27. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 27
Günler geçiyordu. Emine den hala haber yoktu. Zeynep, acaba mektup ulaşmadı mı diye içi içini yiyordu. Bir gün kapı sessizce çalındı. Anladı Zeynep. Bu bir şifre olmuştu Ahmet amca ile aralarında. Hemen koştu kapıya. Mektubu aldı. Koynuna sakladı. Okumak için içi içini yiyordu. Ama annesi görürse çok kötü olurdu.
Nihayet akşam olmuştu. Herkes odasına çekilmişti. Zeynep te fırsat bu fırsat deyip incir ağacının altına çıkmıştı. Hemen çıkardı mektubu. Okumaya başladı.
Sevgili Zeynep’im,
Mektubunu aldım… Gözlerim doldu, içim sızladı. Songül’ün çaresizliği… Onun gözlerindeki o sönmüş ışık… Okurken kendimi onun yanında hissettim. Songül için neler hissettiğini anlıyorum. Ben gitmiş olabilirim, ama onun acısı hâlâ bizimle
Biliyorsun, buraya geldiğimde her şey farklıydı. Hayatımı yeniden kuruyorum. Murat’la mutluyum, evimiz… kendi evimiz.
Bebeğim doğdu, Zeynep. Küçük, masum bir mucize. Küçük bir melek... Adını Gül koyduk. Hep gülsün diye. Onu kucağıma aldığımda bir yandan mutluluktan ağladım, bir yandan da geçmişin yükünü hissettim. Ama onunla birlikte her şeye yeniden başlamanın mümkün olduğunu gördüm.
Bazen düşünüyorum, keşke Songül de bir gün böyle bir nefes alsa… Ama biliyorum ki o, şimdi bu evde sıkışmış, kendi kaderiyle baş başa.
Zeynep, sana bir sır vereyim… Ben kaçtım, ama her gün aklım Songül’de. Onun için dua ediyorum. Biliyorum ki bir gün o da cesaretini bulacak. Sen de ona destek oluyorsun. Onu unutma, Zeynep.
Senin kelimelerin, kalbin… onun için belki de hayattaki en güvenli liman.
Bu evden, bu köyden uzak olmak… bana özgürlüğü öğretti. Ama özgürlüğün gerçek anlamını anlamak, içimizdeki sevgi ve bağları kaybetmemekle mümkün. Songül için de aynı şey geçerli… O da bir gün kendi yolunu bulacak.
Seni çok özlüyorum, küçük ablam. Her şeyden önce, senin cesaretini seviyorum. Kendine iyi bak, ve unutma: Hayatta her zaman kıvılcımlar vardır, yeter ki onları görmeye cesaretin olsun.
Sevgiyle,
Emine
Zeynep mektubu bir kere daha okudu. Ve bir kere daha. O kadar çok okudu ki ezberlemişti artık. Ablası adına çok mutlu oldu. Teyze olmuştu. Acaba bir gün görebilecek miydi minik bebeği. Gözlerini kapattı hayal etti. Emineyi muratı küçük gül bebeği. Demek ki bu evden çıkan biri mutlu olmuştu. Songül ün aksine Hatice nin aksine Zeynep in aksine. Biri mutlu olmayı seçmişti.
Kimseye yakalanmadan odasına gitti Zeynep. Ama bu sefer koşarak değil. Sakin sakin yürüdü. Odasına girdi. Hatice daha uyumamıştı. Ona mektubu bir kere daha okudu.
O da Zeynep gibi bu evde sıkışıp kalmıştı. Bir tarafta Emine nin huzuru, öbür tarafta Songül ün çaresizliği. O hangisi olacaktı acaba. Onu da babası hiç tanımadığı bir adama satacak mıydı?
O an aklına tek bir yüz geldi Hatice nin.
Adnan...
Onun şevkatli gülen yüzü... Sonra elifi düşündü. Onun o bıcır bıcır hallerini. Acaba dedi içinden. Acaba bende onlarla mutlu olabilir miyim. Sonra kızdı kendine.
" Saçmalama Hatice. Adam sana o gözle bakmıyor ki. Bir kere bile gözünün içine bakmadı" diye geçirdi içinden. Sonra göz göze geldikleri o anı hatırladı. Aylar yıllar olmuştu. O günden beri aralarında görünmez bir şey oluşmuştu. Adı konmamış. Saf temiz bir şey.
Her tuhafiyeye gittiğinde orda saatlerce otururdu. Bazen hiç susmadan konuşurlar. Bazen saatlerce susarlardı. Ama Adnan bir kadının namusunu zedeleyecek bir şey yapacak adam değildi. Gönül de ferman dinlemiyordu ki. Küçük elif te razıydı aslında bu duruma. Kelimelerle söylemese bile gözleri anlatıyordu herşeyi.
Hatice yi bir abladan daha fazlası olarak görüyordu. Hatice bunu hissediyordu. Ama dahası yoktu.
Emine nin mektubu iki kızda da farklı şeyler uyandırmıştı. Hatice de bu evde kurtulmak istiyordu. Belki çıkış Adnandı.
