63. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 63
Hastaneden çıktıklarında hava aynıydı ama Zeynep için hiçbir şey artık aynı değildi. Yürüyordu, yanında Ramazan vardı ama onunla değil gibiydi. Ayakları kendi kendine ilerliyor, zihni geride, o yoğun bakım kapısının önünde kalmış gibiydi. Ramazan bir adım önden gidiyor, hiç dönüp bakmıyor, hiçbir şey söylemiyordu. Zeynep de susuyordu. Çünkü artık konuşmanın bir anlamı kalmamıştı.
Arabaya bindiklerinde kapının kapanma sesi Zeynep’in içinde yankılandı. Sanki bir şey daha kapanmıştı o an. Belki bir ihtimal. Belki bir umut. Yol boyunca tek kelime konuşulmadı. Zeynep camdan dışarı bakıyordu ama gördüğü hiçbir şeyi algılamıyordu. İnsanlar geçiyordu, arabalar geçiyordu, hayat akıyordu… ama onun içi bomboştu. Sadece tek bir cümle dönüp duruyordu zihninde.
“Kaç… kurtar kendini kızım…”
Nermin’in sesi hâlâ kulaklarındaydı. Sanki yanındaydı, sanki az önce fısıldamıştı. O ses, Zeynep’in içindeki boşluğun içinde yankılanıyor, gittikçe daha net, daha keskin bir hâl alıyordu.
Eve geldiklerinde Ramazan kapıyı açtı, içeri girdi. Zeynep arkasından yürüdü ama kapının eşiğinde bir an durdu. İçeri adım atmak istemedi. Çünkü artık buranın ne olduğunu biliyordu. Bu ev bir yuva değildi. Bir çıkmazdı. Ama yine de girdi.
Kapı kapandı.
İçeri girer girmez o ağır sessizlik tekrar üzerine çöktü. Her şey yerli yerindeydi. Masa, sandalyeler, perdeler… ama hiçbir şey tanıdık gelmiyordu. Sanki başka birinin evine gelmiş gibiydi. Gözleri istemsizce o odaya kaydı. Dün olanlar… Nermin’in düşüşü… son bakışı… son sözleri…
Zeynep’in dizleri o an çözüldü. Yavaşça yere oturdu. Sessizce. Bu sefer ağlamadı. Çünkü ağlayacak gücü kalmamıştı. Sanki gözyaşları bile tükenmişti.
Ramazan bir süre onu izledi. Yüzünde okunabilen bir şey yoktu. Ne pişmanlık, ne öfke… sadece donuk bir ifade. Sonra kısa ve düz bir sesle konuştu:
—Dinlen.
Bu bir şefkat değildi. Bir özür değildi. Bir emir de değildi. Sanki sadece söylenmesi gereken bir cümleyi söylemişti.
Zeynep başını bile kaldırmadı. Ama o an içinde bir şey değişti. Büyük bir kırılma değildi bu. Sessizdi. Derinden geliyordu. Ama geri dönüşü yoktu.
Artık korkmuyordu. Çünkü korkunun da bir sınırı vardı. Ve Zeynep o sınırı çoktan geçmişti. Başını duvara yasladı, gözlerini kapattı. İçinde yankılanan o cümle bu sefer farklı geliyordu.
Kaç.
Zeynep kendini çok yorgun hissediyordu. Yatmak için yatak odasına doğru yöneldi. Yatak odasının kapısına gelince bir an durdu. Bu o da onun için bir huzur odası değil. Bir ceza odası olmuştu. O yüzden oraya girmedi. Yan da ki küçük odada ki kanepeye uzandı.
Gözlerini kapadı. Ama içi uyumuyordu. Hala Nermin teyze nin son sözlerini düşünüyordu. O an bir damla yap süzüldü Zeynep’in yanağından. Sessiz ama acılı.
Sonra geçmişi düşündü Zeynep. Evini, köyünü, ablalarını...
Emineyi düşündü. Onun yüzünü görmeyeli, sesini duymayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki. Artık yüzünü yavaş yavaş unutmaya başlamıştı. Bir de yeğeni Gül vardı. Hiç görmediği ama çok sevdiği yeğeni. O da kocaman kız olmuştur, diye geçirdi içinden. En son ki mektubun da ona bir bilet yollamıştı. Hiç kullanmadığı o bilet... İçinde hâlâ yara olarak duruyordu.
Sonra songülü düşündü. Onun da kaderi Zeynep gibiydi. Dayakçı bir koca, sevgisiz bir ev. Songül hiç istememişti bu evliliği. Biliyordu çünkü kendisi gibi olacağını. Ama elinden de bir şey gelmemişti. Kadının hala sesi yoktu o evde. Ama Zeynep, ablasını hiç suçlamadı bu yüzden. Onu affetti. Acaba onun da çocuğu oldu mu diye mırıldandı. En önemlisi hiç mutlu oldu mu diye sordu kendine kendine. Aslında cevabı biliyordu. Ama yüksek sesle söylemeye de dili varmadı.
Hatice düştü aklına sonra. En iyisini o yapmıştı. Sevdiği adamla gitmişti. Ama Adnan abi de adam gibi adam, dedi içinden. Onu çekip aldı o evden. " Hatice ablamın bahsettiği Adnan abinin kızı sevdi mi acaba ablamı" dedi kendi kendine. Sevmiştir, dedi sonra. Onu herkes sevmiştir. Belki kendi çocuğu bile olmuştur.
Sonra kendini düğündü Zeynep. Uzun bir zaman sonra ilk defa kendini düşündü. Yaşadığı hayatı düşündü. Kocasını düşündü. İçinde bulunduğu eve baktı. Burası ev değil bir hapisti onun için.
Aniden ayağa kalktı, doğruca aynaya baktı. Uzun uzun baktı hem de.
—Neydin ne oldun be Zeynep, dedi sesi titreyerek.
—Hani hayallerin vardı senin. Hani uçacaktın.
Artık sesi daha gür çıkıyordu. Kendisine hesap soruyordu sanki. Bir suçlu arıyordu. Ama bu hikaye de en günahsız olan oydu.
Bir süre daha baktı kendine. Sonra içinin daraldığını hissetti. Kendini balkona attı. Ramazan görür, kızar diye düşünmeden çıktı dışarı.
Balkonun zeminine oturdu. Kafasını kaldırdı. Derin derin nefes almaya başladı. O oturduğu için kimseyi görmemişti. Ama karşı balkon da biri vardı.
Sevda.
— Hu hu komşu, diye seslendi Zeynep’e
Zeynep sesi duyunca bir an irkildi. Kafasını kaldırıp doğruca Sevda ya baktı. Sevda balkon da sigara içiyordu.
Zeynep te ona bakınca kocaman gülümsedi.
— Nerdesin ayol sen. Aylardır bir kere bile balkona çıkmadın. Taşındın sandım valla.
— Şey... Ben...
Sevdanın içten gülümsemesi zeynep'in de içini ısıtmıştı. Gülümsemesi bulaşıcıydı sanki. Ama Ramazanı düşününce o gülümseme bir anda soldu. Acele ile kapıya baktı. Sevda anlamıştı bir terslik olduğunu.
— Kocan olacak adam mı izin vermiyor balkona çıkmana.
Zeynep başını eğmişti. Verecek cevabı yoktu çünkü. Ama Sevda da anlamıştı ne olduğunu.
— Anladım bacım ben ne olduğunu. Sen üzülme. Nerde şimdi o kocan olacak adam. Evde mi?
Zeynep başını evet anlamında aşağı yukarı salladı. Sonra yine telaşla kapıya baktı. Ramazan görürse çok kızardı.
— Ben içeri gideyim, dedi titrek bir sesle.
Sevda da ona üzgün bir şekilde baktı. Anladı onu. Çünkü o da aynı yollardan geçmişti.
— Seni en iyi ben anlarım bacım. Hadi geç içeri.
Zeynep Sevda nın ne demek istediğini o an anlamadı ama çokta sorgulamadı. Alel acele içeri girip perdeyi kapadı.
Kafasını dağıtmak için mutfağa girdi. Bir sürü yemek yaptı, tatlı yaptı. Bir şeylerle uğraşırken olanları düşünmüyordu.
Saat geç olmuş, hava kararmıştı artık. Ramazan da uykusundan uyanmıştı. Mutfaktan gelen seslere kulak kesildi önce. Sonra kokuları çekti içine. Müthiş kokular geliyordu. Gözünü ovuştura ovuştura kaktı yataktan. Zeynep bir yandan kek çırpıyor, bir yandan da bir türkü mırıldanıyordu. Zeynep'i ilk defa böyle görmüştü Ramazan. Hoşuna da gitti ama hemen toparladı kendini . Yine o bilindik yüz ifadesini takındı.
— Off! Bu ne gürültü! Bu evde adam akıllı uyuyamayacak mıyım ben?
Zeynep gözünün ucuyla arkaya baktı. Ama tamamen dönmedi Ramazana.
—Yemek yaptım.
Sesi net ve keskindi.
— Koy da yiyelim o zaman, dedi Ramazan.
— Karnım da acıkmıştı zaten.
Zeynep yine tek kelime etmedi. Yaptığı yemeklerden biter tabak koydu Ramazana. Ramazan bütün tabakları silip süpürdü. Nerdeyse parmaklarını yiyecekti. Zeynep te tezgaha yaslanmış onu izliyordu. Yüzünde keyifli bir gülümseme vardı. Ramazan tüm yemekleri bitirip kalktı sofradan. Ama Zeynep in hakkını yemekte istemedi. Sonuçta zor zamanlardan geçmişti.
— Eline sağlık. Herşey güzel olmuş.
Zeynep Ramazan dan ilk defa bir iltifat duymuştu. Önce şaşırdı. Sonra da mutlu oldu. Çocukluğundan beri yemek yapmayı çok severdi. Eli de lezzetliydi.
Ramazan mutfaktan çıkınca bu sefer o oturdu masaya. Yaptığı herşeyden fazlasıyla yedi. Tıka basa doyurdu karnını. O gün yaşanan herşeyi unutmuştu sanki. Hiç yaşanmamış gibi.
