103. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 103
Öğle molasından sonra Zeynep depoya malzeme almaya gitti. Raflardan birinin önünde kutuları kontrol ederken yukarıdaki kolilerden biri hafifçe öne kaydı. Zeynep elini uzattı. Tam kutuyu yakalayacakken arkasından bir ses geldi.
— Ben alayım.
Zeynep irkildi. Fatih.
— Gerek yok. Alabilirim.
— Biliyorum.
Fatih koliyi aldı.
— Ama ben buradayken neden sen uğraşıyorsun?
Zeynep sustu. Fatih kutuyu aşağı indirdi. Aralarında birkaç adım vardı.
— Teşekkür ederim.
— Rica ederim.
Fatih gitmedi. Zeynep de bir şey söylemedi. Sonunda Fatih gözlerini yere indirdi.
— Dün akşam iyi geçti mi?
Zeynep'in yüzü gerildi.
— Evet.
— Memnun kaldı mı?
— Sanırım.
Fatih gülümsedi.
— O insanları sever.
Zeynep'in sesi hafifçe titredi.
— Belli oluyor.
Fatih ona baktı.
— Sana bir şey söyledi mi?
Zeynep birkaç saniye sustu.
— Senin iyi biri olduğunu söyledi sadece.
Fatih başını eğdi.
— Derya öyle düşünür.
Zeynep gözlerini ondan kaçırdı.
— Yanılıyor mu?
Fatih cevap vermedi. Sonra çok sakin bir sesle:
— Bilmiyorum.
Zeynep ona baktı. Fatih devam etti.
— İnsan bazen iyi bir insan olabilir...
Bir an durdu.
— Ama yine de yanlış şeyler hissedebilir.
Zeynep'in nefesi kesildi. Fatih hemen geri adım attı.
— Neyse. İşimize dönelim.
Ve çıktı. Zeynep arkasından baktı. İlk kez Fatih, yıllardır ikisinin arasında duran o sessizliği tek bir cümleyle delmişti.
Ama aşkını söylememişti. Henüz.
Akşam eve geldiğinde Umut kapıda onu karşıladı.
— Anne anne!
— Ne oldu?
Umut heyecanla kapıyı gösterdi.
— Babam sürpriz göndermiş!
Kapının yanında büyük bir kutu duruyordu. Zeynep kutuyu açtı. İçinden Umut'un uzun zamandır istediği bir bisiklet çıktı. Umut sevinçle bağırdı.
— Bisiklet!
Zeynep'in yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu. Kutunun içinde küçük bir paket daha vardı. Üzerinde yalnızca bir not:
"Senin için."
Zeynep paketi açtı. İçinden sade, zarif bir kolye çıktı. Bir de küçük bir kâğıt.
"Hep başkalarını düşünüyorsun. Bu kez biri de seni düşündü.”
Zeynep uzun süre notu elinde tuttu.
Sonra kolyeyi boynuna taktı. Aynadaki yansımasına baktı. Bir tarafta yıllardır süren evliliği vardı. Bir tarafta yıllardır hiç bitmemiş bir sevda.
Ve Zeynep ilk kez ikisinin aynı kalbin içinde nasıl yan yana durabildiğini anlamıyordu. Telefonu çaldı. Arayan
Ramazan'dı.
— Beğendin mi sürprizimi?
Zeynep gülümsedi.
— Çok beğendim. Teşekkür ederiz.
— Peki ya Umut?
Arka taraftan Umut'un sesi geldi.
— Baba! Bisikletimi gördün mü?
Ramazan kahkaha attı.
— Gördüm oğlum. Güle güle kullan.
Zeynep telefonu elinde tutarken gözleri doldu.
— Teşekkür ederim Ramazan.
— Ne için?
Zeynep bir an sustu
— Hediyen için.
Ramazan sessizce güldü.
— Önemli değil.
Telefon kapandı. Zeynep salondaki aynaya yeniden baktı. Boynundaki kolyeye dokundu. Sonra aklına Fatih'in birkaç saat önce söylediği cümle geldi:
"İnsan bazen iyi bir insan olabilir... ama yine de yanlış şeyler hissedebilir."
Zeynep gözlerini kapattı. Bu kez korktuğu şey Fatih'in onu sevmesi değildi. Asıl korktuğu, yıllar önce gömdüğünü sandığı o duygunun hâlâ ölmemiş olmasıydı.
Sonraki birkaç gün Zeynep kendini mümkün olduğunca işine verdi. Fatih'le karşılaştığında yalnızca selamlaşıyor, konuşmaları gerektiğinde birkaç cümleden fazlasını söylemiyordu. Kendine koyduğu sınırı korumaya çalışıyordu. Ama insan bazen birinden uzak durmaya çalıştıkça, onun varlığını daha fazla fark ediyordu. Fatih'in koridorda yürüyen ayak seslerini tanımaya başlamıştı. Sesini kalabalığın içinden ayırt edebiliyordu. Hatta bazen yemekhanenin kapısı açıldığında, istemeden başını kaldırıyordu. Sonra kendine kızıyordu.
Bir sabah Yonca depoya malzeme almaya gittiğinde Zeynep mutfakta tek başına kaldı. Tezgâhın üzerindeki sebzeleri ayıklarken kapının açıldığını duydu. Başını kaldırmadı.
— Günaydın Zeynep.
Fatih'in sesiydi.
— Günaydın.
Fatih içeri girdi. Elindeki dosyayı masaya bıraktı.
— Yonca abla yok mu?
— Depoya gitti.
— Tamam. Bekleyeyim onu.
Fatih dosyayı bırakıp çıkacak gibi oldu.
Ama kapıya geldiğinde durdu.
— Zeynep.
Zeynep elindeki bıçağı bıraktı.
— Efendim?
Fatih birkaç saniye ona baktı.
— Bir şey soracağım.
— Sor.
— Sen hâlâ gökyüzüne bakıyor musun?
Zeynep'in yüzündeki ifade bir anda değişti. Elindeki bıçak tezgâhın üzerinde kaldı.
— Ne dedin?
Fatih hafifçe gülümsedi.
— Gökyüzüne diyorum.
Zeynep ona bakmaya devam etti.
— Bunu nereden hatırladın?
Fatih omuzlarını hafifçe kaldırdı.
— Hatırlıyorum işte.
— Yıllar geçti.
— Evet geçti.
Kısa bir sessizlik oldu. Fatih devam etti.
— Sen eskiden öğle molalarında hep fabrikanın arkasındaki duvara çıkardın.
Zeynep'in gözleri büyüdü.
— Sen bunu da mı hatırlıyorsun?
— Hatırlıyorum.
— Ben seni hiç görmedim orada.
Fatih'in yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
— Görmezdin.
Zeynep'in kalbi hızlandı.
— Sen beni mi izliyordun?
Fatih hemen gözlerini kaçırdı.
— İzlemek değil.
Bir an düşündü.
— Merak ediyordum.
Zeynep'in yüzünde yıllardır kapalı duran bir kapı açıldı sanki.
— Neyi?
Fatih bu kez doğrudan gözlerinin içine baktı.
— Bir insan neden her gün gökyüzüne bakar diye.
Zeynep'in dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.
— Çünkü orası özgürdü.
Fatih başını salladı.
— Biliyorum.
Zeynep şaşırdı.
— Nereden biliyorsun?
— Sen anlatmıştın.
— Sana mı?
— Bir kere.
Zeynep düşünmeye çalıştı. Hatırlayamıyordu bile. Fatih devam etti.
— Pilot olmak istediğini de anlatmıştın.
Zeynep'in gülümsemesi yavaşça kayboldu.
— Onu da mı hatırlıyorsun?
— Evet hatırlıyorum.
— Ben bile unuttum artık.
Fatih'in sesi yumuşadı.
— Ben unutmadım ama.
Bu üç kelime Zeynep'in içine ağır bir taş gibi oturdu. İkisi de sustu. Tam o sırada koridordan ayak sesleri geldi.
Fatih bir adım geri çekildi. Yonca kapıda göründü.
— Siz ne konuşuyorsunuz böyle?
Zeynep hemen sebzelere döndü.
— Hiç. Bir şey konuşmuyorduk abla.
Fatih dosyasını aldı.
— Ben de çıkıyordum zaten.
Yonca kaşlarını kaldırdı.
— İyi. Çık bakalım.
Fatih kapıdan çıktı. Zeynep arkasından bakmadı. Ama birkaç saniye sonra elindeki sebzeyi doğramayı bıraktı. Yonca bunu fark etti.
— Zeynep?
— Efendim abla?
— İyi misin?
Zeynep derin bir nefes aldı.
— İyiyim.
Yonca birkaç saniye onu süzdü.
— Güzel.
Sonra hiçbir şey sormadan işine döndü.
Zeynep ise o gün boyunca tek bir cümleyi aklından çıkaramadı.
“Ben unutmadım.”
Akşam Umut uyuduktan sonra Zeynep balkona çıktı. Hava serindi. Başını kaldırdı. Gökyüzüne baktı. Yıllar önce olduğu gibi. Ama bu kez gökyüzüne bakarken pilot olmayı düşünmüyordu.
Fatih'i düşünüyordu. Kendi kendine kızdı.
— Ne yapıyorsun sen? Saçmalama.
Cevap yoktu. Gözlerini kapattı. Derya'nın yüzü geldi aklına. Ardından Ramazan... Sonra Fatih. Zeynep ellerini birbirine kenetledi.
— Olmamalı. Hayır olamaz.
Bunu yüksek sesle söyledi.
— Olmamalı. Kendine gel.
Ama kalbi, ilk kez ona itiraz etti. Çünkü yıllardır susturduğu o duygu artık bir anı değildi. Yaşıyordu. Ve Zeynep bunu ilk kez kendine itiraf etti.
Fatih'i hâlâ seviyordu.
