34. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 34
Sabah ağır ağır ilerliyordu.Zeynep mutfakta ocağın başında duruyordu ama gözleri yarı kapalıydı. Başının içi zonkluyor, boğazı yanıyordu. Gece incir ağacının altında geçirdiği saatler vücudunu iyice düşürmüştü.
Hanife hamuru yoğururken bir yandan da söyleniyordu.
— Şu eve bir iş yapan kalmadı. Herkes hasta, herkes yorgun… Sanki ben demirdenim!
Zeynep cevap vermedi. Zaten konuşacak hali de yoktu. Sadece ekmekleri tepsiye dizdi. Hatice Zeynep’e dikkatle baktı.
— Zeynep… iyi misin sen? Yüzün bembeyaz.
— İyiyim abla… biraz üşüttüm galiba.
Hatice kaşlarını çattı ama bir şey demedi. Çünkü bu evde hasta olmak bile bir lükstü.Tam o sırada kapı açıldı. Mahmut içeri girdi. Sert adımlarla masaya oturdu. Kızların yüzüne bile bakmadı.
— Çay ver.
Zeynep bardağı doldururken eli titredi. Bardak tabağa çarpıp ince bir ses çıkardı.Mahmut hemen başını kaldırdı.
— Ne o? Daha sabah sabah elin ayağın mı kesildi?
Zeynep başını eğdi.
— Bir şey yok baba. İyiyim.
Mahmut bir süre ona baktı. Sonra çayından bir yudum aldı.
— İyi olsun zaten. Çünkü akşama misafir var.
Hatice ile Zeynep aynı anda başlarını kaldırdılar.
Hanife hemen söze girdi.
— Songül’ün kaynanası haber yollamış. Oğlan tarafı bugün gelecekmiş.
Zeynep’in kalbi bir anda sıkıştı.Sanki odadaki hava daralmıştı.Mahmut sakin bir sesle devam etti.
— Kızımızı görmeye gelecekler.
Hatice’nin eli masanın altında Zeynep’in elini buldu. Sıkıca tuttu.Ama Zeynep’in içi buz kesmişti. Hanife hiç duygusuz bir yüzle konuşuyordu.
— O yüzden öğlene kadar işleri bitirin. Sonra Zeynep’i yıkayıp giydireceğim. Dünürlerin karşısına böyle pasaklı çıkmasın. Şu haline bak.
Zeynep’in sesi çok zor çıktı.
— Ana… ben…
Hanife hemen tersledi.
— Ne var?
Zeynep bir an sustu. Sonra cesaretini toplayıp konuştu.
— Ben evlenmek istemiyorum.
Odanın içinde ölüm sessizliği oldu.Mahmut yavaşça bardağını masaya bıraktı.
— Ne dedin sen?
Zeynep’in kalbi deli gibi atıyordu ama geri adım atmadı.
— Ben… istemiyorum baba.
Mahmut ağır ağır ayağa kalktı.Hatice’nin parmakları Zeynep’in elini daha da sıkıyordu. Mahmut birkaç adım attı. Zeynep’in karşısında durdu.
— İstemiyormuş…
Sesi alçaktı ama içinde fırtına vardı.
— Senin istemek gibi bir hakkın mı var? Sana soran mı oldu?
Zeynep cevap vermedi.Mahmut bir anda masaya yumruğunu vurdu.
— Bu evde kararları ben veririm! İtiraz etme hakkınız yok!
Zeynep irkildi ama yine konuştu.
— Baba… ben Songül abla gibi olmak istemiyorum.
Kocası çok kötü biri. Beni de ateşe atma.
Bu cümle odaya düşen bir taş gibi oldu.Hanife hemen bağırdı.
— Kız! Dilini topla! Keserim yoksa o dilini!
Ama Mahmut’un yüzü iyice kararmıştı.Bir anda Zeynep’in kolundan sertçe tuttu.
— Demek ablanı örnek veriyorsun ha? Ne varmış ablanın halinde. Gül gibi geçinip gidiyor işte.
Zeynep acıyla yüzünü buruşturdu.Hatice ayağa kalktı.
— Baba bırak! Zeynep kötü bişey demedi ki.
Mahmut Hatice’ye döndü.
— Sen karışma! senin de bacaklarını kırarım yoksa!
Sonra Zeynep’e doğru eğildi.
— Dinle beni kız. Bu evde kimse kafasına göre yaşamaz. Ne diyorsam o olur. Ben kiminle istersem onunla evleneceksin. Zeynep’in gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu.
— Ben istemiyorum baba. Hem daha yaşım küçük benim. O adam çok büyük.
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra…
Şlak!
Mahmut’un tokadı mutfakta yankılandı.Zeynep’in başı yana savruldu.Hatice çığlık attı.
— Baba!
Mahmut dişlerini sıktı.
— Akşama o adam bu eve gelecek. Sen de karşına çıkacaksın. Bir daha da bu konuyu açmayacaksın.
Sonra arkasını dönüp çıktı.Kapı sertçe kapandı.
Mutfakta sadece Hatice’nin ağlama sesi kalmıştı.
Zeynep yavaşça yüzünü kaldırdı.Dudağının kenarında ince bir kan çizgisi vardı.Ama gözlerinde bambaşka bir şey vardı.
Korku değil.
Öfke.
Ve ilk kez…
Gerçek bir başkaldırı.
