80. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 80
Zeynep 'in günleri artık fabrika ve ev arasında geçiyordu. O da bu düzene alışmıştı. Fabrikanın mutfağı artık onun evi olmuştu. Umutta fabrikanın kreşine iyiden iyiye alışmıştı. Orda yeni arkadaşlar bile edinmişti. Zeynep için bu bile yeterdi.
Ramazan için ise işler daha da karmaşık bir hal almıştı. Zeynep'in artık susmayışı, özgüvenli oluşu onun zoruna gidiyordu. Ama artık o da evden iyice uzaklaşmıştı. Bazı geceler eve hiç gelmiyor, bazen de gecenin bir yarısı geliyordu. Zeynep onun yokluğunu farketmiyordu bile.
Zeynep yine sabah erkenden kalkmıştı. Umut' u hazırlamış, fabrikanın yolunu tutmuştu. Sabahın telaşı çoktan başlamıştı. Fabrikanın içi her zamanki gibi gürültülüydü ama Zeynep artık bu sesin içinde kaybolmuyordu. Ritmini bulmuştu.
Mutfakta buhar yükseliyordu. Büyük kazanların altı yanıyor, kepçeler tencereye vurdukça metal bir ses çıkıyordu.
Yonca bir yandan bağırıyor, bir yandan iş yetiştiriyordu:
—Hadi Zeynep, pilavı yakma! Bugün kalabalık!
Zeynep kısa bir “tamam” dedi. Ama paniklemedi. Altını kıstı, kapağı kapattı, diğer tencereye geçti. Yanında çalışan kadınlardan biri fısıldadı:
—Yonca abla herkese bağırır. Takılma.
Zeynep hafifçe gülümsedi.
—Alışığım, dedi.
Ama bu seferki alışkanlık başka bir yerden geliyordu. Öğleye doğru tempo arttı. Tabaklar peş peşe dizildi. Yemek dağıtımı başladı. Zeynep kepçeyi eline aldı.
İlk tabak…
İkinci…
Üçüncü…
Bir süre sonra sıra uzadı. Kadınlar, işçiler, ustalar… Herkes aynı hızla geçiyordu önünden. Bir adam tabağına bakıp söylendi:
—Az koydun.
Zeynep başını kaldırdı. Gözlerinin içine baktı. Sakin bir sesle:
—Standart bu, dedi.
Adam bir şey diyecek gibi oldu. Ama demedi. İlerledi. Yan tarafta Şengül bunu gördü. Hiçbir şey söylemedi. Ama bakışı değişti. Bu küçük bir şeydi. Ama önemliydi. Öğle bitince mutfak biraz sakinledi. Zeynep tezgâha yaslandı.
Ellerini yıkadı. Derin nefes aldı. O sırada Sevda geldi.
—İyi dayandın ha, dedi gülerek.
Zeynep omuz silkti.
—Zor değilmiş,dedi.
— Ama yorucu.
Sevda yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirdi.
— Sen yaparsın Zeyno, dedi.
Ona kocaman sarıldı. Zeynep işte o an başardığını anlamıştı. Sevdanın desteği onun için çok değerliydi.. Bu şehire geldiğinden beri sırdaşı, kardeşi olmuştu.
Zeynep camdan kreşe baktı. Umut diğer çocuklarla oynuyordu. O an yüzünde küçük bir şey oluştu. Gülümseme değil.
Ama ona yakın bişey. Tam o sırada mutfaktan bir ses yükseldi:
—Zeynep!
Yonca sert bir ifadeyle ona bakıyordu.
—Elini çabuk tut. Bu akşam menüyü sen hazırlayacaksın. Ona göre hazırlığına şimdiden başla.
Zeynep durdu.
—Ben mi?
Yonca başını salladı.
—Evet sen.
Bu bir azar değildi.
Bu…
bir testti.
Zeynep bir an hiçbir şey söylemedi. Sonra başını salladı.
—Tamam.
İşte o an bir şey değişti. Artık sadece çalışan biri değildi. Kendini göstermeye başlayan biriydi.
Zeynep önlüğünü düzeltti. İçindeki kısa şaşkınlığı belli etmemeye çalışsa da kalbi hızlanmıştı. Çünkü ilk defa ona sadece “yardım et” denmiyordu. İlk defa bir işi baştan sona ona bırakıyorlardı.
Yonca tezgâhın yanına gelip elindeki listeyi bıraktı.
—Yüz kişilik değil, dedi. İki yüz kişilik düşün. Yarın misafirler olacakmış.
Sonra hafifçe gözlerini kıstı.
—Ev yemeği başka, burası başka.
Bu laf meydan okumaydı biraz. Zeynep listeye baktı. Mercimek çorbası, etli nohut, pilav, salata…
Normal bir menüydü aslında. Ama miktar büyüktü. Hata kaldırmadı. Mutfaktaki diğer kadınlar da yavaş yavaş ona bakmaya başlamıştı. Kimisi merakla, kimisi “bakalım ne yapacak” der gibi. Zeynep derin nefes aldı. Sonra sessizce hazırlık yapmaya koyuldu.
Soğanları doğradı. Kazanların altını yaktı. Elindeki hareketler hızlandıkça heyecanı azaldı. Çünkü bedeninin bildiği bir şeyi zihni yeni hatırlıyordu:
O yemek yapmayı gerçekten biliyordu.
Bir süre sonra mutfağın içi iyice ısındı. Buhar yükseliyor, tencereler kaynıyor, kepçeler metal sesleri çıkarıyordu. Ama Zeynep artık sesleri duymuyordu bile. Ritme girmişti. Pilavı kontrol etti. Çorbanın tuzuna baktı. Nohudu karıştırdı. Tam o sırada arkasından biri seslendi:
—Tuzu fazla kaçırma. Yonca abla bu konuda adam yer.
Kadınlardan biri gülerek söylemişti bunu. Zeynep hafifçe gülümsedi.
—Merak etme, dedi. Yedirmem ben kendimi.
Bu cevabı verirken kendisi bile şaşırdı. Çünkü uzun zamandır ilk defa şaka yapmıştı. Mutfaktaki birkaç kadın dönüp ona baktı. Sonra hafif kahkahalar yükseldi. Buz kırılmıştı. Bir saat sonra ilk tabaklar çıkmaya başladı. Yonca gelip sessizce çorbanın tadına baktı.
Hiçbir şey söylemedi önce. Bu sessizlik Zeynep’in içini gerdi. Sonra Yonca kaşığı bırakıp başını salladı.
—Olmuş.
Tek kelimeydi. Ama Zeynep için küçücük bir zafer gibi geldi. Çünkü hayatında ilk defa yaptığı bir şey… bir erkeğin onayından bağımsız olarak değer görmüştü.
Zeynep o gün çok yorulmuştu. Ama üstünde tatlı bir yorgunluk vardı. Eve geldiğinde Ramazanın homurdanmalarını bile duymadı. Yemeği hazırladı. Sessizce yediler.
Yemek bitmiş, Ramazan salona geçmişti. Tam o sırada Ramazanın telefonu çaldı. Arayan annesi Sevgi Hanımdı. Sesi telaşlıydı. Zeynepte merak etmişti ne konuştuklarını. Çünkü ramazanın yüz ifadesi bir anda değişmişti. Ramazan telefonu kapatınca hemen kapıya yöneldi. Ama Zeynep onu durdurdu.
— Bir şey mi oldu? Nereye böyle alel acele?
Ramazan kısa bir an baktı Zeynep in yüzüne. Sanki ne diyeceğini bilemiyordu. Sonra sessizce konuştu.
— Talip abim kaza geçirmiş. Durumu ağırmış. Hemen hastaneye gitmem lazım.
O an Zeynep te ne diyeceğini bilemedi.
—Songül ablam, diyebildi sadece.
—Sadece Talip abi, dedi.
Zeynep derin bir oh çekti. Ablasını görmeyeli çok uzun olmuştu. Ama ona bir şey olmasını istemezdi.
O gece yatakta döndü durdu. Gözüne uyku girmiyordu. Aklında sadece ablası vardı. Sabaha karşı uyuya kaldı Zeynep. Rüyasında ablaları vardı.
Emine...
Songül...
Hatice...
Üçü de bir bankta oturmuşlardı. Karşılarında masmavi bir deniz dalgalanıyordu. Zeynep ise uzaktan onlara bakıyordu. Ama kızlar Zeynep in aksine gökyüzüne bakıyordu. Zeynep te kafasını kaldırıp gözyüzüne baktı.
Gökyüzünde bir uçak süzülüyordu. Kanadında büyük harfle "Z" harfi vardı. Bir an çocukluğuna gitti Zeynep. Kendini o incir ağacının altında buldu. Yanına Hasan vardı. Hasan ın elinde de çocukça çizdiği uçak resmi.
Uzun uzun resme baktı Zeynep. Sonra önce babası geldi. Sonra annesi. En sonda Ramazan. Babası uçak resmini paramparça etti. Resmin parçaları hava da süzülürken Umut' un sesini duydu arkadan. O bıcır bıcır sesiyle " pilot annem" diye sesleniyordu. Arkasını döndü. Ama orda sadece karanlık vardı. Umutu aramaya başladı. O yaklaştıkça sanki ses uzaklaşıyordu. Onu tam buldum derken gözünü açtı.
Kan ter içinde kalmıştı. Yastık bile sırılsıklam olmuştu terden. Hemen gidip elini yüzünü yıkadı. Balkona çıkıp biraz hava aldı.
Hava artık geceden sabaha dönmüştü. Saate baktı. Yediye geliyordu. Tam o anda evin kapısı açıldı. Ramazan yüzünde üzgün bir ifadeyle içeri girdi. Zeynep bir şeyler olduğunu anlamıştı. Ramazana baktı. Cevap aramak için.
Ramazan sadece:
—Başımız sağolsun, dedi.
Sonra da koltuğa yığıldı. Zeynep eniştesi talip'i hiç sevmezdi. Ama ablası şimdi ne yapacaktı.
