70. bölüm · Zeynep'in Kanatları

Bölüm 70

Kuzey Yıldızı

Bölümler
1 Uçan balonlar 2 Yerde ki gerçekler 3 Bölüm 3 4 Bölüm 4 5 Bölüm 5 6 Bölüm 6 7 Bölüm 7 8 Bölüm 8 9 Bölüm 9 10 Bölüm 10 11 Bölüm 11 12 Bölüm 12 13 Bölüm 13 14 Bölüm 14 15 Bölüm 15 16 Bölüm 16 17 Bölüm 17 18 Bölüm 18 19 Bölüm 19 20 Bölüm 20 21 Bölüm 21 22 Bölüm 22 23 Bölüm 23 24 Bölüm 24 25 Bölüm 25 26 Bölüm 26 27 Bölüm 27 28 Bölüm 28 29 Bölüm 29 30 Bölüm 30 31 Bölüm 31 32 Bölüm 32 33 Bölüm 33 34 Bölüm 34 35 Bölüm 35 36 Bölüm 36 37 Bölüm 37 38 Bölüm 38 39 Bölüm 39 40 Bölüm 40 41 Bölüm 41 42 Bölüm 42 43 Bölüm 43 44 Bölüm 44 45 Bölüm 45 46 Bölüm 46 47 Bölüm 47 48 Bölüm 48 49 Bölüm 49 50 Bölüm 50 51 Bölüm 51 52 Bölüm 52 53 Bölüm 53 54 Bölüm 54 55 Bölüm 55 56 Bölüm 56 57 Bölüm 57 58 Bölüm 58 59 Bölüm 59 60 Bölüm 60 61 Bölüm 61 62 Bölüm 62 63 Bölüm 63 64 Bölüm 64 65 Bölüm 65 66 Bölüm 66 67 Bölüm 67 68 Bölüm 68 69 Bölüm 69 70 Bölüm 70 71 Bölüm 71 72 Bölüm 72 73 Bölüm 73 74 Bölüm 74 75 Bölüm 75 76 Bölüm 76 77 Bölüm 77 78 Bölüm 78 79 Bölüm 79 80 Bölüm 80 81 Bölüm 81 82 Bölüm 82 83 Bölüm 83 84 Bölüm 84 85 Bölüm 85 86 Bölüm 86 87 Bölüm 87 88 Bölüm 88 89 Bölüm 89 90 Bölüm 90 91 Bölüm 91 92 Bölüm 92 93 Bölüm 93 94 Bölüm 94 95 Bölüm 95 96 Bölüm 96 97 Bölüm 97 98 Bölüm 98 99 Bölüm 99 100 Bölüm 100 101 Bölüm 101 102 Bölüm 102 103 Bölüm 103 104 Bölüm 104 105 Bölüm 105 106 Bölüm 106 107 Bölüm 107 108 Bölüm 108 109 Bölüm 109 110 Bölüm 110 111 Bölüm 111 112 Bölüm 112 113 Bölüm 113 114 Bölüm 114 115 Bölüm 115 116 Bölüm 116 117 Bölüm 117 118 Bölüm 118 119 Bölüm 119 120 Bölüm 120 121 Bölüm 121 122 Bölüm 122 123 Bölüm 123 124 Bölüm 124 125 Bölüm 125 126 Bölüm 126 127 Bölüm 127 128 Bölüm 128 129 Bölüm 129 130 Bölüm 130

Bebeğin kırkı nihayet çıkmıştı. Köyde ki akrabalara bebeği gösterme zamanı gelmişti. Köy yolu uzundu.
Araba toz kaldırarak ilerlerken camdan içeri kuru toprak kokusu doluyordu. Zeynep arka koltukta oturuyor, bebeğini sıkıca tutuyordu. Kucağındaki küçük bedenin sıcaklığı, o uzun yol boyunca tek gerçekti onun için.
Ramazan direksiyondaydı. Hiç konuşmadı. Zaten konuşulacak şeyler bitmişti. Ama bitmeyen bir şey vardı:
gerilim.

Köye vardıklarında haber çoktan yayılmıştı.

“Bebek gelmiş.”

“Ramazan’ın oğlu gelmiş.”

Avluya girer girmez kapı doldu.

Kadınlar.

Komşular.

Akrabalar.

Hepsi meraklı gözlerle yaklaştı. Zeynep bebeği kucağına aldı. Kalabalığın ortasında kaldı. Ama bu sefer geri çekilmedi. İlk soru hemen geldi:

—Adı ne oldu?

Herkes sustu. Cevabı bekledi. Zeynep başını kaldırdı.
Sesi sakindi. Ama netti.

—Umut.

Bir dalga gibi yayıldı kelime. Kadınlar birbirine baktı.
Fısıltılar başladı.

“Mehmet değil miydi?”

“Öyle demişlerdi…”

“Bu ne şimdi?”

Bir kadın biraz daha yaklaşıp tekrar sordu:

—Ne dedin kızım?

Zeynep gözünü kırpmadı.

—Adı Umut.

Bu sefer daha belirgindi. Sesi daha kararlıydı. Tam o sırada Sevgi Hanım araya girdi. Yüzü asıktı.

—Mehmet onun adı.

Kalabalık bir anda sustu. Gözler bu sefer Zeynep’e döndü. Zeynep bebeği biraz daha kendine çekti.

—Benim için Umut.

Bu cümle köy yerinde kolay söylenen bir cümle değildi.
Bir kadın alaylı bir sesle güldü:

—E kocan ne diyor buna?

Zeynep hiç beklemedi.

—Alışacak.

İşte o an gerçek kırılma oldu. Kalabalığın içinden hafif bir uğultu yükseldi. Kimisi şaşkın. Kimisi rahatsız. Kimisi hayran. Ramazan o ana kadar biraz geride duruyordu.
İzliyordu. Ama artık saklanacak bir yer yoktu. İleri çıktı.
Gözleri sertti.

—Adı Mehmet, dedi.

Bu sefer ses yüksekti. Duyulsun diye. Kalabalık yine sustu. Zeynep başını çevirdi. Doğrudan Ramazan’a baktı.
Ve hiç tereddüt etmeden:

—Umut.

İki kelime.

İki dünya.

Aynı avluda çarpıştı. Ramazan’ın çenesi gerildi.

—İnat etme, dedi dişlerinin arasından.

Zeynep’in sesi bu sefer daha da derindi:

—Bu inat değil.

Kısa bir an duraksadı.

—Bu benim oğlum.

Kalabalık bu cümleyle iyice sessizleşti. Çünkü bu artık sadece isim meselesi değildi. Bu bir kadının ilk defa açık açık sahip çıkmasıydı. Sevgi Hanım sinirle söze girdi:

—Sen kimsin de—

Ama Ramazan elini kaldırdı. Susturdu. Çünkü o an fark etti: Ne kadar bastırırsa bastırsın… Bu isim artık sadece evin içinde değildi. Köye yayılmıştır. Ve köyde yayılan bir şeyi geri toplamak kolay değildi. Zeynep bebeğin başını öptü. Kalabalığın ortasında. Hiç saklanmadan.

—Umut… dedi.

Bu sefer herkes duydu. Ve o an… Ramazan ilk kez gerçekten hissetti: Kontrol elinden kayıyordu.

Avludaki kalabalık yavaş yavaş dağıldı ama geride kalan hava hâlâ ağırdı. Fısıltılar kesilmedi; sadece yer değiştirdi. Kapı önünden, sokak başına… oradan kahveye
.
Akşamüstü, köy kahvesinin önü doluydu. Tahta sandalyeler, çay bardaklarının ince sesi, arada yükselen gülüşler… ama bugün o gülüşlerin altı sivriydi.
Ramazan içeri girdiğinde birkaç kişi başını kaldırdı. Göz göze gelmemeye çalışanlar oldu, ama çoğu bakışını kaçırmadı. Çünkü konu belliydi. Bir süre kimse bir şey demedi. Çaylar geldi, gitti. Sessizlik uzadıkça gerilim de büyüdü. Sonunda köşede oturan yaşlılardan biri sözü açtı:

—Duyduk hayırlı olsun, dedi.

—Oğlun olmuş.

Ramazan başını salladı.

—Sağ ol.

Kısa ama mesafeli bir şekilde konuştu. Aynı adam çayından bir yudum aldı, sonra gözünü kaldırdı:

—Adı neydi?

Soru basitti. Ama içi doluydu. Ramazan bir an durdu.

—Mehmet, dedi.

Masadakilerden biri hafifçe güldü.

—Öyle mi?

Yan masadan biri laf attı:

—Biz başka duyduk da…

Kahvede hafif bir kımıldanma oldu. Sandalyeler gıcırdadı. Birkaç kişi daha yaklaştı. Ramazan’ın yüzü gerildi.

—Ne duydunuz? dedi.

Bu sefer daha genç biri, açık açık konuştu:

—Karın herkese Umut diyormuş.

Kısa bir sessizlik oldu Ama bu sefer ağır değil… yakıcıydı. Ramazan çay bardağını masaya bıraktı. Sesi sert çıktı.

—Kadın kısmı ne anlarsa onu der.

Bu cümle kahvede beklenen bir cevaptı. Ama yeterli değildi. Başka biri öne eğildi:

—İyi de… herkesin içinde öyle diyormuş.

Bir diğeri ekledi:

—Senin sözün geçmiyor mu yani?

İşte o cümle direkt vurdu. Ramazan’ın çenesi kilitlendi.
Cevap vermedi. Ama bu suskunluk güç değil, boşluktu.
Yaşlı adamlardan biri başını salladı:

—Ev dediğin yerde düzen olur. Kadın ayrı, erkek ayrı konuşmaz.

Bir başkası alayla güldü:

—Daha çocuk küçükken böyleyse…

Devamını getirmedi. Ama herkes anladı. Ramazan’ın içi sıkıştı. Öfke vardı. Ama bu sefer başka bir şey daha vardı:
utanç.

Ve bu… alışık olduğu bir duygu değildi. Bir adam doğrudan gözlerinin içine baktı:

—Sen nasıl adamsın Ramazan?

Kahve bir anda sessizleşti. Kimse çayını bile kaldırmadı.

—Bir karına bile söz geçiremiyorsun.

Cümle düştü.

Ağır.

Net.

Geri dönüşsüz.

Ramazan ayağa kalktı. Sandalyeyi sertçe itti. Ama bağırmadı. Çünkü bağırsa… daha da küçüleceğini hissetti. Etrafına baktı. O bakışlarda saygı yoktu artık.
Sorgu vardı. Yargı vardı. Ve en kötüsü… acıma vardı.
Bu, onun dünyasında kabul edilemezdi Hiçbir şey demeden döndü. Kahveden çıktı. Dışarıda hava serinlemişti. Ama onun içi yanıyordu. Adımlarını hızlandırdı.Nefesi sertleşti. Kafasının içinde tek bir cümle dönüp duruyordu:

“Kontrol sende değil.”

Ve bu düşünce onu delirtmeye yetiyordu. Eve yaklaştığında durdu. Kapıya bakarken yüzü değişti.
Öfke yerini başka bir şeye bıraktı: karara.

İçeri girdiğinde Zeynep yine bebeğiyleydi. Sakin, sessiz, kendi halinde bebeğini emziriyordu. Ama artık Ramazan için bu görüntü… tehditi.

Kapı kapandığında evin içindeki hava değişti. Dışarıdaki serinlik içeri girmedi; aksine, içerideki gerilim daha da yoğunlaştı.

Ramazan ağır adımlarla içeri yürüdü. Üzerinde kahveden getirdiği görünmeyen bir yük vardı. Omuzları dikti ama içi dağınıktı. Zeynep onu izledi. Bu sefer ne olacağını bilmiyordu ama bir şeyin değiştiğini hissediyordu.
Ramazan durdu. Bir süre konuşmadı. Sanki söyleyeceği şeyleri tartıyordu. Sonra yavaşça:

—Beni herkesin önünde düşürdün, dedi.

Zeynep’in sesi sakindi.

—Ben kimseyi düşürmedim.

Ramazan başını salladı.

—Sen anlamıyorsun, dedi.

—Bu köyde erkek dediğin sözünü geçirir.

Zeynep’in cevabı gecikmedi.

—Ben de insanım.

Bu cümle, Ramazan’ın alışık olduğu düzene ters düştü. Kaşları çatıldı.

—Ben sana ne dediysem o olacak, dedi.

Ama bu sefer o eski kesinlik yoktu. Zeynep bunu fark etti.
Ve ilk defa üzerine gitti.

—Olmadı, dedi.

—Bak… olmadı.

Ramazan’ın nefesi sertleşti.

—Zorlama beni, dedi.

Bu bir uyarıydı. Ama aynı zamanda bir sınırın sonuydu.
Zeynep bebeği biraz daha kendine çekti. Gözleri netti.

—Ben kimseyi zorlamıyorum,dedi.

—Sadece doğru olanı yapıyorum.

Ramazan bir anda yaklaştı.

—Doğruyu ben belirlerim!

Sesler yükseldi. Evde yankılandı. Bebek hafifçe huzursuzlandı. Zeynep hemen eğildi.

—Tamam Umut… tamam…

İsmi yine bilerek söyledi. Hemde yüksek sesle. Duyulsun diye. Ramazan o an durdu. Sanki biri içinden bir düğmeye basmış gibi. Gözleri bebeğe kaydı. Sonra tekrar Zeynep’e.

—Bir daha o ismi duymayacağım, dedi.

Bu bir rica değildi. Bir emir gibi söylendi. Ama içi boştu.
Zeynep başını kaldırdı. Hiç tereddüt etmeden:

—Daha çok duyacaksın.

Kısa.

Kesin.

Geri dönüş yok.

Ramazan’ın yüzü değişti. Bu artık öfke değildi sadece.
Kontrol kaybının çıplak haliydi. Bir an için ne yapacağını bilemedi. İleri gitse geri dönüş olmayacaktı. O da durdu.
Bu duruş, ilk kez bir geri adım gibiydi. Ama bu, kabulleniş değildi. Toparlanmaydı. Gözlerini kısmıştı. Zeynep’i baştan aşağı süzdü. Sonra çok sakin bir sesle:

—Tamam, dedi.

Bu “tamam” tehlikeliydi. Çünkü içinde plan vardı.
Hesap vardı.

—Sen böyle istiyorsun ya… diye devam etti, ben de sana göre oynayacağım.

Zeynep’in içinden bir ürperti geçti. Ama yüzüne yansıtmadı.

—Nasıl istersen, dedi.

Ramazan hafifçe başını eğdi. Sonra döndü. Odayı terk etti.

Gece çöktüğünde ev sessizdi. Ama bu sessizlik dinlenmek için değildi. Beklemek içindi. Zeynep bebeğini yatırdı. Yanına uzandı. Tavana baktı. Kalbi hızlı atıyordu.
Bir şey olacağını biliyordu.

Ama ne? Bilmiyordu.

Diğer odada Ramazan oturuyordu. Karanlıkta ve sessiz.
Ama zihni çalışıyordu. Kahvedeki sözler. Bakışlar.

“Nasıl adamsın sen?”

“Karına söz geçiremiyorsun.”

Bu cümleler yankılanıyordu. Ve o, bu yankıyı susturmak istiyordu. Bir süre sonra başını kaldırdı. Gözleri kararlıydı.
“Bunu ben çözerim,” dedi kendi kendine.