25. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 25
Kapı açıldığında içeri giren adamın nefesi ağırdı. Üzerinde keskin bir içki kokusu vardı. Songül o kokuyu ilk defa almıyordu. Köyde düğünlerde, kahve önlerinde duymuştu. Ama bu kez koku odanın içine, kaderine siniyordu.
Adam kapıyı ayağıyla kapattı.
— Çok konuşan birine benzemiyorsun, dedi alaylı bir sesle.
Songül cevap vermedi. Adam ceketi sandalyeye fırlattı. Bardak sesi duyuldu. Demek ki yukarı çıkmadan önce de içmişti.
— Bak, dedi yaklaşarak. Benim evimde sorun istemem. Babandan ne gördüysen burada da uslu durursun. Anlaştık mı?
İşte o cümle.
“Babandan ne gördüysen…”
Songül’ün içinde bir şey koptu. Demek herkes biliyordu. Demek baba evindeki karanlık gizli değildi. Sadece normal sayılıyordu.
Adam kolundan sertçe tuttu. Songül sendelemedi.
Artık ağlamıyordu.Artık yalvarmayacaktı.
Çünkü bir şeyi anlamıştı: Bu hayat onu sevgiyle değil, dayanıklılıkla sınayacaktı.
O gece Songül’ün kalbi bir kez daha kırıldı. Ama bu kez başka bir şey oldu.
Kırıldıkça sertleşti.
Songül sabah, saçları dağılmış, yüzü morluklarla dolu şekilde sessizce mutfağa indi. Ne kayınvalidesi ne de diğer kardeşleri bir şey demediler . “Kocandır, sever de döver de” dedi eltisi. Bizde zamanında o yollardan geçtik. İnsan alışıyor
"İnsan alışıyor"
Bu cümle mutfakta havada asılı kaldı.Songül çayı doldururken elinin titrediğini fark etti. Fincan tabağa hafifçe vurdu. Kimse dönüp bakmadı.
Alışmak.
Baba evinde de böyle demişlerdi ona.
“Babanın huyu bu.”
“Erkektir.”
“Sabret.”
Demek ki dünya aynı cümleyi farklı evlerde tekrar ediyordu.Songül o an bir şeyi fark etti: Bu evde kimse onun acısını merak etmiyordu. Sadece dayanıp dayanamayacağını ölçüyorlardı.
O an anlamıştı Songül. Kaderi değişmeyecekti. Sustu. Başını eğdi.
Kocası talip geldi sonra. Yüzünde gururlu bir ifade. Çirkin bir gülümseme. Songül ona bakmasa bile tiksindi. Bir ömür böyle geçer mıydı? Talip kapının önünde gururla sigara içerken kahkaha attı. Erkeklerin yanında omzu geniş, sesi tok. Gece olanlar sanki başka bir adama aitti.
Songül pencerenin arkasından izledi onu.Zihni ikiye bölündü.Bir yanıyla Ali’nin gözlerini düşündü. O bakışı. Onu bir insan gibi gören tek bakışı.Diğer yanıyla annesini düşündü. Boyun eğmiş, susmuş, kabullenmiş.
Kaçmak…
Bu kelime zihnine her geldiğinde kalbi hızlanıyordu.Ama sonra başka bir cümle geliyordu:
“Kaçan kadın ayakta kalamaz.”
Bu cümleyi kim öğretmişti ona? Babası mı? Köy mü? Yoksa korku mu?
Gece yine içki şişesi açıldı.Talip bir süre anlamsız konuştu. Sonra sebepsiz öfkelendi.Songül artık refleksle başını eğiyordu.Ama o gece farklı bir şey oldu.Tokat gelmeden önce gözlerini kaldırdı.
İlk kez.
Bir saniyelik bir bakıştı bu. İsyan değil. Meydan okuma değil.Sadece “Ben buradayım” diyen bir bakış.Talip bir an durdu.Sonra daha sert vurdu.
Songül yere düştü. Ama o bakışı geri çekmedi zihninden.Çünkü o bir saniyede şunu anlamıştı:
Kaçamıyor olabilir.Ama tamamen teslim de olmamıştı.
Henüz değil.
