127. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 127
Ramazan'ın gitmesine iki gün kalmıştı.
Evde bavullar hazırlanıyordu. Umut odasında oyuncaklarını tek tek seçiyor, hangilerini götüreceğine karar vermeye çalışıyordu.
— Anne, bunu da götürebilir miyim?
Elindeki arabayı gösterdi. Zeynep gülümsemeye çalıştı.
— Tabii oğlum.
— Peki bunu?
— Onu da.
Umut yatağın üzerine bir sürü oyuncak yığdı.
— Hepsini götüreceğim.
Zeynep güldü.
— O zaman sana ayrı bir bavul lazım.
Umut kahkaha attı. Zeynep ise birkaç saniye sonra sustu. Çünkü gözleri bavula takılmıştı.
Bavul.
Bir süre sonra gerçekten bavul hazırlayacaktı. Ama Ramazan'ın düşündüğü gibi değildi.
Ertesi sabah Ramazan kahvaltıda heyecanla konuşuyordu.
— Bugün son birkaç işi halledeceğim.
Zeynep sessizce dinliyordu.
— Sonra birkaç gün içinde sizi almaya geleceğim. Umut çok sevinecek.
Zeynep başını salladı. Ramazan onun elini tuttu.
— Sen de sevineceksin.
Zeynep ona baktı.
— Evet.
Yalan söyledi. Çünkü içinde yalnızca korku vardı. Ramazan o akşam bavulunu kapattı. Umut kapının yanında duruyordu.
— Baba, ne zaman geleceksin?
Ramazan oğluna sarıldı.
— Çok geçmeden.
— Bizi hemen alacak mısın?
— Önce evimizi hazırlayacağım. Sonra gelip sizi alacağım.
Umut başını salladı.
— Tamam.
Ramazan Zeynep'e döndü.
— Sen de kendine dikkat et. Ağır iş yapma.
Zeynep'in gözleri doldu.
— Ederim.
Ramazan onu sarıldı. Zeynep kollarının arasında donup kaldı. Çünkü birkaç saat sonra bu adamın arkasından başka bir hayat kurmaya çalışacaktı.
Ramazan ayrıldığında kapının önünde uzun süre durdu. Araba uzaklaşana kadar Zeynep kıpırdamadı. Sonra kapıyı kapattı. Ev sessizleşti. Zeynep birkaç saniye duvara yaslandı. Ve sonunda ağlamaya başladı. Gece yarısına doğru Zeynep yeniden salona geçti. Masaya küçük bir kâğıt koydu. Üzerine tek tek yazdı:
Kimlikler.
Umut'un belgeleri.
Bir miktar para.
Telefon şarjı.
Birkaç kıyafet.
Sonra uzun süre boş boş baktı. En alta tek bir cümle yazdı:
“Gitmek zorundayım.”
Kâğıdı katladı. Bavulun içine koydu.
Ama henüz nereye gideceğini bile bilmiyordu. Sadece şunu biliyordu:
Ramazan geri dönmeden önce ortadan kaybolmalıydı. Ve bu kez yalnız değildi.
Karnındaki bebeği ve Umut'u da yanında götürecekti. Zeynep pencerenin önüne geçti. Şehrin ışıklarına baktı. Bir zamanlar bu şehirde kalmak için savaşmıştı. Şimdi ise aynı şehirden kaçmak için plan yapıyordu. Elini karnına koydu.
— Seni koruyacağım bebeğim.
Sonra gözlerinden yaş süzüldü.
— İkinizi de.
Ertesi gün öğle molasında Zeynep, Sevda'yı fabrikanın arka tarafındaki küçük bahçeye çağırdı. Sevda daha Zeynep'in yüzünü görür görmez bir şey olduğunu anladı.
— Ne oldu?
Zeynep birkaç saniye sustu.
— Sana bir şey söylemem gerekiyor.
Sevda'nın yüzü ciddileşti.
— Söyle.
Zeynep derin bir nefes aldı.
— Ben gideceğim.
Sevda kaşlarını çattı.
— Nereye?
— Kıbrıs'a.
Sevda birkaç saniye ne diyeceğini anlayamadı.
— Ne?
— Annemin kuzeni Feride teyze orada yaşıyor. Onun yanına gideceğim.
Sevda'nın yüzündeki şaşkınlık yerini endişeye bıraktı.
— Zeynep, sen ciddi misin?
— Hem de çok.
— Peki neden?
Zeynep gözlerini yere indirdi.
— Çünkü başka çarem kalmadı Sevda.
Sevda sessizce onu dinledi.
— Ramazan gitti. Umut'u da alıp gideceğim buradan.
— Ramazan seni almaya dönecek.
— Biliyorum.
— O zaman?
Zeynep'in gözleri doldu.
— Ramazan geri geldiğinde artık saklayamam.
Sevda bir şey söylemedi. Zeynep devam etti.
— Karnım artık belli oluyor. Birkaç ay sonra daha da büyüyecek. Bebek doğduğunda zaten her şey ortaya çıkacak.
— Zeynep...
— Ben ona gerçeği söyleyemem. Öldürür beni.
Sevda başını eğdi.
— Peki Fatih?
Bu soru Zeynep'i susturdu. Uzun süre cevap vermedi. Sonunda çok kısık bir sesle:
— Fatih zaten benden çoktan vazgeçti.
— Ama gerçeği bilmiyor.
— Bilse ne değişecek?
Sevda ona baktı.
— Belki çok şey değişir.
Zeynep acı bir şekilde gülümsedi.
— O artık çocuğun Ramazan'ın olduğuna inanıyor. Beni de hayatından çıkardı. Karısıyla da mutlu.
— Sen de ona söylemeyeceksin?
Zeynep gözlerini kapattı.
— Söyleyemem.
— Neden ama?
— Çünkü Fatih'in hayatını daha fazla dağıtmak istemiyorum.
Sevda birkaç saniye sustu.
— Peki Kıbrıs?
— Feride teyze annemin kuzeniydi. Çocukken birkaç kez yanımıza köye gelmişti. Yıllardır konuşmadık ama beni kabul eder.
— Bundan emin misin?
— Değilim.
— Ya kabul etmezse?
Zeynep omuzlarını düşürdü.
— O zaman başka bir yol bulurum.
Sevda ona uzun uzun baktı.
— Sen gerçekten her şeyi bırakıp gitmeye karar verdin.
Zeynep başını salladı.
— Evet.
— Umut'u da götüreceksin.
— Evet.
— Ve bir daha dönmeyecek misin?
Zeynep'in gözleri doldu.
— Bilmiyorum.
Sonra karnına baktı.
— Ama burada kalırsam herkesin hayatını mahvedeceğim.
Sevda derin bir nefes aldı.
— Ya senin hayatın?
Zeynep cevap vermedi. Sevda bir adım yaklaşıp elini tuttu.
— Zeynep, kaçmak kolay değil. Tek başına da değilsin artık. Bana söylemekle iyi yaptın.
Zeynep'in gözlerinden yaş süzüldü.
— Bana kızmadın mı?
Sevda başını iki yana salladı.
— Kızdım.
Zeynep şaşırdı.
— Neye?
— Kendini bu kadar yalnız bırakmana.
Bir süre birbirlerine baktılar. Sevda devam etti:
— Ama gideceksen de seni tek başına göndermem.
Zeynep'in gözleri doldu.
— Nasıl yani?
— Önce Feride teyzenle gerçekten konuşacağız. Nerede kalacağını, nasıl gideceğini, Umut'un işini... Her şeyi.
Zeynep başını salladı.
— Ramazan dönmeden gitmem gerekiyor.
Sevda ona baktı.
— O zaman zamanımız çok az.
Zeynep gözlerini kapattı. Sevda elini daha sıkı tuttu.
— Ama bir şey söyleyeceğim. Kaçmak başka, kaybolmak başka.
Zeynep sustu.
— Sen kaybolmak zorunda değilsin. Sadece kendine ve çocuklarına güvenli bir hayat bulmak istiyorsun.
Zeynep gözyaşlarını sildi.
— Keşke bu kadar kolay olsaydı.
Sevda hafifçe gülümsedi.
— Kolay olmayacak zaten.
Sonra ayağa kalktı.
— Ama beraber düşünürsek en azından ne yaptığımızı biliriz.
Zeynep de ayağa kalktı. İkisi fabrikaya doğru yürürken Zeynep bir kez daha arkasına baktı. İçinde yıllardır yaşadığı şehir... Fabrika... Fatih... Ve geride bırakmak üzere olduğu bütün hayatı oradaydı. Ama artık kararını vermişti.
Ramazan geri dönmeden önce Umut'u alacak ve Kıbrıs'a gidecekti. Feride teyzenin yanına. Bilmediği bir hayata.
Bilmediği bir geleceğe. Ve kimseye söylemeden taşıdığı, her geçen gün biraz daha büyüyen sırrıyla birlikte.
