuş gibi. Kazanmış gibi. Songül camdan dışarı bakıyordu. Tarlalar geride kalıyordu. Çocukluğu geride kalıyordu. Ali’nin baktığı o son an geride kalıyordu.

“Belki bir gün…”
Hayır.

Bu cümle artık umut değil, kendini kandırmaydı.
Evlerine vardıklarında kadınlar zılgıt çekti. Gülüşmeler, bakışmalar, fısıltılar…

“Gelin pek sessiz.

“Mahcup işte.

“İyi terbiye etmişler.”

Songül içinden güldü. Terbiye. Ne güzel kelime. Dayakla, korkuyla, tehditle büyütülmüş bir sessizliğe ne kadar da yakışıyor.

O gece odasına bırakıldığında kapı kapandı. O an ilk defa gerçekten yalnız kaldı.Yatağın kenarına oturdu. Elleri dizlerinde. Gelinliği hâlâ üzerindeydi. Aynada kendine baktı.Gözleri değişmişti.

Ali’nin baktığı o kız gitmişti. Yerine başka biri gelmişti. Daha sert. Daha suskun. Daha kırık.
Kapı kolu oynadı.Kalbi bir anlığına durdu.Ama korku değil, başka bir şey geçti içinden. Soğuk bir kabulleniş.

“Demek buraya kadar.”

Zeynep ise songülün çıktığı o kapının eşiğinde öylece kalmıştı. Hatice hıçkırarak içeri girmişti ama Zeynep kımıldayamadı. Sanki biri onu yere çivilemişti.

Emine o kapıdan kaçmıştı.Songül o kapıdan gönderilmişti.

İkisi de gitmişti. Ama gidişleri aynı değildi.
Emine giderken korkmuştu belki… ama gözlerinde ateş vardı.
Songül giderken… gözlerinde sönmeyen bir yangının külü vardı.
Zeynep yavaşça arkasını döndü. Ev yine aynı evdi. Duvarlar aynıydı. Tandır aynıydı. Ama içeride bir şey değişmişti.

“Bu ev zehirli…”

Emine’nin mektubundaki cümle beyninde yankılandı. O ev zehirliydi. Ama zehir herkesi aynı öldürmüyordu.

Emine panzehiri bulmuştu: kaçmak.

Songül zehri yutmuştu: boyun eğmek.

Peki ya o?

Zeynep o gece uyuyamadı. Tavanı izledi. Düşündü.
Emine’nin kaçışı ona umut olmuştu. “Demek mümkün” demişti içinden.
Songül’ün zorla evliliği ise başka bir şey öğretti: “Mümkün olan herkes için değil.”
Bu fark, Zeynep’in içini kemirdi.Bir yanda cesaretin bedeli vardı.Bir yanda susmanın bedeli.

Mahmut’un sesi salondan yükseldi o sırada. Kahkaha atıyordu. Gururluydu. Namusu temizlenmişti sözde.
Zeynep’in midesi bulandı.

“Namusu temizlemek için bir insanın hayatını kirletmek…”

İşte bu cümle ilk kez o gece netleşti zihninde.
Hatice yanına geldi, gözleri şişmişti ağlamaktan.

— Zeynep … biz de gidebilir miyiz bir gün? dedi kısık sesle.

Zeynep cevap vermedi hemen. Çünkü artık çocukça bir umut vermek istemiyordu. Ama umutsuz da bırakmak istemiyordu. Uzun bir sessizlikten sonra konuştu:

— Gideriz… ama Emine gibi değil. Daha akıllıca. Daha hazırlıklı.

O an bir karar verdi Zeynep.O evden ya cesaretle çıkacaktı…Ya da içeriden çürüyecekti.
Songül’ün zoraki evliliği ona korku vermemişti sadece. Bir şey daha vermişti:

Zamanın daraldığını.

Artık beklemek lüks değildi.Artık hayal kurmak yetmezdi.Artık plan yapmak gerekiyordu. Pencereden dışarı baktı. Köy sessizdi. Ama o sessizliğin altında bir şey kaynıyordu.Emine gitmişti, kurtulmuştu.Songül gitmişti, teslim olmuştu.

Sıradaki kimdi?

Zeynep gözlerini kapadı.İçindeki korku hâlâ vardı. Ama korkunun altında yeni bir şey doğuyordu.

Öfke.

Ve öfke bazen cesaretten daha güçlüdür.

Köyün diğer ucunda ise Ali ayakta duruyordu. Saatlerdir. Kımıldamadan. Songül’ün gittiği yola bakıyordu.Geç kalmıştı. Bunu artık inkâr etmiyordu.Ama içinde bir şey susmuyordu.

“Bu böyle bitmez.”

Bu cümle umut muydu, inat mıydı, yoksa yeni bir felaketin başlangıcı mıydı… henüz belli değildi.
Ama bir şey kesindi:

Songül kaderine doğru gitmişti.

Zeynep kaderini yazmaya başlamıştı.

Ali ise geçmişi geri almak istiyordu.

Ve bu üçü bir arada olduğunda… hikâye asla sakin kalmaz.