56. bölüm · Zeynep'in Kanatları

Bölüm 56

Kuzey Yıldızı

Bölümler
1 Uçan balonlar 2 Yerde ki gerçekler 3 Bölüm 3 4 Bölüm 4 5 Bölüm 5 6 Bölüm 6 7 Bölüm 7 8 Bölüm 8 9 Bölüm 9 10 Bölüm 10 11 Bölüm 11 12 Bölüm 12 13 Bölüm 13 14 Bölüm 14 15 Bölüm 15 16 Bölüm 16 17 Bölüm 17 18 Bölüm 18 19 Bölüm 19 20 Bölüm 20 21 Bölüm 21 22 Bölüm 22 23 Bölüm 23 24 Bölüm 24 25 Bölüm 25 26 Bölüm 26 27 Bölüm 27 28 Bölüm 28 29 Bölüm 29 30 Bölüm 30 31 Bölüm 31 32 Bölüm 32 33 Bölüm 33 34 Bölüm 34 35 Bölüm 35 36 Bölüm 36 37 Bölüm 37 38 Bölüm 38 39 Bölüm 39 40 Bölüm 40 41 Bölüm 41 42 Bölüm 42 43 Bölüm 43 44 Bölüm 44 45 Bölüm 45 46 Bölüm 46 47 Bölüm 47 48 Bölüm 48 49 Bölüm 49 50 Bölüm 50 51 Bölüm 51 52 Bölüm 52 53 Bölüm 53 54 Bölüm 54 55 Bölüm 55 56 Bölüm 56 57 Bölüm 57 58 Bölüm 58 59 Bölüm 59 60 Bölüm 60 61 Bölüm 61 62 Bölüm 62 63 Bölüm 63 64 Bölüm 64 65 Bölüm 65 66 Bölüm 66 67 Bölüm 67 68 Bölüm 68 69 Bölüm 69 70 Bölüm 70 71 Bölüm 71 72 Bölüm 72 73 Bölüm 73 74 Bölüm 74 75 Bölüm 75 76 Bölüm 76 77 Bölüm 77 78 Bölüm 78 79 Bölüm 79 80 Bölüm 80 81 Bölüm 81 82 Bölüm 82 83 Bölüm 83 84 Bölüm 84 85 Bölüm 85 86 Bölüm 86 87 Bölüm 87 88 Bölüm 88 89 Bölüm 89 90 Bölüm 90 91 Bölüm 91 92 Bölüm 92 93 Bölüm 93 94 Bölüm 94 95 Bölüm 95 96 Bölüm 96 97 Bölüm 97 98 Bölüm 98 99 Bölüm 99 100 Bölüm 100 101 Bölüm 101 102 Bölüm 102 103 Bölüm 103 104 Bölüm 104 105 Bölüm 105 106 Bölüm 106 107 Bölüm 107 108 Bölüm 108 109 Bölüm 109 110 Bölüm 110 111 Bölüm 111 112 Bölüm 112 113 Bölüm 113 114 Bölüm 114 115 Bölüm 115 116 Bölüm 116 117 Bölüm 117 118 Bölüm 118 119 Bölüm 119 120 Bölüm 120 121 Bölüm 121 122 Bölüm 122 123 Bölüm 123 124 Bölüm 124 125 Bölüm 125 126 Bölüm 126 127 Bölüm 127 128 Bölüm 128 129 Bölüm 129 130 Bölüm 130

Zeynep'in günleri artık yalnızlık içinde geçiyordu. Köyü şimdiden özlemişti. Ramazanın annesi Sevgi Hanımı bile özlemişti. Tavukları, tarlaları, köyün yollarını bile.

Şehir de zaman geçmiyordu. Bütün gün evdeydi. Ramazan sabahın erken saatlerin de evden çıkıyor. Gece yarısı geliyordu. Geldiğinde de ya yemek yiyor ya da hemen yatıp uyuyordu. Zeyneple tek muhabbeti yemek hazır mı diye sorması oluyordu.

Bazen perdenin kenarından sokağa bakıyordu. Hayatın içinde koşturan insanları izliyordu. Bazen de balkona bakıyordu. Ama Ramazanın korkusundan bir daha balkona çıkmamıştı. Sevda ise her saat balkona çıkıyordu. Elinde sigarasıyla onun balkonunu izliyordu.

Yine bir akşam olmuştu. Yavaş yavaş güneş batmış, gök kararmıştı. Şehrin ışıkları tek tek yanıyordu. Sokaktan araba sesleri geliyor, insanlar hâlâ bir yerlere yetişir gibi yürüyordu. Küçük dairenin içinde ise sessizlik vardı.
Zeynep mutfakta ocağın başında duruyordu. Tenceredeki çorbayı karıştırıyordu ama aklı başka yerdeydi. Kapı açıldı. Ramazan içeri girdi. Üstündeki montu çıkarıp sandalyeye attı.

— Yemek hazır mı?

— Hazır.

Zeynep hemen sofrayı kurdu. Ramazan sessizce oturup yemeye başladı. Bir süre yine sadece kaşık sesleri duyuldu. Sonra Ramazan birden konuştu.

— Bir süre gece vardiyasına gideceğim. Adam eksikmiş.

Zeynep bir an durdu. Ramazana baktı.

— Gece mi?

— He.

Ramazan gayet sıradan bir şey söylüyormuş gibi devam etti.

— Akşam giderim. Sabah gelirim.

Zeynep’in içinde tuhaf bir boşluk oluştu.

— Yani… gece evde olmayacaksın?

Ramazan omuz silkti.

— Çalışmak kolay mı sanıyorsun. Ne zaman işe çağırırlarsa o zaman gideceğim.

Sonra ekledi.

— Zaten sen evdesin. Ne olacak.

Zeynep bir şey demedi. Ama içinden geçen şey bambaşkaydı. Köyde gece demek bambaşka bir şeydi.
Burada ise her şey yabancıydı.

Sokaklar…

Sesler…

İnsanlar…

Hepsi.

Ramazan yemeğini bitirdi.

— Yarın akşam başlıyorum.

Sonra Zeynep’e baktı.

— Kapıyı iyi kilitle.

— Kilitlerim.

Ramazan ayağa kalktı.

— Kimseye de açma.

Zeynep başını salladı.

— Açmam.

Ramazan odaya geçti.

Zeynep masayı toplarken düşünüyordu. Bir yandan da kendini ikna etmeye çalışıyordu.

“Bir şey olmaz…”

“Her kadın evde kalıyor…”

“Alışırım…”

Ama içindeki o sıkıntı gitmiyordu. O gece Zeynep uzun süre uyuyamadı. Bütün gece kötü kötü rüyalar gördü. Yatakta döndü durdu.

Ertesi akşam geldiğinde Ramazan hazırlanıyordu. Montunu giydi. Anahtarı cebine attı. Kapıya yöneldi.

— Sabah gelirim.

Zeynep kapının yanında duruyordu.

— Tamam.

Ramazan kapıyı açtı. Sonra çıkmadan önce dönüp tekrar söyledi.

— Kapıyı arkamdan kilitle.

— Kilitlerim.

Kapı kapandı. Ayak sesleri merdivenden aşağı indi.
Sonra tamamen kayboldu.Ev sessizliğe gömüldü.
Zeynep birkaç saniye kapının önünde durdu. Sonra gerçekten kilitledi. Anahtarı çevirdi.

Tık.

Tık.

Sanki o ses bütün evin içinde yankılandı. Zeynep yavaşça pencereye yürüdü. Perdeyi araladı. Sokakta ışıklar vardı.
Arabalar geçiyordu. İnsanlar konuşuyordu.
Ama Zeynep ilk defa kendini gerçekten yalnız hissetti.

Koca şehirde…

Küçücük bir evde…

Tek başına.

Gece iyice ilerlemişti. Sokaktan gelen sesler de azalmıştı artık. Ara sıra bir araba geçiyor, sonra yine sessizlik çöküyordu. Zeynep yatağın kenarında oturuyordu.
Uyuyamıyordu.Ramazan gideli saatler olmuştu.
Ev sessizdi ama Zeynep’in içi hiç sessiz değildi.
Kalktı. Yavaş adımlarla mutfağa gitti. Su içti. Sonra gözleri dolabın üstünde duran eski bir poşete takıldı.
Taşınırken koydukları küçük eşyalar vardı içinde.
Poşeti açtı. İçinden birkaç eski kağıt, bir kalem ve ince kapaklı bir defter çıktı. Defteri eline aldı. Uzun uzun baktı.
Kapak biraz buruşmuş tu. Zeynep parmaklarıyla kapağı düzeltti. Sonra masaya oturdu. Bir süre boş sayfaya baktı. Ne yazacağını bilmiyordu.Ama içinde biriken o kadar çok şey vardı ki… Kalemi eline aldı. Önce sayfanın en üstüne bir başlık yazdı.

“Uçamayan Kuşun Defteri.”

Kalem kağıdın üstünde birkaç saniye durdu. Zeynep hafifçe gülümsedi. Çünkü çocukken herkes uyuduktan sonra gökyüzüne bakar ve pilot olmayı hayal ederdi.
Ama bazı kuşlar…Uçamadan büyüyordu. Zeynep sayfanın altına yazmaya başladı.

“Emine abla,”

Yazıyı görünce bir an durdu. Emine’nin yüzü gözünün önüne geldi.

Sessizliği…

Sabrı…

Zeynep derin bir nefes aldı ve yazmaya devam etti.

“Emine abla,

Bilmiyorum bu mektubu sana hiç gönderir miyim. Belki de kimse okumaz. Ama içimde birikenleri bir yere söylemem gerekiyor. Şehre geleli birkaç hafta oldu. Ev küçük ama idare ediyoruz. Ramazan çalışmaya başladı. Gece vardiyasına gidiyor artık. Akşamları yalnız kalıyorum. Köyde gece başka olurdu. Burada gece bile yabancı geliyor. Bazen pencereye çıkıyorum. İnsanlar hâlâ sokakta oluyor. Ama ben kimseyi tanımıyorum.
Biliyor musun abla… En çok sizi özlüyorum. Bizim odayı.
Songül’ün gülmesini. Hatice’nin gece fısıldayarak anlattığı hikâyeleri. Şimdi o odada kim yatıyor bilmiyorum. Ana hâlâ aynı mı?Hatice nasıl?

Bazen düşünüyorum… siz şimdi ne yapıyorsunuz diye.
Ben iyiyim abla. Merak etme. Sadece… Bazen içim çok sıkılıyor. Ama herhalde evlilik böyledir. İnsan alışır diye düşünüyorum.”

Zeynep yazmayı bıraktı. Kalem elinde kaldı. Gözleri dolmuştu ama ağlamadı. Defteri kapatmadı.
Bir süre sayfaya baktı. Sonra çok küçük bir cümle daha yazdı.

“Bazen kendimi çok yalnız hissediyorum.”

Kalemi bıraktı. Defteri kapattı.
Ve o gece Zeynep ilk defa bir sır saklamaya başladı.
O defter… Onun kimseye söyleyemediği bütün hayatını taşıyacaktı.

Ama defteri saklayacak bir yer bulmalıydı. Ramazan bulursa çok kötü olurdu. Nihayet bir yer buldu. Buzdolabı ve dolaplar arasında küçük bir yer vardı. Oraya sıkıştırdı.

Artık hava da aydınlanmıştı. Ramazanın gelmesine de çok az kalmıştı. Kahvaltıyı hazırlamak için tekrardan kalktı Zeynep. Çayı koydu. Sofrayı kurdu. Tam o sırada anahtarın sesi duyuldu. Ramazan bedenin de yorgunluk, gözlerinde bıkkınlıkla içeri girdi.

— Hoş geldin, dedi Zeynep.

Ramazan homurdandı sadece. Cevap vermedi. Ceketini koltuğa attı.

— Kahvaltı hazır mı?

— Hazır.

Kahvaltı boyunca bir daha konuşma olmadı. Kahvaltı bittikten sonra Ramazan kaktı. Tam giderken arkasını döndü yine homurdanarak konuştu.

— Yarın benim izin günüm. Köye gideceğiz. Anam bizi özlemiş.

— Tamam.

Zeynep Ramazanın annesinin onu özlediğini hiç sanmıyordu. Ama bir şey de demedi. İçten içe sevindi de köye gideceği için. Ramazan dan başka birini görecek olmak ona iyi gelecekti.