120. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 120
Sabahın erken saatleriydi. Zeynep gözlerini açtığında önce ne olduğunu anlayamadı. Midesinde garip bir dalgalanma vardı. Bir anda yataktan kalktı. Elini ağzına götürüp banyoya koştu. Lavaboya eğildiğinde birkaç saniye boyunca yalnızca derin derin nefes aldı. Sonra midesindeki bulantıyla tekrar öğürdü. Bir süre öylece kaldı.
Musluğu açıp yüzünü yıkadı. Aynaya baktığında yüzü solgundu.
— Ne oluyor bana?
Elini karnına koydu. Bir anda aklına bir şey geldi. En son Umut'a hamileyken böyle olmuştu. Sabahları durup dururken gelen bulantılar... Kokulara karşı hassasiyet... Ve geciken adet.
Zeynep'in gözleri büyüdü.
— Yok artık... Olamaz.
Hemen bu düşünceyi kafasından atmaya çalıştı.
— Saçmalama Zeynep.
Son haftalarda yaşadıkları stresi düşündü. Ramazan'ın gelememesi...
Fatih... Derya'nın dönüşü... Bütün bunlar yeterince ağırdı. Adetinin gecikmesini de buna bağlamıştı zaten. Her şey stresten. Başka bir şey olamazdı. Ama aynadaki yansıması onu ikna etmiyordu. Çünkü Zeynep bedenini tanıyordu. Ve o bulantı çok tanıdıktı.
Mutfakta kahvaltı hazırlarken ekmek kokusu bile midesini kaldırdı. Zeynep bir anda pencereyi açtı. Umut şaşkınlıkla annesine baktı.
— Anne, neden pencereyi açtın?
— İçerisi biraz havasızmış oğlum.
Umut masaya oturdu.
— Sen yemek yemeyecek misin?
Zeynep tabağına baktı. Ama birkaç dakika sonra çayı eline aldığında kokusundan bile rahatsız oldu. Bardağı hemen bıraktı. İçinden bir ürperti geçti.
Ya gerçekten... Hayır. Hayır. Bunu düşünmeyecekti. Çantasını aldı.
— Hadi oğlum, geç kalacağız.
Fabrikanın kapısından girdiğinde yüzünde her zamanki ifadesini takınmaya çalışıyordu. Ama Yonca daha ilk dakikada fark etti.
— Zeynep, sen iyi misin?
— İyiyim.
— Benzin atmış gibisin.
Zeynep gülümsedi.
— Uykusuzum biraz ondandır.
Yonca ona dikkatlice baktı.
— Bir şey yedin mi?
— Yedim.
Yalan söylemişti. Yonca daha fazla sormadı. Tam o sırada yemekhanenin kapısı açıldı. Derya içeri girdi. Zeynep'in gözleri bir an onun üzerinde kaldı. Derya'nın yüzü çok değişmişti. Bir ayda sanki yıllarca yaşlanmış gibiydi. Zeynep onu görünce bütün düşüncelerini bir anlığına unuttu. Derya başıyla selam verdi.
— Günaydın.
— Günaydın.
Derya masalardan birine geçti. Zeynep birkaç saniye onu izledi. Sonra bakışlarını indirdi. Tam o sırada koridorun diğer ucunda Fatih göründü.
Fatih de Derya'yı fark etti. Bir an durdu.
Sonra gözleri Zeynep'e kaydı. İkisi yalnızca bir saniye bakıştı. Ama o bir saniyede ikisinin de aklından aynı şey geçti: Artık çok daha dikkatli olmaları gerekiyordu.
Öğleye doğru Zeynep'in bulantısı yeniden başladı. Bu kez daha şiddetliydi. Elindeki tepsiyi Yonca'ya bıraktı.
— Abla, ben biraz dışarı çıkacağım.
— Nereye?
— Hava almaya.
Zeynep hızla mutfaktan çıktı. Koridorun sonunda lavaboya girdi. Kapıyı kapattı.
Aynaya baktı. Elini yine karnına koydu.
Kalbi hızla atıyordu. Telefonunu çıkardı.
Takvim uygulamasını açtı. Son adet tarihine baktı. Bir kez daha hesapladı.
Sonra tekrar. Yüzündeki renk tamamen çekildi. Telefonu elinden düşürecek gibi oldu.
— Hayır...
Fısıltı gibi çıktı sesi. Çünkü artık gecikmenin birkaç gün olmadığını fark etmişti. Haftalar olmuştu. Zeynep aynaya baktı. Bir an sonra zihninde tek bir cümle yankılandı: Ya hamileysem?
Ve bu kez o düşünceyi kafasından atamadı. Çünkü ilk kez, bunun yalnızca bir ihtimal olmadığını hissetmişti.
Belki de içinde yeni bir hayat vardı. Ama en korkutucu soru henüz aklına gelmemişti. Çünkü o sorunun cevabı...
Hayatındaki her şeyi değiştirebilirdi.
Ertesi sabah Zeynep fabrikaya geldiğinde kendini biraz daha iyi hissediyordu. En azından öyle olduğunu düşünüyordu. Midesindeki hafif bulantı geçmişti. Sabah kahvaltı da yapmış, yarım bardak çayı zor da olsa içebilmişti. Kendini fazla dinlememeye karar vermişti. Ne kadar düşünürse o kadar büyütüyordu. Mutfakta hazırlıklara yardım ederken Sevda içeri girdi.
— Günaydın Zeyno.
— Günaydın.
Sevda bir an şaşkın gözlerle Zeynep'e baktı. Zeynep maske takmış o şekilde çalışıyordu.
— Bu ne hal kız ?
Zeynep kaşlarını çattı.
— Ne varmış halimde?
— Sen niye maske taktın bu sıcakta?
Zeynep o anda mutfağın diğer tarafındaki tencereye baktı.
— Şu tencerede ki yağ aşırı kötü kokuyor.
Sevda ona döndü.
— Hangi yağ? Bu yağ mı?
Zeynep başını salladı.
— Evet.
Sevda gülerek tencerenin yanına gitti. Yağı kokladı. Yağ tencereye yeni konmuştu. Hatta hiç kullanılmamıştı.
— Kız sen hamile misin yoksa? Bu yağ mis gibi. Yeni koyulmuş.
Zeynep'in eli havada kaldı. Bir saniyelik sessizlik oldu. Sonra hemen güldü.
— Saçmalama Sevda.
— Ne bileyim? Son günlerde kokulardan da kaçıyorsun.
— Mide problemi işte.
— Hımm...
Sevda gözlerini kısıp onu süzdü.
— Emin misin?
Zeynep bu kez biraz daha hızlı cevap verdi.
— Eminim.
Sevda kahkaha attı.
— Tamam be kız. Şaka yaptım.
Zeynep de zoraki gülmeye çalıştı.
Tekrar tencereye yöneldi. Ama Sevda'nın söylediği tek kelime zihninden çıkmıyordu.
Hamile...
Kaşığı tencerenin içinde yavaşça çevirdi. İçinden: Değilim, dedi.
Sonra kendine biraz daha sert bir şekilde: Değilim.
Öğle molasından sonra Zeynep depoya malzeme almaya giderken yine midesi bulandı. Bir an duvara yaslandı. Gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı.
Sonra telefonu çıkarıp saate baktı.
Takvim uygulamasını açmak istedi. Ama açmadı. Kendini durdurdu.
— Yeter artık.
Telefonu cebine geri koydu.
Akşam iş çıkışında eve gitmek için yürürken eczanenin önünden geçiyordu.
Adımları yavaşladı. Camın arkasında raflar görünüyordu. Bir anda gözü gebelik testlerinin bulunduğu bölüme takıldı. Olduğu yerde durdu. Kalbi hızlandı. Acaba? Bir adım attı. Sonra durdu. Eczanenin kapısına baktı. İçeri girmek için eli çantasının askısına gitti.
Ama birkaç saniye sonra başını iki yana salladı.
— Yok.
Kendi kendine söylendi.
— Stresten.
Sonra yeniden yürümeye başladı. Birkaç metre ilerledikten sonra dönüp eczaneye baktı. İçinden bir ses: Ya değilse? dedi. Zeynep dudaklarını birbirine bastırdı.
— Yarın bakarım.
Ve yoluna devam etti.
O gece Umut uyuduktan sonra Zeynep mutfakta tek başına oturuyordu. Önündeki çaya dokunmamıştı. Telefonunu eline aldı. Takvimi açtı. Bu kez hesaplamaktan kaçmadı. Tarihlere uzun uzun baktı. Sonra gözlerini kapattı.
Aklına bir buçuk ay önceki gece geldi. Fatih... Ev... Ve aralarındaki o gece. Zeynep'in eli istemsizce karnına gitti. Bir süre öylece kaldı. Sonra elini çekti.
— Olmaz...
Ama sesi bu kez eskisi kadar kararlı çıkmamıştı. Çünkü artık kendisi de biliyordu. Bir sonraki gün eczanenin önünden geçerken durup durmayacağını değil, içeri girip girmeyeceğini düşünüyordu.
