105. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 105
Ertesi sabah Zeynep uyandığında odanın içi güneşle dolmuştu. Ramazan çoktan kalkmıştı. Balkondan gelen sesini duydu.
— Uyandın mı?
Zeynep yataktan doğruldu.
— Uyandım.
— Kahvaltıya inelim mi?
— Umut?
Ramazan kapıdan içeri baktı.
— O hâlâ uyuyor.
Zeynep gülümsedi.
— Uyandırma bırak uyusun.
— Ben de öyle düşündüm.
Birlikte sessizce balkona çıktılar. Deniz sabahın ilk ışıklarıyla parlıyordu. Ramazan iki bardak çay koydu.
— Şeker ister misin? Hala şekersiz mi içiyorsun?
Zeynep şaşırarak ona baktı.
— Şekersiz.
Zeynep bardağı eline aldı.
— Hâlâ hatırlıyorsun.
Ramazan gülümsedi.
— Unuttuğumu mu sandın?
Zeynep cevap vermedi. Çayından küçük bir yudum aldı. Bir süre denizi izlediler. Sonra Ramazan:
— Sana bir şey soracağım.
— Sor.
— Mutlu musun?
Zeynep'in eli bardağın üzerinde kaldı. Aynı soru. Ama bu kez başka bir yerde, başka bir sesle sorulmuştu.
— Neden herkes bunu soruyor bana?
Ramazan hafifçe güldü.
— Herkes kim? Başka kim soruyor ki?
Zeynep başını iki yana salladı.
— Boş ver.
Ramazan ciddileşti.
— Cevap vermek zorunda değilsin.
Zeynep ona baktı.
— Mutluyum.
Ramazan'ın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
— Güzel.
— Ama...
Zeynep sustu. Ramazan bekledi.
— Aması ne?
— İnsan yine de geçmişi unutamıyor. İyi kötü çok şey yaşadık.
Ramazan cevap vermedi. Bir süre sessizlik oldu. Sonra Ramazan elini uzatıp Zeynep'in elinin üzerine koydu.
— Ama ben ne istediğimi biliyorum.
Zeynep ona baktı.
— Neyi?
— Seni.
Zeynep'in gözleri doldu. Ramazan devam etti.
— Mükemmel bir hayatımız olmadı. Belki bundan sonra da her şey mükemmel olmayacak. Ama ben eve her döndüğümde sizi görmek istiyorum.
Zeynep gözlerini kaçırdı. Tam o sırada odanın içinden Umut'un sesi geldi.
— Anne! Baba! Ben acıktım!
İkisi de gülmeye başladı. Ramazan ayağa kalktı.
— Büyük patron uyandı.
Kahvaltıdan sonra sahile indiler. Umut denizin kenarında koştururken Ramazan onun peşinden gitti. Zeynep birkaç metre geride yürüyordu. Bir an durup ikisine baktı. İçinde sıcak bir şey yayıldı. Bu hayatı seviyordu. Ve yine de... Fatih'i düşündü. Bu kez düşünce onu korkutmadı. Sadece içini burktu. Çünkü artık kendine yalan söylemiyordu.
Tatilin son akşamı üçü sahilde oturuyordu. Umut uyuyakalmıştı. Ramazan onu kucağında tutuyordu. Zeynep denize bakıyordu.
— Gitmek istemiyorum, dedi.
Ramazan gülümsedi.
— Ben de. Burası çok güzelmiş.
Zeynep ona baktı. Ramazan konuşmaya devam etti.
— Ama benim işe dönme zamanım geliyor. İlk iznim de yine sizin yanınıza geleceğim.
Zeynep başını salladı. Sonra Ramazan'a yaklaşıp başını omzuna yasladı. Ramazan hiçbir şey söylemedi. Sadece başını onun saçlarına yasladı. Zeynep gözlerini kapattı. İlk kez uzun zamandır içindeki bütün sesler susmuştu.
Fatih yoktu.
Fabrika yoktu.
Sorular yoktu.
Sadece denizin sesi vardı.
Üç gün sonra Zeynep yeniden fabrikaya girdiğinde tatilin verdiği huzur hâlâ üzerindeydi. Önlüğünü giydi. Çantasını yerine bıraktı. Yonca'ya gülümsedi.
— Günaydın abla.
— Günaydın. Tatil nasıldı?
— Güzeldi.
— Umut eğlenmiştir.
— Hem de nasıl. Bütün gün denizden çıkmadı.
Yonca gülümsedi.
— Anlatırsın sonra.
Zeynep başını sallayıp işine döndü. Bir süre sonra arkasından tanıdık bir ses geldi.
— Hoş geldin.
Zeynep'in eli bir an durdu. Döndü. Gelen Fatihti.
— Hoş bulduk.
Fatih sadece başını salladı.
— Tatil güzel geçti mi?
Zeynep kısa bir an durdu.
— Güzeldi.
— Sevindim.
Hepsi buydu. Fatih elindeki evrakları masaya bıraktı.
— Bunlara bugün bakabilir misin?
— Tabii.
— Teşekkür ederim.
— Rica ederim.
Fatih uzaklaştı. Zeynep arkasından bakmadı. En azından birkaç saniye bakmamaya çalıştı. Sonra kendisine kızmadan başını kaldırdı. Fatih çoktan gitmişti. Ve Zeynep'in içinde, anlam veremediği küçücük bir boşluk oluşmuştu. Oysa hiçbir şey değişmemişti. Fatih ona yaklaşmamıştı. Yanlış bir şey söylememişti. Sınırı aşmamıştı. Belki de tam da bu yüzden...
Zeynep onun yokluğunu ilk kez bu kadar net hissetmişti.
Ramazan'ın dönüşünün üzerinden bir hafta geçmişti. Ev yeniden sessizleşmişti. Umut babasının ardından birkaç gün boyunca sürekli onu sordu. Zeynep her seferinde aynı cümleyi kurdu.
— Yakında yine gelecek.
Ama kendisi bile bunun ne zaman olacağını bilmiyordu. Ramazan gitmeden önce onu kapıda uzun uzun öpmüş, Umut'a sarılmış ve arabasına binmeden önce Zeynep'e bakıp:
— Kendine dikkat et, demişti.
Zeynep gülümseyerek:
— Sen de dikkat et. İnince haber et, diye karşılık vermişti.
Sonra araba uzaklaşmıştı. Zeynep günlerdir hayatına kaldığı yerden devam ediyordu. Ama artık bir şey değişmişti. Kendisinden kaçmıyordu. Fatih'i sevdiğini biliyordu. Bunu kabul etmek kolay olmamıştı. Ama kabul etmişti. Ve belki de asıl zor olan bundan sonraydı.
Öğle molasından sonra Zeynep depoya girdiğinde içeride kimse yoktu. Raflardan malzemeleri kontrol ederken arkasından kapı sesi geldi. Sese döndü.
Fatih gelmişti. İkisi de birkaç saniye konuşmadan birbirine baktı. Fatih elindeki dosyayı rafa bıraktı.
— Müsait misin?
Zeynep başını salladı.
— Evet. Buyur.
Fatih birkaç adım yaklaştı ama aralarında hâlâ mesafe bıraktı.
— Sana bir şey söylemem gerekiyor.
Zeynep'in kalbi hızlandı.
— Söyle. Dinliyorum.
Fatih derin bir nefes aldı.
— Bir süredir senden uzak durmaya çalışıyorum.
Zeynep gözlerini ondan kaçırmadı.
— Fark ettim.
— Doğrusunun bu olduğunu düşündüm.
— Belki de öyleydi.
Fatih acı bir şekilde gülümsedi.
— Ama işe yaramadı.
Zeynep'in yüzündeki ifade değişti. Fatih devam etti.
— Seni görmediğim günlerde seni daha az düşünürüm sandım.
Bir an sustu.
— Ama olmadı.
Zeynep'in nefesi yavaşladı.
— Fatih...
— Hayır. Bu kez sözümü bitireyim.
Zeynep sustu. Fatih gözlerini yere indirdi.
— Seni sevdiğimi söylemekten korkuyordum.
Zeynep'in gözleri doldu.
— Çünkü bunu söylemek hiçbir şeyi çözmeyecek. İkimizin de hayatı var. Sorumluluklarımız var.
Başını kaldırdı.
— Ama söylememek de artık bana yalan söylemek gibi geliyor.
Zeynep birkaç saniye boyunca konuşamadı. Sonunda:
— Ben de seni seviyorum.
Fatih'in yüzündeki bütün ifade bir anda değişti. Ama Zeynep hemen devam etti.
— Fakat bu, her şeyi bırakıp sana geleceğim anlamına gelmiyor.
Fatih başını salladı.
— Biliyorum.
— Ramazan var. Ne olursa olsun o benim kaç yıllık kocam.
— Biliyorum.
— Umut'un babası o.
Fatih'in sesi sakindi.
— Biliyorum, Zeynep. Herşeyin farkındayım ben.
Zeynep gözlerini sildi.
— O zaman neden bunu konuşuyoruz?
Fatih birkaç saniye sustu.
— Çünkü yıllardır içimizde taşıdığımız şeyi ilk kez birbirimize dürüstçe söylememiz gerekiyordu.
Zeynep başını eğdi.
— Bundan sonra ne olacak?
Fatih ona baktı.
— Bilmiyorum.
Sonra hafifçe gülümsedi.
— Ama artık birbirimize yalan söylemeyeceğiz.
Zeynep'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
— Ya daha fazlasını istersek?
Fatih'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
— O zaman daha zor olacak.
Bir sessizlik oldu. Depodaki eski saatin sesi duyuluyordu. Zeynep yavaşça başını kaldırdı.
— Ben senden hiçbir şey istemiyorum.
Fatih:
— Ben de senden bir şey istemiyorum.
— Ama seni kaybetmek de istemiyorum.
Fatih'in gözleri doldu.
— Ben de.
İkisi de birbirine baktı. İlk kez aralarında saklanacak bir şey kalmamıştı. Fatih bir adım attı. Sonra durdu. Zeynep de yerinden kıpırdamadı. Aralarında hâlâ bir adım vardı. Ama yıllardır taşıdıkları bütün mesafe, o tek adımın içinde kaybolmuş gibiydi. Fatih elini uzatmadı.
Zeynep de ona dokunmadı. Sadece birbirlerine baktılar. Çünkü ikisi de biliyordu. Bugün attıkları adım birbirlerine yaklaşmak değildi. Birbirlerine karşı dürüst olmaktı.
Ve bazen bir aşkın başlangıcı, iki insanın birbirine dokunması değil...
İlk kez birbirinin gözlerinin içine bakıp:
“Ben de seni seviyorum.” diyebilmesiydi.
