33. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 33
Gece karanlığı iyice çökmüştü. Evdeki herkes odalarına çekilmiş, köyden gelen rüzgarın uğultusu dışında tek ses yoktu. Zeynep, Hatice’ye bakarak içini dökmek istiyordu. Ama önce emin olmak gerekiyordu; kimse duymamalıydı.
İkisi de odalarından sessizce indiler, birbirlerinin yanına sokuldular. Hatice, başını dizlerine gömüp sessizce oturuyordu. Zeynep yavaşça yanına oturdu.
— Hatice abla… dedi Zeynep, sesi fısıltı gibi. Bugün… kapıdaki konuşmayı duydun değil mi?
Hatice başını salladı. Gözleri dolmuştu ama kelimeler zor geliyordu.
— Evet… dedi sonunda. İçim parçalandı Zeynep. Songül… şimdi sıra sende mi …
Zeynep derin bir nefes aldı.
— Biliyorum… ama hatırlıyor musun, Emine ablamın mektubunu? Onun yaşadığı şey… biz de görebiliriz. Sadece… cesaretimiz olmalı. Bu ev zehirli. Durduğumuz her gün bizi zehirliyor.
Hatice gözlerini Zeynep’in gözlerine dikti.
— Zeynep… ben… ben korkuyorum. Babamız, bu ev… her şey…
— Ben de korkuyorum. Ama korku yüzünden hayatımızı teslim edemeyiz. Songül ablayı gördün. Boyun eğdi. Ama biz… biz farklı olacağız.
Hatice titreyerek başını kaldırdı.
— Nasıl farklı olacağız?
Zeynep küçük bir gülümsemeyle cevap verdi.
— Önce kendi yolumuzu bilmeliyiz. Önce kendi kaderimizle yüzleşeceğiz. Songül gibi teslim olmayacağız. Bunu… bana söz ver, Hatice abla.
Hatice bir süre sessiz kaldı. Sonra sessizce başını salladı.
— Söz veriyorum… ama ya Adnan?
Zeynep gözlerini kapattı.
— Adnan… onun bir yeri var ama şimdi bizim asıl işimiz kendimiz. Biz, kendi hayatımızın kontrolünü ele alacağız. O da seni seviyorsa senin yanında olacaktır. Adnan abi iyi birine benziyor. Belki seni bu evden çekip alır.
O anda odadaki hava değişmişti. Sessizlik artık korku değildi; bir planın, bir düşüncenin ilk kıvılcımlarıydı. İki kız birbirine sıkıca sarıldı. Kelimelere gerek yoktu; gözleri her şeyi anlatıyordu.
Hatice bir an için küçük bir umut hissetti.
— Belki… bir gün… belki her şey değişir…
Zeynep sessizce başını salladı.
O gece uzun süre konuşmadan oturdular.Dışarıdaki karanlığı izlediler. İçlerinde bir cesaret, sessiz bir öfke ve kırılgan bir umut vardı. Songül’ün kaderini görmüşlerdi. Ama ilk kez kendi kaderlerini de düşünmeye başlamışlardı.
Zeynep ve Hatice içinde ki umuda tutunup yataklarına geçtiler. Hatice, Adnan’ı düşündü. Onun sakin bakışlarını… Elif’in neşeli sesini… Ve o düşüncelerle uykuya daldı.
Ama Zeynep’in gözüne uyku girmedi. Sessizce kalktı.Üzerine kalın bir şey aldı ve bahçeye çıktı. İncir ağacının altına oturdu. Bu evde ona huzur veren tek yer burasıydı. Bu gece yapmak istediği tek bir şey vardı. Olanları Emine'ye anlatmalıydı. Belki... Belki o bir yolunu bulurdu. Murat abi polisti. Belki yardım edebilirdi.
Kalemi eline aldı. Bir süre düşündü. Sonra başladı yazmaya.
Güzel ablam,
Bu sana yazdığım son mektup olabilir. Belki bir daha sana mektup yazamam. Belki de senin yazdıklarını okuyamam.
Bu ev zehirli ablam. Ve sonunda beni de zehirledi.
Hani bana hep derdin ya,
“Sen bizden farklısın küçük kuş… Sen uçacaksın.”
Bu ev farklı olanları sevmiyor. Sonunda benim de kanatlarımı kırıyorlar. Bana da Songül ablamın kaderini yaşatacaklar.
Songül ablamın kocasının kuzeniymiş. Beni görmüş, beğenmiş. Geçen gün gelip konuştular. Başta babam “daha küçük” dedi. O an içime bir umut doğdu. Belki kurtulurum diye düşündüm.
Ama meğer pazarlığı kızıştırmak içinmiş.
Birkaç gün sonra yine gelecekler. Bu sefer beni görmeye.
Ablam… adamı görsen. Kaba saba, sert bakışlı biri. İçim daraldı onu görünce. Ben Songül ablam gibi olmak istemiyorum. Her sabah mutsuz uyanmak istemiyorum.
Songül ablamı görsen tanıyamazsın artık. Gözlerinin ışığı sönmüş. Eskisi gibi gülmüyor. Bize bakarken bile sanki çok uzaktaymış gibi.Ama anamla babam onu bir mal gibi verdiler.Şimdi sıra bende.
Sonra belki Hatice ablamda.Ama Hatice ablamın hayatında az da olsa güzel bir şey var. Adnan abi… Ondan hoşlanıyor. Adnan abi de sonunda biraz açılmış galiba. Belki o, ablamı bu hayattan çekip çıkarır.
Ama benim için böyle bir son yok gibi.Ben hâlâ direniyorum. Ama ne kadar dayanırım bilmiyorum.
Seni üzmek de istemiyorum. Sen mutlu ol ablam. Kendine iyi bak. Minik Gül’ü benim yerime de öp. Onun kokusunu içine çek.
Murat abinin de ellerinden öperim.
Sizi çok seviyorum.
Zeynep.
Mektubu bitirdiğinde soğuğu fark etti.Eli ayağı üşümüştü.Ayağa kalktı. Eve girecekti.Tam o sırada bahçede bir kıpırtı duydu.Kalbi hızla çarpmaya başladı. Babası Mahmut bahçede dolaşıyordu. Zeynep hemen tekrar çömeldi. İncir ağacının gövdesine iyice sokuldu.Babası onu görürse… kötü olurdu.Zaten evde herkes gergindi.Babası ağır ağır yürüyordu. Sanki düşüncelere dalmış gibiydi.
Zeynep nefesini bile tutmuştu.Bir süre sonra ayak sesleri uzaklaştı.Ama Zeynep hareket etmeye cesaret edemedi.Beklerken… farkında olmadan uyuya kaldı.Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu.Titreyerek gözlerini açtı.Hava aydınlanıyordu.Soğuk kemiklerine kadar işlemişti. Bir anda yerinden sıçradı.Annesi onu yatağında bulamazsa kıyamet kopardı.Hemen eve girdi. Sessizce odasına geçti.Yatağına girdi. Yorganı başına kadar çekti.Üşüyordu.Çok üşüyordu. Bir saat geçmeden Hanife’nin sesi duyuldu.
— Zeynep! Kalk! Gün ağardı!
Zeynep oflayarak mutfağa indi.Başı ağırdı. Boğazı yanıyordu.Her tarafı ağrıyordu.Hasta olmuştu.
