76. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 76
Sabah daha tam aydınlanmamıştı. Ev sessizdi. Ama o sessizliğin içinde bir telaş vardı. Zeynep erkenden kalkmıştı. Uykusunu tam alamamıştı ama yorgun hissetmiyordu. İçinde tuhaf bir heyecan vardı. Yabancı… ama iyi gelen bir şey. Mutfağa geçti. Alışkanlıkla çayı koydu. Sonra durdu. Bugün sıradan bir gün değildi.
Umut henüz uyanmamıştı. Odaya girdi. Küçük yatağında mışıl mışıl uyuyordu. Zeynep bir süre kapının önünde durdu. Sadece izledi.
—Bugün birlikte çıkıyoruz… diye fısıldadı.
Yavaşça yaklaştı. Saçlarını okşadı. Umut hafifçe kıpırdandı ama uyanmadı. Zeynep dolabı açtı. En temiz, en düzgün kıyafetlerini çıkardı. Kendi için de fazla göze batmayan ama özenli bir şey seçti. Aynanın karşısına geçti. Uzun zamandır kendine bu kadar dikkatli bakmamıştı. Saçlarını topladı. Yüzünü yıkadı. Bir süre kendine baktı.
— Sen yaparsın, dedi çok kısık bir sesle.
Bu bir motivasyon cümlesi değildi. Bu kendine bir hatırlatmaydı. Umut uyandığında yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Zeynep onu kucağına aldı.
—Hazır mısın bakalım? dedi.
—Yeni güne…
Umut ne dediğini anlamadı tabii. Ama güldü. Bu da Zeynepe yetti. Kapıdan çıkarken Zeynep bir an durdu. Evin içine baktı. Ev aynıydı. Duvarları, eşyaları yerli yerinde duruyordu. Ama o aynı kadın değildi artık.
Kapıyı kapattı. Merdivenleri inerken kalbi hızlı atıyordu.
Her adım alıştığı hayattan biraz daha uzaklaştırıyordu onu. Dışarıda Sevda bekliyordu. Elinde çantası, ağzında sigarası. Ama yüzünde ciddi bir ifade vardı.
—Hazır mısın aşçı hanım?dedi.
Zeynep başını salladı. Derin bir nefes aldı.
—Hazırım.
Birlikte yürümeye başladılar. Yol kısa değildi. Ama Zeynep için her adım yeni bir şeydi.
İnsanlar…
araçlar…
gürültü…
Uzun zamandır bu kadar “dışarıda” olmamıştı.
Fabrikanın kapısına geldiklerinde Zeynep durdu. Bina büyüktü. Soğuk görünüyordu. Ve ona çok yabancıydı.
İçine bir korku düştü.
—Ya olmazsa… dedi kısık sesle.
Sevda hemen cevap verdi:
—Olur. Olacak.
—Ya yapamazsam…
Sevda döndü. Zeynep'in gözlerinin içine baktı.
—Sen şimdiye kadar yapamadığın ne var? Hem yapamazsan da denedim dersin. Böyle hemen pes etme.
Zeynep sustu. Cevap yoktu. Çünkü gerçekten yoktu.
Tekrar derin bir nefes aldı. Umut’u biraz daha sıkı tuttu.
—Tamam, dedi. Hadi yapalım şu işi.
Kapıdan içeri girdiler. İçerisi kalabalıktı. Sesler vardı.
Koşturan insanlar. Bir düzen vardı fabrikanın içinde. Durmak bilmeyen bir hareket. Zeynep bir an duraksadı. Az önce içeri girdiği kapıya baktı. Ama geri dönmedi.
Sevda onu yemekhane tarafına götürdü. İçeride büyük kazanlar vardı. Upuzun tezgahlar. Kesilen sebzeler.
Yükselen yemek kokuları. Zeynep’in burnuna o tanıdık koku geldi.
Yemek.
Ve o an bir şey değişti. Yabancılık azaldı. Sanki burası…
tamamen yabancı değildi. Bir kadın yanlarına geldi.
Orta yaşlı, gözlüklü, ciddi bakışlı bir kadın.
—Bu mu? dedi Sevda’ya.
Sevda:
— Arkadaşım Zeynep, dedi.
Kadın Zeynep’e baktı. Baştan aşağı süzdü.
—Ne yapabilirsin bakalım.
Zeynep bir an durdu. Kısa süre düşündü. Sonra net cevap verdi:
—Yemek yaparım.
Kadın kaşını kaldırdı.
—Herkes yapar. Senin herkesten farkın ne?
Zeynep bu sefer gözünü kaçırmadı.
— Ama ben iyi yaparım.
Kısa bir sessizlik oldu. Kadının yüzünde hafif bir değişim oldu.
—Görelim bakalım. Ne kadar iyi yapıyorsun, dedi.
O an gerçekten zeynepin hayatında bir şeyler değişmeye başladı.
Zeynep Umut’u kreşe bırakırken içi bir an sıkıştı. Küçük elleri bırakmak zor geldi. Ama eğildi. Alnından öptü.
—Buradayım bebeğim, dedi.
—Hiç bir yere gitmiyorum.
Umut onu izledi. Ağlamadı. Bu da bir işaretti. Zeynep döndü. Yemekhaneye doğru yürüdü. Artık geri dönüş yoktu. Ve ilk defa korkuyla birlikte bir şey daha vardı içinde: Kendine ait bir hayatın ihtimali.
Yemekhanenin içindeki hareket biraz azalmıştı. Büyük kazanların altı kısılmış, hazırlık yapanlar kendi işine dönmüştü. Zeynep kapının kenarında birkaç saniye öylece durdu. Evine ilk defa yabancı gelen bir yerdi burası. Ama kaçmadı. Az önce konuşan o orta yaşlı kadın tekrar yanına geldi. Elinde küçük bir defter vardı.
—Gel, dedi kısa bir sesle.
—Beni takip et.
Zeynep Sevda’ya baktı. Sevda başıyla “git” dedi. Zeynep kadının peşinden yürüdü. Küçük bir odaya girdiler.
İçeride masa, iki sandalye vardı. Başka da hiçbir şey yoktu. Kadın oturdu. Zeynep’e de oturmasını işaret etti.
—Adın?
—Zeynep.
—Daha önce böyle bir yerde çalıştın mı?
Zeynep başını eğdi. Kısa bir an duraksadı.
—Hayır. Daha önce çalışma hayatım olmadı.
Kadın kalemini oynattı.
—Peki neden çalışmak istiyorsun?
Bu soru Zeynep’i bir an durdurdu. Cevap çoktu aslında.
Ama hangisini söyleyeceğini düşündü.Sonra sade bir cümle seçti:
—Kendim için.
Kadın başını kaldırdı. İlk defa dikkatle baktı ona.
—Ne demek o?
Zeynep gözünü kaçırmadı.
—Bir şey yapmak istiyorum, dedi.
—Evdeyim sürekli… artık işe yaramak istiyorum.
Sesi ne acıklıydı ne de zayıf. Sadece gerçekti. Kadın birkaç saniye sustu. Sonra başka bir soruya geçti:
— Peki... En çok hangi konu da güveniyorsun kendine.
Zeynep bu sefer düşünmedi bile.
—Hamur işinde iyiyim.
—Ne mesela?
—Börek. Poğaça. Tatlı.
Kadın hafifçe başını salladı.
—Kalabalığa yemek yaptın mı hiç?
Zeynep:
—Evde çok yaptım. Kalabalık bir aile de büyüdüm.
Kadın kaşını kaldırdı.
—Ev kalabalığı başka… burada ki düzen başka.
Zeynep kabul etti. Başını salladı.
—Biliyorum efendim. Ama elimden gelini yapmaya hazırım, dedi.
Bu cevap önemliydi. Kendini büyütmedi. Ama küçültmedi de. Kadın defteri kapattı.
—Tamam, dedi.
Ayağa kalktı.
—Şimdi marifetini görelim.
Tekrar mutfağa geçtiler. Ortam yine hareketliydi. Ama bu sefer herkes Zeynep’e bakıyormuş gibi geldi.Kadın tezgahın önünde durdu.
—Şekerpare yap, dedi.
Zeynep’in gözleri bir an parladı. Şans ondan yanaydı. Dün yaptığı tarif ellerine daha yeni işlemişti.
—Malzemeler orada, dedi kadın.
Zeynep önlüğü aldı. Yavaşça bağladı. Ellerini yıkadı.
Ve o an içindeki o gerginlik yer değiştirdi. Yerini odak aldı. Unu aldı. Kabın içine koydu. Sonra yumurtayı kırdı. Sonra yağ. Sonra şeker. Hareketleri önce temkinliydi.
Sonra alıştığı ritme girdi. Ellerini kullanmaya başladığında sanki başka birine dönüştü. Evdeki Zeynep. Kendi alanındaki Zeynep. Hamuru yoğururken artık etrafı unutmuştu. Kim bakıyor, kim ne düşünüyor önemli değildi. Şekil verdi. Tepsiye dizdi. Fırına verdiğinde…
derin bir nefes aldı. Ama iş bitmemişti. Şerbeti hazırladı.
Kıvamına baktı. Kadın onu uzaktan izliyordu.Hiç karışmadı sadece izledi. Fırının kapağı açıldığında o koku yayıldı.
Sıcak.
Tanıdık.
Ev gibi.
Zeynep tepsiyi çıkardı. Şerbeti döktü. O ses…
“cısss…”
Ses mutfağın içinde yankılandı. Zeynep birkaç saniye bekledi. Sonra bir tane aldı. Kadına uzattı. Kadın aldı.
Önce evirip çevirip bir inceledi. Sonra bir ısırık aldı.
O an ortam da bir sessizlik vardı. Çıt çıkmıyordu. Zeynep’in kalbi daha da hızlandı. Kadın çiğnedi.
Yutkundu. Yüzünde küçük bir değişim oldu. Ama hemen belli etmedi.
—Bekle, dedi.
Döndü. Başka birine de tattırdı. Zeynep orada kaldı.
Ellerini birbirine kenetledi. Bu an belki de hayatının en uzun anıydı.
