38. bölüm · Zeynep'in Kanatları

Bölüm 38

Kuzey Yıldızı

Bölümler
1 Uçan balonlar 2 Yerde ki gerçekler 3 Bölüm 3 4 Bölüm 4 5 Bölüm 5 6 Bölüm 6 7 Bölüm 7 8 Bölüm 8 9 Bölüm 9 10 Bölüm 10 11 Bölüm 11 12 Bölüm 12 13 Bölüm 13 14 Bölüm 14 15 Bölüm 15 16 Bölüm 16 17 Bölüm 17 18 Bölüm 18 19 Bölüm 19 20 Bölüm 20 21 Bölüm 21 22 Bölüm 22 23 Bölüm 23 24 Bölüm 24 25 Bölüm 25 26 Bölüm 26 27 Bölüm 27 28 Bölüm 28 29 Bölüm 29 30 Bölüm 30 31 Bölüm 31 32 Bölüm 32 33 Bölüm 33 34 Bölüm 34 35 Bölüm 35 36 Bölüm 36 37 Bölüm 37 38 Bölüm 38 39 Bölüm 39 40 Bölüm 40 41 Bölüm 41 42 Bölüm 42 43 Bölüm 43 44 Bölüm 44 45 Bölüm 45 46 Bölüm 46 47 Bölüm 47 48 Bölüm 48 49 Bölüm 49 50 Bölüm 50 51 Bölüm 51 52 Bölüm 52 53 Bölüm 53 54 Bölüm 54 55 Bölüm 55 56 Bölüm 56 57 Bölüm 57 58 Bölüm 58 59 Bölüm 59 60 Bölüm 60 61 Bölüm 61 62 Bölüm 62 63 Bölüm 63 64 Bölüm 64 65 Bölüm 65 66 Bölüm 66 67 Bölüm 67 68 Bölüm 68 69 Bölüm 69 70 Bölüm 70 71 Bölüm 71 72 Bölüm 72 73 Bölüm 73 74 Bölüm 74 75 Bölüm 75 76 Bölüm 76 77 Bölüm 77 78 Bölüm 78 79 Bölüm 79 80 Bölüm 80 81 Bölüm 81 82 Bölüm 82 83 Bölüm 83 84 Bölüm 84 85 Bölüm 85 86 Bölüm 86 87 Bölüm 87 88 Bölüm 88 89 Bölüm 89 90 Bölüm 90 91 Bölüm 91 92 Bölüm 92 93 Bölüm 93 94 Bölüm 94 95 Bölüm 95 96 Bölüm 96 97 Bölüm 97 98 Bölüm 98 99 Bölüm 99 100 Bölüm 100 101 Bölüm 101 102 Bölüm 102 103 Bölüm 103 104 Bölüm 104 105 Bölüm 105 106 Bölüm 106 107 Bölüm 107 108 Bölüm 108 109 Bölüm 109 110 Bölüm 110 111 Bölüm 111 112 Bölüm 112 113 Bölüm 113 114 Bölüm 114 115 Bölüm 115 116 Bölüm 116 117 Bölüm 117 118 Bölüm 118 119 Bölüm 119 120 Bölüm 120 121 Bölüm 121 122 Bölüm 122 123 Bölüm 123 124 Bölüm 124 125 Bölüm 125 126 Bölüm 126 127 Bölüm 127 128 Bölüm 128 129 Bölüm 129 130 Bölüm 130

Aradan günler geçmişti. Evde artık sürekli çeyiz konuşuluyordu. Hanife sandıkları indirmiş, eski bohçaları açmıştı. Danteller, yazmalar, işlemeli örtüler bir bir ortaya çıkıyordu.

— Şu kenarı eksik kalmış… dedi Hanife. Buna ip almak lazım.

Hatice’nin kalbi hızlandı.

— Ana… dedi temkinli bir sesle. Ben gideyim Şehre İp alayım.

Hanife başını kaldırdı.

— Sen mi gideceksin?

— Zeynep hasta. Hem çabuk dönerim.

Hanife biraz düşündü. Pek gönüllü değildi ama kabul etti.

— Oyalanma. İşini gör, gel.

Hatice başını salladı.

— Tamam ana.

Hatice başına yazmasını bağladı. Kalın hırkasını aldı. Kapıdan çıkarken Zeynep ona baktı.
Gözleriyle sordu:

Gidecek misin gerçekten?

Hatice çok belli etmeden başını hafifçe salladı.
Zeynep’in içinde küçük bir umut kıpırdadı.

Yol boyunca Adnana ne söyleyeceğini düşündü. Ne anlayacağını. Ona herşeyi anlatmalı mıydı?

Çarşının başına geldiğinde bir an durdu. Nefesini toparladı.Tam tuhafiyenin önüne geldiğinde kapı açıldı.Adnan çıktı.İkisi bir anda durdu. Göz göze gelmişlerdi. Adnan birkaç saniye Hatice’ye baktı. Sonra kaşları çatıldı.

— Hatice?

Hatice başını eğdi.

— Selam.

Adnan’ın bakışları hemen yüzünde dolaştı.Bir şeylerin ters olduğunu anlaması uzun sürmedi.
Hatice’nin yüzü solgundu. Gözlerinin altı çökmüştü. Sanki günlerdir ağlıyormuş gibiydi.

— Sen iyi değilsin, dedi Adnan yavaşça.

Hatice başını iki yana salladı.

— Değilim.

Adnan’ın sesi yumuşadı.

— Ne oldu? Anlat bana.

Hatice bir anda konuşamadı.Dudakları titredi.
Sonra gözleri doldu. Sonra herşeyi bir çırpıda anlattı Adnan'a. Zeynep'i görmeye geldiklerini evleneceğini, çeyiz hazırlıklarını.
Hatice’nin sesi kırılıyordu artık.

— Daha çocuk Adnan…

Gözyaşları yanağından süzüldü.

— Daha hayatı bilmiyor. Ama söz vermişler. Annem sandıkları açtı. Çeyiz hazırlıyorlar.

Adnan hiçbir şey demedi. Sadece dinledi.Hatice konuşmaya devam etti. Sanki içinde biriken her şey şimdi dökülüyordu.

— O ev… dedi boğuk bir sesle. O ev insanı boğuyor. Önce Songül gitti. Şimdi Zeynep… sonra sıra bana gelecek.

Başını kaldırdı. Gözleri çaresizlikle doluydu. Sonra ilk defa bir şey oldu. Adnan elini Hatice nin elinin üzerine koydu. Hatice öyle Adnan a sonra da eline baktı. Hafifçe gülümsedi. Ama elini çekmedi. Çünkü o kısacık an da bile içi ısınmıştı Hatice nin. Hatice artık açık açık konuşuyordu herşeyi.

— Zeynep kaçmayı düşünüyor, dedi Hatice. Ama tek başına nasıl yapacak bilmiyorum. Babam öğrenirse… öldürür onu.

Hatice ellerini yüzüne kapattı.

— Ben kardeşimi kaybetmek istemiyorum.

Sessizlik oldu. Rüzgar hafifçe esti. Hatice'nin çiçekli yazması hafifçe dalgalandı. Adnan yazmanın ucunu tuttu. Sanki yemin eder gibi mırıldandı.

— Bir yolunu bulacağız. Seni de Zeynep i de kurtarmanın bir yolu vardır elbet. Sen canını sıkma artık.

— Nasıl bir yolu var ki? Bütün yollar o adama çıkıyor. Babam bizi mal gibi satıyor. Bizde kaderimiz deyip susuyoruz. Emine ablam en iyisini yaptı. Songül ablam kaderine razı oldu. Biz ne olacağız peki?

Adnan Hatice nin gözünün içine bakıyordu artık. Eskisi gibi gözlerini kaçırmıyordu. Ama artık o gözlerde başka bir şey vardı.

Kararlılık.

Hatice yi o evden çekip alacaktı. Hem artık onun sevgisinden de emindi. Onu sadece bir kaçış olarak görmediğine ikna olmuştu. Elif te bu duruma çok sevinirdi. Ama bunu Hatice ye nasıl söyleyeceğini bilmiyordu işte. Ya da ailesinden onu nasıl alacağını.

Bir daha ikiis de konuşmadı. Sessiz bir şekilde durdular. Elleri kenetlenmişti artık. Bir daha bırakmamak üzere hemde.

Ama saatlerde geçiyordu. Hatice çok geç kalmıştı. Babası küplere binecekti. Adnan la vedalaşıp, alacağını da alıp çıktı dükkandan. Köye giden otobüse son anda yetişti. Eve gidene kadar Adnan'ı düşündü. Söylediği her şeyi kafasında tek tek tarttı. Adnan gerçekten onu çekip alır mıydı evden.

Hatice köy yolunda hızlı adımlarla yürüyordu. Minüsten inmiş, koşar adım gidiyordu. Çok geç kalmıştı. Annesi bu kez kesin dövecekti.Elinde küçük bir paket vardı; dantel ipleri. Ama paketin ağırlığından çok, içinde taşıdığı düşünceler ağır geliyordu.

Adnan’ın sözleri hâlâ kulağında çınlıyordu. Hatice’nin kalbi hem korkuyla hem umutla çarpıyordu.

Evin kapısını yaklaştığında içini büyük bir huzursuzluk kapladı. Kapıyı yavaşça açtı.
Avlu sessizdi.Tam içeri girecekken sert bir ses duyuldu.

— Nerden geliyorsun sen?

Hatice donup kaldı.

Mahmut kapının yanında, gölgede oturuyordu. Elinde sigarası vardı. Gözleri karanlıkta bile sert görünüyordu.

Hatice başını eğdi.

— Şehre gitmiştim baba. İp almaya. Anam yolladı. Zeynep 'in çeyizi için

Mahmut ayağa kalktı. Yavaş adımlarla ona yaklaştı.
— Bu kadar mı sürdü ip almak? Akşam ezanı oldu. Kız kısmının bu saatte dışarda gezdiği nerde görülmüş. Evimize yeni adetler mi getiriyorsunuz?

Hatice cevap veremedi. Başını eğdi. Mahmut elindeki paketi çekip aldı. İçine baktı.

— İp mi aldın gerçekten…

Sonra paketi geri uzattı.

— Bir işler mi karıştırıyorsun yoksa sen he! Biriyle mi görüştün yoksa şehirde. Bacaklarını kırdırma bana.

Babasının lafları karşısında sinmişti Hatice. Sesini çıkarmadan babasını dinliyordu.

— valla öyle bir şey yok baba. Tuhafiyeye gittim. Anam yolladı. Ona sor istersen.

Mahmut mutfakta olan Hanife ye seslendi.

— Hanife!! Buraya gel.

Hanife elinde ki işi bırakıp koşar adım çıktı bahçeye.

—Buyur mahmut efendi.

— Bu kızı sen mi yolladın Şehre.

—Ben yolladım. İp alıp gelecekti. Ama saat kaç oldu. Bir ip almak bu kadar uzun mu sürer.

Hatice hemen atıldı annesinin lafları üzerine.

— İstediğimiz iplerden yoktu. Orda ki abinin depodan getirmesini bekledim. Ondan geciktim.

Hatice nin gözlerinde büyük bir korku vardı. Ya anlarlarsa korkusu... Ama Mahmut ve Hanife kızlarının yüzüne bile bakmazdı adam akıllı. Görmediler bile gözünün içini. Mahmut dişlerini sıka sıka konuştu :

— Bir daha sakın olmasın. Nereye gideceksen vakitlice gideceksin. Benim adıma laf getirecek bir şey yapmayın.

Sonra da çıktı gitti bahçeden. Ama Hanife nin siniri geçmemişti. Bastı çimdiği Hatice ye.

— Sen geç bakalım içeriye. Geç kalmanın hesabını soracağım ben sana. Bütün yükü üstüme yıkıp gezmeye gidersin sen he. Dur sen dur. Bu gece uyku yok sana.

Hatice biraz üzgün biraz mutlu girdi içeri. Zeynep le göz göze geldiler küçük bir an. Hemen anladı Zeynep ne olduğunu. Hatice anlatmak için sabırsızlanıyordu. Ama annesinin başka bir planı vardı onun için.

Kucağında bir Yığın dantel örgü yelekle geldi. Attı onları Hatice nin önüne.

—Hadi bakalım yıka bunları da aklın başına gelsin.

— Ama ana bunlar yıkamakla biter mi. Tamam söz yarın hepsini yıkayacağım.

—Hepsi bu gece bitecek, dedi Hanife. Seni sertti.

—Bitirene kadar uyku yok.

Zeynepe döndü sonra.

— sende ablana yardım etmeyeceksin. Kendi bitirecek

Hatice ve Zeynep bakıştı bir an. Kaçısının olmadığını anlamıştı. Başladı yıkamaya. Dinlene dinlene yıkadı bütün çamaşırları. Sabaha karşı da leğen başında uyuya kaldı.