60. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 60
Günler geçtikçe evin içindeki hava ağırlaşmış, sanki duvarların bile nefes alması zorlaşmıştı. Zeynep artık günleri saat saat yaşamıyordu; sabahları bir şekilde geçiriyor, gündüzleri kendini işe veriyor ama akşam yaklaşmaya başladığı an içindeki huzursuzluk büyüyordu. Çünkü o evde zamanın en ağır kısmı geceydi.
Ramazan son zamanlarda çocuk meselesine takılmış, bunu bir istekten çok bir takıntıya dönüştürmüştü. Gün içinde daha sessizdi ama bakışları daha keskin, daha sabit ve daha rahatsız ediciydi; Zeynep’i izliyor, sanki onda bir şey arıyor gibiydi. Oysa Zeynep zaten her şeyi içinde taşıyordu, sadece belli etmiyordu.
Ama gece olduğunda hiçbir şey saklanamıyordu.
Zeynep yatağa uzandığında bile bedeninin gevşediğini hissetmiyordu, tam tersine kasları daha şimdiden geriliyor, zihni daha uyumadan savunmaya geçiyordu çünkü Ramazan yanına yattığı an o odadaki hava değişiyor, sessizlik bile ağırlaşıyordu. Zeynep çoğu zaman gözlerini kapatıyor ama aslında uyumuyor, sadece o anın geçmesini bekliyordu; çünkü ne olacağını biliyordu, ne zaman olacağını bilmese bile.
Ve en kötüsü, bunun artık bir “an” değil, bir “düzen” haline gelmiş olmasıydı.
Ramazan hiçbir şey sormuyor, hiçbir şey konuşmuyor, Zeynep’in isteğini ya da istemeyişini yok sayarak hareket ediyor, ardından hiçbir şey olmamış gibi arkasını dönüp uyuyordu. Sanki yaşanan şey iki kişi arasında değil, sadece onun karar verdiği bir durumdu. Zeynep ise çoğu zaman donup kalıyor, tepki veremiyor, sadece zihnini başka bir yere kaçırmaya çalışıyordu; bazen çocukluğuna, bazen mutfağın sessizliğine, bazen de hiçbir şeyin olmadığı boş bir yere.
Ama her seferinde aynı şey oluyordu: gece bitiyor, Ramazan uyuyor, Zeynep ise uzun süre kıpırdamadan kalıyordu.
Sonra sessizce kalkıyor, banyoya gidiyor, kapıyı kapatıyor ve musluğu açıyordu. Su sesi, evin içindeki her şeyi bastırır gibi oluyordu ama onun içindeki sesi susturmuyordu. Aynaya bakmıyor, bakmak istemiyor, çünkü ne göreceğini zaten biliyordu. Sadece lavaboya tutunup bir süre öyle kalıyor, nefesini toparlamaya çalışıyor ama toparlayamıyordu.
Günler böyle geçtikçe Zeynep artık saatlere bakmaya başlamıştı; akşamın yaklaşmasını istemiyor, güneşin batışını bir kapanış gibi hissediyor, gecenin gelmesiyle birlikte içine bir sıkışma yerleşiyordu. Bir gün mutfakta otururken ellerinin sebepsiz yere titrediğini fark ettiğinde, bunun artık sadece korku olmadığını, bedeninin de bu düzene tepki vermeye başladığını anladı.
Ve o an içinde çok net bir şey belirdi: böyle devam edemezdi.
Ama o cümle bir karar değildi henüz… sadece bir fark edişti. Ve Zeynep için en tehlikeli şey de tam olarak buydu, çünkü artık bir şeylerin yanlış olduğunu biliyor ama ne yapacağını henüz bilmiyordu.
Zaman geçtikçe evin içinde hiçbir şey değişmiyormuş gibi görünüyordu ama aslında en sessiz değişim yaşanıyordu.
Ramazan artık günleri saymaya başlamıştı. İlk zamanlar beklemiş, “zamanı var” diye kendini avutmuştu ama aylar birbirini kovalayıp hiçbir şey değişmeyince içindeki sabır yerini huzursuz bir takıntıya bırakmıştı. Artık mesele sadece çocuk istemek değildi; mesele neden olmadığını anlamaktı.
Evde her şey normal görünüyordu ama Ramazan’ın gözünde hiçbir şey normal değildi.
Zeynep aynıydı, yemekler aynıydı, günler aynı akıyordu… ama sonuç değişmiyordu. Ve bu değişmeyen şey, Ramazan’ın zihninde tek bir ihtimali büyütmeye başlamıştı: bir şey doğru gitmiyordu.
Başta kendini suçladı. Sonra Zeynep’i. Sonra ikisini de. Ama hiçbir ihtimal onu rahatlatmadı, aksine her geçen gün içindeki şüphe daha da kesinleşti. Zeynep’i daha dikkatli izlemeye başladı.
Artık sadece bakmıyordu; takip ediyordu. Ne zaman kalkıyor, ne zaman yatıyor, gün içinde neler yapıyor… küçük detaylar bile onun için anlam kazanmaya başlamıştı. Özellikle Zeynep’in sakinliği onu rahatsız ediyordu. Çünkü bu kadar “normal” görünmesi, içinde bir şey sakladığı ihtimalini daha da güçlendiriyordu.
Bir akşam sofrada otururken Ramazan uzun süre sessiz kaldı. Kaşığı elinde çevirdi, tabağa bakmadı bile. Sonra aniden, hiçbir giriş yapmadan konuştu:
— Bu iş neden olmuyor?
Zeynep başını kaldırdı, yüzü ifadesizdi.
— Bilmiyorum.
Ama bu cevap Ramazan’ı sakinleştirmedi. Tam tersine, içindeki düğümü daha da sıktı.
— Aylar oldu Zeynep.
Sesi yükselmedi ama sertleşti.
— Aylar… anlıyor musun?
Zeynep hiçbir şey söylemedi. Çünkü söylenecek hiçbir şeyin onu ikna etmeyeceğini biliyordu. Bu sessizlik Ramazan’ın içinde başka bir kapı açtı.
Şüphe.
İlk kez net bir şekilde aklına düştü: ya mesele sadece “olmaması” değilse?
O gece Ramazan uyumadı. Yatağın içinde dönüp durdu, Zeynep’in nefes alışını dinledi, her hareketini takip etti. Zihni durmadı; tekrar tekrar aynı soruya döndü. Ve her dönüşte cevap daha karanlık bir yere gitti.
Sabaha karşı, evde herkes uyurken Ramazan kalktı. Sessizce mutfağa geçti, su içti ama içtiği su bile onu sakinleştirmedi. Çünkü artık kafasında sadece bir soru vardı ve bu soru büyüyordu:
“Benden kesin bir şey saklıyor?”
Ve bu düşünce, ilk kez öfke değil… kontrol kaybı hissi doğurdu.
Günler geçtikçe evin içindeki hava daha da ağırlaşmıştı ama bu ağırlık artık bağırışlardan ya da tartışmalardan değil, sessizlikten geliyordu. Ramazan konuşmuyor değildi; konuşuyordu ama her cümlesinin arkasında başka bir anlam arıyor, her suskunluğu ayrı bir şüpheye çeviriyordu.
Artık sadece bakmıyordu. İzliyordu.
Zeynep’in mutfağa ne zaman girdiğini, su içip içmediğini, telefonla kimle konuştuğunu, hatta gün içinde yüzündeki en küçük değişimi bile kaçırmamaya çalışıyordu. Bu dikkat, zamanla doğal bir ilgiden çıkıp rahatsız edici bir kontrol haline gelmişti. Zeynep bunu hissediyordu ama göstermiyordu; çünkü göstermek bile yeni bir tartışma demekti.
Ama en zor şey gecelerden çok gündüzler olmuştu.
Çünkü Ramazan artık yanında değilken bile oradaydı gibi hissediliyordu.
Bir sabah Zeynep ev işleriyle uğraşırken kapı çaldı. Bu ses, son zamanlarda onun için kısa bir rahatlama anıydı. Kapıyı açtığında karşısında yine Nermin vardı. Ama bu sefer Zeynep onu gördüğünde içinden bir şey rahatlamadı; tam tersine, sanki uzun zamandır biriktirdiği şeyler kapıyı açar açmaz taşacak gibi oldu.
Nermin içeri girdiğinde her zamanki gibi etrafa değil, direkt Zeynep’e baktı. Bir süredir onu gözlüyordu ve artık sadece yüzüne bakarak bile bir şeylerin yolunda olmadığını anlayabiliyordu.
— “Ne var yine yüzünde?” dedi sakin ama dikkatli bir sesle.
Zeynep önce cevap vermedi. Mutfakta ayakta durdu, ellerini birbirine kenetledi. Sonra sanki kelimeler uzun süredir içinde bekliyormuş gibi bir anda çıktı:
— “O… sürekli beni izliyor.”
Nermin başını hafifçe eğdi ama sözünü kesmedi.
Zeynep devam etti, sesi düşük ama netti:
— Ne yaparsam bakıyor. Ne konuşursam dinliyor gibi. Evde yalnız değilim gibi hissediyorum artık. Sürekli kontrol ediyor. Hatta bazen… nefes alışımı bile sayıyor sanki.
Bu cümleyle birlikte Zeynep bir an durdu. Çünkü ilk kez bunu dışarıdan birine söylemişti. Söylemek bile gerçeği daha ağır hale getirmişti. Nermin bir süre sessiz kaldı. Acele etmedi. Sonra sandalyeye oturdu ve çok sakin bir sesle konuştu:
— Bu artık şüphe değil Zeynep… bu kontrol.
Zeynep gözlerini yere indirdi.
— Ben ne yapacağımı bilmiyorum artık.
Nermin biraz öne eğildi.
— Biliyorsun aslında. Sadece henüz hazır değilsin.
Bu cümle Zeynep’i susturdu. Çünkü doğruydu. Bir süre mutfakta sadece saat sesi duyuldu. Sonra Nermin çantasını yanına çekti ama bu kez bir şey çıkarmadı. Sadece Zeynep’e baktı:
— Beni dinle. Bu durum daha da sıkışacak. O izledikçe sen daha çok daralacaksın. Ve en tehlikelisi, bunu normal sanmaya başlayacaksın.
Zeynep’in eli hafifçe titredi.
— Zaten öyle hissediyorum bazen…
Nermin hemen araya girdi:
— İşte bu yüzden konuşuyorsun.
Zeynep o gün Nermin gittikten sonra uzun süre mutfakta oturdu. Hiçbir şey yapmadı. Sadece düşündü. Ve ilk kez çok net bir şey fark etti:
Ramazan onu sadece izlemiyordu…
onun hayatını daraltıyordu.
