56. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 56
Zeynep'in günleri artık yalnızlık içinde geçiyordu. Köyü şimdiden özlemişti. Ramazanın annesi Sevgi Hanımı bile özlemişti. Tavukları, tarlaları, köyün yollarını bile.
Şehir de zaman geçmiyordu. Bütün gün evdeydi. Ramazan sabahın erken saatlerin de evden çıkıyor. Gece yarısı geliyordu. Geldiğinde de ya yemek yiyor ya da hemen yatıp uyuyordu. Zeyneple tek muhabbeti yemek hazır mı diye sorması oluyordu.
Bazen perdenin kenarından sokağa bakıyordu. Hayatın içinde koşturan insanları izliyordu. Bazen de balkona bakıyordu. Ama Ramazanın korkusundan bir daha balkona çıkmamıştı. Sevda ise her saat balkona çıkıyordu. Elinde sigarasıyla onun balkonunu izliyordu.
Yine bir akşam olmuştu. Yavaş yavaş güneş batmış, gök kararmıştı. Şehrin ışıkları tek tek yanıyordu. Sokaktan araba sesleri geliyor, insanlar hâlâ bir yerlere yetişir gibi yürüyordu. Küçük dairenin içinde ise sessizlik vardı.
Zeynep mutfakta ocağın başında duruyordu. Tenceredeki çorbayı karıştırıyordu ama aklı başka yerdeydi. Kapı açıldı. Ramazan içeri girdi. Üstündeki montu çıkarıp sandalyeye attı.
— Yemek hazır mı?
— Hazır.
Zeynep hemen sofrayı kurdu. Ramazan sessizce oturup yemeye başladı. Bir süre yine sadece kaşık sesleri duyuldu. Sonra Ramazan birden konuştu.
— Bir süre gece vardiyasına gideceğim. Adam eksikmiş.
Zeynep bir an durdu. Ramazana baktı.
— Gece mi?
— He.
Ramazan gayet sıradan bir şey söylüyormuş gibi devam etti.
— Akşam giderim. Sabah gelirim.
Zeynep’in içinde tuhaf bir boşluk oluştu.
— Yani… gece evde olmayacaksın?
Ramazan omuz silkti.
— Çalışmak kolay mı sanıyorsun. Ne zaman işe çağırırlarsa o zaman gideceğim.
Sonra ekledi.
— Zaten sen evdesin. Ne olacak.
Zeynep bir şey demedi. Ama içinden geçen şey bambaşkaydı. Köyde gece demek bambaşka bir şeydi.
Burada ise her şey yabancıydı.
Sokaklar…
Sesler…
İnsanlar…
Hepsi.
Ramazan yemeğini bitirdi.
— Yarın akşam başlıyorum.
Sonra Zeynep’e baktı.
— Kapıyı iyi kilitle.
— Kilitlerim.
Ramazan ayağa kalktı.
— Kimseye de açma.
Zeynep başını salladı.
— Açmam.
Ramazan odaya geçti.
Zeynep masayı toplarken düşünüyordu. Bir yandan da kendini ikna etmeye çalışıyordu.
“Bir şey olmaz…”
“Her kadın evde kalıyor…”
“Alışırım…”
Ama içindeki o sıkıntı gitmiyordu. O gece Zeynep uzun süre uyuyamadı. Bütün gece kötü kötü rüyalar gördü. Yatakta döndü durdu.
Ertesi akşam geldiğinde Ramazan hazırlanıyordu. Montunu giydi. Anahtarı cebine attı. Kapıya yöneldi.
— Sabah gelirim.
Zeynep kapının yanında duruyordu.
— Tamam.
Ramazan kapıyı açtı. Sonra çıkmadan önce dönüp tekrar söyledi.
— Kapıyı arkamdan kilitle.
— Kilitlerim.
Kapı kapandı. Ayak sesleri merdivenden aşağı indi.
Sonra tamamen kayboldu.Ev sessizliğe gömüldü.
Zeynep birkaç saniye kapının önünde durdu. Sonra gerçekten kilitledi. Anahtarı çevirdi.
Tık.
Tık.
Sanki o ses bütün evin içinde yankılandı. Zeynep yavaşça pencereye yürüdü. Perdeyi araladı. Sokakta ışıklar vardı.
Arabalar geçiyordu. İnsanlar konuşuyordu.
Ama Zeynep ilk defa kendini gerçekten yalnız hissetti.
Koca şehirde…
Küçücük bir evde…
Tek başına.
Gece iyice ilerlemişti. Sokaktan gelen sesler de azalmıştı artık. Ara sıra bir araba geçiyor, sonra yine sessizlik çöküyordu. Zeynep yatağın kenarında oturuyordu.
Uyuyamıyordu.Ramazan gideli saatler olmuştu.
Ev sessizdi ama Zeynep’in içi hiç sessiz değildi.
Kalktı. Yavaş adımlarla mutfağa gitti. Su içti. Sonra gözleri dolabın üstünde duran eski bir poşete takıldı.
Taşınırken koydukları küçük eşyalar vardı içinde.
Poşeti açtı. İçinden birkaç eski kağıt, bir kalem ve ince kapaklı bir defter çıktı. Defteri eline aldı. Uzun uzun baktı.
Kapak biraz buruşmuş tu. Zeynep parmaklarıyla kapağı düzeltti. Sonra masaya oturdu. Bir süre boş sayfaya baktı. Ne yazacağını bilmiyordu.Ama içinde biriken o kadar çok şey vardı ki… Kalemi eline aldı. Önce sayfanın en üstüne bir başlık yazdı.
“Uçamayan Kuşun Defteri.”
Kalem kağıdın üstünde birkaç saniye durdu. Zeynep hafifçe gülümsedi. Çünkü çocukken herkes uyuduktan sonra gökyüzüne bakar ve pilot olmayı hayal ederdi.
Ama bazı kuşlar…Uçamadan büyüyordu. Zeynep sayfanın altına yazmaya başladı.
“Emine abla,”
Yazıyı görünce bir an durdu. Emine’nin yüzü gözünün önüne geldi.
Sessizliği…
Sabrı…
Zeynep derin bir nefes aldı ve yazmaya devam etti.
“Emine abla,
Bilmiyorum bu mektubu sana hiç gönderir miyim. Belki de kimse okumaz. Ama içimde birikenleri bir yere söylemem gerekiyor. Şehre geleli birkaç hafta oldu. Ev küçük ama idare ediyoruz. Ramazan çalışmaya başladı. Gece vardiyasına gidiyor artık. Akşamları yalnız kalıyorum. Köyde gece başka olurdu. Burada gece bile yabancı geliyor. Bazen pencereye çıkıyorum. İnsanlar hâlâ sokakta oluyor. Ama ben kimseyi tanımıyorum.
Biliyor musun abla… En çok sizi özlüyorum. Bizim odayı.
Songül’ün gülmesini. Hatice’nin gece fısıldayarak anlattığı hikâyeleri. Şimdi o odada kim yatıyor bilmiyorum. Ana hâlâ aynı mı?Hatice nasıl?
Bazen düşünüyorum… siz şimdi ne yapıyorsunuz diye.
Ben iyiyim abla. Merak etme. Sadece… Bazen içim çok sıkılıyor. Ama herhalde evlilik böyledir. İnsan alışır diye düşünüyorum.”
Zeynep yazmayı bıraktı. Kalem elinde kaldı. Gözleri dolmuştu ama ağlamadı. Defteri kapatmadı.
Bir süre sayfaya baktı. Sonra çok küçük bir cümle daha yazdı.
“Bazen kendimi çok yalnız hissediyorum.”
Kalemi bıraktı. Defteri kapattı.
Ve o gece Zeynep ilk defa bir sır saklamaya başladı.
O defter… Onun kimseye söyleyemediği bütün hayatını taşıyacaktı.
Ama defteri saklayacak bir yer bulmalıydı. Ramazan bulursa çok kötü olurdu. Nihayet bir yer buldu. Buzdolabı ve dolaplar arasında küçük bir yer vardı. Oraya sıkıştırdı.
Artık hava da aydınlanmıştı. Ramazanın gelmesine de çok az kalmıştı. Kahvaltıyı hazırlamak için tekrardan kalktı Zeynep. Çayı koydu. Sofrayı kurdu. Tam o sırada anahtarın sesi duyuldu. Ramazan bedenin de yorgunluk, gözlerinde bıkkınlıkla içeri girdi.
— Hoş geldin, dedi Zeynep.
Ramazan homurdandı sadece. Cevap vermedi. Ceketini koltuğa attı.
— Kahvaltı hazır mı?
— Hazır.
Kahvaltı boyunca bir daha konuşma olmadı. Kahvaltı bittikten sonra Ramazan kaktı. Tam giderken arkasını döndü yine homurdanarak konuştu.
— Yarın benim izin günüm. Köye gideceğiz. Anam bizi özlemiş.
— Tamam.
Zeynep Ramazanın annesinin onu özlediğini hiç sanmıyordu. Ama bir şey de demedi. İçten içe sevindi de köye gideceği için. Ramazan dan başka birini görecek olmak ona iyi gelecekti.
