28. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 28
Zeynep odasında tek başına oturuyordu. Emine’nin mektubu hâlâ masanın üstünde duruyordu. Tekrar tekrar bakıyor, kelimelerin ağırlığını hissetmeye çalışıyordu. Songül’ün çaresizliği, Emine’nin huzuru… İkisi arasında sıkışmıştı.
“Bu ev… bu kader… bana ne öğretecek?” diye mırıldandı kendi kendine. İçinde öfke vardı, ama öfke sadece yanmakla kalmıyordu; onu derin bir farkındalığa çekiyordu. Artık çocuk değildi. Kaderi ne kadar sert olursa olsun, gözlerini kapatamayacak, susamayacak, kendi içini hissedecekti.
O sırada Hatice sessizce yanına geldi. Gözleri hâlâ parlıyordu, içi buruk ama umut doluydu. Zeynep’in dikkatini çekmeden yatağın kenarına oturdu. Sessiz bir an geçti.
— Zeynep… dedi Hatice, kısık sesle.
— Ben… ben de artık bir şeyleri görmek istiyorum. Belki… belki bir çıkış yolu vardır.
Zeynep sessizce baktı. Anladı ki Hatice’nin gözlerindeki ışık, kendi içinde kaybolan bir kıvılcımı taşıyordu. Ama o kıvılcım da tutsak gibi… sınırlarla çevrili.
— Hatice abla … fısıldadı Zeynep.
— Bu ev… zehirli. Zehrin etkisi farklı. Kimi öldürür, kimi güçlendirir. Songül… o sönmüş bir ateş gibi. Senin… belki sende bir kıvılcım var. Ama unutma, bu ateşi söndürmeyecek kadar güçlü olmalısın.
Hatice başını eğdi. Sessizliğiyle yanıt verdi. İçinde hem korku hem de umut vardı. Küçük bir umut; Adnan’ın gözleriyle bağlanan, sözcüklere dökülemeyen bir umut.
Zeynep bir an sessiz kaldı. Kendi kaderi, tıpkı Songül’ün ve Hatice’nin kaderi gibi… kaçınılmaz, acı dolu, ama gözlerini kapatamayacağı kadar gerçek. İçinde bir öfke doğdu; sessiz, kararlı, içsel. Bu ev onu zehirleyebilir ama ruhunu tamamen teslim alamazdı.
Hatice ise yavaşça yatağından kalktı, Zeynep’e bir bakış attı. Gözleri dolu ama kararlıydı. İçinde belki de ilk defa, kendi küçük umut yolunu fark etmişti.
Hatice o gece uyuyamadı.Emine’nin mektubu kulağında çınlıyordu.
“Bu evden çıkan biri mutlu olmuştu.”
Bu cümle kalbine oturdu.Ya gerçekten mümkünse?
Sabah erkenden annesi onu tuhafiyeye yolladı. İpliğe ihtiyaç varmış. Hatice’nin kalbi istemsiz hızlandı. Çünkü tuhafiyenin kapısından içeri girdiği her an, başka bir dünyaya adım atıyormuş gibi hissediyordu. Bu onun için bir fırsattı.
Kapının üstündeki zil çaldı.Adnan başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.O an ne köy vardı, ne dedikodu, ne baba korkusu. Sadece iki insan.
— Hoş geldin Hatice, dedi sakin bir sesle.
Hatice’nin boğazı kurudu.
— İplik alacaktım.
Adnan tezgâhın arkasından çıkıp raflara yöneldi. Konuşmuyordu ama sessizliği rahatsız edici değildi. Aksine, huzurluydu.Elif içeride yere oturmuş boncuklarla oynuyordu. Hatice’yi görünce yüzü aydınlandı.
— Hatice abla geldiii! Seni çok özledim.
O ses… o saf sevinç. Hatice diz çöktü, Elif’in saçını okşadı.İçinde tuhaf bir sıcaklık yayıldı. Sanki ait olabileceği bir yer vardı dünyada.Adnan ipliği uzatırken parmakları hafifçe değdi Hatice’nin eline.
Çekmedi elini hemen.Ama ileri de gitmedi.
İşte fark buydu.Bu adam sınır biliyordu.
— Yoruluyorsun, dedi Adnan birden
— Gözlerinin altı çökmüş.
Hatice ilk kez biri tarafından gerçekten görülmüş gibi hissetti.
— Ev işte… dedi geçiştirerek.
Adnan bakışını kaçırmadı.
— İnsanın evi insanı yormamalı.
Bu cümle basitti. Ama Hatice’nin içine oturdu.
İnsanın evi insanı yormamalı.O an anladı: Bu adam ev demeyi biliyor. Sadece duvar değil.
Ama hemen ardından köyün gerçekliği düştü omzuna. Babası. Abisi. Songül’ün hali. Bir an cesaretle sordu:
—İnsan kendi hayatını seçebilir mi?
Adnan durdu. Sorunun ağırlığını hissetti.
— Zor, dedi dürüstçe.
— Ama seçmezse başkası seçer.
Hatice’nin kalbi sıkıştı.İşte mesele buydu. Seçmezse… babası seçecekti. Kapının önünden geçen iki kadın içeri baktı. Fısıldaşma başladı. Hatice hemen toparlandı.
— Ben gideyim. Anam merak eder.
Adnan sadece başını salladı. Ama giderken arkasından bir cümle bıraktı:
— Hatice… insanın içinde bir yer vardır. Orayı kimseye ezdirmemesi gerekir.
Hatice dışarı çıktığında nefesi kesilmiş gibiydi. Bu bir kaçış değildi.Bu bir teklif de değildi. Bu… bir ihtimaldi.
