51. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 51
Avludaki gürültü büyüyordu. Mahmut hâlâ Adnan’ın yakasını bırakmamıştı. İkisi de dimdik duruyor, geri adım atmıyordu.
— Defol git dedim sana! diye bağırdı Mahmut.
Adnan’ın sesi alçaktı ama kararlıydı.
— Gitmeyeceğim. Hatice’yi almadan bir adım dahi atmam.
Bu cevap Mahmut’un öfkesini daha da büyüttü. Adnan’ı sertçe itti. Adnan bir adım geri savruldu ama düşmedi. Kapının eşiğinde duran Hatice’nin kalbi deli gibi atıyordu. O an ilk defa biri onun için babasının karşısında duruyordu. Hanife bağırmaya başladı.
— Mahmut! Kov şu herifi! Köyün ortasında rezil olduk!
Mahmut tekrar Adnan’ın üstüne yürüdü. Bu sefer yumruğunu kaldırdı. Yumruk Adnan’ın yüzüne sertçe indi. Hatice çığlık attı.
— Baba! Yapma!
Adnan sendeledi ama yere düşmedi. Dudak kenarından ince bir kan süzüldü. Elinin tersiyle sildi. Sonra başını kaldırdı.
Gözleri bu sefer Mahmut’a değil, Hatice’ye baktı.
— Korkma, dedi.
Bu söz Mahmut’u daha da çileden çıkardı.
— Sen benim evimde benim kızıma mı konuşuyorsun! Seni öldüreceğim!
Mahmut tekrar saldırdı ama bu sefer Adnan hazırdı. Kolunu yakaladı, iterek geri çekti. İkisi avlunun ortasında boğuşmaya başladı. Gürültüyü duyan komşular kapılara çıkmaya başlamıştı. Köyde kavga saklanmazdı. Birkaç dakika içinde avlunun kapısında üç beş adam belirdi.
— Ne oluyor burada?
— Mahmut kavgaya tutuşmuş!
Mahmut bağırıyordu.
— Bu herif benim kızımın peşine düşmüş!
Adnan sert bir sesle cevap verdi.
— Peşine düşmedim. İstemeye geldim sadece.
Köylüler birbirine baktı. Mahmut öfkeyle tükürdü.
— Sana kız yok! Defol burdan!
Adnan gözünü kırpmadan cevap verdi.
— Hatice’ye sor.
Avluda bir sessizlik oldu. Herkes kapıda duran Hatice’ye döndü. Hatice’nin kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. Annesi ona ateş gibi bakıyordu. Babası öfkeyle titriyordu. Ama Adnan’ın gözleri sakindi.
Hatice ilk defa babasına doğru bir adım attı. Mahmut sert bir sesle bağırdı.
— İçeri gir!
Hatice durmadı. Bir adım daha attı.
— Baba… dedi.
Mahmut’un kaşları çatıldı.
— Ne baba? İçeri gir dedim! Kırdırma bacaklarını!
Hatice’nin sesi titriyordu ama geri çekilmedi.
— Ben…
Söz boğazında düğümlendi. Avludaki herkes nefesini tutmuştu. Hatice derin bir nefes aldı. Sonra yıllardır içinde tuttuğu şeyi söyledi.
— Ben bu evde kalmak istemiyorum.
Hanife bağırdı.
— Sus!
Ama Hatice bu sefer susmadı. Gözleri dolmuştu ama sesi daha güçlü çıktı.
— Ben Adnan’la gitmek istiyorum.
Bu söz avlunun ortasına düşen bir taş gibi oldu. Mahmut’un yüzü bembeyaz kesildi.
— Ne dedin sen?
Hatice gözlerini kaçırmadı.
— Onunla gitmek istiyorum.
Mahmut bir an olduğu yerde dondu. Sonra öfkeyle ileri atıldı.
— Seni ben…
Ama bu sefer Adnan araya girdi. Mahmut’un kolunu tuttu.
— Ona dokunamazsın.
Avluda herkes donmuş gibi bakıyordu.
Çünkü o gün köyde ilk defa bir kız…
Babasının karşısında durmuştu.
Mahmut’un yüzü öfkeden taş kesilmişti. Hatice’nin sözleri avlunun ortasında yankılanmış, herkesin içine ağır bir sessizlik bırakmıştı. Hanife ilk toparlanan oldu.
— Sen delirdin mi kız! diye bağırdı.
— Aklını mı kaçırdın! Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?
Hatice yerinden kıpırdamadı. Ellerini birbirine kenetlemişti ama gözlerini indirmedi. Mahmut bir süre ona baktı. O bakışta öfke vardı… ama aynı zamanda şaşkınlık da. Çünkü Hatice hayatında ilk defa karşı gelmişti. Mahmut sertçe bağırdı.
— Hasan! Koş kahveye! İmamı çağır! Bir de Veysel’i söyle gelsin!
Kahvede oturanlar zaten gürültüyü duymuştu. Çok geçmeden birkaç erkek daha avluya doluştu. Köyde böyle şeyler gizli kalmazdı.
— Ne oldu Mahmut?
Mahmut parmağıyla Adnan’ı gösterdi.
— Bu herif gelmiş benim kapıma! Kızımı istiyor!
Kalabalık uğuldadı.
— Kim bu?
— Şehirli galiba.
— Delirmiş mi bu? Böyle kız mı istenir?
Adnan hâlâ aynı yerde duruyordu. Yüzü sakin ama kararlıydı. Bir süre sonra köyün imamı da geldi. Yaşlı bir adamdı. Avluya girince herkese bakındı.
— Hayırdır Mahmut? Ne bu gürültü?
Mahmut öfkeyle konuştu.
— Hoca, bu adam gelmiş kızımı istiyor!
İmam Adnan’a döndü.
— Doğru mu evladım?
Adnan başını salladı.
— Doğru hoca efendi.
Avluda yine bir uğultu oldu. Mahmut bağırdı.
— Ama ben vermiyorum!
İmam elini kaldırdı.
— Bir sakin olun. İki tarafı da dinleyelim.
Sonra Hatice’ye baktı.
— Kızım… sen ne diyorsun?
Hanife hemen atıldı.
— O ne diyecekmiş! Kız kısmının ne dediği mi olur! Babası ne derse o!
Ama imam başını salladı.
— Olur Hanife. Nikâh olacaksa kızın rızası olur.
Hatice’nin kalbi deli gibi atıyordu. Bütün köy ona bakıyordu. Ama geri çekilmedi.
Yavaşça konuştu.
— Ben… gitmek istiyorum.
Kalabalık bir anda karıştı.
— Vay…
— Kızın dili çözülmüş.
— Mahmut buna izin vermez.
Mahmut’un yüzü kıpkırmızıydı.
— Sen benim yüzümü yere düşürdün! diye bağırdı.
Hatice’nin gözleri doldu ama bu sefer geri adım atmadı.
— Baba… ben satılmak istemiyorum.
Bu cümle avlunun üstüne ağır bir taş gibi düştü. Mahmut bir an konuşamadı. Sonra öfkeyle ileri yürüdü. Ama bu sefer Adnan Hatice’nin önüne geçti.
— Bir adım daha atarsan… dedi Adnan.
Mahmut dişlerini sıktı.
— Ne yapacaksın?
Adnan’ın sesi sakindi.
— Onu buradan alacağım.
Köylüler birbirine baktı. Böyle bir şey bu köyde pek görülmedi. İmam derin bir nefes aldı.
— Mahmut… kızın rızası var. Yaşı da reşit.
Mahmut sertçe cevap verdi.
— Benim rızam yok!
İmam bir süre sustu. Sonra yavaşça konuştu.
— Ama kızını zorla tutamazsın.
Avluda sessizlik oldu. Hatice’nin kalbi o kadar hızlı atıyordu ki neredeyse duyulacaktı. Adnan ona baktı.
— Gel, dedi.
Hatice bir an babasına baktı.
Sonra annesine.
Sonra o kapıya…
Hayatının geçtiği o eve.
Ama o ev ona hiç yuva olmamıştı. Yavaşça yürüdü. Adnan’ın yanına geldi.
Mahmut bağırdı.
— O kapıdan çıkarsan bu eve bir daha giremezsin!
Hatice durdu. Bir an için gözleri doldu.
Ama sonra başını kaldırdı.
— Zaten hiç giremedim baba. Bu ev bana hiç yuva olmadı.
Bu söz Mahmut’u susturdu. Hatice Adnan’ın yanına geçti. Adnan kapıya doğru yürüdü. Avludaki herkes onları şaşkın şaşkın izliyordu. Hatice kapıdan çıktığında akşam güneşi köyün üstüne düşüyordu.
Ve o gün…
Hatice ilk defa o evden kendi isteğiyle çıkmıştı.
