20. bölüm · Zeynep'in Kanatları
Bölüm 20
Köyde ki dedikoduların ayyuka çıkması an meselesiydi. Songülün bir yanı herşeyin ortaya çıkmasını istiyordu. Bir yanı da korkuyordu.
Songül ve kızlar tandır başında ekmek yapıyorlardı. Hatice iyiden iyiye bilenmişti ablasına. Ama yine de kıyamıyordu bir tarafı.
Hatice sesi titrek ama sertti:
— Ablam, bu işi artık gizleyemeyiz. Köyün dili hızlıdır. Bir laf, bir bakış yetiyor… Önlem almazsak, yarın daha büyük bir felaket olur.
Zeynep sessiz kaldı, ama gözleriyle Songül’e destek verdi. Sessizlikte söylenmemiş sözler vardı. Songül’ün içinde fırtına kopuyordu; hem Ali’ye dair eski yaralar hem de Mahmut’un baskısı.
O an Songül fark etti: bu artık sadece kalbiyle ya da Ali’yle olan bir mesele değildi. Bu ev, köy, geçmiş ve umut hepsi iç içe geçmişti. Kendi korkusu ve arzusu arasında sıkışmıştı.
Ve o an, Songül ilk defa bir karar verdi: Geri adım atmayacaktı. Ama bu kararıyla köyün, babasının ve kendi kalbinin fırtınasına da göğüs germek zorundaydı.
Köyde ki dedikodular sonunda Mahmut un da kulağına gitmişti. Kahve de duyduklarından sonra bir hışım eve gelmişti. Evin kapısını o kadar sert kapatmıştı ki kapının menteleşeri yerinden ayrılmıştı.
Kızlar hala tandır başındaydı.Songül ün saçlarını eline doladığı gibi yere çaldı onu. Songül neye uğradığını şaşırmıştı. Mahmut un darbeleri sertti. Bu zamana kadar vurduklarından daha sert.
Hanife sesleri duyup çıkmıştı. Put gibi durdu yerinde. Bir milim oynamadı. Kızlar da müdahale etmeye cesaret edemedi.
— Emine bitti. Sen mi başladın şimdi orospu. Beni köye rezil ettiniz. Namusumuzu iki paralık ettiniz.
Hırsını alamıyordu Mahmut. Sanki Emine nin hırsını da ondan çıkarıyordu. En son oğlanlar geldi. Zor bela aldılar Songül ü ellerinden. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Veysel:
—Songül fahişelik peşinde! Eski sevdalısıyla kırıştırıyor!!
Hanife tokadı bastı:
—Kırk yıllık adını, namusunu bir serseriye mi sattın?
Mustafa:
—Bu evin namusu yerlerde! Emine yetmedi, şimdi de bu!
Songül bağırdı. Ağzı yüzü kan içindeydi. Bir gözü morarmış, diğeri kapanmıştı.
—Ali beni hiç incitmedi! O sadece sevmeyi bildi!
Sizse beni bir dayaktan ötekine sürüklediniz!
Hanife bağırdı avazı çıktığı kadar :
— Seni utanmaz! Namussuz! Emine gibi olmadan seni baş göz etmek şart oldu.
Songül itiraz etmeye çalışsa da sağlık durumu el vermedi buna. Kızlar zor da olsa onu odasına götürdü. Odada Hatice elleri titreyerek su getirdi.Zeynep bezle yüzünü sildi.Songül’ün dudakları kıpırdadı.
Ali’nin adını sayıkladı.Ama bu zayıflık değildi.Bu, hâlâ içinde canlı olan tek şeydi.
Hatice ağladı.
— Değdi mi?
Songül gözlerini araladı.
— Değmedi.
Sonra ekledi:
— Ama değecek.
Zeynep başını kaldırdı. İlk defa ablasında korkudan çok direnç gördü.
O gece Songül’ün ateşi çıktı.Yaraları sızlıyordu. Ama daha çok içi yanıyordu.Hatice başında oturdu uzun süre. Sessizce. Su değiştirdi. Bez bastırdı. Ama bir kez bile “haklısın” diyemedi. Çünkü hak vermek, karşı durmayı gerektirirdi.Zeynep köşede oturuyordu. Gözleri kapıda.Sanki biri gelecekmiş gibi.Ama gelmedi.
Ali o gece gelmedi.Çünkü köyde olanı duymuştu. Kahvede birileri “Mahmut bu sefer öldürecekti az daha” demişti. Bir başkası “kızın gözü kapanmış” diye eklemişti.Ali’nin eli titremişti. Ama kalkıp gitmemişti.Çünkü Songül Emine gibi değildi.Ve o da bunu biliyordu.
Sabah olduğunda ev çok sessizdi.Mahmut sanki hiçbir şey olmamış gibi tarlaya gitti.Hasan göz göze gelmemeye çalıştı.Hanife kahvaltıyı koydu. Songül’ün odasına bakmadı bile.
Evde şiddetin en ağır hali vardı: normalleşmeye.
Songül yataktan doğrulmaya çalıştı.Canı yandı. Ama dişini sıktı.Kaçmayacaktı.Ali’yle gitmeyecekti. Çünkü mesele artık Ali değildi.
Zeynep yanına geldi.
— Kaçalım mı? dedi bir anlık dürtüyle.
Songül gözlerini kapadı.Bir an düşündü. Ali’nin elini tuttuğunu hayal etti.Köy yolundan uzaklaştığını.Arkada kalan evin küçüldüğünü. Sonra başka bir şey gördü.
Hatice.
Zeynep.
Bu tandır.
Bu duvarlar.
— Hayır, dedi.
Zeynep şaşırdı.
— Neden?
Songül’ün sesi zayıftı ama netti.
— Ben gidersem hiçbir şey değişmeyecek. Emine ablam kaçtı gitti. Ne değişti. O gitti biz kaldık. Bu cehennem de biz kaldık. Şu halime bak.
Öğlene doğru kapı çalındı.Kapıyı Hanife açtı. Gelen Ali’ydi.Yüzü sert değildi. Ama kararlıydı.
— Mahmut abiyle konuşacağım, dedi.
Hanife’nin rengi attı.
— Git buradan.
Ali geri adım atmadı.
— Songül’e el kaldırıldığını duydum.
Bu cümle evin içine taş gibi düştü.Mahmut yoktu.
Ama Hasan vardı.Hasan dışarı çıktı. İki adam ilk defa gerçekten karşı karşıyaydı.
— Sana ne? dedi Hasan.
Ali’nin cevabı gecikmedi.
— Bana.
Sessizlik oldu. Hasan dişlerini sıktı.
— Bu bizim aile meselemiz.
Ali’nin sesi alçaktı ama sertti.
— Kadına el kaldırmak mesele değil, suçtur.
Bu kelime köyde kolay kullanılmazdı.Suç.Hasan ilk kez afalladı.
— Sen şehir görmüşsün diye bize mi öğreteceksin?
Ali bir adım yaklaştı.
— Hayır. Ama bir daha olursa karşınızda duracağım. Songül ü size ezdirmem.
Bu tehdit değildi.Bu söz vermekti.Ve Hasan bunu hissetti.İçeride Songül ayakta durmaya çalışıyordu. Kapının aralığından sesi duydu.Ali’nin sesi.Kalbi hızlandı.Ama yerinden kıpırdamadı.
Gitmedi.Çıkmadı. Aliyi görmek istemedi. Bi yanı da kollarına atılmamak için zor tuttu kendini. Yatağa geri gitti zor bela. Acılar içinde anında uykuya daldı.
