20. bölüm · Zeynep'in Kanatları

Bölüm 20

Kuzey Yıldızı

Bölümler
1 Uçan balonlar 2 Yerde ki gerçekler 3 Bölüm 3 4 Bölüm 4 5 Bölüm 5 6 Bölüm 6 7 Bölüm 7 8 Bölüm 8 9 Bölüm 9 10 Bölüm 10 11 Bölüm 11 12 Bölüm 12 13 Bölüm 13 14 Bölüm 14 15 Bölüm 15 16 Bölüm 16 17 Bölüm 17 18 Bölüm 18 19 Bölüm 19 20 Bölüm 20 21 Bölüm 21 22 Bölüm 22 23 Bölüm 23 24 Bölüm 24 25 Bölüm 25 26 Bölüm 26 27 Bölüm 27 28 Bölüm 28 29 Bölüm 29 30 Bölüm 30 31 Bölüm 31 32 Bölüm 32 33 Bölüm 33 34 Bölüm 34 35 Bölüm 35 36 Bölüm 36 37 Bölüm 37 38 Bölüm 38 39 Bölüm 39 40 Bölüm 40 41 Bölüm 41 42 Bölüm 42 43 Bölüm 43 44 Bölüm 44 45 Bölüm 45 46 Bölüm 46 47 Bölüm 47 48 Bölüm 48 49 Bölüm 49 50 Bölüm 50 51 Bölüm 51 52 Bölüm 52 53 Bölüm 53 54 Bölüm 54 55 Bölüm 55 56 Bölüm 56 57 Bölüm 57 58 Bölüm 58 59 Bölüm 59 60 Bölüm 60 61 Bölüm 61 62 Bölüm 62 63 Bölüm 63 64 Bölüm 64 65 Bölüm 65 66 Bölüm 66 67 Bölüm 67 68 Bölüm 68 69 Bölüm 69 70 Bölüm 70 71 Bölüm 71 72 Bölüm 72 73 Bölüm 73 74 Bölüm 74 75 Bölüm 75 76 Bölüm 76 77 Bölüm 77 78 Bölüm 78 79 Bölüm 79 80 Bölüm 80 81 Bölüm 81 82 Bölüm 82 83 Bölüm 83 84 Bölüm 84 85 Bölüm 85 86 Bölüm 86 87 Bölüm 87 88 Bölüm 88 89 Bölüm 89 90 Bölüm 90 91 Bölüm 91 92 Bölüm 92 93 Bölüm 93 94 Bölüm 94 95 Bölüm 95 96 Bölüm 96 97 Bölüm 97 98 Bölüm 98 99 Bölüm 99 100 Bölüm 100 101 Bölüm 101 102 Bölüm 102 103 Bölüm 103 104 Bölüm 104 105 Bölüm 105 106 Bölüm 106 107 Bölüm 107 108 Bölüm 108 109 Bölüm 109 110 Bölüm 110 111 Bölüm 111 112 Bölüm 112 113 Bölüm 113 114 Bölüm 114 115 Bölüm 115 116 Bölüm 116 117 Bölüm 117 118 Bölüm 118 119 Bölüm 119 120 Bölüm 120 121 Bölüm 121 122 Bölüm 122 123 Bölüm 123 124 Bölüm 124 125 Bölüm 125 126 Bölüm 126 127 Bölüm 127 128 Bölüm 128 129 Bölüm 129 130 Bölüm 130

Köyde ki dedikoduların ayyuka çıkması an meselesiydi. Songülün bir yanı herşeyin ortaya çıkmasını istiyordu. Bir yanı da korkuyordu.

Songül ve kızlar tandır başında ekmek yapıyorlardı. Hatice iyiden iyiye bilenmişti ablasına. Ama yine de kıyamıyordu bir tarafı.

Hatice sesi titrek ama sertti:

— Ablam, bu işi artık gizleyemeyiz. Köyün dili hızlıdır. Bir laf, bir bakış yetiyor… Önlem almazsak, yarın daha büyük bir felaket olur.

Zeynep sessiz kaldı, ama gözleriyle Songül’e destek verdi. Sessizlikte söylenmemiş sözler vardı. Songül’ün içinde fırtına kopuyordu; hem Ali’ye dair eski yaralar hem de Mahmut’un baskısı.
O an Songül fark etti: bu artık sadece kalbiyle ya da Ali’yle olan bir mesele değildi. Bu ev, köy, geçmiş ve umut hepsi iç içe geçmişti. Kendi korkusu ve arzusu arasında sıkışmıştı.
Ve o an, Songül ilk defa bir karar verdi: Geri adım atmayacaktı. Ama bu kararıyla köyün, babasının ve kendi kalbinin fırtınasına da göğüs germek zorundaydı.

Köyde ki dedikodular sonunda Mahmut un da kulağına gitmişti. Kahve de duyduklarından sonra bir hışım eve gelmişti. Evin kapısını o kadar sert kapatmıştı ki kapının menteleşeri yerinden ayrılmıştı.

Kızlar hala tandır başındaydı.Songül ün saçlarını eline doladığı gibi yere çaldı onu. Songül neye uğradığını şaşırmıştı. Mahmut un darbeleri sertti. Bu zamana kadar vurduklarından daha sert.

Hanife sesleri duyup çıkmıştı. Put gibi durdu yerinde. Bir milim oynamadı. Kızlar da müdahale etmeye cesaret edemedi.

— Emine bitti. Sen mi başladın şimdi orospu. Beni köye rezil ettiniz. Namusumuzu iki paralık ettiniz.

Hırsını alamıyordu Mahmut. Sanki Emine nin hırsını da ondan çıkarıyordu. En son oğlanlar geldi. Zor bela aldılar Songül ü ellerinden. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Veysel:

—Songül fahişelik peşinde! Eski sevdalısıyla kırıştırıyor!!

Hanife tokadı bastı:

—Kırk yıllık adını, namusunu bir serseriye mi sattın?

Mustafa:

—Bu evin namusu yerlerde! Emine yetmedi, şimdi de bu!

Songül bağırdı. Ağzı yüzü kan içindeydi. Bir gözü morarmış, diğeri kapanmıştı.

—Ali beni hiç incitmedi! O sadece sevmeyi bildi!
Sizse beni bir dayaktan ötekine sürüklediniz!

Hanife bağırdı avazı çıktığı kadar :

— Seni utanmaz! Namussuz! Emine gibi olmadan seni baş göz etmek şart oldu.

Songül itiraz etmeye çalışsa da sağlık durumu el vermedi buna. Kızlar zor da olsa onu odasına götürdü. Odada Hatice elleri titreyerek su getirdi.Zeynep bezle yüzünü sildi.Songül’ün dudakları kıpırdadı.
Ali’nin adını sayıkladı.Ama bu zayıflık değildi.Bu, hâlâ içinde canlı olan tek şeydi.
Hatice ağladı.

— Değdi mi?

Songül gözlerini araladı.

— Değmedi.

Sonra ekledi:

— Ama değecek.

Zeynep başını kaldırdı. İlk defa ablasında korkudan çok direnç gördü.

O gece Songül’ün ateşi çıktı.Yaraları sızlıyordu. Ama daha çok içi yanıyordu.Hatice başında oturdu uzun süre. Sessizce. Su değiştirdi. Bez bastırdı. Ama bir kez bile “haklısın” diyemedi. Çünkü hak vermek, karşı durmayı gerektirirdi.Zeynep köşede oturuyordu. Gözleri kapıda.Sanki biri gelecekmiş gibi.Ama gelmedi.

Ali o gece gelmedi.Çünkü köyde olanı duymuştu. Kahvede birileri “Mahmut bu sefer öldürecekti az daha” demişti. Bir başkası “kızın gözü kapanmış” diye eklemişti.Ali’nin eli titremişti. Ama kalkıp gitmemişti.Çünkü Songül Emine gibi değildi.Ve o da bunu biliyordu.

Sabah olduğunda ev çok sessizdi.Mahmut sanki hiçbir şey olmamış gibi tarlaya gitti.Hasan göz göze gelmemeye çalıştı.Hanife kahvaltıyı koydu. Songül’ün odasına bakmadı bile.

Evde şiddetin en ağır hali vardı: normalleşmeye.
Songül yataktan doğrulmaya çalıştı.Canı yandı. Ama dişini sıktı.Kaçmayacaktı.Ali’yle gitmeyecekti. Çünkü mesele artık Ali değildi.

Zeynep yanına geldi.

— Kaçalım mı? dedi bir anlık dürtüyle.

Songül gözlerini kapadı.Bir an düşündü. Ali’nin elini tuttuğunu hayal etti.Köy yolundan uzaklaştığını.Arkada kalan evin küçüldüğünü. Sonra başka bir şey gördü.

Hatice.

Zeynep.

Bu tandır.

Bu duvarlar.

— Hayır, dedi.

Zeynep şaşırdı.

— Neden?

Songül’ün sesi zayıftı ama netti.

— Ben gidersem hiçbir şey değişmeyecek. Emine ablam kaçtı gitti. Ne değişti. O gitti biz kaldık. Bu cehennem de biz kaldık. Şu halime bak.

Öğlene doğru kapı çalındı.Kapıyı Hanife açtı. Gelen Ali’ydi.Yüzü sert değildi. Ama kararlıydı.

— Mahmut abiyle konuşacağım, dedi.

Hanife’nin rengi attı.

— Git buradan.

Ali geri adım atmadı.

— Songül’e el kaldırıldığını duydum.

Bu cümle evin içine taş gibi düştü.Mahmut yoktu.
Ama Hasan vardı.Hasan dışarı çıktı. İki adam ilk defa gerçekten karşı karşıyaydı.

— Sana ne? dedi Hasan.

Ali’nin cevabı gecikmedi.

— Bana.

Sessizlik oldu. Hasan dişlerini sıktı.

— Bu bizim aile meselemiz.

Ali’nin sesi alçaktı ama sertti.

— Kadına el kaldırmak mesele değil, suçtur.

Bu kelime köyde kolay kullanılmazdı.Suç.Hasan ilk kez afalladı.

— Sen şehir görmüşsün diye bize mi öğreteceksin?

Ali bir adım yaklaştı.

— Hayır. Ama bir daha olursa karşınızda duracağım. Songül ü size ezdirmem.

Bu tehdit değildi.Bu söz vermekti.Ve Hasan bunu hissetti.İçeride Songül ayakta durmaya çalışıyordu. Kapının aralığından sesi duydu.Ali’nin sesi.Kalbi hızlandı.Ama yerinden kıpırdamadı.
Gitmedi.Çıkmadı. Aliyi görmek istemedi. Bi yanı da kollarına atılmamak için zor tuttu kendini. Yatağa geri gitti zor bela. Acılar içinde anında uykuya daldı.