14. bölüm · Zeynep'in Kanatları

Bölüm 14

Kuzey Yıldızı

Bölümler
1 Uçan balonlar 2 Yerde ki gerçekler 3 Bölüm 3 4 Bölüm 4 5 Bölüm 5 6 Bölüm 6 7 Bölüm 7 8 Bölüm 8 9 Bölüm 9 10 Bölüm 10 11 Bölüm 11 12 Bölüm 12 13 Bölüm 13 14 Bölüm 14 15 Bölüm 15 16 Bölüm 16 17 Bölüm 17 18 Bölüm 18 19 Bölüm 19 20 Bölüm 20 21 Bölüm 21 22 Bölüm 22 23 Bölüm 23 24 Bölüm 24 25 Bölüm 25 26 Bölüm 26 27 Bölüm 27 28 Bölüm 28 29 Bölüm 29 30 Bölüm 30 31 Bölüm 31 32 Bölüm 32 33 Bölüm 33 34 Bölüm 34 35 Bölüm 35 36 Bölüm 36 37 Bölüm 37 38 Bölüm 38 39 Bölüm 39 40 Bölüm 40 41 Bölüm 41 42 Bölüm 42 43 Bölüm 43 44 Bölüm 44 45 Bölüm 45 46 Bölüm 46 47 Bölüm 47 48 Bölüm 48 49 Bölüm 49 50 Bölüm 50 51 Bölüm 51 52 Bölüm 52 53 Bölüm 53 54 Bölüm 54 55 Bölüm 55 56 Bölüm 56 57 Bölüm 57 58 Bölüm 58 59 Bölüm 59 60 Bölüm 60 61 Bölüm 61 62 Bölüm 62 63 Bölüm 63 64 Bölüm 64 65 Bölüm 65 66 Bölüm 66 67 Bölüm 67 68 Bölüm 68 69 Bölüm 69 70 Bölüm 70 71 Bölüm 71 72 Bölüm 72 73 Bölüm 73 74 Bölüm 74 75 Bölüm 75 76 Bölüm 76 77 Bölüm 77 78 Bölüm 78 79 Bölüm 79 80 Bölüm 80 81 Bölüm 81 82 Bölüm 82 83 Bölüm 83 84 Bölüm 84 85 Bölüm 85 86 Bölüm 86 87 Bölüm 87 88 Bölüm 88 89 Bölüm 89 90 Bölüm 90 91 Bölüm 91 92 Bölüm 92 93 Bölüm 93 94 Bölüm 94 95 Bölüm 95 96 Bölüm 96 97 Bölüm 97 98 Bölüm 98 99 Bölüm 99 100 Bölüm 100 101 Bölüm 101 102 Bölüm 102 103 Bölüm 103 104 Bölüm 104 105 Bölüm 105 106 Bölüm 106 107 Bölüm 107 108 Bölüm 108 109 Bölüm 109 110 Bölüm 110 111 Bölüm 111 112 Bölüm 112 113 Bölüm 113 114 Bölüm 114 115 Bölüm 115 116 Bölüm 116 117 Bölüm 117 118 Bölüm 118 119 Bölüm 119 120 Bölüm 120 121 Bölüm 121 122 Bölüm 122 123 Bölüm 123 124 Bölüm 124 125 Bölüm 125 126 Bölüm 126 127 Bölüm 127 128 Bölüm 128 129 Bölüm 129 130 Bölüm 130

Düğüne iki gün kalmıştı. Annesi Hanife Emineyi sürükleyerek odasına getirdi.

—Burdan çıkış yok sana. Sakın yanlış bişey yapma. Bu sefer baban öldürür seni.

Emine kafasını yastığa gömdü. Bu sefer kaçış yoktu. O iğrenç adamın karısı olmaktansa ölürüm daha iyi dedi içinden.

Ertesi sabah, Emine sobaya fazla ilaç atıp boğulma numarası yaptı. Hanife son anda kokuyu alıp pencereyi açtı. Ama Emine baygındı. Apar topar hastaneye götürdüler. Hanife ise hala homurdanıyordu. Mahmut ise :

— Kız rezil etti bizi. Hem millete hem Allah’a...”deyip bir ileri bir geri yürüyordu hasta odasında.

Zeynep ve Hasan ise hastane önünde beklemekteydi. Küçük diye onları hastaneye sokmamışlardı.

O sırada Murat üstü başı toz içinde hastane odasına gelmişti. Gözleri kan çanağı olmuş, elinde solmuş kır çiçeği demeti...

Kapıdan girer girmez Mahmut durdurdu onu.

— Sen misin bu rezilliğin sebebi?

— Ben Emine yi seviyorum. Hemde ölümüne...

O sırada doktor sadece bir kişinin girebileceğini söyledi. Murat girmek için hamle yaptı Ama Mahmut un sert darbesiyle yere savruldu. Ama Murat yılmadı. Emineyi görmeden oradan gitmeyeceğini söyledi. Hanife araya girdi:

— Bırak girsin. Ne olacaksa olsun. Rezillik çıkmasın, dedi.

Mahmut ses çıkarmadı. Murat ise böylelikle odaya girdi.

Emine yatağında solgun yatmaktaydı. Gözlerinde koca bir boşluk...

Murat kapıyı usulca kapatmıştı.

—Emine… Geldim. Geç kaldım belki ama kaçmadım.

Emine, gözlerini Murat’a çevirdi ama ilk tepkisi çok donuktu.

—Beni kurtaramadın.

—Ben seni bırakmadım.

— Bırakmakla koruyamamak aynı şey değil, Murat.

Murat çaresizce yere diz çöktü.

—Sana gel diyemedim. Bilirim, bu korkaklık. Ama seni seviyorum. Hâlâ. Yine.

Bir süre sessizlik oldu. Sonra Emine, yavaşça gözlerini kapattı.

—Beni deli sanıyorlar artık, biliyor musun?

Emine o an ilk defa ağladı.

Sessizce. Gözünden süzülen yaş, çenesine değmeden döküldü .Sonra gözünü açtı.

—Çok geç, Murat. Bu eve dönmeye mecburum. Ama Zeynep… Onu kurtar. Ne olursa olsun, onu o evden çıkar. Kanatlarını kıramasınlar. Benim gibi olmasın.

Murat başını salladı. Bir şey demeden elini uzattı. .
Ve Emine, o narin ama paramparça olmuş ellerini onun avucuna bıraktı.

Zeynep, içeriden gelen hıçkırıkları duymuştu. Emine ağlıyorsa, hâlâ umut vardı. Ve içinden yemin etmişti:
“Abla... Senin kanatların kırıldı. Ama ben uçacağım. Hem de sizin için.”

Murat odadan çıkar çıkmaz, hastanenin loş koridorlarında Mahmut’la burun buruna geldi. Hanife aralarında durmadı, kenara çekildi. O an hava elektrik yüklüydü.

Mahmut bir adım yaklaştı, gözlerini Murat’ın gözlerine dikti. Sesini alçaltı, ama her kelimesi zehir gibiydi:

—Bak oğlum… Sen şimdi gençsin, aşık falan olduğunu sanırsın. Ama ben o kızı büyüttüm. Kimseye yâr etmem. Hele ki bizim iznimiz olmadan elini bile uzatanın, elini bile yakarım!

Murat, korksa da bir adım bile geri adım atmadı.

-Ben Emine’yi seviyorum. Size rağmen bile...

Mahmut:

—O zaman seni de toprağa gömerim, ona da kefeni giydiririm!

Zeynep ve Hasan köşede bunu duymuşlardı. Zeynep’in içi buz kesmişti babasının hu sözleri karşısında.

Mahmut devam etti sözlerine:

—Eğer bir daha kızımın yakınına gelirsen... Düğün değil, cenaze olur.

Murat’ın boğazı düğümlendi ama o gözlerini kaçırmadı.
Sadece şu cümleyi kurdu.

—Emine senin kızın olabilir, ama benim hayatım.

Mahmut’un yumruğu sıktı ama Hanife araya girdi
—Mahmut, burası hastane. Herkes bakıyor.

Mahmut, Murat’ın yakasından tutup dişlerinin arasından fısıldar gibi söyledi:

—Kendine mezar kazmak istiyorsan bir daha görün ona. Ama o zaman mezarı kimse bulamaz, bilesin.

Hastaneden eve dönüş sessiz oldu. Arabada kimse konuşmadı. Emine, camdan dışarı baktı.Yüzü solgundu. Gözaltları mor, dudakları çatlamıştı.Zeynep onun yanında oturuyordu, elini tutmaya cesaret edemedi. Sanki Emine artık başka bir dünya daydı. Kapıdan içeri girerken Hanife önden yürüdü. Elinde hâlâ o eski siyah çantası. Sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Hanife:

—Çorbamı ocağa koyun. Akşam ezanına kalmasın.

Emine sessizce içeri girdi. Kimseyle göz göze gelmeden, odasına geçti.Kapısını kapattı. Kilitledi. kapıyı kapattığında ilk defa titredi. Ölmekten değil. Yaşamak zorunda kalmaktan.

Zeynep içeri daldığında Emine yatağın kenarında oturuyordu.Üstü başı değişmemişti. Saçları darmadağınık.

Zeynep:

—Abla… Bi' şey ister misin?

Emine:

—İstemem.

Zeynep yanına oturdu. Gözleri doldu ama ağlayamadı.Emine'nin gözleri cam gibi donuktu.

Sonra Zeynep fısıldadı:

—Murat geldi. Seni sordu. Çok korktuğun gibi biri değilmiş…

Emine başını çevirdi. İlk defa Zeynep’e baktı.

—Ona söyle… Bu evde aşkın adı yok. Anladım.

Zeynep’in boğazı düğümlendi.Bir süre sessizce oturdular.
Sonra Emine hafifçe eğilip Zeynep’in elini tuttu.

—Ne olursa olsun… Sakın buraya ait olma. Sakın bu ev gibi olma.

—Kitaplarını sakla. Hayalini de. Kaçarsın belki bir gün. Ama ben kaçamadım.

Mutfakta ise Hanife ve Mahmut oturmaktaydı.

—Bu kız da iyice yüzsüz oldu. Hastaneden geldik hâlâ odasında. Kapattı kendini. Ne var yani? Biz neler yaşadık?

Mahmut:

—Yeter ki köy duymasın. Evimizin adı çıkmasın. Sonra diğer kızlar da yoldan çıkar.

Hanife:

—Zaten o küçük Zeynep kitaplardan kafasını kaldırmıyor. Hasan da onun peşinde. Bu kızların aklını hep birileri karıştırıyor. Bu olay duyulmadan şu düğüne yapalım da kurtulalım artık.

Gecenin devamında ikiside konuşmadı bida. Herkes kendi kabuğuna çekilmişti sanki. Emine ise kafasını yastığa gömmüş. İçin için ağlıyordu. Yastığı gözyaşından ıslanmıştı. Ama onun tek düşündüğü bu cehennemden kurtulmaktı.